5. bölüm / 15
Sessiz İhlal: Güven ProtokolüKör nokta
Bölümler 15Şu an: Kör nokta
- 1 Gölgeye Düşen Işık1.379 kelime
- 2 İhlal1.339 kelime
- 3 Kırık pusula: Görünen ve gizlenen1.350 kelime
- 4 Şüphe Çemberi1.840 kelime
- 5 Kör nokta1.331 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Soğuk Temas1.751 kelime
- 7 Kendinden Kalanlar1.706 kelime
- 8 Tehlikeli Yakınlık2.663 kelime
- 9 Bir Kadeh, Bin Şüphe3.416 kelime
- 10 Geçmişin Dokunduğu Yerde1.985 kelime
- 11 Aşkın Sınavı2.101 kelime
- 12 Aralık Kapı1.954 kelime
- 13 Piyon2.054 kelime
- 14 Korkunun Ötesindeki Sessizlik1.934 kelime
- 15 Korkunun iki farklı yüzü1.757 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Parktan sonra Tara’yla bende buluşup şüphelerimizin üstünde fikir yürütmüştük. Tara bir türlü emin olamıyordu ama bence Tülin yapmıştı. Bir hafta öncesinde Haluk Bey’le büyük kavga etmişler ve ‘Yakında hepinize gününüzü göstereceğim!’ demiş. Kanıt değildi ama baş şüpheliydi.
Geçen Kamer’in Emre hakkında söyledikleri de aklımdan çıkmıyordu. Tara’ya onu sorduğumda herkesin potansiyel şüpheli olduğun söylemişti. Olayları çözmek sandığımdan zor olacaktı.
Gece boyunca Tülin, Efe ve Emre çizgisinde gidip gelmiştim. Biraz dinlenmek için sosyal medyada gezinmiş ama sinilerimi daha da hoplatmıştım. Sabah uyandığım da ilk iş, Tara’yı arayıp, kamera kayıtlarını incelemeyi istemek olmuştu. O gerekli izinleri hallederdi.
Bu yüzden biraz erken gidip kayıtları izledik. Daha izin çıkmamıştı ama sabredememiştik.
“Tara, bizi burada yakalarlarsa tutuklanır mıyız?” tereddütle sordum.
“Yarım saattir güvenlik odasındasın ve şimdi mi aklına geldi?” alaycı bir ifadeyle güldü. Sonuna kadar haklıydı.
“Sonuçta onlar istedi, değil mi?”
“Hırsız gibi sistemimize çökün demediler ama.” Bilgisayarıyla güvenlik ağına girmiş, videoları kendisine aktarıyordu. Ama cidden bu banka soyulmayı hak ediyor. Güvenlik görevlisi yarım saatten fazladır dışarıda telefonla konuşuyordu.
“Hepsi bitti!” bilgisayarının kapağını kapatıp biraz yüksek sesle dedi.
“Ya yavaş! Biri duyacak.” diye uyardım, zaten tedirgindim.
“Korkma, bir şey olmaz…” rahatlıkla ayağa kalkıp yanıma geldi. “Patronunla konuşacağım, buradan direkt benim ofise geçip izleyelim.” dediğinde başımı salladım. Ama konuşurken sürekli saçıma bakıyordu. “İzninle.” deyip elini saçıma götürdü. Bir şey almaya çalışıyordu. “Yaprak örgüye girmiş.” minik yaprağı gösterdi.
“Teşekkür ederim.” Tara’dan rahatsız olmazdım. Çocukken çekmek için de olsa saçlarıma sık sık dokunurdu.
“Böyle de deliye benzedin. Gel düzelteyim.” kaşlarıyla çıkan saçlarımı gösterdi. Saçlarıma takıntılı olduğumu bilirdi.
Dağılmış tutamlarımı düzeltirken birden kapı açıldı. “Siz ne yapıyorsunuz burada?” diye bağırdı güvenlik. Gözleri büyümüş, kaşları gerilmişti.
“B-ben…” kekelemekten bir şey diyemedim. Kalbim ağzımda atıyordu.
“Sevgilimle biraz yalnız kalmak istemiştik... Anlarsınız ya.” göz kırpıp elimi tuttu. Ne yapıyorsun bakışı attım ama oralı olmadı.
“Abi, tamam da… Sence bu odamı?” gözleri dev ekranda gezindi.
“Ne biz senin dakikalardır görevini bırakıp telefonla konutluğunu gördük, ne de sen bizi.” makul bir teklif sundu. Tabii tehdit etmeyi de ihmal etmemişti.
Adam bizi sırayla süzdü. “Bir dahaki sefer soldaki boş odayı tercih edersiniz.” deyip teklifi kabul etti.
Dışarı çıktığımızda “Ne yapıyorsun, Tara? Sevgiliyiz yalanı ne?” çemkirdim. Yalan mı kalmamıştı?
“Çocuk dışarıda karısıyla konuşuyordu. Belli ki daha cicim ayları. En makul yalan buydu bence. Damardan girdik.” sırıtmasına karşılık gözlerimi devirdim. “Hem benimle sevgili olmak o kadar mı kötü?” deyip sırnaşıp saçımı parmağına doladı.
Daha onu itemeden uzaktan burayı izleyen Aylin, Cansel ve Kamer’i gördüm. Hepsinin gözlerinden şaşkınlık vardı. Sanırım biraz fazla yakın duruyorduk. Bir adım yana atıp “Taraa!” uyardım.
“Aman be! Çok sıkıcısın!” uzaklaşıp söylendi. Umursamazlık konusunda üstüne adam tanımazdım. Telefonla konuşmaya dışarı çıkınca ben de bizimkilerin yanına gittim.
Kamer’le birlikte toplantı odasına gidince “Bakıyorum da yine profesyonel davranmıyorsun.” ukala bakışıyla konuştu.
“Mecbur kalmadığımız sürece konuşmayalım. Zira sinirlerimi bozuyorsunuz.” net bir şekilde uyarıp ondan en uzak mesafede durdum.
“Ama kafa karışıklığımı senin de yardımınla çözmek istiyordum.” pişkin bir tebessümle baktı.
“Oradan bakınca psikologa mı benziyorum?” psikoloji okumam dışında sorun yoktu.
“İnsanları çözmek senin işin değil mi? Bana da bir el atarsın.” birkaç adımda aradaki mesafeyi kapattı.
“Çözebilsem çözeceğim de…” mırıldandım kendi kendime.
“İstersem yardım edebilirim.” dudağının kenarı zevkle kıvrıldı. Nasıl duymuştu onu? Ben bile zor duymuştum.
“İnsanların özel alanına saygısı olmayanlara yardım etmek gibi bir hobim yok.” sandalyemi biraz geri ittim. Güya tekerleri vardı ama yerinden kıpırdamıyordu.
“Saygısız demeyelim de… sadece bazı şeyleri netleştiriyor diyelim.” bir adım daha attı.
“Bana bulaşmayın da ne yaparsanız yapın.” bu herifin bir sonraki hamlesini öngöremiyordum. Kafasına ne esse anından yapıyordu.
“Sevgilim…” seslenerek içeri girdi Tara. “Konuştum patronunla, tüm gün benimlesin.” sakince gelip Kamer’le aramızda durdu. Normalde dediğine carlayabilirdim ama Kamer’in mors oluşu ergen tarafımı yüze çıkarmıştı. “Yine benim olana göz dikmişsin, Arıkan.” kaşlarını çatıp tiksinircesine yüzüne baktı.
Yine derken? Aralarındaki sorun kesin bu yüzdendi. Bugün kesinlikle Tara’dan öğrenecektim. Ama önce bu yalana bir son vermeliydik.
“Sana ondan uzak durmanı söylerken, gidip sevgili mi oldun? Çok akıllıca hareket.” yalandan alkış yapıp bir adım uzaklaştı.
“Hayatımdaki insanların konumunu size soracak değilim.” Kim oluyor da bana karışıyor.
“Yanlış yoldasın, Liva. Ve ben de bunu sana ispatlayacağım.” başını sallayıp odadan çıktı.
“Oyun arkadaşım? Yanlış sularda mısın yoksa bana mı öyle geliyor?” Tara yavaş adımlarla yaklaşınca koluna hafif bir şamar attım.
“Niye öyle söylüyorsun? Gelmişsin kaç yaşına, hala oyun peşindesin.” Homurdansam da oh oldu demeden edememiştim. Hadsiz herif belki biraz durulurdu.
“Ben eğlendiğini sanıyordum. Hem çocukken hiç evcilik oynamadık, azıcık acısın alalım.” sırıtarak kalçasını masaya yasladı. “Gelirken iki çalışan bizim dedikodumuzu yapıyordu. Güvenliğin ağzı da gevşekmiş.” az olsa da olsa ciddileşti.
“Ne diyorlardı?” alacağım cevaptan korkarak sordum.
“Güya bizi öpüşürken basmış, girmeseymiş daha neler olacak-” dediğinde durdurdum. Onun ar damarı çatlamış olabilirdi ama benimki sapasağlamdı.
“Tamam, sus. Vazgeçtim.” elimi havaya kaldırdım.
Kahkaha atıp “Sen kızardın mı? Utandın?” dalga geçti. “İlkokul bebesi misin sen? Bu level’leri çoktan geçmen gerekmiyor muydu?” bir tane daha şamar atınca “Sustum, vurma.” kolunu sıvazladı.
“Ya Tahsin Bey’de duyarsa? Ne diyeceğim? Birlikte çalışmak için izin alınca inanmaz artık.” oflayıp söylenmeye başladım.
“Merak etme. Sevgilin halleder.” ellerini göğsünde bağlayıp “Hem… görüyorum ki beni unutmuşsun.” dediğinde istemsizce ben de güldüm.
Tara asla temiz oynamazdı. Kara kutu gibi herkesin bilgilerini biriktirir, ona kazık attığında en can yakan şekliyle kullanırdı. Pek tasvip etmesem de yapacak bir şey yoktu. Çocukluk arkadaşımı kimse yedirmezdim.
“Çoktan topladın, değil mi?”
“Ben bir iş aldıysam herkesin zayıf noktasını öğrenip sonra kabul ederim.” özgüvenle dedi.
“Peki ya ben? Benim de var mı?” en çok benim vardır belki de.
“Konu ailem ve sevdiklerim olunca Alzheimer oluyorum. Allah’ın hikmet işte…” aklında kırk tilki dolaşır kırkının da kuyruğu birbirine değmezdi.
Seminer başladığında Kamer, odayı bedensel varlığıyla şereflendirmişti ama ruhsal hödüklüğü başka bir evrendeydi. Dedikodumuzu yapan kız da Yelda’ymış. Hemen Emre’ye yetiştirmişti.
Bugün Emre’de de bir tuhaflık vardı. Telaşlı görünüyordu. Gelirken de bir adamla gergin bir konuşma yaptığını görmüştüm. Molada da asılma girişiminde bulunmamıştı.
“Liva Hanım, rica etsem saldırı ya da beklemedik bir olayla karşılaştığımdan beynimizin verdiği tepkilerden bahsedebilir misiniz? İlk önce insan üzerinde öğrenirsek sanalı daha kolay anlayacağımızı düşünüyorum.”
“Tabii, Kamer Bey.” bilgisayarımdan bu konuyla ilgili slayt açıp anlatmaya başladım. “Limbik sistem diye bir kavram duymuş olabilirsiniz. Beynimizin alarm merkezi gibi çalışır. Beklenmedik bir olayla karşılaştığımızda ya da kendimizi tehdit altında hissettiğimizde mantık merkezimizden önce limbik sistem devreye girer.
“Bu yüzden insanlar ani bir saldırı, kaza ya da kriz anında bazen düşündüğümüz kadar mantıklı davranamaz. Çünkü beyin o sırada hayatta kalmaya odaklanır ve genellikle üç temel tepki görürüz: savaş, kaç ya da donakal. Bazı insanlar tehditle mücadele etmeye çalışır, bazıları uzaklaşmak ister, bazılarıysa birkaç saniyeliğine hiçbir şey yapamaz. Bu durum zayıflık değil, beynin otomatik savunma mekanizmasıdır.”
Ekranın önüne geçip bazı görselleri gösterdim. “Bu tepkiler yalnızca fiziksel tehditlerde ortaya çıkmaz. Bir insan, yalanı ortaya çıkmak üzereyken, suçluluk hissederken ya da kendini köşeye sıkışmış hissettiğinde de limbik sistem devreye girebilir.
“Biz bugün daha çok bu kısmıyla ilgileniyoruz. Çünkü siber saldırılar bilgisayarları hedef alsa da onları gerçekleştiren kişiler insandır. İnsanların verdiği tepkileri anlamak, bazen ekrandaki veriler kadar değerli ipuçları verebilir.”
Kamer gözlerini kısa süreliğine bana çevirdi. “Liva Hanım’ın anlattığı şey yüz okumada işe yaradığı kadar siber güvenlikte de işe yarıyor.” Masanın kenarına yaslanıp devam etti. “İnsan beyniyle bilgisayar sistemleri düşündüğünüz kadar farklı çalışmıyor aslında. Liva Hanım'ın bahsettiği limbik sistem nasıl ani tehditleri algılıyorsa, kurumların güvenlik sistemleri de benzer şekilde olağan dışı hareketleri tespit etmeye çalışır.” Projeksiyondaki ekrana birkaç satır veri yansıttı.
“Fakat bir sorun var. İnsanlar korktuğunda hata yapar, sistemler ise kuralları uygulamakla yetinir. Bu yüzden çoğu saldırı teknik bir açıktan değil, insan hatasından başlar.” Salondaki birkaç kişiye göz gezdirdi. Özellikle de Emre’nin üzerinde bir hayli durdu. O da bu bakışlardan rahatsız olmuştu.
“Bir bağlantıya düşünmeden tıklamak, tanımadığınız bir dosyayı açmak ya da güvenilir görünen birine fazla bilgi vermek... Bunlar küçük şeyler gibi görünür. Ama saldırganların ihtiyaç duyduğu ilk kapı genellikle budur.” kollarını göğsünde bağladı. “Yani siber güvenlik sadece bilgisayarların meselesi değil. Asıl mesele, o bilgisayarların başındaki insanların verdiği kararlar. Bu yüzden insan davranışlarını anlamak bazen teknik bilgiden daha değerli olabilir.”
Pası yine bana atmıştı. Seminerin başında bazıları hala benim yüz okumayla kurtarmanın ne ilgisi olduğunu söylediği için yapmıştı. Ama gün geçtikçe bizim sadece paravan olarak eğitim programı yaptığımızı düşünüyordum. Asıl amaç kim olduğunu bulmaktı. O yüzden Tahsin Bey üstüne düşmüştü.
Bölüm etkileşimi
