12. bölüm / 15
Sessiz İhlal: Güven ProtokolüAralık Kapı
Bölümler 15Şu an: Aralık Kapı
- 1 Gölgeye Düşen Işık1.379 kelime
- 2 İhlal1.339 kelime
- 3 Kırık pusula: Görünen ve gizlenen1.350 kelime
- 4 Şüphe Çemberi1.840 kelime
- 5 Kör nokta1.331 kelime
- 6 Soğuk Temas1.751 kelime
- 7 Kendinden Kalanlar1.706 kelime
- 8 Tehlikeli Yakınlık2.663 kelime
- 9 Bir Kadeh, Bin Şüphe3.416 kelime
- 10 Geçmişin Dokunduğu Yerde1.985 kelime
- 11 Aşkın Sınavı2.101 kelime
- 12 Aralık Kapı1.954 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Piyon2.054 kelime
- 14 Korkunun Ötesindeki Sessizlik1.934 kelime
- 15 Korkunun iki farklı yüzü1.757 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İçini döken sadece Akel değil, Kamer de taşlarını dökmüştü. Ona inanmayandan kastı kimdi peki? Ben miydim? Peki ya haksız mıydım? O güvenilir biri değildi. Ne zaman içse bir başkasının yanında oluyordu. O da aldatırdı. Zaten buradan darbe yememiş miydik? Yetmemiş miydi?
Başımı sallayıp düşüncelerden sıyrıldım. Kuzey’in yanına gidip dertleşmek istiyordum ama görev öncesi kafasını şişiremezdim. Biraz atışıp kendime gelmeliydim.
Odasının önüne geldiğimde içeriden bir ses geldi. Babam içerideydi. “Aranızdaki mesafeyi koru yüzbaşı. O senin arkadaşın değil, komutanının kızı.”
“Emredersiniz komutanım.” diyordu Kuzey ama bu uyarıyı çok almıştı. Komutanının emrini çiğnediği yegâne konuydu.
Kapıyı çalmadan içeri girdim. “Kendimiz değer vermiyoruz, sevenleri de bir bir azaltalım mı diyorsunuz?”
“Liva, dışarı!” bir askeriymişim gibi emir verdi.
“Ben senin askerin değilim, baba. Kızınım! Bence bunu arada sen de hatırlamalısın.” siteminin sesime yansımasına engel olamadım.
“Sana askerlerimle arana mesafe koymanı söyledim.” yine bambaşka yere takılıyordu. Beni asla anlamamıştı.
“Efendim-” ağzını açmasına izin vermeden ondan önce atıldım.
“Kuzey’e tek bir ceza verirsen bir daha yüzümü göremezsiniz!” rest çekip kapıyı çarpıp çıktım. Onları görmemek benim için çok zor olmazdı. Ama annem ara sıra görmek istiyordu ve Turgut Arslan biricik karısına kıyamazdı. Gittikten sonra da herhangi bir ceza verirse de yine haberim olurdu. İstihbaratım hep güçlü olmuştu. İstediğimde o albay kadar bilgi sahibi olabiliyordum.
Sakin bir yere geçip oturdum. Bugün herkes üzerime oynuyordu. Yine konuşacak kimsem yoktu. Aylin’i aramak istedim ama yapamadım, canını sıkamazdım. Ağaca yaslanıp gözerlimi kapadım. Yaşların usulca akmasına engel olmadım. Hem sinirden hem de üzüntüdendi. Asla kimsenin önceliği olmadım. Hep kendi kendini toparlayan Liva’ydım.
“Ağlaman canımı sıkıyor.” Kamer’in sesini duydum. Gözlerimi açmadım. Artık yorulmuş, dinlenmek istiyordum. Yanıma oturduğunu hissettim. “Ailenle sorunun ne?”
“Çok mu bilmek istiyorsun?”
“Seni anlamak istiyorum.” hiç düşünmeden cevapladı.
“Düğünümde nişanlım küçük bir kaydırma yapmış. Benim yerime gelin olarak ablamı seçmiş.” gözlerimi açıp burnumdan gülerek dedim. Hâlbuki zamanında çok ağlamıştım.
“Nasıl yani?” kaşlarını çatıp sordu.
“Nikâha on dakika kala ablamın ondan hamile olduğunu öğrendim.”
“Peki ailen?” diye sordu. Onlara niye kızmıştım değil mi? Yapan ablamdı.
“Bebek için onun tarafını tuttular. İkisini evlendirip Almanya’ya gönderdiler. Hayatımı mahvetmenin bedelini ödüllendirilerek aldılar.” Eskiden düşünürken canım yanardı. Ama artık sadece bir boşluktu. Ne halleri varsa görsünler.
“Liva… Ben çok özür dilerim. Bilmiyordum.” yumruk yaptığı elini çimene bastırdı.
“Artık her şeyi öğrendin. O yüzden bırak peşimi. Kendi halimde mutluyum ben.” İlk defa tüm kartlarımı açmıştım. Belki gerçeği öğrenirse vazgeçerdi.
“Liva… Ben duygularımın farkındayım ama ne olduğunu anlayamıyorum. Sen yanımdayken midemde bir şey kıpırdıyor, sebepsizce gülüyorum. Az önce abine kafa göz dalmamak için kendimi zor tuttum. O yüzbaşı sana her yaklaştıkça elini kırmak istiyorum.
“Bu aşk mı bilmiyorum ama seninleyken her şey daha kolay. Yıllar sonra gerçekten mutlu oluyorum.” işler gittikçe çıkmaza giriyordu.
“Ama ben mutlu olmuyorum. İçim sıkılıyor, seni her gördüğümde o gün aklıma geliyor.”
“Seni aldatan ben değildim, Liva.” omuz silkip başını salladı.
“Aldatmayacağın da anlamına gelmez.” Bunları söylerken hiç yüzü kızarmıyordu. Daha dün birinin dudağındaydı.
“Sana dürüst olacağım.” ellerinden destek alıp ona doğru kaydı. “Benim hiç düzenli ilişkim olmadı. Bu yüzden sevmek nedir bilmiyorum… Bunu seninle yaşamak istiyorum.”
“Onu gördüm akşam.” diye mırıldandım sessizce.
“Az önce de anlattım. Kimsesi öpmedim ben. Çok sarhoştum, sen sandım. Ama kokusunu duyunca ittim. Portakal korkmuyordu, sen kokmuyordu…”
Öpüşmesini görmemiştim ama çok yakın duruyorlardı. Ona inanmıyordum. Erkekler hep yalan söyler. “İlgilenmiyorum. Ne yaparsan yap!” bir an siz’i bıraktığımı fark ettim. Artık yoruyordu, gerçi bu ara her şey yoruyordu.
Hafif gülüp “O yüzden mi benden, kendinde kaçıyorsun?” sordu.
“Kimseden kaçmıyorum!” derken dahi gözlerimi kaçırmıştım. Uzaktan geçen Kuzey’i görünce seslendim. Biraz daha kalırsam köşeye sıkıştıracaktı. Babamla da ne konuştuklarını merak ediyordum. Kamer’inse yüzü iyice gerilmişti. Ama bir şey demedi.
“Gitmem gerek.” deyip koşar adım gittim. Kuzey’in de suratı sirke satıyordu. “Yüzbaşı! Bekle!” duymayınca yineledim.
Beni görünce duraksayıp tebessüm etmeye çalıştı. “Söyle, albayın kızı.” yüzbaşı diye seslendiğim için öyle demişti.
“Babam ne diyordu? Dün geceyi mi öğrendi? Ceza vermedi, değil mi sana?” art arda sordum.
“Kızım bir dur! Sorun yok.” kısa bir cevap verdi. Bazen askeriye kurallarından nefret ediyordum. Aileden bile olursanız size asla hiçbir konuda bilgi verilmiyordu. Özellikle sorduğun kişi ketum Kuzey’se. Neyse ki benim de minik ajanlarım, kuşlarım vardı.
“Eğer ceza verdi de sen söylemezlik yaparsan seni de silerim.” uyarı adı altında tehdidimi savurdum.
“Sen görev başındaki bir subayı tehdit mi ediyorsun?” tek kaşını kaldırıp sordu.
“Arkadaşlık görevinde dürüstlük yapmayan subayı tehdit ediyorum. Niye gelmişti odana?”
“İstersen operasyon hakkındaki tüm bilgileri de vereyim.” Biz onun için albaya kafa tutalım o dalga geçsin. Oh ne ala!
“Ketum herif!”
“Bunu iltifat olarak kabul ediyorum.” göz kırpıp eğitim alanına baktı. “Şimdi gitmem gerek. Daha savaşa meyilli Barış delisini bulacağım.” sevgi dolu kelimelerle gözü abiciğimi aradı. Adıyla gram alakası yoktu. Öfkesi saman alevi, kini fil hafızalıydı.
“Kaç bakalım, yüzbaşı.” başımı sallayıp söylendim. Birkaç adım uzaklaşınca “O deliyi bulunca bana da haber ver. Gitmeden ikinize de veda edeyim.”
Asker selamı verip “Emredersiniz komutanım.” deyip timinin yanına gitti.
***
“Derslerin bitmesini iple çekiyorum, öğretmenim.” laubali tavrından ödün vermeden dedi Emre. İki seminer sonra program bitiyordu.
“Seminerlerimizi sevdiğinizi düşünüyordum.” gülüp dedim.
“Seminerleri değil, sizinle vakit geçirmeyi seviyorum. Hem bu şey biterse artık öğrenci-öğretmen ilişkisini de biter ve artık benimle yemeğe çıkabilirsiniz.” ellerini cebine koyup dedi.
“Liva…” Kamer’in sesiyle arkamı döndüm. Eskiden insan içinde hanım diyordu ama döndüğümüzden beri bunu da bırakmıştı. “Biraz gelebilir misiniz?
Hiçbir şeyi bilmezken daha kolaydı. Şimdi sanki aralık kapıdan usulca sızmıştı. Ben de en iyi bildiğimi yapıp, kapıya çivi vurup kilitlemiştim.
“Geliyorum, Kamer Bey.” Emre’ye dönüp “İzninizle.” deyip Kamer’in yanına gittim. “Buyurun.” mesafemi koruyordum.
“Daha ne kadar devam edeceksin buna?” homurdanarak sıkıntılı bir iç çekti.
“Etmesem ne değişecek. Bu hafta dönüyorsunuz zaten.” Uzak durmamın bir nedeni de buydu. Kamer geçici süreliğine gelmişti. Kim bilir bir daha ne zaman görecektim?
“Ya gitmezsem?” tek kaşını kaldırıp dudağının kenarını kıvırdı.
“Gidin… Eski hayatınıza dönün.” bu düşünce bile canımı sıkmıştı.
“Özlemeyecek misin beni?” omzunu kapıya yaslayıp sordu.
“Ne münasebet?” yalan olduğunu anlamamasını umdum. Bir süre yokluğuna alışmak zor olacaktı.
“Seninle vakit geçire geçire hareketlerini okuyabiliyorum. Yalan söylediğinde bilerek gözlerini kaçırıyorsun.” zafer kazanmış gibi güldü.
Bu bilgiyi ona ben vermiştim. Eğer biri yalan söylüyorsa gözlerinizin içine bakar. Söylediği yalana inandığınızı görmek ister. Bense ne zaman yalan söylesem bilerek gözlerimi kaçırırdım. O da bunu fark etmişti.
“İnsan okumak iki aya öğrenilebilecek şey değil.” yıllarımı vermiştim ve hâlâ bazı kişileri çözemiyordum.
“İnsan okumak kimin umurunda? Bana sen lazımsın!”
‘Ha yani ben hayvanım?’ diye carlayıp arayı katmak vardı ama buna gerek kalmamıştı. Tara buraya geliyordu.
“Liva, hemen benimle gelmelisin!” heyecanla konuştu. Bankayla ilgiliydi, hissediyordum.
Kamer’in delici bakışlarını umursamadan Tara’yla sakin bir yere geçtik. Özellikle kameraların olmamasına dikkat etmişti. “Sanırım bir şey buldum.”
“Anlat hadi!” merakla dedim. Artık bir an önce bitmeliydi bu tantana.
Bilgisayarını gösterip “Kameralarla ilgilenen şirketle konuştum. Kameraların çektiği her video onların sisteminde var. Kendileri silmediği sürece hiçbir şekilde silinemiyormuş.” coşkuyla anlatınca sona yakın yüzü düştü.
“Ama?” bu tarz şeylerin hep bir aması vardı.
“Onun için buranın arşivine girip ana kodu öğrenmeliyiz.”
“Onu sistemden öğrenebilir miyiz?” aklıma birileri geliyordu.
“Evet. Ama bu kodun alelade bir yerde olacağını sanmıyorum. Sadece tek bir kişi biliyormuş, şirket ve müşterileri arasındaki şifre gibiymiş.” sakalını kaşıyıp etrafa bakındı.
“Ben bulacağım.” özgüvenle dedim. Bu konuda ona güveniyordum. Ama bunu Tara’ya söylemeyecektim. Çünkü gelecekte bunu Kamer’i tehdit etmek için kullanabilirdi.
“Sandığın kadar ulaşılabilir değil.” karamsara bağlamıştı bile. Hevesi çok çabuk kırılıyordu.
“İstihbarattan güçlü değil.” bilerek ailemden yardım alacağımı düşünmesini istedim.
“Sistemlerine sızabilirler mi?” ensesini kaşıyarak sordu.
“Oğlum, örgütün sistemine sızan adamlardan bahsediyoruz.” gülerek dedim. O herifle iletişimde olmaktan kaçıyordum ama tamamen uzaklaşmamız için gerekliydi.
“O zaman senden haber bekliyorum, Ajan Liva.” o da gülerek bana eşlik etti. Modunu hemen toparlamak gibi de ilginç yanları vardı.
Seminerden sonra Kamer’den yardım istemiştim. Yine ona gitmeyi teklif etmiş ama kabul etmemiştim. Sadece kodu söylemesi yeterliydi. Gerektiğince mesafemi korumalıydım. Güvensiz biriydi.
Sabah uyanınca, gece saat üçte telefonuma mesaj attığını görmüştüm. O saate kadar çalışmıştı. Bu işte gerçekten çok iyiydi. Tek sorun bunu özel hayatına da katıyor olmasıydı.
Kodu Tara’ya atmıştım ama çok geçmeden görüşmesi olduğunu haber verip benim almamı istemişti. Benim yerime telefonla her şeyi halletmişti. Flaş belleği almak için adını vermem yeterliydi. Beni bankanın gönderdiğini düşünüyordular.
“Evet… Bakalım iki aydır aradığımız kişi kimmiş?” bilgisayarıma takıp klasöre tıkladım. Sadece ayın kayıtlarını almıştık. Soygun gününe gelip işlemin yapıld4ığı saati açtım.
Her şey normaldi. Tülin’in masasının yanında kimse görünmüyordu. Bir ara Faruk gelip uzunca oturdu. Sonra masasının üstündeki fotoğrafa bakıp iç çekti. Ona âşık olduğunu biliyordum.
Sonra tam da beklediğim bir kişi geldi. Kasaya bir bellek taktı. Klavyede bir şeyler yapıp ortadan kayboldu. Saati para aktarım saatiyle neredeyse aynıydı. Arada sadece yarım saat vardı.
Ne yaptığını göremediğim için emin olamıyordum. Ama yüzde doksan dokuz Emre yapmıştı. Kamer haklıydı, fazla rahattı.
Birden bir ses duyunca hızla arkamı döndüm. Kimse yoktu ama kapı bıraktığımda daha açıktı. Biri gelmişti. Hemen kalkıp etrafa bakındım. Hiç kimseyi göremeyince bilgisayarımı alıp Kamer’in yanına gitmek istedim. Daha erkendi ama inşallah gelmiştir. Azıcık tırsmadım desem yalan olur.
“Saçmalama Liva.” diye mırıldanıp toplantı odasına gittim. Tahmin ettiğim gibi gelmişti.
“Akşam veda yemeğine gelecek misin?” başını telefonundan kaldırıp sordu.
Şirketin düzenlediği bir yemekti. Ankara şubesi yarın dönüyordu. Katılmama gibi bir lüksünüz yoktu yani.
“Evet.” sesim istemsizce soğuk çıkmıştı. Zaten yarın dönüyordu, bu yüzden ona alışmak gibi bir hata yapmayacaktım.
“Yemekten sonra biraz konuşabilir miyiz?” telefonunu masaya bırakıp yanıma geldi.
“Olur.” kamera kayıtlarını ona gösterip fikrini almak istiyordum. Tara birkaç gün yoktu çünkü. Aylardır üstünde çalıştığı önemli bir davanın duruşması vardı.
“Manisa’dan sonra niye bu kadar soğuksun?” sesindeki sitem canımı sıkmıştı.
“Size öyle gelmiş olmalı. Aynıyım.” omuz silkip dedim.
“Değilsin. Aksine daha yakın olmak gerekirken çok uzaksın.” bir adım daha attı.
“Yakın olmamız gereken bir durum olduğunu hatırlamıyorum.” üzerime geldiğini görünce, gerileyen adımlarım sırtımı dolapla buluşturdu.
“Abin biraz geç gelseydi olacaktı.” yüzünde Barış’a küfreden bir ifade vardı.
“Sizin o konuda sorununuz yok maşallah. Tuttuğunuzu… Tövbe estağfurullah.” sabır çekip kendimi durdurdum.
“Kaç kere dedim sana. Kimseyi öpmedim ben!” sesini biraz yükseltti. İnanılmamak sinirlendirmişti.
“Umurumda değil. İzin verirseniz sunumu kontrol etmem gerek.” bir adım yana attım.
Beni takip ederek önümde durdu. Diğer tarafa adım arınca aynısını yaptı. Elini kapıya yaslayarak çıkışımı engelledi.
“Bu sefer kaçamazsın.” eğilip kulağıma fısıldadı.
Kalbimin sesi beni korkuttu. Üzün süredir bu kimseye karşı tepki vermiyordu. Ama o, ne zaman yanıma gelse varlığını belli ediyordu.
Göğsünden itip “Çekilmezseniz bağırırım.” tehdit ettim.
“Dilediğini yapmaktan özgürsün. Ama senin de en az benim kadar istediğini biliyorum.” yüzünü yüzüme yaklaştırıp gözlerimin içine baktı.
Parmaklarımın altında vuran kalbi midemdeki kelebekleri dansa davet ediyordu. Elini belimde hissedince “Bı-bırakın…” kekeleyerek konuştum. Diğer tarafımsa aksini istiyordu.
Elin daha da sıkılaşınca “İnadı bırak!” yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
Sadece ona değil, kendime de karşı geliyordum. Bunu o da görüyordu. Gerçekten istemediğimi bilseydi yapmayacağımı biliyordum.
“Yapma…” sesim yalvarır gibi çıkmıştı. Ona teslim olamazdım. Yeminimi çiğneyemezdim.
Diğer eli de saçlarıma gitti. “İzin ver.” diye mırıldandı.
“Ka-kamera…” odadaki kameraya baktım.
“Silerim.” düşünmeden cevapladı. Onun için çok zor olmazdı.
“Yarın döneceksin.” başka bir sebep sundum ama bu da işe yaramadı.
“Gitmiyorum.” artık sabrı tükeniyordu, hissediyordum. Öpse ne yapacaktım peki? İtmeye gücüm, karşılık vermeye cesaretim yetmezdi. Ama onu gerçekten istiyordum.
“Git!”
“Bunu sonra konuşuruz. Şimdi daha önemli konular var.” tam öpecekti ki kapı açıldı.
İki elimle birden itip uzaklaştırdım. Tülin ve Efe gelmişti. Allah sizden razı olsun. Ben dualar ederken Kamer sağlam bir küfür savurdu. Bir daha asla bu hataya düşmemeliydim. Bir kere ona kapılırsam dönüşü olmazdı.
Neyse ki kapının konumu gereği bizi görmemişlerdi. Yoksa her gün bir eğitmenle fingirdiyor diye adımı çıkarırlardı.
Kamer tüm seminer boyunca Efe’yle uğraşmış, hıncını alamamıştı. Bu hali komik gelmişti ama yelkenleri indirmek yoktu. Emre’yse yoktu. İzin almıştı.
Toparlanırken birden ekranımda bir yazı belirdi: “Çıkışta hiçbir yere kaybolma.” Yine bilgisayarıma sızmış! Mesaj atmak nedir bilmez miydi?
Haldun Bey’le bir şeyler konuşmasını fırsat bilip hızlı adımlarla uzaklaştım. “Senden kaçmak zor olsa da bunu başaracağım.” kendi kendime mırıldanıp binadan çıktım.
Tam arabamın kumandasına basmıştım ki önümde siyah bir minibüs durdu. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Kapı ağır ağır açıldı ve içeriden siyah giyimli, uzun boylu bir adam indi. Dudaklarının kenarında tekinsiz bir tebessüm vardı.
“İyi günler, öğretmen hanım...” dedi sakin bir sesle.
Bölüm etkileşimi
