SESSİZ İHANET kitap kapağı

4. bölüm / 22

SESSİZ İHANET

4.BÖLÜM YASAk Meyve ve Kültür Duvarı

Vaveyla Yazarı: Ceyda Eda

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: 4.BÖLÜM YASAk Meyve ve Kültür Duvarı

İstanbul’un o insanı boğan duvarları arasında içten içe büyüyen o tuhaf, o baş döndürücü çekim, öyle hemen filmlerdeki gibi büyük bir aşk itirafına ya da el ele tutuşup bulutların üzerinde uçtuğumuz romantik bir sahneye dönüşmedi tabii ki. Olmadı, çünkü ben hayatım boyunca hayal kırıklıklarını, güvensizlikleri birer birer kalbimin en dibinde biriktirmiş, kendime kimsenin geçemeyeceği kapkalın bir zırh örmüştüm.

Benim dünyamda birine öylece inanmak, sırtını yaslamak; Boğaz’ın o hırçın, o deli sularına gözü kapalı atlamaktan farksızdı. Lukas’ın gizemlerle dolu, bir yandan da içimi sıcacık eden varlığı ne kadar çekici, ne kadar tatlı olursa olsun, ben her adımda mutlaka bir “ama” arıyordum. Yüzündeki her içten gülümsemenin ardında, bana doğru attığı her samimi adımın arkasında beni darmadağın edecek bir yıkım bekliyordum.

Korkuyordum işte; yeniden kırılmaktan, yine o yapayalnız gölgeme sığınmak zorunda kalmaktan deliler gibi korkuyordum.

Ofiste aramızda kurulan o sessiz, o sözsüz anlaşma, mesai saatlerinin dışına çıkıp sokaklara taştığında bile aramızda hep o görünmez, o buzdan barikat sapasağlam duruyordu. Artık sadece şirketin o rüzgârlı terasında değil, İstanbul’un o kalabalık, insanı yoran ama bir o kadar da büyüleyen dar sokaklarında da yan yanaydık.

Birlikte yürüyor, aynı gökyüzüne bakıyorduk; ancak bu beraberlik, insanların dilindeki o “sevgili” kelimesinden fersah fersah, kilometrelerce uzaktı. Ben sınırları çizmiştim; en azından öyle sanıyordum. Lukas’ın bana doğru esen o ılık rüzgârını, kendi ellerimle kurduğum o kalkanla her defasında havada yakalayıp geri püskürtüyordum.

Bir akşamüstü, Karaköy’ün duvarları rengârenk boyalarla kaplı, buram buram tarih kokan o daracık, loş sokaklarından birinde yürüyorduk. Hava her zamanki gibi kararsızdı.

Lukas, aramızdaki o mesafeyi biraz olsun eritebilmek, belki de içimdeki o ürkek kıza ulaşabilmek için elini hafifçe elime doğru uzattı. Parmaklarının ucu tenime değdiği an, sanki kor bir ateş parçasına dokunmuşum gibi irkilerek elimi hemen geri çektim.

Kalbimin yine o tanıdık panikle güm güm atmaya başladığını hissettim. Utancımdan yanaklarımın alev alev yandığını fark edince ne yapacağımı bilemeyip çantamın askısını, sanki canımdan bir parçaymış gibi sımsıkı kavradım; tırnaklarımı neredeyse derisine geçiriyordum.

Lukas adımlarını birden durdurdu. Okyanus kadar derin, insanı içine çeken o çok koyu gözlerinde bu kez saf bir hüzün vardı. Ama o hüznün hemen arkasında, beni çözmeye çalışan, içimdeki labirentleri anlamak isteyen büyük bir merak parlıyordu.

Yüzüme öylece baktı. Aramızdaki o dilsiz köprüyü zorlayan, çatallı ve kendine has yabancı aksanıyla tek bir kelime fısıldadı:

“Neden?” dedi. “Neden hep... mesafe?”

O an ne diyeceğimi, içimdeki o devasa korku dağını ona nasıl anlatacağımı bilemedim.

Gitgide ağırlaşan adımlarımla eski bir binanın soğuk taş duvarına sırtımı yasladım. Tam o sırada yağmur da ince ince çiselemeye başlamıştı. Havadaki o nemli, boğucu rutubet, içimdeki savunma mekanizmasını, o koruyucu duvarları daha da tetikliyordu.

Gözlerimizi onun o derin bakışlarından kaçırarak, sesimin rüzgârda titremesine engel olamadan içimi döktüm:

“Çünkü Lukas,” dedim, “sen bu şehre, bu ülkeye sadece bir misafir gibi geldin. Günü gelecek, işlerin bitecek ve sen çekip kendi dünyana gideceksin.

Ben ise bu soğuk betonların, bu katı kuralların ve içine mecbur bırakıldığım bu sessizliğin kalıcı bir parçasıyım. Senin dünyanla benimki arasında sadece diller, alfabeler yok; aramızda uçsuz bucaksız uçurumlar var.

Ben senin burada geçirdiğin zaman boyunca sığındığın o geçici, o heyecanlı ‘yabancı’ maceran olmak istemiyorum. Bunu kaldıramam.”

Lukas, sözlerim bittiğinde bana doğru koca bir adım attı. Aramızdaki o elektrikli, nefes kesen sessizliği bozmadan, gözlerimin içine bakarak o kadar içten konuştu ki:

“Ben macera aramıyorum, Eylül. Ben... liman arıyorum,” dedi.

O kadar samimi, o kadar duru söylemişti ki bunu...

Ama benim gibi kalbi kırık bir kız için bu güzel sözler, sadece yabancı bir filmin ekranın altından akıp giden uzak ve yapay altyazıları kadar etkisizdi. İnanmak istiyordum, hem de çok istiyordum; ama içimdeki o şüpheci canavar sürekli kulağıma fısıldıyordu.

O gece, Lukas beni her zamanki gibi evimin sokağının başına kadar bıraktığında ona doğru dürüst bir teşekkür bile edemeden, arkama bile bakmadan aceleyle yürüdüm.

İçimdeki o zor, gururlu ve ürkek kız; kalbinin kapılarını o gece her zamankinden çok daha sıkı, kilit üstüne kilit vurarak kapatmıştı.

Evdeki Sessiz Savaş ve Geleneklerin Gölgesi

Ancak benim kendi içimde, kendi kalbimin derinliklerinde verdiğim bu zorlu ve yorucu mücadele; baba evinin o ağır kapısından içeri adımımı attığım an bambaşka, çok daha acımasız bir boyuta ulaşıyordu.

Bizim evde hava, dışarıdaki o İstanbullu kirli yağmurdan çok daha boğucu, kurşun gibi ağır ve griydi.

Lukas’la henüz sevgili bile olmamıştık. Aramızda adı konmuş tek bir güzel cümle bile geçmemişti; ama onun o yabancı adı, evin içinde çoktan büyük bir “tehdit”, aile huzurunu bozacak tekinsiz bir gölge olarak fısıldanmaya başlanmıştı bile.

Annem ve babam için bir yabancıyla, hele ki ne olduğu, nereden geldiği, geçmişinde ne sakladığı belli olmayan bir “Lukas” ile vakit geçirmem; ailemizin katı kurallarına ve onuruna sürülmüş silik ama rahatsız edici bir lekeydi.

Akşam yemeği için masaya oturduğumuzda odadaki korkunç sessizlik, yalnızca porselen tabaklara çarpan metal kaşıkların soğuk sesiyle bozuluyordu.

Kimse konuşmuyor, kimse yüzüme bakmıyordu; ama herkesin aklındaki o tek ismi hissedebiliyordum.

Babam, elindeki gazetenin arkasına gizlenmiş, çaktırmadan her hareketimi, hatta lokmalarımı çiğneyişimi bile izliyor; yüzümdeki her ifadeden bir suçluluk, bir pişmanlık payı çıkarmaya çalışıyordu.

Gerilim o kadar yüksekti ki nefes almakta zorlanıyordum.

Sonunda annem, günlerdir, belki de haftalardır içinde biriktirdiği o zehir zemberek cümlelerini sakladığı karanlık yerden çıkardı. Kaşığını tabağının kenarına sertçe bıraktı ve doğrudan gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı:

“O çocukla, o yabancıyla dışarıda görüldüğünü duydum, Eylül! Komşular bile kendi aralarında arkandan fısıldaşıyor, laf söz ediyorlar,” dedi.

Sesi hem kırgın hem de öfkeliydi.

“Kimdir, necidir, neyin nesidir bu adam? Dili bir değil, dini bir değil, kültürü, yetiştiği topraklar bir değil! Yarın öbür gün senin bir derdin olsa, burada başın sıkışsa, canın yansa hangi dilde ağlayacaksın sen ona?

O senin içindeki sessiz çığlığı, bu toprakların, bizlerin çektiği acıları nasıl anlayacak, nasıl hissedecek?

Elin yabanisi gelir, seni buralarda sadece geçici bir renk, bir eğlence olarak görür; sonra günü gelince arkasını döner, kendi sırça köşküne, kendi dünyasına çekip gider.

Kendi köklerinden, ailenden bu kadar mı koptun sen kızım? Kendi dilini konuşan insanların arasında kalmak bu kadar mı zor, bu kadar mı ağır geliyor bu evde sana?”
Uçurumun Kenarında Bir Bekleyiş

Annemden gelen bu ağır, bu haksız sözler göğsüme koca bir taş gibi oturduğunda boğazım düğüm düğüm oldu. Yutkunmakta, nefes almakta zorlandım; ama yine de içimdeki o gururlu Eylül’ün yıkılmasına izin vermeyerek başımı dimdik tuttum.

Gözlerimi annemin o yargılayan bakışlarına diktim. Sesim, her zamankinden daha sert, daha mesafeli ve daha kararlı çıktı:

“Biz sevgili değiliz, anne,” dedim, her bir kelimenin üzerine basa basa. “Biz sadece... arkadaşız. Ve bu hayatta kimin kimi gerçekten anlayacağına, kimin kimin ruhuna dokunabileceğine karar verecek olan diller ya da kurallar değil; sadece ama sadece hislerdir.”

Daha fazla o masada kalamayacağımı anlayarak sandalyemi geriye çektim ve hızla odama kaçtım.

Kapıyı arkamdan kapatıp derin bir nefes aldığımda, gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Masamın başına geçtim; çantamdan Lukas’ın o gün terasta alelacele çantasına tıkıştırdığı, ama sonra bir şekilde yine bana kalan o yarım kalmış not defterimizi çıkardım.

Sayfaları yavaşça çevirdim.

Kendi ellerimle, o saf heyecanımla yazdığım “Güven” kelimesi hâlâ orada duruyordu. Sayfanın tam ortasında; yapayalnız, cevapsız ve öksüz bir şekilde...

Lukas, o kelimenin altına henüz kendi dilinde hiçbir şey yazmamıştı.

Ben gerçekten de zor, duvarları olan, insanı yoran bir kızdım; bunu biliyordum. Ama bu savaş sadece Lukas’ın yakınlaşma çabalarına karşı değildi. Şu an kendi kendime, aileme ve beni çevreleyen tüm bu dünyaya karşı da büyük bir mücadelenin tam ortasındaydım.

Bir yanda Lukas’ın cep telefonunun ekranında aniden beliren, yüzünü bir anda buza döndüren o gizemli ve karanlık mesaj...

Diğer yanda ailemin üzerime kabus gibi çöken ağır baskısı...

Ve en önemlisi; kalbimin en derininde bir türlü susturamadığım, bitmek bilmeyen, canımı acıtan korkularım...

İstanbul o gece, odamın penceresinden dışarı baktığımda benim için koca bir hapishane kadar dar, sonu görünmeyen dipsiz bir uçurum kadar derin görünüyordu.

Lukas’ın okyanusu andıran o sakin gözleri bana belki de hayatım boyunca aradığım huzuru, o güvenli limanı vaat ediyordu. Evet, bunu içten içe hissediyordum.

Ama ben, o uçsuz bucaksız okyanusta boğulmaktan deliler gibi korkan o ürkek, o küçük kız çocuğu olmayı henüz bırakmaya hazır değildim.

Sevgili olmak, birine kalbini sonuna kadar açabilmek; benim dünyamda çok büyük bir lükstü. Ve ben, o lüksün getireceği ağır bedelleri ödemeye henüz cesaret edemiyordum.

Lukas o defteri yeniden eline alıp, o “Güven” kelimesinin altına kendi dilinde, kendi kalbiyle o karşılığı yazana kadar...

Ve ben, o yabancı harflerin arkasındaki saf gerçeğe ruhumla inanabilene kadar...

Bu hikâye bizim için mutlu bir sevda değil; sadece dalgalara karşı verilen zorlu bir direniş olarak kalacaktı.

Kendimi korumak zorundaydım.

Çünkü eğer bu kez de yıkılırsam, beni o uçurumun dibinden çıkarabilecek hiçbir el yoktu bu hayatta.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

255okunma 116beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18