2. bölüm / 18
Sessiz Çığlıklar SokağıKafesteki Asi
Bölümler 18Şu an: Kafesteki Asi
- 1 Yarım Kalan Nefes2.056 kelime
- 2 Kafesteki Asi2.107 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Karaman Ayazı2.055 kelime
- 4 Kan Ve Barut2.354 kelime
- 5 Yangının Külleri2.052 kelime
- 6 Soğuk ve Sessizlik1.414 kelime
- 7 Geri Dönüşün Soğukluğu1.909 kelime
- 8 Barut Ve İhanet1.763 kelime
- 9 Araf Ve Siyah Boşluk1.856 kelime
- 10 Kar Korkusu Ve Keskin Sessizlik1.913 kelime
- 11 Öfkeden Doğan Güç2.121 kelime
- 12 Zehirli Sarmaşık2.040 kelime
- 13 Kül Ve Kan1.764 kelime
- 14 Mavi Ve Siyah2.852 kelime
- 15 Zehirli Boşluk2.414 kelime
- 16 Kaçışın Kanlı Rengi1.343 kelime
- 17 Kanlı Satranç1.620 kelime
- 18 BI SON DEGIL BASLANGIC58 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2.BÖLÜM: KAFESTEKİ ASİ
"Kader, bazen seni en çok korktuğun celladın eline bırakır ki, aslında kim olduğunu hatırla."
Gecenin karanlığı Denizli’nin arka sokaklarını yutarken, Barlas’ın demir gibi parmakları kolumu eziyordu. Beni sürükleyerek barın arkasındaki siyah, heybetli bir arazi aracına doğru götürdü. Arka kapıyı sertçe açıp beni içeri fırlattı.
"Bin içeri, sesini çıkarırsan dilini koparırım," dedi, sesi o kadar ruhsuzdu ki bir an onun bir insan değil, safi nefretten yapılmış bir makine olduğunu düşündüm.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan, sokağın başından topuklu ayakkabı sesleri ve ağlama hıçkırıkları duyuldu. Kafamı camdan uzattığımda Veysel’i gördüm. Bir elinde silah, diğer eliyle zavallı Nisa’yı kolundan tutmuş, zorla getiriyordu. Nisa’nın o güzel bukleleri bozulmuş, siyah göz kalemi yüzüne akmıştı.
"Bırak beni! Parla! Parla neredesin?" diye feryat ediyordu Nisa.
Veysel, Nisa’yı da diğer kapıdan içeri tıktı. Nisa yanıma düşer düşmez boynuma sarıldı, tir tir titriyordu. Barlas şoför koltuğuna geçerken, Veysel de ön yolcu koltuğuna kuruldu ve dikiz aynasından bize bakıp sırıttı.
Barlas, Veysel’e döndüğünde gözlerinden resmen ateş çıktı. Direksiyonu öyle bir sıktı ki deri kılıfın gıcırtısını duyduk.
"Veysel," dedi Barlas, sesi volkan patlamasından önceki o uğultu gibiydi. "Kızı niye getirdin amına koyayım? Zaten başımızda bir kız vardı, başımıza bela mı alacağız?"
Veysel omzunu silkti, hiç oralı değildi. "Abi ne yapayım? Kız koridorda bizi gördü, 'Parlaaa' diye bağırmaya başladı. Bıraksam iki dakikaya bütün Denizli polisini barın önüne yığardı.tipinden belli, susturamazdık bunu."
Barlas küfrederek arabayı çalıştırdı. Motorun kükremesi sessiz sokağı inletti. "Sikeyim yapacağın işi Veysel... İşimizi temiz yapalım dedik, kreşe döndü araba."
"Aman abi be," dedi Veysel sırıtarak arkaya, bize doğru dönüp. "Bak işte fıstık gibi kızlar. Hem bak bu sarışın olan pek tatlıymış, yolda canımız sıkılmaz."
Nisa daha çok ağlamaya başlayınca Barlas dikiz aynasından bana baktı. Bakışları doğrudan ruhuma saplandı. "Arkadaşını sustur Parla," dedi. "Yoksa onu bu arabadan sağ indirmem. Benim sabrım sınırlı, vaktim ise çok değerli."
Nisa'nın elini sıkıca tuttum. Korkuyordum, evet, her hücremle korkuyordum ama o asi yanım hala ayaktaydı. "Nereye götürüyorsun bizi?" diye bağırdım. "Polis bizi her yerde arayacak! Kardeşim var benim, o evde tek başına!"
Barlas ani bir frenle arabayı durdurdu. Başını yavaşça bana doğru çevirdi. O an zaman durdu. "Polis mi?" dedi alayla. "Parla, senin o cesaretin sadece bar tezgahının arkasında işe yarar. Benim dünyamda polisler sadece cesetleri toplamak için gelir. Şimdi o çeneni kapa ve yolun tadını çıkar. Çünkü bu gece geri dönüşü olmayan bir yola girdin."
Araba tekrar hızla ileri atılırken, Denizli’nin ışıkları arkamızda siliniyordu. Artık sadece Barlas Akçöl’ün karanlığı vardı.Gecenin zifiri karanlığı, Denizli’nin çıkışındaki ıssız yollarda hızla akan arabanın camlarına çarpıyordu. Nisa yanımda cenin pozisyonunda büzülmüş, sessiz sessiz hıçkırıyordu. Barlas ise direksiyonu öyle bir tutuyordu ki, parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Arabanın içindeki o ağır sessizliği sadece Veysel’in arada bir mırıldandığı anlamsız şarkılar bozuyordu.
Sonunda, şehrin uzağında, pek de tekin görünmeyen, eski ve köhne bir otelin önünde durduk. Tabelasındaki ışıklar cızırtıyla yanıp sönüyordu.
"İnin," dedi Barlas, motoru sustururken. Sesi bir emirden çok, bir yargıcın verdiği hüküm gibiydi.
"Bizi burada mı öldüreceksin?" diye sordum, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. Cesur görünmek zorundaydım, Nilsu için, kendim için.
Barlas kapısını açıp dışarı çıktı, sonra benim kapımı hiddetle açtı. "Öldürecek olsam yolda hallederdim Parla. Yürü."
Veysel de Nisa’yı kolundan tutup çekiştirerek dışarı çıkardı. Otelin lobi kısmına girdiğimizde içerideki yaşlı resepsiyonist, Barlas’ı görünce ayağa kalkmaya bile yeltenemedi; sadece korkuyla başını öne eğdi. Barlas anahtarı masadan kaptığı gibi bizi merdivenlere yönlendirdi.
Üst kata çıktığımızda, koridorun en sonundaki odanın kapısını açtı ve bizi içeriye doğru sertçe itti. Nisa yatağın üzerine yığılırken ben odanın ortasında durup ona dik dik baktım.
"Burada kalacaksınız," dedi Barlas, kapının eşiğinde dikilerek. "Dışarı çıkmaya, camdan bağırmaya ya da kaçmaya çalışırsanız, o zaman gerçekten korkmanız gereken bir canavara dönüşürüm."
Veysel arkadan kafasını uzatıp sırıttı. "Abi, acıktılar mı acaba? Birer tost söylesek mi?"
Barlas, Veysel’e öyle bir baktı ki, Veysel anında sustu. "Kapa çeneni Veysel. Kapıda bekle."
Barlas bana doğru bir adım attı. Aramızdaki o elektrikli hava odayı doldurdu. Gözleri bir an dudaklarıma kaydı, sonra tekrar gözlerime odaklandı. "Bu gece burada uslu uslu oturacaksınız. Yarın sabah Karaman'a yola çıkıyoruz. Orası senin için daha güvenli... ya da daha tehlikeli, buna sen karar vereceksin."
"Karaman mı? Ben hiçbir yere gelmiyorum!" diye bağırdım ama cümlem bitmeden Barlas kapıyı yüzümüze çarptı.
KLAK!
Kilidin dönme sesi odada yankılandı. Kapının koluna asıldım, yumrukladım ama nafileydi. "Aç kapıyı! Bırak bizi şerefsiz!"
Dışarıdan Barlas'ın boğuk sesini duydum: "Kendi iyiliğin için sus Parla. Yoksa o kapıyı açtığımda gördüklerin hoşuna gitmez."
Nisa yanıma gelip koluma yapıştı. "Parla, ne yapacağız? Bizi Karaman'a götürecek, bizi öldürecekler!"
Odanın ortasında, kapalı kapının önünde öylece kaldım. 19 yıllık hayatımda çok şeyden korkmuştum ama Barlas Akçöl’ün o karanlık bakışları, ruhumdaki tüm duvarları yıkıp geçiyordu. Kardeşim Nilsu, işim, hayatım... Her şey bir gecede elimden kayıp gitmişti. Ama Parla Çelikkan kolay lokma değildi.
"Kaçacağız Nisa," diye fısıldadım, gözlerimdeki o asi kıvılcım yeniden yanarken. "Bir yolunu bulup buradan kaçacağız."Odanın içindeki sessizlik, Nisa’nın hıçkırıklarıyla bölünüyordu. Eski otel odasının sararmış duvarları üzerimize geliyor gibiydi. Kapının ardındaki koridordan Veysel’in çakmak çakma sesi ve Barlas’ın o düşük frekanslı, otoriter mırıltısı geliyordu.
"Parla, ben çok korkuyorum," dedi Nisa, yatağın köşesine büzülerek. "Adam resmen gözümüzün önünde birini öldürdü. Bizi neden yaşatıyor ki? Karaman’da ne yapacak bize?"
"Bilmiyorum Nisa, ama kurbanlık koyun gibi beklemeyeceğim," dedim dişlerimin arasından. Odanın içinde bir aslan gibi volta atmaya başladım. Gözüm pencereye takıldı. Eski, ahşap bir doğraması vardı. Usulca yaklaşıp perdeyi araladım. İkinci kattaydık. Aşağıda Barlas’ın o devasa siyah arazi aracı, bir yırtıcı hayvan gibi pusuda bekliyordu.
Pencereyi zorladım ama dışarıdan vidalanmış gibi kımıldamıyordu bile. "Sikeyim..." diye mırıldandım. Barlas her şeyi düşünmüştü.
Tam o sırada kapının kilidi büyük bir gürültüyle döndü. İçeriye Barlas girdi. Elinde iki tane kağıt bardak ve bir paket bisküvi vardı. Veysel arkada, kapının pervazına yaslanmış, sırıtarak bizi izliyordu.
Barlas bardakları masaya sertçe bıraktı. "İçin şunu. Yarın uzun bir yolumuz var," dedi. Gözleri doğrudan benim üzerimdeydi. Bakışları vücudumda değil, sanki zihnimin içindeki o kaçış planlarını okumaya çalışır gibi geziniyordu.
"Senin vereceğin hiçbir şeyi içmem," dedim, çenemi dikleştirerek. "Bizi burada tutamazsın. Kardeşim polise gidecek, bizi arayacaklar."
Barlas hafifçe güldü; bu, içinde hiçbir neşe barındırmayan, buz gibi bir sesti. Bana doğru bir adım attı. O yaklaştıkça odadaki oksijenin tükendiğini hissettim. "Kardeşin Nilsu şu an evde mışıl mışıl uyuyor Parla. Veysel, odaya girmeden önce evin önünden geçti. Kapıya bir not bıraktık; arkadaşınla tatile çıktığını söyleyen, senin el yazına çok benzeyen bir not."
Kanım dondu. "Sen... sen aileme dokunursan seni gebertirim!" diyerek üzerine atıldım. Ellerimle göğsüne vurdum ama sanki bir duvara çarpıyordum.
Barlas bileklerimi tek eliyle kavradı ve beni kendine doğru çekti. Aramızda milimler kalmıştı. "Bana bak asi kız," dedi fısıldayarak. "Eğer uslu durmazsan, o geberteceğin adamın neler yapabileceğini hayal bile edemezsin. Ben bir katilim, hatırladın mı? Benim kaybedecek hiçbir şeyim yok ama senin var."
Bileklerimi öyle bir sıktı ki acıyla inledim. Gözlerindeki o karanlık, geçmişimdeki tüm travmaları bir tokat gibi yüzüme çarptı. O an anladım; Barlas Akçöl sadece bir suçlu değildi, o bir yıkımdı.
"Bırak kızı abi," dedi Veysel araya girerek. "Zaten korkudan beti benzi atmış. Gel biz dışarıda son sigaraları içelim de yatalım."
Barlas beni savururcasına bıraktı. "Zıkkımlanın ve uyuyun. Yarın güneş doğmadan çıkıyoruz," dedi ve kapıyı tekrar üzerimize kilitledi.
Nisa yanıma gelip titreyen elleriyle koluma dokundu. "Parla, bileklerin morarmış..."
Bileklerime baktım. Parmaklarının izi tenime mühürlenmişti. "Önemi yok," dedim, gözlerimdeki ateşi saklamayarak. "Ona bu morlukların hesabını soracağım Nisa. Karaman’a gidiyorsak gidelim... Ama oradan sadece birimiz sağ çıkacak."
Gece yarısını geçmişti. Otelin bodrum katından gelen boru sesleri ve dışarıdaki rüzgarın uğultusuyla, hayatımın en karanlık uykusuna dalmak üzereydim. Yan odada, celladımın nefes alışlarını duyabiliyordum.Odanın içindeki ağır hava, Nisa’nın düzensiz nefes alışlarıyla daha da boğucu bir hal alıyordu. Yatağa oturdum ama zihnim durmak bilmeyen bir makine gibi çalışıyordu. Barlas... O adamın gözlerindeki o mutlak karanlık, bana babamın öfkesini hatırlatıyordu ama bu farklıydı. Babamınki kontrolsüz bir patlamaydı; Barlas’ınki ise buz gibi, planlı bir yıkımdı.
"Parla, uyuyamıyorum," diye fısıldadı Nisa. "Her gözümü kapattığımda o adamın Refik'i... yani o bıçağın sesini duyuyorum."
"Şşş, yanındayım," dedim, onu göğsüme çekerek. Ama benim de içim kan ağlıyordu. 19 yaşındaydım, tek derdim Nilsu'yu okutmak ve bu lanet şehirden gitmekti. Şimdi ise bir katilin elinde, belirsiz bir geleceğe sürükleniyordum.
Gecenin ilerleyen saatlerinde koridordan gelen sesler kesildi. Sadece Barlas ve Veysel'in kaldığı yan odadan boğuk konuşmalar sızıyordu. Duvara kulağımı yasladım.
"...hallettin mi?" Barlas'ın sesiydi bu. Her zamanki gibi emir kipiyle dolu.
"Halledildi abi," dedi Veysel. O gevşek ses tonu gitmiş, yerine ciddi bir itaat gelmişti. "Denizli ekibi ortalığı süpürüyor. Refik’in cesedi sabaha kadar çoktan asitte erimiş olur. Kimse bir şey bulamaz."
Midem bulandı. Refik bir pislikti ama kimse böyle bir ölümü hak etmezdi.
"Kızlar?" diye sordu Barlas.
"Uslu duruyorlar. Parla olan biraz dişli ama hallederiz. Diğeri zaten kendi gölgesinden korkuyor."
Barlas’ın sesindeki o buz gibi ton tekrar duyuldu. "Parla'ya dikkat et Veysel. O kızın gözlerinde bir şey var. Kaçmaya çalışırsa ya da bir hata yaparsa... acıma."
Veysel bir süre sustu, sonra alçak bir sesle güldü. "Acımak mı? Bizim sözlüğümüzde o kelime yok abi, biliyorsun. Ama kız güzel şimdi, yalan yok. Karaman'da bizimkiler onu görünce..."
"Veysel!" Barlas’ın kükremesiyle duvar titredi. "Ona dokunanın elini, ona bakanın gözünü oyarım. O benim tanığım, benim sorumluluğumda. Anladın mı?"
"Tamam abi, kızma. Şaka yaptık."
Konuşmalar kesildi. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Barlas beni koruyor muydu yoksa sadece mülkü olarak mı görüyordu? "Onun tanığıyım," diye tekrar ettim içimden. Yani yaşadığım sürece ona bir tehdittim ama aynı zamanda onun kontrolü altındaydım.
Sabaha karşı, güneş henüz Denizli dağlarının arkasından yüzünü göstermemişken kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Barlas, üzerinde aynı siyah paltoyla kapıda belirdi. Gözleri kan çanağı gibiydi; belli ki o da uyumamıştı.
"Kalkın," dedi, sesi sabah ayazı gibi çarptı yüzüme. "Gidiyoruz."
Nisa’yı kolundan tutup kaldırdım. Odadan çıkarken Barlas’ın yanından geçmek zorundaydım. Tam yanına geldiğimde durdum ve gözlerinin tam içine baktım. "Bizi nereye götürürsen götür Barlas Akçöl," dedim fısıltıyla. "Ruhumu asla hapsedemeyeceksin."
Barlas eğilip kulağıma yaklaştı, sıcak nefesi tenimi yaktı. "Ruhunla ilgilenmiyorum Parla. Bana sadece bedenin ve sessizliğin lazım."
Beni sertçe koridora yönlendirdi. Merdivenlerden inerken otelin lobisi hala ıssızdı. Dışarı çıktığımızda Karaman'a giden o uzun, kanlı yol bizi bekliyordu. Veysel çoktan arabayı çalıştırmış, egzozdan çıkan dumanlar soğuk havada dans ediyordu.
Barlas beni ön koltuğa, kendi yanına oturmam için işaret etti. Nisa ve Veysel arkaya geçecekti.
"Sen yanımda oturacaksın," dedi Barlas. "Gözümün önünde olman lazım."
Arabaya bindiğimde, vitesin hemen yanındaki o kanlı bıçağın silüetini gördüm. Bu bir yolculuk değildi; bu, cehenneme atılan ilk adımdı.Arabada ölüm sessizliği vardı. Denizli’nin şehir ışıkları çoktan yerini ıssız dağ yollarına ve uçsuz bucaksız tarlalara bırakmıştı. Barlas, gözünü yoldan ayırmadan direksiyonu sıkıyor, Veysel ise arkada Nisa’ya laf yetiştirmeye çalışıyordu.
Saatler geçmiş, hava yavaş yavaş kararmaya, gri bir hüzün çökmeye başlamıştı. İçimdeki korku, yerini çaresiz bir cesarete bıraktı. Buradan kurtulmalıydık. Karaman’a, o adamın kalesine girdiğimiz an her şey biterdi.
"Dur," dedim aniden, sesim arabanın içinde yankılandı.
Barlas istifini bozmadı. "Neden?"
"Tuvalete gitmem lazım. Dayanamıyorum artık."
Barlas dikiz aynasından bana şüpheyle baktı. "Karaman’a az kaldı Parla. Sabret."
"Sabredemiyorum!" diye bağırdım, sesimdeki asilik yeniden alevlenmişti. "Burada mı yapayım yani? Dur şu benzinlikte!"
Barlas küfrederek sinyali verdi ve yol kenarındaki köhne, ışıkları titreyen bir benzinliğe girdi. Araba durur durmaz Veysel kapıyı açtı.
"Hadi çabuk olun, vakit kaybediyoruz," dedi Barlas, gözlerini üzerimden ayırmayarak.
Nisa ile arabadan indik. Veysel tepemizde dikiliyordu. "Benim de elimi yüzümü yıkamam lazım," dedim Veysel’e bakarak. "Kıza bak, ölü gibi oldu korkudan. Bırak iki dakika nefes alalım."
Veysel gevşekçe güldü. "Kaçacak yeriniz yok zaten güzellik, hadi girin."
Tuvaletlerin olduğu arka tarafa geçtiğimizde koridorun sonundaki açık kapıyı gördüm. Burası doğrudan arkadaki sık ağaçlık alana açılıyordu. Nisa’nın koluna yapıştım. "Nisa, şimdi! Koş!"
"Parla ne yapıyorsun?" diye inledi Nisa ama onu sürüklemeye başladım.
Benzinliğin arka tarafındaki ormana daldık. Hava hızla kararıyordu ve ağaçların gölgeleri canavar gibi üzerimize çöküyordu. Dikenler bacaklarımı parçalıyor, soğuk hava ciğerlerimi yakıyordu ama arkama bakmıyordum.
"Durun! Sizi gidi küçük fareler!" Veysel’in arkadan gelen bağırışını ve ardından patlayan silah sesini duyduk. Mermi tepemizdeki bir dala çarpıp parçalandı.
"Koş Nisa! Sakın durma!"
Tam o sırada Nisa acı dolu bir çığlık attı ve yere kapaklandı. "Ah! Ayağım! Parla, ayağım burkuldu, gidemiyorum!"
"Kalk hadi, az kaldı!" diye yalvardım ama Nisa acıdan kıvranıyordu. Onu bırakamazdım. Onu omuzlamaya çalıştım ama hava artık tamamen kararmıştı ve dondurucu bir soğuk başlamıştı. Denizli’nin sıcağından sonra bu dağ havası bizi öldürecekti.
Yorgunluk, açlık ve travmaların ağırlığı birleşti. Dizlerimin bağı çözüldü. Nisa’nın yanına çöktüm. Gözlerim kapanmaya, bilincim bulanıklaşmaya başladı. Soğuk, bir bıçak gibi tenime işliyordu. Tam her şeyin bittiğini, burada donarak öleceğimizi sandığım anda bir ışık hüzmesi gözlerimi kamaştırdı.
"Buldum onları!"
Bu Veysel’in sesiydi. Elinde fenerle başımızda bitti. Hemen arkasından ağır adımlarla, o heybetli gölge yaklaştı. Barlas Akçöl...
Barlas yanımıza geldiğinde yüzündeki ifade korkunçtu. Sinirden damarları çıkmış, gözleri kararmıştı. Karaman tabelasına sadece birkaç kilometre kalmıştı; kokusunu alabiliyordum.
Barlas eğildi, saçlarımdan tutup başımı yukarı kaldırdı. Bilincim gitmek üzereydi ama o buz gibi sesi duydum.
"Benden kaçabileceğini mi sandın Parla?" diye fısıldadı. "Seni bu ormana gömerdim ama henüz seninle işim bitmedi."
Veysel, Nisa’yı kucağına alıp arabaya taşırken, Barlas beni tek hamlede omuzlarına attı. Soğuktan titreyen bedenim onun sıcak göğsüne çarptığında, kaçışımın son bulduğunu ve cehennemin kapılarına, Karaman’a vardığımızı anladım.
Bölüm etkileşimi
