32. bölüm / 22
SESSİZ İHANET20.Bölüm Acımasız gerçekler
Bölümler 22Şu an: 20.Bölüm Acımasız gerçekler
- 1 1. Bölüm: Stajın Gri Sabahı1.221 kelime
- 2 2.Bölüm Çevrilemeyen Duygular2.275 kelime
- 3 3.Bölüm: Kağıttan Köprüler1.150 kelime
- 4 4.BÖLÜM YASAk Meyve ve Kültür Duvarı1.368 kelime
- 5 5. Bölüm: Gençliğin Direnişi1.183 kelime
- 6 6. Bölüm: Rüzgârın Peşinde Bir Gün1.352 kelime
- 7 7.Bölüm: Fısıltıların Gölgesi ve Büyük Gün1.005 kelime
- 8 8.Bölüm: Boş Evin Sırrı ve Taşla Yazılan Yemin1.562 kelime
- 9 9.Bölüm: Sadakatin Sınırı ve Görünmez Tuzaklar1.215 kelime
- 10 10. Bölüm: Saf Sevdanın Puslu Sınırı2.462 kelime
- 11 11. Bölüm: Fotoğraflardaki Boşluk ve Kimliksiz Adam1.237 kelime
- 12 12. Bölüm: İhanetin Kimliği970 kelime
- 13 14. içimdeki Ateş1.270 kelime
- 14 13. Bölüm: Aynadaki Yabancı1.776 kelime
- 15 15.BÖLÜM BİLİNMEYEN FOTOGRAF1.206 kelime
- 16 16.Bölüm Geçmisin Sırları1.057 kelime
- 17 17 mahsumiyetin gizli sırları995 kelime
- 18 18. Bölüm: Küllerin Arasındaki Gerçek1.848 kelime
- 19 19.Bölüm Beni Bırakma1.266 kelime
- 20 20.Bölüm Acımasız gerçekler939 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21.Bölüm Yakınımdaki Ateş1.213 kelime
- 22 sezon finali1.296 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O hastane odasının iğrenç, üzerime sinmiş kokusu hâlâ burnumun direğini sızlatıyordu. Doktorun o bilmiş ve kibirli ses tonuyla taburcu kağıdına attığı imza, çok daha fazla canımı yakıyordu. Adama tam bir uyuz olmuştum. Ama bunların hiçbiri, zihnimi kemiren o zehirli düşüncelerin yanında bir hiçti. Tek bir gerçek vardı; o kurşun Eylül'ün göğsüne saplanabilirdi.
Ben o kurşunun önüne atılırken bir an bile düşünmemiştim. Mantığımla, yıllardır ezberlediğim o soğuk hesaplar, o intikam planları ve yapılması gerekenler... Hepsi bir saniyeliğine yerle bir olmuştu. Gerçekten bana ne oluyordu? Yoksa ben gerçekten intikamı unutup Eylül'e âşık mı oluyordum? Yoksa sadece merhametimden, koruma içgüdüsüyle mi hareket etmiştim?
Korkmuştum. Afallıyordum. Bu düşünce beni içten içe delirtiyordu.
Kendime yabancılaşmıştım. Bir ara gerçekten Eylül'den uzaklaşmayı bile düşünmüştüm. Ama hemen şimdi değil; önce o adamlar tutuklanınca yapmalıyım diye düşündüm. Fakat bir yandan da ona hep yanında olacağıma dair söz vermiştim. Bu yüzden tamamen bir ikilemde kalmıştım. Ama istikrarlı ve kararlıydım; nihayet bu olayları çözmeliydim.
Polis odaya girip de o kör adamın hâlâ iz bırakmadan kayıp olduğunu söylediğinde, içimdeki o karanlık taraf çok daha belirginleşti.
"Onu mutlaka ben bulmalıyım," diye geçirdim içimden. "Haddini ben bildirmeliyim. O adam Eylül'den ne istiyordu?"
Bu sorular kafamı çok kurcalamaya başladı.
Arabaya bindiğimizde içerideki hava, kış ayından farksızdı; soğuk, keskin ve dondurucuydu. Yan koltukta oturan Eylül'ün varlığı bile içimdeki korkuyu artırıyordu. Gözlerindeki o korkuyla karışık minneti görünce ona bakamıyordum. Çünkü ona baktığımda, babamın bana kanla ve gözyaşıyla yazdığı o vasiyeti, o yok etme yeminlerini hatırlıyordum.
Bu kadınla aramdaki o kalın çizgi, tarafsız bir uçuruma dönüşmüştü.
Yolda arabayı kenara çekip ona, "Seni korumak için ne gerekiyorsa yapacağım," demiştim. Ya sözümü tutamazsam diye gerildim ama Eylül'e belli etmemeye çalıştım.
Evin yoluna doğru yola koyulduk. Eve vardığımızda onu evine kadar bıraktım ve odasına çekilmesini söyledim. Fakat o odaya girdiğinde bile benim içimdeki fırtına dinmemişti. Aksine, asıl kopuş şimdi başlıyordu.
Eylül'ü evine bıraktıktan sonra arabaya binip kendi evime doğru yola koyuldum. Direksiyonu kullanırken yaralarım biraz kanamaya başladı ama bunu problem etmedim. Sadece sürmeye devam ettim ve sonunda eve vardım.
Kapıyı açıp içeri girdim. Direkt çalışma odama doğru adım attım. Kafam çok karmaşıktı. Bu olayları biraz araştırmak istedim. Acaba bu durumların geçmişle bir alakası olabilir miydi?
Beş yıl önce elime almaktan korktuğum zarfı çekmeceden çıkardım. Korkudan ellerim titriyordu. Travmam yeniden tetiklenmişti ama artık bir şeyleri çözmek zorundaydım. Kafamdaki soru işaretleri giderek artıyordu.
Mektubun o can alıcı tarafını okudum.
"Beni bu hale Eylül'ün babası Demirbilek getirdi..."
Bu cümle her defasında yüzüme bir tokat gibi çarpıyordu.
Biraz daha karıştırmaya devam ettim. Sonunda, beş yıldır yapamadığım o cesareti bir anda gerçekleştirdim. Cesaret edemediğim yaprakları araladım.
Banka dekontları, tarihler, gizli ortaklıklar ve Demirbilek ile babam arasındaki husumet... Bilindiği gibi basit bir ticari savaşın, bir ihale kavgasının çok ötesindeydi.
Çok daha eskiye, adeta üzeri örtülmüş, derinlerde çürüyen olaylara dayanıyordu.
Bu soru işaretlerini kesinlikle artık çözmeliydim. Bu vurulma olayının babamla ilgisi var mıydı? Eylül geçmişi biliyor muydu? Bu sorular zihnimi karıştırıyordu.
Karar verdim. Yarın ilk işim o kör adamı bulup cezasını kesmekti. Ama önce öğrenmem gereken gerçekler vardı.
Yatağıma uzandım. Bir sola döndüm, bir sağa döndüm ama nafile... Bir türlü uyku tutmadı. Saatler geçmedi. Sabahı beklemeden yola koyuldum.
Bir saat geçmeden oraya varmayı başardım. Fark etmeden çok hızlı gitmişim; yolu çabuk yarıladım. Ormanın o kara ve tekinsiz derinliklerine daldım.
Tahta kulübenin önüne geldiğimde arabanın lambalarını söndürdüm. Arabadan indiğim gibi kapıyı tıklatma zahmetine bile girmedim. Bütün gücümle kapıyı tekmeleyip içeri daldım.
İçeride ağır bir küf kokusu vardı. Karşıda yaşlı kör adamı gördüm. Şöminenin karşısında, ellerini alevlere uzatmış, odun çıtırtıları arasında öylece oturuyordu.
Beni gördü ve acele etmeden, yavaşça başını kaldırdı.
Yanıma geldi.
"Geç kaldın, delikanlı," dedi. "Babanın yarım bıraktığı işi bitirmek bana kalmıştı ama o kız yine araya girip her şeyi mahvetti."
Tek bir hamlede yanına ulaştım. Parmaklarım, düşünmeme bile izin vermeyen bir refleksle adamın ceketinin yakasına yapıştı ve onu yerden kesip arkadaki duvara yasladım. Öfkem o kadar kontrolden çıkmıştı ki sinirden adamı öldürmekten korkuyordum.
"Kimsin sen? Babamla, benimle ve o kızla derdin ne? Demirbilek bu işin tam olarak neresinde? Konuş!"
Adam, ağzından sızan koyu kanı bir kenara bile tükürmeden, acı ve alay dolu bir hırıltıyla gülmeye başladı.
"Demirbilek mi?" dedi. Nefes nefese göğsü sarsılarak konuşuyordu. "Hâlâ o adamı mı düşman belliyorsun? O sadece bu büyük oyunda parayı elinde tutan bir kukla. Asıl mesele senin köklerinde, Lucas... Sizin o soylu, o kibirli aileniz her şeyi mahvetti. Benim kızımı, Eylül'ün annesini benden koparıp aldılar!"
Parmaklarım adamın yakasında gevşer gibi oldu. Dünya başımın altında kaydı, zihnimdeki tüm hesaplar altüst oldu.
"Ne... Ne saçmalıyorsun sen? Ne kızı?"
"Eylül'ün annesi ile senin baban gençken birbirlerine deli gibi âşıktı. Ben asla izin vermedim. Baban yabancı olduğu için ön yargılı davrandım. Kızımı da Leonard'ı unutsun diye zorla Demirbilek ile evlendirdim. Beni babalıktan reddetti. Beni de bu ormana, bu ölüler diyarına gömdüler."
Derin bir nefes aldı. Sesi titriyordu.
"Ben o kadının babasıyım, Lucas... Ben Eylül'ün dedesiyim!"
"Mahmure benim öz kızımdı. Ondan yıllardır haberim yoktu ama bir torunum olduğunu öğrendiğimde çok sevindim. Torunumu bana yıllarca hiç göstermedi. Kalacak yerim yoktu. Ben de otuz yıldır bu ormanda yaşıyorum çünkü kimsem kalmadı," dedi.
Bu sözleri duyunca beynime bir an kan gitmedi. Nasıl olabilirdi?
Eylül'ün annesi ve babam eski sevgili olabilir miydi? Babamın yaptığına inanamadım. Eylül'ün annesini çok severken neden o zaman annemle evlenmişti?
Bu sorular kafamı karıştırdı. Duyduklarım karşısında kendime bir an gelemedim.
Lanet olsun ki ben de kızına çoktan gönlümü kaptırmıştım. O halde babam annemi sevmediyse neden evlenmişti?
Her şey gitgide daha karmaşık bir hâl alıyordu. Sandığımdan çok daha derin sırlar ortaya çıkıyordu ve ben hayretle kör adamı dinliyordum.
Bir anlık sinirle tuttuğum yakasını yavaşça bıraktım. Ellerim üzerinden indi. Yaşlı ve kör adam, yakamdan kurtulunca yavaşça yere çöktü.
Eğer bu adam gerçekten Eylül'ün dedesiyse, Eylül neden bunu bilmiyordu?
Ortada inanılmaz gerçekler saklıydı. Ben de hepsini çözmeye niyetliydim.
Bölüm etkileşimi
