SAKURA kitap kapağı

7. bölüm / 12

SAKURA

BEŞİNCİ MÜHÜR

Vaveyla Yazarı: G. ELİF YAĞMUR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: BEŞİNCİ MÜHÜR

Duvarın üzerinde açılan gizli kapı tamamen aralandı.
İçeriden gelen soğuk hava salonun içine yayıldı.
Aiko, karanlık geçide baktı.
Az önce mekanik sesin söylediği söz hâlâ kulaklarında yankılanıyordu:
"İkinci sınav başlıyor."
Mizuki onun elini bırakmadı.
"Birlikte."
Aiko başını salladı.
"Birlikte."
İlk adımı Aiko attı.
Mizuki hemen arkasından ilerledi.
Ren, Kaito ve diğerleri de onları takip etti.
Koruyucu ise kapının önünde birkaç saniye bekledi.
Sonra arkasını dönüp salona baktı.
Sanki bir şeyden emin olmaya çalışıyordu.
Aiko bunu fark etti.
"Sen gelmiyor musun?"
Koruyucu gözlerini ona çevirdi.
"Geliyorum."
"Fakat bu kapının ardında..."
"...benim bile bilmediğim şeyler var."
Ren kaşlarını çattı.
"Bu hiç güven verici değil."
Koruyucu hafifçe gülümsedi.
"Zaten ikinci sınavın amacı güven vermek değil."
Hep birlikte geçide girdiler.
Kapı arkalarından ağır ağır kapanmaya başladı.
GÜRRR...
Kaito dönüp baktı.
"Kapı kapanıyor!"
Ren bağırdı:
"Devam edin!"
Herkes hızlandı.
Kapı tamamen kapanmadan önce Aiko son kez arkasına baktı.
Salonun içindeki Hatıra Ağacı hâlâ görünüyordu.
Kristallerden biri yeniden parlıyordu.
Fakat bu kez içindeki görüntü...
Aiko'ya değil, Mizuki'ye aitti.
Mizuki de bunu fark etti.
Bir an durdu.
"Benim anım..."
Aiko onun elini çekti.
"Sonra bakarız."
Kapı kapandı.
GÜMMM!
Artık geri dönüş yoktu.
Geçidin sonunda tek bir ışık onları bekliyordu.
Yaklaştıkça ışığın bir lamba olmadığı ortaya çıktı.
Taş duvara oyulmuş büyük bir semboldü.
Dört yapraklı siyah sakura.
Sembolün altında ise beş küçük taş yuvası vardı.
Dördü boştu.
Beşincisinin içinde...
altın anahtar duruyordu.
Aiko'nun gözleri büyüdü.
"Bu anahtar..."
Ren hemen öne çıktı.
"Demek onu buraya getirdiler."
Tam o anda taş duvardan bir ses yükseldi.
"Dört mühür tamamlandı."
"Beşinci mühür sahibini bekliyor."
Mizuki fısıldadı:
"Beşinci mühür..."
Koruyucu'nun yüzü gerildi.
"Hayır."
"Bu mümkün değil."
Aiko ona döndü.
"Neden?"
Koruyucu cevap vermedi.
Çünkü duvarın üzerinde beşinci sembol yavaşça aydınlanmıştı.
Ve sembolün altında tek bir isim ortaya çıkmıştı:
AIKO
Duvarın üzerinde Aiko'nun adı belirdiği anda herkes sustu.
AIKO
Harfler, taşın içine kazınmış gibi değildi.
Sanki taşın altından yükseliyorlardı.
Aiko birkaç saniye boyunca kendi adına baktı.
"Benim adım neden burada?"
Koruyucu cevap vermedi.
Aiko bu kez daha sert sordu:
"Sen bunun ne olduğunu biliyorsun."
Koruyucu gözlerini beşinci mühürden ayırmadan konuştu.
"Bu mühür..."
"...varislerden birini değil, mührün kendisini temsil ediyor."
Ren öne çıktı.
"Yani Aiko beşinci varis değil mi?"
"Hayır."
Koruyucu başını salladı.
"Beşinci mühür bir aileye ait değil."
"Bir kişiye ait."
Mizuki, Aiko'nun elini daha sıkı tuttu.
"Ve o kişi Aiko."
Tam o sırada altın anahtar bulunduğu yuvada dönmeye başladı.
Çıt... çıt... çıt...
Her dönüşte duvardaki dört aile sembolünden biri yanıyordu.
Fujimoto.
Takahashi.
Arata.
Moriyama.
Dördü de aynı anda parladığında, beşinci mühürden pembe bir ışık yükseldi.
Aiko istemsizce geri çekildi.
"Bir şey yapmam gerekiyor mu?"
Koruyucu başını iki yana salladı.
"Henüz değil."
"Bu kez tapınak sana bir görev verecek."
Bir anda duvardaki yazılar silindi.
Yerlerine yeni bir cümle belirdi:
"Beşinci mühür açılırsa, dört mühürden biri kırılacak."
Kaito'nun yüzü değişti.
"Yani Aiko mührü açarsa..."
"Bir aile korumasını kaybedecek."
Ren hemen sordu:
"Hangi aile?"
Koruyucu cevap vermedi.
Çünkü taş duvarın üzerinde dört sembol sırayla yanıp sönmeye başlamıştı.
Birinci...
İkinci...
Üçüncü...
Dördüncü...
Sonra ışık birden durdu.
Arata.
Kazuo'nun yüzü gerildi.
"Hayır."
Aiko ona baktı.
"Ne oldu?"
Kazuo ilk kez korkmuş görünüyordu.
"Bu sınav..."
"...beni seçti."
Tam o anda duvarın içinden derin bir ses yükseldi:
"Mühür sahibi seçildi."
"Arata ailesinin sırrı açılacak."
Kazuo bir adım geri çekildi.
"Hayır."
"Onu açmasına izin vermeyeceğim."
Ren hemen Aiko'nun önüne geçti.
"Artık karar senin değil."
Kazuo bastonunu kaldırdı.
"Bu sırrı açarsanız..."
"...hepiniz pişman olursunuz."
Aiko ise duvardaki altın anahtara baktı.
Sonra sakin bir şekilde konuştu:
"Ben sırlardan korkmuyorum."
"Yalanlardan korkuyorum."
Aiko elini anahtara doğru uzattı.
Tam parmakları anahtara değecekken...
duvarın arkasından bir kapı sesi geldi.
Ve birinin fısıltısı duyuldu:
"Aiko.. Sakın anahtarı çevirme"
Aiko'nun parmakları altın anahtarın hemen üzerinde durdu.
Duvarın arkasından gelen fısıltı yeniden duyuldu.
"Aiko... sakın anahtarı çevirme."
Herkes aynı anda arkasına döndü.
Koridorun sonunda kimse görünmüyordu.
Ren el fenerini duvarlara tuttu.
"Kim var orada?"
Cevap gelmedi.
Aiko elini yavaşça geri çekti.
Kazuo rahat bir nefes aldı.
"İlk kez doğru bir şey yaptın."
Aiko ona döndü.
"Sen neden anahtarı çevirmemi istemiyorsun?"
Kazuo'nun yüzündeki ifade sertleşti.
"Çünkü Arata ailesinin sırrını öğrenmek istemezsin."
"Bu kadar korkuyorsan, öğrenmem gereken bir şey olduğu kesin."
Kazuo cevap veremedi.
Mizuki, duvarın arkasındaki boşluğu incelemeye başladı.
"Ses buradan geldi."
Parmakları taşların arasında ince bir çizgi buldu.
"Burada gizli bir geçit var."
Kaito hemen yanına geldi.
"İçeride biri olabilir."
Ren elini taşın üzerine koydu.
"Birlikte itelim."
Üçü aynı anda bastırdı.
Grrrr...
Duvar birkaç santim hareket etti.
İçeriden soğuk hava geldi.
Sonra dar bir açıklık ortaya çıktı.
Aiko, açıklığın içindeki karanlığa baktı.
"Kim var orada?"
Bu kez cevap geldi.
"Ben."
Ses genç bir kıza aitti.
Mizuki'nin yüzü değişti.
"Aiko..."
"Bu sesi tanıyorum."
Aiko da dikkat kesildi.
Karanlıktan biri yavaşça çıktı.
Üzerinde koyu renk bir mont vardı.
Saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Elinde eski bir fotoğraf tutuyordu.
Kız, fotoğrafı Aiko'ya uzattı.
"Bu senin."
Aiko fotoğrafı aldı.
Fotoğrafta küçük Aiko ve Mizuki vardı.
Fakat fotoğrafın arka tarafında...
Daha önce hiç fark etmediği bir kişi görünüyordu.
Ağaçların arasında duran biri.
Aiko fotoğrafı çevirdi.
Arkasında tek bir cümle yazıyordu:
"Bizi ayıran kişi düşündüğünüz kişi değil."
Mizuki'nin gözleri fotoğrafa kilitlendi.
"Bu fotoğraf..."
"Nasıl sende?"
Kız cevap vermeden önce Kazuo'ya baktı.
"Çünkü onu bana sen verdin."
Kazuo'nun yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Aiko şaşkınlıkla ona döndü.
"Sen onu tanıyorsun."
Kız başını salladı.
"Tanıyor."
"Çünkü ben..."
Bir an durdu.
"...Arata ailesinin son tanığıyım."
Koridorun içindeki ışıklar aynı anda söndü.
Ve karanlığın içinde yalnızca altın anahtarın ışığı kaldı.
Koridor tamamen karanlığa gömülmüştü.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece altın anahtarın yaydığı soluk ışık, taş duvarların üzerinde titriyordu.
Aiko, karşısındaki kıza baktı.
"Son tanık..."
"Ne demek bu?"
Kız birkaç saniye sustu.
Sonra elindeki fotoğrafı işaret etti.
"Bu fotoğraf çekildiğinde oradaydım."
Mizuki hemen sordu:
"Ne zaman?"
Kız cevap vermeden önce Kazuo'ya baktı.
"On bir yıl önce."
Aiko'nun kaşları çatıldı.
"On bir yıl önce mi?"
Kız başını salladı.
"O gün sizinle ilgili alınan kararın nasıl verildiğini gördüm."
Kazuo sertçe konuştu.
"Yeter."
Kız ona döndü.
"Hayır."
"Bu kez susmayacağım."
Kazuo bir adım öne çıktı.
"Ne söyleyeceğini bilmiyorsun."
"Tam tersine."
Kızın sesi sakin ama kararlıydı.
"Her şeyi biliyorum."
Aiko aralarına girdi.
"Öyleyse anlat."
Kız derin bir nefes aldı.
"İki kardeşin ayrılması..."
"...dört ailenin ortak kararı değildi."
Mizuki'nin yüzü gerildi.
"Ne?"
"Sadece bir kişi bunu istedi."
Aiko'nun kalbi hızlandı.
"Kim?"
Kız cevap vermeden önce koridorun sonunda küçük bir taş kapı açıldı.
İçeriden beyaz bir ışık yayıldı.
Duvarlarda yeni yazılar belirmeye başladı.
"Sözler kanıt değildir."
"Hatıralar kanıt değildir."
"Gerçeği görmek için gözlerinizi açın."
Kız başını kaldırdı.
"İşte bu yüzden buradayız."
"Tapınak, size yalnızca anlatılanlara inanmanızı istemiyor."
"Size gerçeği gösterecek."
Aiko taş kapıya baktı.
"İçeride ne var?"
Kız cevap verdi:
"On bir yıl önce yaşananların tamamı."
Kazuo birden hareket etti.
"Aiko, sakın içeri girme."
Aiko ona döndü.
"Artık nedenini söyle."
Kazuo sustu.
Aiko'nun sesi sertleşti.
"Gerçekten beni korumaya çalışıyorsan..."
"...bana neden korktuğunu anlat."
Kazuo'nun gözleri doldu.
İlk kez yüzündeki sertlik tamamen kayboldu.
"Çünkü..."
Bir an durdu.
"...o gün verdiğim karar yüzünden iki çocuk birbirinden ayrıldı."
Mizuki'nin nefesi kesildi.
"Demek sendin."
Kazuo başını eğdi.
"Evet."
Aiko'nun elindeki altın anahtar aniden parladı.
ÇAT!
Taş duvarda yeni bir kapı açıldı.
İçeriden tek bir cümle duyuldu:
"İlk gerçeği kabul eden kişi, ikinci kapıyı açabilir."
Aiko anahtara baktı.
Sonra Kazuo'ya.
"Öyleyse..."
"...kapıyı sen açacaksın."
Aiko'nun sözleri koridorun taş duvarlarında yankılandı.
"Öyleyse kapıyı sen açacaksın."
Kazuo uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Bakışları kapının üzerindeki sembole takılmıştı.
Sonunda bastonunu yere bıraktı.
Tak.
Yavaşça kapıya doğru yürüdü.
Mizuki Aiko'nun yanında durdu.
Ren ise Kazuo'nun her hareketini dikkatle izliyordu.
Kazuo elini kapının ortasındaki taş bölmeye koydu.
Hiçbir şey olmadı.
Kız sessizce konuştu.
"Gerçeği yalnızca kabul etmek yetmez."
"Onu söylemen gerekiyor."
Kazuo gözlerini kapattı.
Yıllardır sakladığı bir sırrı söylemek istemediği her hâlinden belliydi.
Sonunda başını kaldırdı.
"On bir yıl önce..."
"...iki kardeşin ayrılmasına ben karar verdim."
Aiko'nun nefesi kesildi.
Mizuki'nin gözleri doldu.
Kazuo devam etti.
"Ama bunu kendi isteğimle yapmadım."
Ren hemen sordu:
"Kim zorladı seni?"
Kazuo cevap vermeden önce taş kapının üzerinde ince bir ışık belirdi.
Kız başını salladı.
"Henüz o kadarını söyleyemez."
Aiko ona döndü.
"Neden?"
"Çünkü bu sınavın kuralları var."
"Gerçeğin tamamını söylemek için önce ilk mührü açmanız gerekiyor."
Aiko'nun sabrı tükenmişti.
"Yine sırlar..."
Tam o anda kapının üzerindeki taş sembol değişti.
Fujimoto.
Sonra Takahashi.
Ardından Moriyama.
En sonunda Arata.
Dört sembol birleşerek tek bir sakura çiçeğine dönüştü.
Kapı ağır ağır açıldı.
İçeride küçük, yuvarlak bir oda vardı.
Odanın ortasında eski bir masa bulunuyordu.
Masanın üzerinde dört zarf vardı.
Her zarfın üzerinde bir aile arması vardı.
Fakat beşinci zarf...
Masanın tam ortasındaydı.
Üzerinde hiçbir arma yoktu.
Sadece bir isim yazıyordu:
AİKO
Aiko yavaşça masaya yaklaştı.
Mizuki onun arkasından geldi.
"Bu senin."
Aiko zarfı eline aldı.
Mühürlenmişti.
Mührün üzerinde siyah bir sakura sembolü vardı.
Tam zarfı açacağı sırada...
Koridorun dışından bir taşın kırılma sesi duyuldu.
ÇAT!
Herkes aynı anda kapıya döndü.
Sonra ayak sesleri...
Birden fazla kişi.
Kaito fısıldadı:
"Yalnız değiliz."
Ren kapıya yaklaştı.
"Buraya kadar bizi takip etmişler."
Aiko zarfı sıkıca tuttu.
Dışarıdan bir erkek sesi yükseldi:
"Aiko Fujimoto!"
"Zarfı bırak."
"Yoksa bu tapınaktan kimse çıkamaz."
Dışarıdaki ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Tak... tak... tak...
Aiko, elindeki zarfı göğsüne bastırdı.
Kapının ardından aynı ses tekrar yükseldi.
"Zarfı bırak."
Ren hemen kapının önüne geçti.
"Kim olduğunuzu söyleyin."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından alaycı bir gülüş duyuldu.
"Kim olduğumu zaten biliyorsunuz."
Kazuo'nun yüzü bir anda değişti.
"Bu ses..."
Kaito ona baktı.
"Tanıyor musun?"
Kazuo cevap vermedi.
Kapının dışındaki kişi konuşmaya devam etti.
"Yıllar önce yarım bıraktığınız işi tamamlamaya geldik."
Aiko'nun gözleri daraldı.
"Ne işi?"
Cevap gelmedi.
Bunun yerine kapının altından küçük, siyah bir nesne içeri doğru yuvarlandı.
Tak.
Ren hemen eğilip baktı.
"Dokunma!"
Ama nesneyi çoktan Aiko görmüştü.
Bu...
dört yapraklı siyah sakura sembolü taşıyan bir mühürdü.
Koruyucu onu görünce geri çekildi.
"Bu mühür buraya ait değil."
Kız başını salladı.
"Hayır."
"Bu onların işareti."
Aiko kaşlarını çattı.
"Kimlerin?"
Kız cevap vermeden önce dışarıdaki kapıya güçlü bir darbe geldi.
GÜMMM!
Taş kapı sarsıldı.
Mizuki Aiko'nun yanına geçti.
"Kapıyı kıracaklar."
Ren çevreye baktı.
"Başka çıkış olmalı."
Kaito masanın arkasındaki duvarı kontrol etmeye başladı.
"Burada bir şey var!"
Elini taş duvara bastırdı.
Bir bölüm içeri çöktü.
Çıt.
Duvarın içinde dar bir geçit açıldı.
Kaito şaşkınlıkla baktı.
"Buradan geçebiliriz."
Kazuo masaya yaklaştı.
"Hayır."
Aiko ona döndü.
"Neden?"
Kazuo, ortadaki zarfa baktı.
"Çünkü o geçit..."
"...tapınağın ikinci kısmına gidiyor."
Ren kaşlarını çattı.
"Bu zaten aradığımız şey değil mi?"
Kazuo başını iki yana salladı.
"Oraya girerseniz..."
"...bu kapının arkasındaki insanlardan daha büyük bir tehlikeyle karşılaşırsınız."
Aiko zarfı elinde sıktı.
"Ben artık korkutulmak istemiyorum."
"Gerçeği istiyorum."
Kapının dışından üçüncü darbe geldi.
GÜMMM!
Taşlarda çatlak oluştu.
Aiko zarfın üzerindeki siyah sakura mührünü kaldırdı.
Çıt.
Mühür kırıldı.
Zarfı açtı.
İçinden yalnızca tek bir kâğıt çıktı.
Kâğıtta üç satır vardı:
"Aiko, bunu okuyorsan seni ayıran kişi hâlâ hayatta."
"Ona güvenme."
"Çünkü seni bulmaya çalışan kişi, sandığın düşman değil."
Aiko'nun elleri titredi.
Mizuki kâğıda baktı.
"Kimden bahsediyor?"
Tam o anda kapı büyük bir gürültüyle parçalandı.
Dışarıdaki gölgeler odaya doldu.
Ve onların önünde duran kişi maskesini çıkardı.
Aiko'nun gözleri büyüdü.
Çünkü bu kez karşısındaki yüzü...
çok iyi tanıyordu.
Kapı tamamen parçalandı.
Taş parçaları zemine savrulurken odaya giren kişiler bir anda dağıldı.
En önde duran adam yavaşça maskesini çıkardı.
Aiko'nun gözleri büyüdü.
"Sen..."
Adam hiçbir şey söylemedi.
Mizuki de onu tanımıştı.
"Bu..."
Ren bir adım öne çıktı.
"Tanıyorsunuz."
Aiko cevap veremiyordu.
Çünkü karşısındaki kişi, yıllardır görmediği biri değildi.
Tam tersine...
Onu dün görmüştü.
Hem de tapınağın girişinde.
Aiko'nun bakışları adamın yüzünden ayrılmadı.
"Sen bizi buraya kadar takip ettin."
Adam başını salladı.
"Hayır."
"Ben sizi buraya getirdim."
Kaito şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Adam masanın üzerindeki zarfa baktı.
"Çünkü o mektubun size ulaşması gerekiyordu."
Aiko elindeki kâğıdı kaldırdı.
"Bu mektubu sen mi yazdın?"
"Hayır."
Adam birkaç saniye sustu.
"Onu yazan kişi..."
"...sizi yıllardır izliyor."
Kazuo sertçe bağırdı:
"Yeter!"
Adam ona döndü.
"Sen hâlâ gerçeği saklamaya devam ediyorsun."
Kazuo'nun yüzü gerildi.
"Sen hiçbir şey bilmiyorsun."
Adam acı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Tam tersine."
"Arata ailesinin neden mühürlendiğini biliyorum."
"Beşinci mührün neden Aiko'yu seçtiğini de."
Aiko bir adım öne çıktı.
"Öyleyse anlat."
Adam gözlerini doğrudan Aiko'nun gözlerine dikti.
"Çünkü sen..."
"...dört aileden hiçbirine ait değilsin."
Odadaki herkes dondu.
Mizuki'nin yüzündeki ifade değişti.
"Ne?"
Adam devam etti:
"Sen beşinci mühürsün."
"Ve bu tapınağın gerçek sırrı..."
"...senin kim olduğun değil."
Aiko'nun nefesi kesildi.
"Öyleyse ne?"
Adam masanın üzerindeki dört aile sembolünü gösterdi.
"Bu dört aile tapınağı korumak için seçilmedi."
"Tapınağı kilitlemek için seçildi."
Tam o anda zeminin altında derin bir uğultu başladı.
GÜRRRR...
Duvarlardaki dört sembol birer birer söndü.
Beşinci sembol ise parlak bir ışıkla yandı.
AIKO
Mekanik ses salonun tamamında yankılandı:
"Beşinci mühür doğrulandı."
"Kilit çözülüyor."
Aiko korkuyla etrafına baktı.
"Ne kilidi?"
Adamın yüzündeki ifade ciddileşti.
"Akik Dağı'nın altında..."
"...yüzyıllardır uyuyan şeyin."
Zemin bir anda sarsıldı.
GÜMMM!
Ve tapınağın çok derinlerinden, daha önce hiç duyulmayan korkunç bir ses yükseldi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.