SAKURA kitap kapağı

8. bölüm / 12

SAKURA

UYANAN TAŞ

Vaveyla Yazarı: G. ELİF YAĞMUR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: UYANAN TAŞ

Tapınağın derinliklerinden gelen uğultu hâlâ devam ediyordu.
GÜRRR...
Duvarlar titredikçe tavandan ince tozlar dökülüyordu.
Aiko, elindeki mektubu sıkıca tutarak karanlık geçidin önünde durdu.
Az önce duydukları cümle hâlâ zihnindeydi:
"Aşağıda saklanan şey düşmanınız değil."
Ardından gelen söz ise daha da ürkütücüydü.
"Fakat onu serbest bırakan kişi düşmanınız olacak."
Mizuki Aiko'nun yanına geldi.
"Gitmek zorunda mıyız?"
Aiko geçidin içine baktı.
"Hayır."
Bir an durdu.
"Ama burada kalırsak ne olduğunu asla öğrenemeyeceğiz."
Ren el fenerini karanlığa tuttu.
Işık birkaç metre ilerlediğinde yerde taze ayak izleri ortaya çıktı.
Kaito çömelip izlere baktı.
"Bir kişi."
"Ve çok yeni."
Masako hemen arkasına baktı.
"Az önce buraya giren kişi."
Koruyucu başını salladı.
"Hayır."
Herkes ona döndü.
"Bu izler ona ait değil."
Ren'in yüzü gerildi.
"Başka biri daha mı var?"
Koruyucu cevap vermedi.
Aiko ise yerdeki izlere dikkatlice baktı.
İzlerin yanında küçük, pembe bir taş parçası vardı.
Onu yerden aldığında avucunda hafifçe ısındı.
Aiko kaşlarını çattı.
"Bu da ne?"
Koruyucu taşı görünce bir anda ciddileşti.
"Onu yerine bırak."
"Neden?"
"Çünkü o taş..."
Koruyucu sözünü tamamlayamadan taşın içinden ince bir çatlama sesi geldi.
Çıt.
Aiko elini açtı.
Pembe taşın ortasında küçücük bir ışık belirmişti.
Işık giderek büyüdü.
Sonra taşın içinden tek bir kelime duyuldu:
"Koşun."
Herkes dondu.
Ren elini kılıcının kabzasına götürdü.
"Kim söyledi bunu?"
Cevap gelmedi.
Ardından geçidin derinliklerinden ağır bir ses duyuldu.
Tak...
Bir adım.
Tak...
Bir adım daha.
Kimse hareket etmiyordu.
Aiko karanlığa baktı.
Bu kez gelen kişi saklanmıyordu.
Gölgesi taş duvara düşmüştü.
Uzun boylu biriydi.
Yavaşça yaklaşıyordu.
Fakat yüzü hâlâ görünmüyordu.
Mizuki fısıldadı:
"Aiko..."
Gölge durdu.
Ve karanlığın içinden sakin bir ses yükseldi:
"Beşinci mühür açıldı."
Aiko'nun elindeki taş bir anda parçalandı.
GÜM!
Geçidin bütün ışıkları söndü.
Ve karanlıkta yalnızca tek bir şey görünür hâle geldi:
İki kırmızı göz.
Karanlığın içinde yalnızca iki kırmızı göz görünüyordu.
Kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Aiko, Mizuki'nin elini tuttu.
Ren fısıldadı:
"Kimse hareket etmesin."
Kırmızı gözler bir süre daha onlara baktı.
Sonra...
Bir adım daha atıldı.
Tak.
Gölge ışığın ulaşabildiği yere kadar geldi.
Aiko'nun beklediği gibi bir yaratık değildi.
Karşılarında genç bir adam duruyordu.
Üzerinde eski, koyu renkli bir kıyafet vardı. Boynunda ise dört yapraklı siyah sakura sembolü taşıyan küçük bir kolye asılıydı.
Kaito onu görür görmez gerildi.
"Sen..."
Genç adam gözlerini ona çevirdi.
"Demek hâlâ beni hatırlıyorsun."
Kaito'nun yüzü değişti.
"Sen yıllar önce..."
Adam sözünü kesti.
"Burada ne olduğunu anlatmak için gelmedim."
Aiko öne çıktı.
"Öyleyse neden geldin?"
Adam doğrudan Aiko'ya baktı.
"Çünkü senin açtığın mühür yalnızca bir kapıyı açmadı."
"Ne açtı?"
Adamın bakışları duvarın derinliklerine kaydı.
"Bir seçim."
Mizuki kaşlarını çattı.
"Ne seçimi?"
Adam cevap vermek yerine Aiko'nun elindeki mektubu işaret etti.
"Onu okudun."
Aiko şaşırdı.
"Bunu nereden biliyorsun?"
"Çünkü o mektup..."
Adam bir an sustu.
"...tapınağa senden önce ulaştı."
Ren hemen araya girdi.
"Kim gönderdi?"
Adamın yüzündeki ifade değişti.
"İşte bunu öğrenmek için buradasınız."
Tam o sırada tapınağın içinden yeniden uğultu yükseldi.
Bu kez çok daha güçlüydü.
GÜRRRRR!
Zemin sarsıldı.
Duvarlardan biri çatladı.
Koruyucu bağırdı:
"Herkes geri çekilsin!"
Çatlak hızla büyüdü.
Taş duvar ikiye ayrılırken arkasında devasa bir oda ortaya çıktı.
Odanın tam ortasında, siyah taşlarla çevrili yuvarlak bir havuz vardı.
Havuzun suyu tamamen hareketsizdi.
Fakat suyun üzerinde...
beş ayrı ışık yanıyordu.
Dört ışık beyazdı.
Beşincisi ise pembeydi.
Aiko'nun kolyesi aynı anda ısındı.
Genç adam sessizce konuştu:
"İkinci sınavın gerçek kapısı burada."
Aiko havuza baktı.
"Ne yapmam gerekiyor?"
Adam cevap verdi:
"Hiçbir şey."
"Şimdilik sadece bekle."
Aiko kaşlarını çattı.
"Neyi?"
Genç adam havuzun karanlık suyuna baktı.
"Beşinci ışığın kimi seçtiğini."
Tam o anda pembe ışık hareket etti.
Havuzun içinden yükselerek doğrudan Aiko'ya doğru ilerledi.
Mizuki onun önüne geçmek istedi.
Fakat ışık Aiko'nun omzuna dokunduğu anda...
Havuzun yüzeyinde tek bir görüntü belirdi.
Bir oda.
Bir masa.
Masanın üzerinde dört aile mührü.
Ve masanın karşısında oturan...
genç Kazuo.
Fakat bu kez yanında yalnızca üç kişi yoktu.
Beşinci bir kişi daha vardı.
Yüzü görünmüyordu.
Aiko görüntüye yaklaşırken o kişinin elindeki dosyayı fark etti.
Dosyanın üzerinde tek bir isim yazıyordu:
AIKO FUJIMOTO..

Havuzun üzerindeki görüntü donmuştu.
Aiko, suyun içinde görünen dosyaya bakıyordu.
AIKO FUJIMOTO.
Adının hemen altında birkaç satır daha vardı fakat suyun üzerindeki dalgalanmalar yazıların okunmasını engelliyordu.
Aiko bir adım yaklaştı.
"Bu kayıt ne?"
Genç adam cevap vermedi.
Aiko bu kez ona döndü.
"Benim adım yıllar önce hazırlanmış bir dosyada neden var?"
Genç adamın yüzü ciddileşti.
"Çünkü o dosya sen doğduktan sonra hazırlanmadı."
Aiko'nun gözleri büyüdü.
"Ne demek istiyorsun?"
"Dosya senden önce vardı."
Mizuki hemen araya girdi.
"Bu mümkün değil."
Adam başını salladı.
"Tapınak için mümkün."
Ren havuzun kenarına yaklaştı.
"Bir dakika."
Suyun içindeki görüntüyü dikkatle inceliyordu.
"Şu kişi..."
Parmağıyla görüntünün en arkasını gösterdi.
"Orada duran adamı görüyor musunuz?"
Herkes baktı.
Genç Kazuo'nun arkasında biri duruyordu.
Yüzü hâlâ seçilemiyordu.
Fakat elinde tuttuğu şey netti.
Küçük, siyah bir defter.
Aiko'nun kalbi hızlandı.
"Bu defteri tanıyorum."
Mizuki şaşkınlıkla ona baktı.
"Nereden?"
Aiko gözlerini görüntüden ayırmadan cevap verdi.
"Çocukken evimizde vardı."
"Sonra bir gün ortadan kayboldu."
Kazuo aniden konuştu.
"O defterin kaybolduğunu nereden biliyorsun?"
Aiko ona döndü.
"Çünkü ben onu aradım."
Kazuo sustu.
Aiko'nun zihninde yıllardır hatırlayamadığı küçük bir an beliriverdi.
Karanlık bir oda...
Masanın üzerinde siyah bir defter...
Defteri eline uzatan biri...
Ve bir cümle:
"Bunu saklarsan, bir gün gerçeği öğrenirsin."
Görüntü bir anda kayboldu.
Aiko başını tuttu.
Mizuki hemen yanına geldi.
"Aiko?"
"İyiyim."
"Bir şey hatırladım."
"Ne?"
Aiko cevap vermeden önce havuz yeniden hareketlendi.
Bu kez görüntüdeki beşinci kişi yavaşça başını çevirdi.
Yüzü hâlâ görünmüyordu.
Fakat eliyle masanın üzerindeki dosyayı işaret etti.
Sonra genç Kazuo'ya bir şey söyledi.
Ses duyulmuyordu.
Ama dudaklarının hareketleri okunabiliyordu.
Aiko fısıldadı:
"Ne diyor?"
Genç adam havuza baktı.
"Okuyabiliyor musun?"
Aiko gözlerini kıstı.
Kişi aynı cümleyi tekrar ediyordu.
Bu kez Aiko dudaklarını okuyabildi.
"Beşinci mühür doğduğunda..."
Görüntü bir anda karardı.
Ardından havuzun içinden tek bir cümle yükseldi:
"...onu korumayın."
Aiko'nun yüzü gerildi.
"Onu kim?"
Havuzun beşinci ışığı bir anda söndü.
Ve karanlıkta mekanik bir ses duyuldu:
"Hedef belirlendi."
Ardından ikinci bir cümle:
"Beşinci mühür artık korunmayacak."
Geçidin dışından bir kapı sesi geldi.
Birileri tapınağın içine giriyordu.
Bu kez sesler çok daha fazlaydı.
Geçidin dışından gelen ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu.
Tak... tak... tak...
Ren hemen havuzun önüne geçti.
"Kaç kişi?"
Kaito sesleri dinledi.
"En az altı."
Masako çevresine baktı.
"Burada sıkışıp kaldık."
Genç adam başını iki yana salladı.
"Henüz değil."
Aiko ona döndü.
"Ne demek henüz değil?"
Adam havuzun kenarındaki beş taş sütundan birine yaklaştı.
"Bu tapınak yalnızca bir girişten oluşmuyor."
Elini sütunun üzerine bastırdı.
Çıt.
Havuzun arkasındaki duvar açıldı.
Dar bir geçit ortaya çıktı.
Mizuki şaşkınlıkla baktı.
"Orası nereye gidiyor?"
"Dağın içine."
Ren hemen Aiko'ya baktı.
"Önden siz gidin."
Aiko hareket edecekken Kazuo'nun sesi duyuldu.
"Dur."
Herkes ona döndü.
Kazuo'nun bakışları açılan geçide kilitlenmişti.
"Oraya girerseniz..."
"...tapınağın sizi geri bırakacağını düşünmeyin."
Aiko kaşlarını çattı.
"Zaten geri dönmek için gelmedik."
Kazuo başını eğdi.
"Ben de tam bundan korkuyorum."
Dışarıdaki ayak sesleri artık kapının hemen önündeydi.
GÜM!
Taş kapı sarsıldı.
Bir ses bağırdı:
"İçerideler!"
Ren kılıcını çekti.
"Artık karar vermenin zamanı yok."
Aiko, Mizuki'nin elini tuttu.
"Gel."
İkisi dar geçide girdi.
Ren ve Kaito hemen arkalarından ilerledi.
Masako da geçide girmek üzereyken Kazuo'nun kolunu tuttu.
"Sen de geliyorsun."
Kazuo son kez havuza baktı.
Beşinci ışık hâlâ sönüktü.
"Hayır."
Masako şaşırdı.
"Neden?"
Kazuo gözlerini kapattı.
"Çünkü benim yapmam gereken başka bir şey var."
Tam o anda taş kapı ikinci kez sarsıldı.
GÜMMM!
Kazuo bastonunu kaldırdı.
"Onları burada tutacağım."
Masako bir an tereddüt etti.
Sonra geçide girdi.
Kapı kapanmaya başladığında Aiko arkasına baktı.
Kazuo tek başına kapının önünde duruyordu.
Ve kapı tamamen kapanmadan önce ona son kez baktı.
"Gerçeği öğrendiğinde..."
"...beni affetmeye çalışma."
GÜMMM!
Kapı kapandı.
Aiko, Mizuki, Ren, Kaito, Masako ve genç adam karanlık geçitte kaldılar.
Önlerinde yalnızca tek bir yol vardı.
Bir süre sonra geçidin sonunda küçük bir ışık göründü.
Yaklaştıklarında bunun bir oda olduğunu fark ettiler.
Odanın ortasında taş bir masa vardı.
Masanın üzerinde...
siyah defter duruyordu.
Aiko'nun nefesi kesildi.
"Bu..."
Genç adam ona baktı.
"Aradığın defter."
Aiko yavaşça masaya yaklaştı.
Fakat deftere dokunmadan önce kapağındaki yazıyı fark etti.
Yazı daha önce hiç görmediği bir el yazısıyla yazılmıştı:
"Aiko bu defteri bulduğunda, artık ona yalan söylemeyin."
Aiko'nun eli defterin üzerinde durdu.
Tam kapağı açacakken...
Defterin altından başka bir kâğıt kaydı.
Kâğıdın üzerinde yalnızca bir tarih vardı.
"12 Ağustos 2015."
Aiko'nun yüzündeki ifade değişti.
"Bu..."
Mizuki fısıldadı:
"Bizim ayrıldığımız gün."
Aiko, kâğıttaki tarihe bakmaya devam etti.
12 Ağustos 2015.
Mizuki'nin sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.
"Bizim ayrıldığımız gün..."
Aiko başını kaldırdı.
"Evet."
Parmakları siyah defterin kapağına uzandı.
Fakat dokunmadan önce genç adam konuştu.
"Defteri açmadan önce şunu bilmelisin."
Aiko ona baktı.
"Ne?"
"İçinde yazanların hepsi doğru olmayabilir."
Aiko'nun kaşları çatıldı.
"Az önce bana gerçeği göstereceğini söyledin."
"Gerçeği göstermek başka."
"Gerçeğin tamamını bilmek başka."
Ren araya girdi.
"Bu kadar gizem yeter."
"Defteri açalım."
Aiko başını salladı.
Kapağı yavaşça kaldırdı.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa da.
Üçüncü sayfada ise yalnızca tek bir cümle vardı:
"O gün hiçbir şey tesadüf değildi."
Aiko sayfayı çevirdi.
Bir sonraki sayfada dört isim yazıyordu.
Kazuo Arata.
Hanako Moriyama.
Masako Takahashi.
Ve...
Dördüncü isim karalanmıştı.
Aiko parmağını karalanmış bölümün üzerinde gezdirdi.
"Buradaki isim neden silinmiş?"
Kaito deftere eğildi.
"Belki de bilerek."
Aiko sayfayı biraz daha açtı.
Karalanmış yazının altından başka bir satır görünüyordu:
"Dördüncü kişi kararından vazgeçti."
Mizuki hemen sordu:
"Nasıl bir karardan?"
Aiko cevabı bulmak için sayfayı çevirdi.
Bir sonraki sayfada kısa bir kayıt vardı.
"İki kardeş ayrılacak."
Altında:
"Biri kuzeye gönderilecek."
"Diğeri burada kalacak."
Aiko'nun kalbi sıkıştı.
"Biz..."
Mizuki devamını okudu:
"Ama beşinci kişi buna karşı çıktı."
İkisi aynı anda genç adama baktı.
Aiko'nun sesi titredi.
"Beşinci kişi kimdi?"
Genç adam cevap vermedi.
Aiko bu kez daha sert sordu:
"Kimdi?"
Adam gözlerini deftere indirdi.
"Ben."
Odanın içi sessizliğe gömüldü.
Mizuki şaşkınlıkla ona baktı.
"Sen mi?"
Adam başını salladı.
"O gün sizi ayırmamaları için elimden geleni yaptım."
"Fakat başarısız oldum."
Aiko'nun gözleri defterdeki satırlara kaydı.
"Öyleyse neden beni buraya getirdin?"
Adam cevap vermeden önce defterin son sayfasını açtı.
Sayfanın ortasında tek bir cümle vardı:
"Beşinci kişi geri döndüğünde, mühür açılacak."
Aiko başını kaldırdı.
"Sen yıllar sonra geri dönmedin."
"Sen hep buradaydın."
Adam sessiz kaldı.
Tam o sırada defterin sayfaları kendi kendine çevrilmeye başladı.
Fırrr... fırrr... fırrr...
Sayfalar hızla ilerledi.
En sonunda ortasında kırmızı bir mühür bulunan son sayfada durdu.
Mührün altında bir isim vardı.
Bu kez karalanmamıştı.
Açıkça yazıyordu:
MİZUKİ.
Mizuki'nin yüzü bembeyaz oldu.
Ve defterin içinden ikinci bir kâğıt düştü.
Üzerinde yalnızca şu cümle vardı:
"Asıl mühür Aiko değil."
"Asıl mühür Mizuki."
Odadaki herkes susmuştu.
Defterin son sayfasındaki cümle, karanlık odanın içinde olduğundan daha ağır görünüyordu.
"Asıl mühür Aiko değil."
"Asıl mühür Mizuki."
Mizuki birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra yavaşça başını kaldırdı.
"Bu ne demek?"
Genç adam cevap vermedi.
Aiko defteri kapatıp ona baktı.
"Bir açıklaması olmalı."
Genç adam gözlerini Mizuki'den ayırmadan konuştu.
"Var."
"Fakat bunu benim söylemem doğru değil."
Mizuki öfkeyle sordu:
"Kim söyleyecek?"
Tam o anda odanın duvarları titredi.
GÜRRR...
Taş zeminin üzerinde ince çizgiler oluşmaya başladı.
Çizgiler birleşerek büyük bir sakura sembolüne dönüştü.
Sembolün tam ortasında küçük bir taş yuvası açıldı.
İçinden eski bir metal parça yükseldi.
Aiko onu tanıdı.
"Bu..."
Defterin ilk sayfalarında çizilmiş olan sembolün aynısıydı.
Genç adam metal parçayı eline aldı.
"İkinci sınavın anahtarı."
Ren hemen sordu:
"Ne açıyor?"
Adam cevap verdi:
"Bir kapı."
Kaito kaşlarını çattı.
"Nereye?"
Adam metal parçayı Mizuki'ye uzattı.
"Onu yalnızca Mizuki açabilir."
Mizuki birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra anahtarı aldı.
Anahtara dokunduğu anda odadaki bütün ışıklar söndü.
Karanlığın içinde bir ses duyuldu.
Bu kez mekanik değildi.
İnsana aitti.
Ve oldukça yakındı.
"Mizuki..."
Mizuki irkilerek arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Ses yeniden geldi.
"Sana yıllardır söylenenlerin hiçbirine inanma."
Aiko'nun kalbi hızlandı.
"Mizuki, duyuyor musun?"
Mizuki başını salladı.
"Evet."
Ses devam etti.
"Ayrıldığınız gün..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...seni gönderen kişi Kazuo değildi."
Aiko'nun gözleri büyüdü.
"Ne?"
Mizuki'nin elindeki metal anahtar ısınmaya başladı.
Duvarın üzerinde bir kapı belirdi.
Kapının üzerinde iki isim yazıyordu:
AIKO
MİZUKİ
İsimlerin altında ise tek bir cümle vardı:
"İkiniz birlikte girerseniz gerçeği göreceksiniz."
Aiko kardeşinin elini tuttu.
Mizuki de onun elini sıktı.
"Bu kez ayrılmayacağız."
Aiko başını salladı.
"Ne olursa olsun."
İkisi kapıya doğru ilerledi.
Metal anahtar yuvaya yerleşti.
Çıt.
Kapı açılmaya başladı.
Fakat kapının arkasından onları bekleyen şey bir oda değildi.
Aşağı doğru uzanan devasa bir merdiven vardı.
Ve merdivenlerin en altında...
Akik Dağı'nın kalbine benzeyen, dev bir taş salon görünüyordu.
Salonun ortasında ise beş büyük taş sütun yükseliyordu.
Dördü kırılmıştı.
Sadece biri hâlâ sağlamdı.
Üzerinde tek bir sembol vardı:
Mizuki.
Tam o anda tapınağın derinliklerinden güçlü bir ses yükseldi.
"İkinci sınavın ilk aşaması tamamlandı."
Ardından:
"Gerçek mühür sahibine teslim edildi."
Mizuki'nin yüzü gerildi.
Aiko onun elini bırakmadı.
Ve ikisi birlikte merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Arkalarında duran genç adam ise sessizce onları izledi.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
"Artık geri dönüş yok."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.