SANA İNAT AŞK kitap kapağı

20. bölüm / 25

SANA İNAT AŞK

KALBİME NÖBET TUTAN ADAM

Vaveyla Yazarı: Natavan Sadiqova

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: KALBİME NÖBET TUTAN ADAM

CEM ADRİAN - BEN SENİ ÇOK SEVDİM

🏀🏀🏀

Bir insan, evet bizzat aklı başında bir insan, evinde geçirdiği sıradan bir gece vakti saatlerce doğru dürüst bir film arayarak vakit öldürür müydü ya?! Bizim yaptığımız tam olarak budur işte. Akşamın o ilerleyen saatinden beri, geniş L koltuğun üzerinde büzüşmüş bir halde, kumandayı elden ele atarak hangi kategoriden devam etmemiz gerektiği konusunda resmen psikolojik bir savaş veriyorduk. O inatla tüyler ürpertici, gecenin bu saatinde insanın ödünü koparacak cinsten karanlık bir korku filmi açmamız konusunda diretirken; ben ise günün o kadar yorgunluğunun ve stresinin üzerine ruhumu dinlendirecek, kahkahalar atabileceğim neşeli bir komedi filmi bulmaya çalışıyordum. Ama ne mümkün! Dakikalar saatleri kovalıyor, ekranın o parlak ışığı yüzümüze vurdukça sabrımız biraz daha tükeniyordu.

Artık sinir uçlarımın tamamen gerildiğini, göz kapaklarımın yorgunluktan birbirine yapışmak üzere olduğunu hissederek elimi sabırsızca salladım.
"Alaz, yemin ederim yoruldum artık!" dedim sesimdeki o bariz isyanı ve bıkkınlığı gizleme gereği bile duymadan. "Saatlerdir şurada ekrana bakmaktan gözlerim kör oldu. İlla uzatmanın bir anlamı yok, rastgele bir film koy da şurada insan gibi izleyelim!" diye devam ettim, hafifçe homurdanarak koltuğa biraz daha gömüldüm. Alaz, elindeki o siyah kumandayı parmaklarının arasında oyuncak gibi çevirirken, son derece rahat, hatta beni sinir edecek kadar sakin bir tavırla başını hafifçe yana eğip bana baktı.

Yüzünde o her zamanki muzip ve alaycı gülümsemesiyle, "Yavrum, sen tutturdun 'mutlaka komedi izleyelim, kahkaha atalım' diye, benim bu durumda ne suçum var şimdi Allah aşkına?" dedi benden şikayet eder gibi bir ses tonuyla, ama gözlerinin içindeki o parıltı benimle nasıl da eğlendiğini açıkça ele veriyordu. "Gül gibi, mis gibi bir korku filmi açacaktık işte başından beri, sen inat etmeseydin şimdiye yarısına gelmiştik bile." Gözlerimi devirerek, başımı geriye, koltuğun başlığına çarpar gibi çarptım.

"İyi be, ne halin varsa gör, aç şu lanet korku filmini yeter ki ekranda hareket eden bir şeyler olsun! Yoksa ben gerçekten sıkıntıdan patlayacağım, ruhumu şuracıkta teslim edeceğim," dedim sinirli ama bir o kadar da çaresiz bir sesle, çünkü artık ne izlediğimizin bir önemi kalmamıştı, yeter ki bu kararsızlık işkencesi sona ersin.

Alaz keyifle sırıtarak, dişleri parlayacak kadar geniş bir gülümsemeyle, "İşte böyle yola gel prenses," dedi eğlenerek ve anında, hiç vakit kaybetmeden, sanki aklında hazırda beklettiği bir liste varmış gibi seri hareketlerle korku dolu bir film seçip ekrana verdi.
Televizyonun ekranından yayılan o karanlık, tekinsiz ve iç karartıcı açılış sahnesini, ekrandan gelen o ürkütücü müzik sesini duyduğum anda kaşlarım öfkeyle çatıldı ve hızla ona döndüm.

"Yok artık, bu kadarı da yapılmaz ama!" dedim sesimi hafifçe yükselterek, elimle ekranı işaret ettim. "Sabahtandır bana 'komedi bulamıyorum, katalogta düzgün bir şey yok' diye dert yanıyorsun, saatlerdir beni oyalayıp durdun ama korku filmini seçmene tek saniye yetti, öyle mi? Sen beni parmağında oynatmışsın, sabahtandır resmen kandırıyorsun beni!" dedim trip atarak, omuzlarımı çocuk gibi düşürüp kollarımı göğsümde sıkıca sardım. Meğer adamın planı başından beri belliymiş, beni oyalayıp kendi istediğini yaptırmak için sinsice zemin hazırlıyormuş.

Alaz, benim bu trip atan, sinirden kaşlarımı çattığım halime sesli bir şekilde gülerek, "Kendin bulsaydın yavrum, elinden tutan mı vardı, aklın neredeydi arasaydın," dedi benimle dalga geçerek, bakışlarındaki o tatlı meydan okuma beni daha da çok sinirlendiriyordu ama bir yandan da içimdeki o öfkenin sahte olduğunu ikimiz de çok iyi biliyorduk.

Sinirle burnumdan soluyarak, "Bir dahakine filmi kesinlikle ve kesinlikle kendim bulacağım, senin eline bırakmayacağım merak etme sen," dedim büyük bir kararlılıkla sitem ederek. Ardından başımı iki yana sallayıp homurdandım. "Sana hayatta her konuda güvenilirmiş de meğer bir tek film konusunda asla, ama asla güvenilmezmiş, bunu da acı bir şekilde anladım sayende, harikasın gerçekten!"

"Yavrum, söylenmeyi kes de izleyelim mi artık şu filmi?" dedi Alaz, o tok, meydan okuyan ama bir o kadar da sakin sesiyle beni bir hamlede susturarak. Omuzlarımı bıkkınlıkla düşürüp, ellerimi teslim olur gibi iki yana açtım.

"İyi, izleyelim bakalım ukala sporcu, ne halin varsa gör," dedim sinirli bir tonda, ama sesimin derinliklerindeki o gizli titremeyi kendim bile fark etmiştim.

Koltukta onunla yan yana oturmayı, o sıcaklığına sığınmayı bir anlığına gurur meselesi yaparak hızla ondan uzaklaştım; aramızda adeta aşılmaz dağlar varmış gibi koltuğun diğer ucuna büzüştüm ve kucağıma çektiğim kalın, yumuşak yastığa sımsıkı sarıldım. Ona resmen küsmüştüm, bu gece benimle asla konuşamazdı!

Ama aradan daha birkaç dakika bile geçmemişti ki, bu aldığım fevri kararın hayatımın en aptalca, en felaket seçeneği olduğunu acı bir şekilde anladım. Çünkü filmin o gerilim dolu sahnesinde, ekranın ortasında, loş ve tekinsiz bir koridorun içinde ecinniler gibi ters bir şekilde, eklemleri büküle büküle, kemiklerinden garip sesler çıkararak yürüyen o korkunç kadın birdenbire belirdi! Ödüm kopmuştu, kanım damarlarımda donmuştu sanki. Kalbim göğüs kafesimi delercesine boğazımda atmaya başlarken gözlerimi ekrandan kaçırıp dehşet içinde kaldım.

"Allah'ım, ne olur sen beni yarına sağ salim çıkar, lütfen aklımı kaçıracağım şimdi!" diye içimden isyan ederken, korkudan başımdaki saç teline kadar bütün tüylerim diken diken olmuştu. Burada, bu karanlık salonda tek başına o korkuyla yüzleşemeyeceğimi, o yaratıkla tek başıma baş edemeyeceğimi anladığım an, az önceki o sahte gururum, o çocuksal trip havam tamamen uçup gitti. Alaz'dan uzaklaştığım gibi aradaki mesafeyi yok ederek yeniden, sanki can havliyle hızla yanına yanaştım; hatta neredeyse kucağına yapışacaktım. Tam o sırada ekrandaki o korkunç kadın zihnimizi zorlar gibi bir anda, ani ve sağır edici bir sıçramayla tam kameranın önüne, lensin içine doğru fırlayınca korkudan delirmiş gibi tiz bir çığlık kopardım. Refleksle elimdeki o kalın yastığı yüzüme doğru siper edip gözlerimi öyle bir sıkıca yumdum ki, dünyayla bütün bağım anında koptu.

"Allah belanı vermesin Alaz, senin yüzünden kalbime inecek şimdi burada, az kaldı öleceğim!" dedim titrek, nefes nefese kalmış ve neredeyse ağlamak üzere olan bir sesle. Bu nasıl bir filmdi Allah aşkına, insanı kalp krizinden öldürmek için mi çekmiştiler bunu?!

Alaz, kahkahasını bastırmaya çalışarak, o alaycı, neşeli ve benimle dalga geçen ses tonuyla, "Sen... Sen gerçekten bundan mı korkuyorsun, yavrum?" dedi, omuzları gülmekten sarsılırken. Gururum, o anki yaşadığım rezilliğin, paniğin ve çocuksu korkunun da etkisiyle anında devreye girdi; salakça bir hamleyle kendimi savunmaya geçtim.

"Yok ya, ne korkacağım Allah aşkına, alt tarafı uyduruk bir film!" dedim sinirli, ama bir o kadar da çatallı çıkan bir sesle, yastığın arkasından gözlerimi kısarak ona bakmaya çalışarak. "Alt tarafı ekrandakine aniden şaşırdım, hem sadece gözlerim acıdı, ekran çok parlak geldiği için öyle bağırdım, yoksa korkudan falan değil asla!"

"Gözlerin acıyorsa kafanı doğrudan göğsüme koy, bütün acın anında yok olacak, garanti veriyorum," dedi Alaz; sesindeki o tatlı eğlenceyi, o alaycı neşeyi zerre kadar bile gizleme gereği duymadan, odanın sessizliğine meydan okur gibi konuştu.

Sinirle ona dik dik baktım; gözlerimi kısıp en öfkeli bakışlarımı üzerine diktim. Ama bir yandan da içerideki o insanı delirten, kulakları tırmalayan gerilim müziği zihnimi kemirmeye devam ettiği için itiraz edemiyordum. Kucağımda siper olarak, bir kalkan gibi tuttuğum o kalın, yumuşak yastığı hırsla kenara fırlatıp attım ve başımı hiç ikiletmeden o sert, kaslı ve güven veren geniş göğsüne doğru yasladım.

"Seni gidi eşek herif," dedim sinirle homurdanarak; sağ elimi hafifçe kaldırıp göğsüne sembolik, ona zerre kadar zarar vermeyecek ama içimdeki o öfkeyi dışa vuran çok az bir güçle yumruk gibi vurdum. "Benimle böyle alay etmeye utanmıyor musun, nasıl dalga geçersin sen ya benimle?"

Ben daha sözümü tam bitiremeden, o devasa, güçlü kolları anında belimi ve omuzlarımı sarıp sarmaladı; beni adeta dış dünyadaki bütün o korkunç görüntülerden, o karanlık kâbuslardan korumak istercesine kendine mühürledi, aramızda nefes alacak bile boşluk bırakmadı. Tam o sırada ekranda yine birilerinin, o karanlığın içinde aniden birilerinin üzerine korkunç bir hızla koştuğu o en can alıcı sahne patlak verdi. Ödüm koparak Alaz'a daha da çok sokuldum, üzerindeki ceketinin kumaşını parmaklarımla sımsıkı, koparırcasına kavradım. Yemin ederim ben bu filmi izlemeyi falan istemiyordum, tek istediğim, bu ruh sömüren işkencenin bir an önce son bulması ve sabahın gelmesiydi.

Nihayet, ekranda o kurtarıcı yazının, filmin bittiğini belirten jeneriğin akmaya başladığını gördüğüm an, içimden koyu ve derin bir "şükür" koparırken derin bir nefes salıverdim ve hemen Alaz'ın o çelik gibi kollarından ayrıldım. Şu an yüzümde ne kadar büyük bir perişanlık, ne kadar solgun bir korku ifadesi olduğuna emindim; resmen pertim çıkmıştı, ruhum bedenimi terk etmiş gibi hissediyordum.

Alaz, yüzüme diktiği o koyu renkli, içinde bin bir türlü oyunbazlık barındıran gözleriyle bakarken, dudaklarında zapt etmeye çalıştığı o büyük gülümsemeyi gizlemek için kendini adeta zor tutuyordu.

"Ne o, güzelim? Başka bir korku filmi daha açalım mı şimdi sabaha karşı, ne dersin, sabaha kadar maraton yaparız?" dedi, sesindeki o sinsi tınıyla bana meydan okuyarak.

Dehşet içinde kafamı iki yana salladım, saçlarım yüzüme dağıldı. "Kesinlikle hayır, katil misin sen?! Bir daha asla, ömrüm boyunca o ekranda öyle bir şey görmek istemiyorum!" dedim korku dolu, isyankâr ve neredeyse ağlamaklı bir sesle. Dünyada ne kadar güç, ne kadar kudret varsa hiçbiri bana bu hayatta bir daha asla bu işkenceyi yaptıramazdı. Alaz, bu sefer kendini daha fazla tutamayarak sesli bir kahkaha attı; o tok ses salonun her köşesini doldururken, gözlerini kısıp o sinsi, zafer kazanan gülümsemesini yüzüne iyice yerleştirdi.

"Neden ama güzelim? Hani az önce korkmuyordun, sadece gözlerin acıyordu hani?" dedi, benim kendi salakça ve komik bahanemi yüzüme vurarak benimle fena dalga geçiyordu. Derin bir soluk alıp pes ettiğimi belli eden ağır bir hareketle omuzlarımı düşürdüm; gururum artık tamamen yerle bir olmuştu, geriye hiçbir şey kalmamıştı.

"Evet, korkuyorum, tamam mı, ödüm kopuyor, kalbim ağzımda atıyor!" dedim sinir dolu, ama bir o kadar da teslim olmuş, savunmasız bir sesle. "Rahat ettin mi sonunda, başın göğe erdi mi bari?"

"Biliyor musun, evet, erdi valla," dedi Alaz; sesindeki o tatlı eğlenceyi, o arsız neşeyi zerre kadar saklama gereği duymadan, hâlâ benim bu sinirden kudurmuş hallerime büyük bir keyifle gülüyordu.

Gözlerimi kısıp en keskin bakışlarımı üzerine diktim. "Beni her defasında böyle deli gibi sinir etmeyi, çileden çıkarmayı nasıl beceriyorsun sen ya? Özel bir yetenek falan mı bu senin, okullarda falan mı okutuyorlar bu dersleri?" diye çıkıştım sinirle, ellerimi belime sertçe koyup ona dik dik bakarak.

Alaz o geniş, güçlü omuzlarını hafifçe silkti, yüzündeki o iflah olmaz rahatlığı bozmadan. "Benim hiçbir suçum yok, asıl sen sinirlenmek için dünden hazırsın, güzelim," dedi arsız, her an dalga geçmeye hazır o gülümsemesiyle.

Daha fazla onun bu alaycı tavırlarına, o sinir bozucu derecede sakin haline katlanamayacağımı hissederek homurdanarak ayağa kalktım. "Yeter bu kadar, seninle sabaha kadar çekişemeyeceğim; ben gidip uyuyacağım," dedim ona hayatımın en ters, en mesafeli ve "sakın arkamdan gelme" diyen bakışlarını atarak.

İki adım attım, arkamı dönüp merdivenlerin o karanlıklaşan başlangıcına doğru yürüyecektim ki, zihnimdeki o loş koridorlar, az önce ekranda izlediğimiz o lanet filmdeki o korkunç, eklemleri bükülen kadın sahneleri birdenbire beynime şimşek gibi hücum etti. Olduğum yerde taş kesilip çakılıp kaldım. Tek başıma, yukarıdaki o karanlık odada, o yatakta bu saatten sonra asla ve asla uyuyamazdım; birazdan gözlerimi kapattığımda o kadının odanın içinde bana doğru koşacağını hayal edip anında o cesur havamdan vazgeçtim. Hızlıca arkamı döndüm, hiçbir şey olmamış gibi geri yürüyüp onun tam önünde, L koltuğun kenarında dikilip kaldım.

Alaz, yüzündeki o şaşkın ama bir o kadar da meraklı ifadeyle başını kaldırıp bana baktı, gözlerindeki o parıltıyı yakaladım. "Ne oldu, güzelim? Uykun kaçtı mı, vaz mı geçtin uykudan?" dedi, sesindeki o neşeli tını yeniden yerine gelerek benimle hafifçe alay ederken.

Yutkundum; aniden boğazıma büyük bir düğüm oturmuştu. Gözlerimi ondan kaçırıp ayak uçlarıma bakarak, "Sen... Sen bu gece hiç uyumayacak mısın?" diye sordum olabildiğince masum, hatta biraz da mahcup, ne diyeceğini bilemeyen bir sesle.

Alaz'ın yüzündeki o oyuncu gülümseme bir anda soldu; yerini gecenin o ağır sessizliğine, o gözlerindeki gizli ve derin hüzne bıraktı. Başını hafifçe iki yana sallayıp, "Uyumak istemiyorum," dedi kısık, pürüzlü ve yorgun bir sesle.

Çünkü çok iyi biliyordum; yukarı çıkıp o yatağa uzandığı an, zihni yine o yağmurlu, o buz gibi terk edilmiş gecenin kâbuslarıyla dolup taşacaktı. O yüzden gitmemişti, yukarıdaki o yalnızlıkla yüzleşmemek için sabaha kadar aşağıda, o televizyonun sönük ışığında oturmaya devam etmişti.İçimdeki o inat, o çocuksal gurur, o an saliseler içinde eriyip gitti; geriye sadece ona duyduğum o sonsuz şefkat, o içimi sızlatan merhamet ve kendi korkum kaldı. Başımı yavaşça kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım, ellerimi utançla birbirine dolayarak titrek bir sesle mırıldandım.

"Şey... Beraber uyuyalım mı?" Cümle ağzımdan çıktığı an yüzümün alev alev yandığını, kulak memesine kadar kızardığımı hissettim; bunu asla, bu kadar pat diye, düşünmeden söylememeliydim! Ama hem onun o karanlıkta yalnız kalmasına, o acıyla tek başına boğuşmasına bir saniye bile kıyamamıştım hem de benim de gözlerim artık korkudan ve yorgunluktan kapanıyordu.

"Ciddi misin sen, güzelim?" dedi Alaz; sesindeki o ani tereddüt, o şaşkınlıkla karışık inanamaz tını odanın içinde yankılanırken, koyu renkli gözleri kocaman açılmıştı. Sanki duyduklarının gerçek olup olmadığını tartmak ister gibi bir süre yüzüme bakakaldı.
Yutkunarak, kalbimin kulaklarımda attığı o ritmi bastırmaya çalışarak başımı hafifçe salladım.

"Ciddiyim... İkimiz de bu gece tek başımıza gözümüzü bile kırpamayacağız belli ki; belki beraber olursak, birbirimize güç verir, o karanlığı yener ve uyuruz, ha?" dedim çocuksu, neredeyse yalvarır gibi çıkan ama bir o kadar da tatlı bir sesle.

O an yüzünün o esmer teninde bile fark edilebilecek kadar kıpkırmızı kesildiğini, aniden basan o ani heyecanla ne yapacağını, ellerini nereye koyacağını bilemez bir hâle büründüğünü hayranlıkla izledim. Doğrusu ben de ondan farklı sayılmazdım; içimde o uçuşan kelebekler yerini devasa bir fırtınaya bırakmıştı. Kalbim göğüs kafesimi delip geçecek gibi çılgınca atıyordu. Daha önce hayatımda hiçbir erkekle, özellikle de kalbimin bu kadar ortasına yerleşmiş, varlığıyla dünyamı değiştiren bir adamla aynı yatağı paylaşmamıştım. Bu düşünce bile içimde acayip bir sıcaklık, tatlı bir ürperti yaratmaya yetiyordu.

Alaz boğazını hafifçe temizleyip heyecan dolu, ama bunu erkekliğine verip bastırmaya çalışan o tok sesiyle, "Olur... Mantıklı yani, söylediğin şey mantıklı aslında, itiraz etmiyorum," dedi, gözlerini benden kaçırmamaya çalışarak.

Gergince ama içten bir şekilde gülümseyip, "Gidelim mi o zaman yukarı?" dedim titrek, yerimde duramayan bir sesle.

Kafasını anında, tek bir saniye bile tereddüt etmeden salladı. Sehpanın üzerinde duran siyah kumandayı seri bir hareketle eline alıp televizyonu kapattı; ekrandan yansıyan o loş mavi ışık da aniden yok olunca salon tamamen gecenin karanlığına gömüldü. Ardından büyük, nasırlı ama o an sıcacık olan eliyle elimi sımsıkı kavradı. Salonun duvarındaki düğmeye basıp ışıkları da kapattıktan sonra birlikte merdivenlere yöneldik. Sessizce ahşap basamakları tırmanıp doğrudan koridorun sonundaki onun odasına girdik.

İçeri girdiğimizde, odanın o yabancı ama bir o kadar da artık ezbere bildiğim loş havası bana bir garip hissettirdi. Yavaş adımlarla yürüyüp onun o geniş, sabaha kadar fırtınalarla boğuştuğu, zihnindeki kabuslarla savaştuğı yatağına doğru yaklaştım. Yatağın örtüsü düzgündü ama birazdan ikimizin sığınağı olacaktı.

Alaz hemen arkamda dururken, derin bir nefes alıp ciddi ama içindeki o kıpırtıyı saklayamayarak, "Sen şöyle geç, otur... Ben hemen üzerimdeki bu kıyafetleri değiştirip geliyorum," dedi, gözleri odanın içinde kısa bir tur attıktan sonra tekrar bana odaklandı.

Ona dönüp yüzümdeki o tatlı tebessümle hafifçe başımı sallayarak, "Bekliyorum," dedim heyecan dolu, ama bir o kadar da utangaç ve kalbimin atışından sesimin titrediği bir sesle.

O, odanın diğer tarafındaki giyinme alanına doğru adımlarken, ben de yatağın kenarına ilişip oturdum. Parmaklarım birbirine dolanmış, içimdeki o heyecan dalgasının sakinleşmesini bekliyordum. Bu gece her şey çok farklı olacaktı; korkularımızı kapının dışında bırakıp, birbirimizin yaralarını sararak uyuyacağımız bir geceye adım atıyorduk.

Alaz, üzerinden o rahatsız edici kıyafetleri atıp üzerine tam oturan siyah bir ev tişörtü ve yumuşak gri bir eşofmanla birkaç dakika içinde yeniden yanıma döndüğünde, odanın içindeki o hafif gergin hava yerini derin, soluk kesen bir sükûnete bıraktı. Üzerindeki o ev kıyafetlerinin rahatlığı bile onun o gergin omuzlarını gevşetmiş, adımlarını daha sakin hale getirmişti. Yavaş adımlarla yatağa yaklaşıp kenarına oturdu. İkimiz de aynı anda yatağın o yumuşak örtüsünün altına, dış dünyadaki bütün fırtınalardan uzaklaşarak sığındığımız o güvenli limana girdik.

Yatağa uzandığımız an Alaz hiç vakit kaybetmeden o uzun, güçlü kolunu uzattı; ben de zerre kadar tereddüt etmeden, kendi içimden gelen o durdurulamaz istekle hemen onun geniş ve sıcak göğsüne yasladım kafamı. O devasa elleri anında ince belimde yerini alıp beni kendine doğru çekti, aramızdaki o son kalan mesafeyi de tamamen yok etti.

Yüzünde o tatlı, bütün duvarlarını yıkıp geçen o gülümsemeyle, "İyi geceler, küçük hanım," dedi kısık, odayı ısıtan huzurlu bir sesle.

Ben de gözlerimi kırpıştırarak, yüzümde yayılan o saf ve masum mutlulukla, "İyi geceler, ukala sporcu," diye fısıldadım, sesimdeki o heyecan zerre kadar eksilmemişti.

Kollarımı onun beline daha da sıkı sardım, teninin o sıcaklığını bütün hücrelerimde hissettim. Alaz, parmaklarını sırtımda usulca, ezberler gibi gezdirirken başını hafifçe eğdi ve saçlarımın tam tepesine, dünyadaki en değerli hazinesiymiş gibi yumuşacık bir öpücük bıraktı. O an aldığım her nefes onun kokusuyla doluyordu; dışarıda ne kadar şiddetli bir yağmur yağarsa yağsın, camlar ne kadar zangırdayarak sarsılırsa sarsılsın, burası bizim sığınağımızdı.

Gözlerimi yavaşça, bu defa en ufak bir korku bile barındırmayan derin bir huzurla kapattım. Normal şartlar altında, hayatımın hiçbir döneminde hiçbir erkeğe bu kadar kolay güvenip onunla aynı yatağı paylaşmazdım; bu benim kendi içimde koyduğum, kimsenin aşamayacağı keskin bir kuraldı, aşılmaz bir sınırdı. Ama Alaz tamamen farklıydı. Ruhumun derinliklerinde hissediyordum; o bana asla, hiçbir koşulda zarar vermezdi, veremezdi. O, kendi karanlıklarıyla boğuşurken bile beni korumayı kalkan edinmiş bir adamdı.

Göğsüne yaslandığım o an, kalbimin hâlâ göğüs kafesimi delercesine, fazlasıyla hızlı ve vahşi çarptığını fark ettim. İçimdeki o heyecan dalgası sakinleşmek bilmeyeli saatler olmuştu. Ama hemen ardından, başımı yasladığım o geniş göğüsten gelen başka bir ritmi fark ettim. Alaz'ın kalbi de benimkinden zerre kadar geri kalmıyordu; o da en az benim kadar heyecanlı, en az benim kadar bu ani yakınlıktan büyülenmiş durumdaydı. İkimizin kalbi de aynı heyecanla, sanki birbirine ayak uydurmak istercesine hızla atıyordu.

O an odadaki o sessizliğin ve loşluğun içinde, zihnimde tek bir gerçek yankılanıp durdu: Hayatlarında hep zıtlıkları barındırmış, biri yağmura aşıkken diğeri yağmurdan ölümüne korkan, biri aydınlığı temsil ederken diğeri kendi içindeki karanlıkla savaşan siyahla beyaz, ilk defa birbirlerini suçlamadan, korkmadan, ön yargılarını bir kenara bırakarak yan yana durmayı ve o fırtınalı gecede birbirlerini sımsıkı sarıp sarmalamayı seçmişti. Ve bu seçim, dünyadaki her şeyden, o zamana kadar bildiğim bütün doğrulardan daha gerçek, daha saf ve inandırıcıydı.

Zihnimdeki o yorucu düşünceler yavaş yavaş silinirken, Alaz'ın parmaklarının saçlarımın arasında dolaşmaya devam eden o sakinleştirici hareketi beni adeta hipnotize ediyordu. Gün boyunca yaşadığımız o gergin anlar, o korku filmi kâbusu, aramızdaki o atışmalar ve nihayetinde bu yatakta buluşmamız film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ne kadar çok şey sığdırmıştık birkaç saat içine. Önce birbirimizin yaralarını görmüş, ardından korkularımızla yüzleşmiş ve sonunda birbirimize sığınmayı seçmiştik.

Alaz nefesini düzenli tutmaya çalışarak, "Yorgunluktan bitmiş haldesin ama hâlâ aklından bin türlü düşüncenin geçtiğini hissedebiliyorum, güzelim," dedi fısıltıya yakın bir sesle. Sesindeki o şefkat tonu içimi eritmeye yetmişti.

Gözlerimi aralayıp karanlıkta seçebildiğim kadarıyla yüzüne baktım. "Sadece... Her şeyin bu kadar hızlı gelişmesine şaşırıyorum," dedim dürüstçe. "Daha birkaç saat önce birbirimize bağırıyorduk, şimdi ise..." Cümleyi tamamlayamadım ama ne demek istediğimi çok iyi biliyordu.

Alaz hafifçe gülümser gibi oldu, göğsünün hareketi bunu hissettirdi. "Bazen hayat insanın planlarına hiç uymaz, küçük hanım. Seni ne zaman gördüysem zaten bütün ezberlerim bozuldu benim. Yağmurdan nefret eden adamı yağmuru seven bir kızla aynı çatı altında, hatta aynı yatakta buluşturdu kader. Buna şaşırmayı bırakıp sadece anın tadını çıkarmalısın bence."

Haklıydı. Ona hak vermemek elde değildi. Hayat bizi en keskin virajlarda çarpıştırmış, birbirimizin yaralarına merhem olmamız için bizi aynı yola koymuştu. Başımı onun göğsüne biraz daha bastırıp, "Haklısın," diye mırıldandım. "Seni çekmek zor olsa da... Haklısın."

Alaz bu kez sesli, tok bir kahkaha atmamak için kendini zor tutarak güldü. "Beni çekmek zor mu? Yavrum, sen asıl kendi inatçılığını bir aynada gördün mü hiç? Dünyanın en dik başlı kızısın ama işin en tuhaf yanı ne biliyor musun? Sana o kadar alıştı ki bu adam, o inatçılığın bile gözüme dünyanın en güzel şeyi gibi görünüyor."

Yanaklarımın karanlıkta bile kızardığına emindim. Kalbim bir kez daha o delirmiş ritmiyle atmaya başladı. Hayatımda bana bugüne kadar kimse böyle cümleler kurmamıştı; kimse beni olduğum gibi, o hırçın hallerimle, inatçılığım ve korkularımla birlikte bu kadar sahiplenmemişti. Alaz'ın varlığı ruhuma iyi geliyor, uzun zamandır kapalı tuttuğum o pencerelerden içeriye taze bir nefes gibi doluyordu.

"Uyu artık, güzelim," dedi Alaz, sesindeki o tatlı otoriteyle. "Sabah olur, o inatlaşmalarımıza kaldığı yerden devam ederiz. Ama şimdilik sadece dinlen. Ben buradayım, hiçbir yere gitmiyorum."

Onun o güven dolu, sarsılmaz sözleri zihnimdeki son kalan endişeleri de silip süpürdü. "Hiçbir yere gitme," diye fısıldadım, sesim uykunun o ağır ve tatlı sisine bulanırken. "Söz mü?"

"Söz," dedi Alaz, kelimenin üzerine basarak. "Ne bu fırtınada ne de başka bir günde... Hiçbir yere gitmiyorum." Bu, duyduğum en güzel cümleydi. Göz kapaklarım artık daha fazla direnemeyecek kadar ağırlaşmıştı. Alaz'ın kollarının arasında, o devasa göğsünün üzerinde, dışarıdaki yağmurun o hırçın uğultusunu unutup hayatımın en huzurlu, en güvende hissettiğim uykusuna yavaşça teslim oldum. Zihnimde kalan son şey, onun saçlarımdaki parmaklarının taze dokunuşu ve kalbinin benimkiyle yarışan o güzel ritmi oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

53okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18