SAKURA kitap kapağı

4. bölüm / 12

SAKURA

İKİZİN GÖLGESİ

Vaveyla Yazarı: G. ELİF YAĞMUR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: İKİZİN GÖLGESİ

Bronz kapının yere çarpmasının yankısı hâlâ salonda dolaşıyordu.

Toz bulutu yavaş yavaş dağılırken Kazuo Arata ağır adımlarla içeri girdi.

Siyah bastonunu taş zemine her vurduğunda kubbede tok bir ses yankılanıyordu.

Tak...

Tak...

Tak...

Arkasında altı siyah takım elbiseli adam durdu.

Hiçbiri konuşmuyordu.

Kazuo'nun gözleri yalnızca Aiko'yu izliyordu.

Yüzündeki sakin gülümseme hiç değişmedi.

"Ne kadar büyümüşsün..."

Aiko istemsizce bir adım geri çekildi.

"Ben sizi tanımıyorum."

Kazuo hafifçe başını eğdi.

"Ama ben seni doğduğun günden beri tanıyorum."

Bu söz Aiko'nun içini ürpertti.

Ren hemen Aiko'nun önüne geçti.

"Bir adım daha atarsan seni durdururum."

Kazuo kısa bir kahkaha attı.

"Ren..."

"Hâlâ aynı cesaret."

"Fakat bugün kavga etmeye gelmedim."

Masako öfkeyle bağırdı.

"Yalan söyleme!"

"Yumi öldüğünden beri peşimizi bırakmadın."

Kazuo'nun bakışları Masako'ya döndü.

İlk kez yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Yumi..."

"...ölmeden önce çok büyük bir hata yaptı."

Hanako sert bir sesle konuştu.

"O hata gerçeği saklamaktı."

Kazuo başını salladı.

"Evet."

"Ve şimdi bedelini herkes ödeyecek."

Aiko daha fazla dayanamadı.

"Yeter!"

Salon sessizleşti.

"Bana herkes bilmecelerle konuşuyor."

"İkiz kardeşim olduğunu söylediniz."

"Gerçekten varsa..."

"...nerede?"

Kazuo birkaç saniye boyunca Aiko'nun gözlerinin içine baktı.

Sonra bastonunu yere dayadı.

"Onu bulmak için buradasın."

Aiko'nun kalbi hızlandı.

"Ne demek?"

Kazuo cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.

Fotoğrafı havaya kaldırdı.

"Yaklaş."

Ren hemen araya girdi.

"Sakın."

Kazuo fotoğrafı yere bıraktı.

"İstersen alma."

"Fakat gerçeği de öğrenemezsin."

Aiko birkaç saniye tereddüt etti.

Sonra yavaşça öne yürüdü.

Fotoğrafı yerden aldı.

Fotoğrafta genç bir kadın, iki yeni doğmuş bebeği kucağında tutuyordu.

Kadın...

Annesiydi.

Bebeklerden birinin bileğinde pembe bir kurdele vardı.

Diğerinde beyaz.

Fotoğrafın arkasında tek cümle yazıyordu.

"Birini aile büyüttü... Diğerini sır."

Aiko'nun elleri titremeye başladı.

"Bu..."

"...gerçek olamaz."

Kazuo'nun sesi bu kez daha yumuşaktı.

"Gerçek."

"Ve sana yalan söyleyen ben değildim."

Ren dişlerini sıktı.

"Yeter!"

"Onun kafasını karıştırmayı bırak."

Kazuo gözlerini Ren'den ayırmadan konuştu.

"Ben hiçbir şey yapmıyorum."

"Gerçekler zaten yeterince karmaşık."

Tam o sırada Aiko'nun cebindeki telefon titreşti.

Salonun içinde herkes aynı anda telefona baktı.

Ekranda numara görünmüyordu.

Sadece tek bir isim yazıyordu.

SAKURA

Aiko şaşkınlıkla ekrana baktı.

"Bu da ne..."

Telefon yeniden titredi.

Aramayı açıp açmamak arasında kararsız kaldı.

Salondaki herkes nefesini tutmuş onu izliyordu.

Telefon bir kez daha titredi.

Sessizliğin içinde çıkan titreşim sesi bile herkesi irkiltti.

Aiko ekranı dikkatle inceledi.

Arayan numara görünmüyordu.

Ekranda yalnızca tek kelime vardı.

SAKURA

Ren hemen yanına geldi.

"Aramayı açma."

Kazuo ise tam tersini söyledi.

"Aç."

"Yıllardır beklediğin cevaplardan biri o telefonda."

Masako öfkeyle Kazuo'ya baktı.

"Her şeyi önceden planladın."

Kazuo sakinliğini koruyordu.

"Hayır."

"Ben sadece sırası geldiğinde kapıları açıyorum."

Telefon üçüncü kez titredi.

Aiko derin bir nefes aldı.

Başparmağını ekrana götürdü.

Dokundu.

Arama bağlandı.

İlk birkaç saniye yalnızca cızırtı duyuldu.

Sonra genç bir kadın sesi konuştu.

"...Merhaba."

Aiko dondu.

Bu ses...

Kendi sesine çok benziyordu.

"N... Kimsin?"

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

Kadın yavaşça cevap verdi.

"Bu soruyu ben de sana sormak istiyordum."

Aiko'nun kalbi hızla çarpmaya başladı.

"Adın ne?"

"...Sana söyledikleri isim mi?"

"...Yoksa gerçek ismim mi?"

Aiko konuşamadı.

Kadın devam etti.

"Bana yıllardır Mizuki diyorlar."

Hanako gözlerini kapattı.

Masako'nun yüzü bembeyaz kesildi.

Ren ise olduğu yerde dondu.

Aiko fısıldadı.

"...Mizuki."

Karşı taraftaki genç kadın hafifçe güldü.

"Sesin gerçekten bana benziyor."

"Çünkü..."

"...biz ikiziz."

Aiko'nun dizlerinin bağı çözüldü.

Ren hemen kolundan tuttu.

İlk kez Aiko, Ren'in elinin de titrediğini fark etti.

"Sen..."

"Neredesin?"

Mizuki cevap vermedi.

Bunun yerine alçak bir sesle konuştu.

"Aiko."

"Arkana bakma."

Aiko şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

"Neden?"

Mizuki'nin sesi bu kez aceleciydi.

"Çünkü arkandaki adam..."

"...sana yalan söylüyor."

Telefon bir anda kesildi.

Biiip...

Salon yeniden sessizliğe gömüldü.

Aiko, telefonu yavaşça elinden indirdi.

Arkasındaki adam...

Kimdi?

Ren mi?

Kazuo mu?

Yoksa başka biri mi?

Yavaşça arkasını dönmeye başladı.

Salondaki herkes nefesini tuttu.

Aiko'nun eli hâlâ telefonun üzerindeydi.

Kalbi göğsüne sığmıyordu.

Mizuki'nin son sözleri zihninde yankılanıyordu.

"...Arkandaki adam sana yalan söylüyor."

Yavaşça arkasını döndü.

İlk gördüğü kişi Ren'di.

Ren'in yüzü her zamankinden daha gergindi.

Gözleri doğrudan Aiko'ya bakıyordu.

"Telefonu kim aradı?"

Aiko cevap vermedi.

Sonra bakışlarını Kazuo'ya çevirdi.

Kazuo'nun yüzünde yine aynı sakin ifade vardı.

En arkada ise Masako ve Hanako duruyordu.

Hepsi ona bakıyordu.

Mizuki'nin hangi adamdan bahsettiğini anlaması imkânsızdı.

"Aiko."

Ren bir adım yaklaştı.

"Telefonda ne söyledi?"

Aiko tereddüt etti.

İçindeki ses, duyduklarını hemen paylaşmamasını söylüyordu.

"Bir şey söylemedi."

Ren'in gözleri kısıldı.

"Yalan söylüyorsun."

Aiko ilk kez Ren'e sertçe baktı.

"Sen de bana her şeyi anlatmadın."

Koridorda ağır bir sessizlik oluştu.

Kazuo hafifçe gülümsedi.

"İşte sonunda doğru soruları sormaya başladın."

Ren öfkeyle Kazuo'ya döndü.

"Sus."

"Gerçeği duymasından korkuyorsun."

"Hayır."

"Korktuğum şey, senin gerçeği kendi istediğin gibi anlatman."

Kazuo bastonunu taş zemine vurdu.

Tak!

"Öyleyse sen anlat."

Ren sustu.

Aiko bunu fark etti.

"Neden konuşmuyorsun?"

Ren derin bir nefes aldı.

"Çünkü..."

"...henüz zamanı değil."

Aiko'nun sabrı tükenmişti.

"Herkes aynı şeyi söylüyor!"

"Ne zaman gelecek o zaman?"

Tam o sırada Hanako yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı.

Masako hemen ona yardım etti.

Hanako titreyen eliyle salonun en arkasındaki büyük sakura kabartmasını işaret etti.

"Oraya bakın."

Herkes aynı anda arkasını döndü.

Taş duvardaki dev sakura kabartmasının ortasında ince bir çatlak oluşmuştu.

Çatlak yavaş yavaş büyüyordu.

Çıt...

Çırr...

Sanki duvarın arkasında dev bir mekanizma çalışıyordu.

Bir anda kabartmanın orta kısmı içeri doğru çöktü.

Toz bulutu yükseldi.

Arkasında dar, karanlık bir oda belirdi.

Odanın tam ortasında tek bir taş kaide vardı.

Kaidenin üzerinde ise siyah kadife bir kutu duruyordu.

Kutunun kapağı kendiliğinden yavaşça açıldı.

İçinde eski, gümüş bir cep saati vardı.

Aiko'nun nefesi kesildi.

Bu, daha önce Ren'in gösterdiği saate tıpatıp benziyordu.

Fakat bunun kapağı açıktı.

İçindeki fotoğrafta dört çocuk vardı.

Aiko...

Ren...

Kaito...

Ve beyaz kimonolu küçük kız...

Fotoğrafın altına tek cümle yazılmıştı.

"Dördü de hayattaydı."

Tam o anda küçük kız fısıldadı:

"...Fotoğrafa dikkatli bak."

Aiko yeniden eğildi.

Bu kez fark ettiği ayrıntı kanını dondurdu.

Fotoğraftaki dört çocuğun arkasında...

Ağaçların arasında duran beşinci bir kişi vardı.

Yüzü gölgelerin içindeydi.

Ama sağ elinde...

Kazuo Arata'nın bastonunun aynısını tutuyordu.

Salonun içindeki hava bir anda ağırlaştı.

Aiko, fotoğrafı iki eliyle sıkıca tutuyordu.

Gözlerini fotoğrafın arka planındaki gölgeye kilitlemişti.

Ağaçların arasında duran beşinci kişi...

Yüzü seçilmiyordu.

Ama elindeki baston...

Kazuo Arata'nın bastonuyla aynı işlemelere sahipti.

Aiko yavaşça başını kaldırdı.

"Kazuo..."

"Bu fotoğraf çekildiğinde orada mıydın?"

Kazuo'nun yüzündeki ifade değişmedi.

"Bana benzeyen her baston benim değildir."

Aiko tatmin olmamıştı.

"Bu cevap değil."

Kazuo birkaç saniye sustu.

Sonra yavaşça konuştu.

"Hayır."

"Fotoğraf çekildiğinde orada değildim."

"Fakat o kişinin kim olduğunu biliyorum."

Ren hemen araya girdi.

"Onun tek kelimesine bile inanma."

Kazuo, Ren'e dönmeden konuştu.

"Gerçek, inanıp inanmamana göre değişmez."

Hanako, Aiko'nun elindeki fotoğrafı istedi.

"Daha yakından bak."

Aiko fotoğrafı uzattı.

Hanako cebinden küçük bir büyüteç çıkardı.

Fotoğrafın köşelerini tek tek incelemeye başladı.

Bir süre sonra kaşları çatıldı.

"İlginç..."

Ren merakla sordu.

"Ne gördünüz?"

Hanako fotoğrafı Aiko'ya geri uzattı.

"Fotoğrafın sağ alt köşesine bak."

Aiko dikkatlice baktı.

İlk başta yalnızca solmuş çimenleri görüyordu.

Sonra...

Çok silik bir yansıma fark etti.

Fotoğrafı çeken kişinin görüntüsü...

Elinde eski bir fotoğraf makinesi tutuyordu.

Yüzü net değildi.

Ama boynundaki kolye...

Kiraz çiçeği şeklindeydi.

Aiko şaşkınlıkla fısıldadı.

"Benim kolyem..."

Hanako başını salladı.

"Aynısı."

Ren'in aklına bir şey geldi.

"Demek fotoğrafı çeken kişi de yeminin içindeydi."

Masako derin bir nefes aldı.

"Hayır..."

"Yeminde dört çocuk vardı."

"Fotoğrafı çeken beşinci kişiydi."

Tam o sırada...

Salonun duvarlarında ince bir uğultu yükseldi.

Vıııı...

Taş sütunların üzerindeki aile armaları soluk mavi bir ışıkla parlamaya başladı.

Fujimoto...

Takahashi...

Arata...

Moriyama...

Dört arma aynı anda aydınlandı.

Salon hafifçe sarsıldı.

Ortadaki taş platform yavaşça dönmeye başladı.

Grrrr...

Aiko geri çekildi.

"Yine ne oluyor?"

Hanako'nun yüzü gerildi.

"Birisi..."

"...ikinci mekanizmayı çalıştırdı."

Ren hızla platforma yaklaştı.

Taş zeminde daha önce görünmeyen ince çizgiler oluşuyordu.

Çizgiler birleşerek büyük bir sakura çiçeği desenine dönüştü.

Tam desen tamamlandığında...

Platformun ortasında küçük bir bölme açıldı.

İçinden altın renkli, eski bir anahtar yavaşça yükseldi.

Anahtarın üzerinde tek bir kelime kazılıydı:

"HAKİKAT"

Aiko anahtara doğru bir adım attı.

Tam uzanacakken...

Beyaz kimonolu küçük kız yüksek sesle bağırdı.

"Dokunma!"

Aiko olduğu yerde durdu.

Küçük kızın yüzündeki hüzün gitmişti.

Yerini ilk kez gerçek bir korku almıştı.

Titreyen sesiyle fısıldadı:

"...Çünkü o anahtarı ilk tutan kişi..."

"...bir daha bu salondan eskisi gibi çıkamadı.

Aiko'nun eli, altın anahtara uzanmak üzereyken havada asılı kaldı.

Küçük kızın çığlığı salonun kubbesinde yankılanıyordu.

"Dokunma!"

Aiko yavaşça elini geri çekti.

"Neden?"

Kız birkaç adım öne çıktı.

Yüzündeki korku ilk kez bu kadar belirgindi.

"Çünkü o anahtar..."

"...hakikati açmaz."

"Hakikati seçer."

Salondaki herkes sessizleşti.

Ren kaşlarını çattı.

"Ne demek istiyorsun?"

Küçük kız gözlerini anahtardan ayırmadan konuştu.

"Her nesilde yalnızca bir kişi ona dokunabilir."

"Yanlış kişi dokunursa..."

"...gizli oda sonsuza kadar kapanır."

Kazuo bastonunu yere vurdu.

Tak!

"Masallara inanmayı bırakın."

Yavaş adımlarla platforma yaklaştı.

"Ver şu anahtarı bana."

Ren hemen önüne geçti.

"Bir adım daha atma."

Kazuo durdu.

"Demek hâlâ onu koruyorsun."

Ren'in sesi sertti.

"Koruduğum şey Aiko."

"Yoksa sırlar değil."

Hanako derin bir nefes aldı.

"Anahtarı zorla alamazsınız."

"Kural hâlâ geçerli."

Kazuo ilk kez şaşırmış görünüyordu.

"Demek mekanizma hâlâ çalışıyor..."

Hanako başını salladı.

"Yumi ölmeden önce sistemi yeniden kurdu."

Aiko dikkatle dinliyordu.

"Babaanne bunu neden yaptı?"

Hanako ona baktı.

"Çünkü bir gün buraya geleceğini biliyordu."

Tam o sırada platformun üzerindeki altın anahtar hafifçe titreşti.

İnce bir ışık yaymaya başladı.

Salonun ortasında duran sakura deseni de aynı anda parladı.

Vııımm...

Aiko'nun boynundaki kolye, yerine tekrar taktığından beri ilk kez ısınmaya başladı.

Kolye, anahtarla aynı ritimde ışıldıyordu.

Masako hayretle fısıldadı.

"Seçim başladı..."

Aiko şaşkınlıkla kolyesini tuttu.

"Ne seçimi?"

Hanako cevap vermeden önce platformun çevresinde ince taş halkalar yükselmeye başladı.

Her biri dört aile armasının önünde duruyordu.

Fujimoto...

Takahashi...

Arata...

Moriyama...

Tam o sırada salonun derinliklerinden mekanik bir kadın sesi duyuldu.

Sanki yıllardır kimsenin duymadığı eski bir kayıt çalışıyordu.

"Miras töreni başlatıldı."

"Varisler kimliklerini doğrulasın."

Aiko'nun kalbi hızlandı.

Ren ve Kaito aynı anda birbirlerine baktılar.

Kazuo ise ilk kez gülümsemeyi bıraktı.

Çünkü salonun ortasında beşinci bir taş halka daha yükselmişti.

Üzerinde tek bir isim yazıyordu.

SAKURA

Kimse konuşamadı.

Hanako'nun gözleri büyüdü.

"Hayır..."

"Beşinci halka..."

"Bu daha önce hiç açılmadı."

Tam o anda Aiko'nun telefonu yeniden titredi.

Ekranda bu kez tek bir cümle vardı.

"Anahtara dokunma. Ben geliyorum."

Gönderen kısmında ise yalnızca tek bir isim yazıyordu.

Mizuki..

Aiko'nun telefonu avucunda titremeye devam ediyordu.

Ekrandaki mesaj değişmedi.

"Anahtara dokunma. Ben geliyorum."

- Mizuki

Aiko'nun nefesi hızlandı.

"Gerçekten yaşıyor..."

Ren telefona baktı.

"Ne yazıyor?"

Aiko birkaç saniye tereddüt etti.

Sonunda ekranı Ren'e gösterdi.

Ren'in yüzündeki ifade sertleşti.

"Buraya gelmemeli."

Kazuo ise mesajı görünce ilk kez huzursuz oldu.

"Demek yerini bulmuş."

Hanako dikkatle Kazuo'ya baktı.

"Onun nerede olduğunu biliyordun."

Kazuo cevap vermedi.

Sessizliği her şeyi anlatıyordu.

Tam o anda...

Salonun tavanından ince taş parçaları dökülmeye başladı.

Grrr...

Eski mekanizma yeniden çalışıyordu.

Ortadaki altın anahtar yavaşça havaya yükseldi.

Hiçbir yere bağlı değildi.

Sanki görünmeyen bir güç onu taşıyordu.

Anahtarın etrafında ince pembe ışık halkaları oluştu.

Aiko istemsizce bir adım geri çekildi.

"Bu... normal değil."

Hanako başını salladı.

"Çünkü bu mekanizma yalnızca biri yaklaştığında çalışmaz."

"İki varis aynı anda birbirine yaklaştığında uyanır."

Aiko'nın gözleri büyüdü.

"İki varis..."

Tam bu sırada...

Salonun en uzak duvarından hafif bir tıklama sesi geldi.

Çıt...

Kimsenin fark etmediği dar bir taş kapı aralandı.

Aralıktan siyah bir pelerin giymiş biri içeri girdi.

Yüzü gölgelerin arasındaydı.

Boyu Aiko'yla neredeyse aynıydı.

Kimse hareket etmedi.

Pelerinli kişi ağır ağır yürüdü.

Adımlarının sesi salonda yankılanıyordu.

Kazuo'nun gözleri ilk kez şaşkınlıkla açıldı.

"...Sen?"

Pelerinli kişi durdu.

Yavaşça başındaki kapüşonu geriye itti.

Uzun siyah saçları omuzlarına döküldü.

Aiko'nun gözleri büyüdü.

Sanki aynaya bakıyordu.

Karşısındaki genç kız...

Kendisinin birebir aynısıydı.

Tek fark, sol kaşının üzerinde ince bir yara izi olmasıydı.

Genç kızın gözleri doldu.

Yıllardır beklediği kişiye bakıyormuş gibi fısıldadı.

"...Merhaba, Aiko."

Aiko'nun sesi titredi.

"...Mizuki?"

Genç kız başını hafifçe salladı.

"Evet."

"Ben senin ikiz kardeşinim."

İki kardeş, yıllar sonra ilk kez birbirlerine bakarken salondaki mekanizma aniden hızlandı.

Altın anahtar daha parlak bir ışık yaymaya başladı.

Taş zemin sarsıldı.

Ve mekanik kadın sesi yeniden duyuldu:

"İki varis tespit edildi."

"Son aşama başlatılıyor."

Tam o anda salonun bütün çıkışları ağır taş kapılarla kapanmaya başladı.

GÜÜÜMMM!

Artık içeride bulunan herkes aynı kaderi paylaşmak zorundaydı.

Taş kapılar birbiri ardına kapanırken salon derin bir gürültüyle sarsıldı.

GÜÜÜMMM!

Son kapı da yerine oturdu.

Artık içeridekilerin kaçacak hiçbir yeri yoktu.

Mizuki, Aiko'nun karşısında sessizce duruyordu.

İki kardeş birbirlerinden gözlerini ayıramıyordu.

Sanki yıllardır eksik kalan bir parçaları ilk kez tamamlanmıştı.

Aiko yavaşça yaklaştı.

"...Gerçekten sen misin?"

Mizuki gözleri dolarak başını salladı.

"Evet."

"Yıllardır bu anı bekledim."

Aiko titreyen bir sesle sordu:

"Beni neden bıraktılar?"

Mizuki acıyla gülümsedi.

"Bizi kimse bırakmadı."

"...Bizi ayırdılar."

Salon sessizliğe gömüldü.

Kazuo bastonuna dayanarak öne çıktı.

"Bunu söylemenin zamanı gelmişti."

Ren öfkeyle bağırdı.

"Sus!"

Mizuki ise ilk kez sert bir ifadeyle Kazuo'ya baktı.

"Hayır."

"Bu kez konuşacak olan ben olacağım."

Kazuo sustu.

Mizuki derin bir nefes aldı.

"Doğduğumuz gece dört aile arasında yapılan eski anlaşma bozuldu."

"Fujimoto ailesi tek bir varisle devam etmeliydi."

"Ama iki kız çocuğu doğdu."

Hanako gözlerini kapattı.

"Konsey..."

"...iki kardeşin birlikte büyümesini tehlikeli gördü."

Mizuki başını salladı.

"Bu yüzden beni başka bir aileye verdiler."

Aiko'nun gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

"Bunca yıl..."

"...yalnız mıydın?"

Mizuki cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu.

"Hayır."

"Yalnız değildim."

"Fakat hiçbir zaman özgür de olmadım."

Tam o anda Kazuo bastonunu yere vurdu.

TAK!

"Yeter."

"Geçmişi anlatmak hiçbir şeyi değiştirmez."

Mizuki gözlerini Kazuo'ya çevirdi.

"Hayır."

"Ama gerçeği değiştirir."

Kazuo ilk kez sesini yükseltti.

"O anahtar bana ait!"

Salonun ortasındaki altın anahtara doğru yürüdü.

Tam uzanacağı anda...

Altın anahtar hızla havalanarak Aiko ile Mizuki'nin arasına geldi.

İnce pembe ışıklar iki kardeşi birbirine bağladı.

Mekanik kadın sesi yeniden duyuldu.

"Varis doğrulaması tamamlandı."

"Son karar yalnızca iki varise aittir."

Platformun ortasında yeni bir taş levha yükseldi.

Üzerinde iki seçenek yazıyordu:

"Geçmişi Aç."

"Geçmişi Mühürle."

Hanako'nun yüzü bembeyaz oldu.

"Hayır..."

"Bu seçim bu kadar erken yapılmamalı."

Ren şaşkınlıkla levhaya baktı.

"Bu seçimin anlamı ne?"

Hanako ağır bir nefes aldı.

"Eğer geçmişi açarlarsa..."

"...dört ailenin bütün sırları ortaya çıkacak."

Masako ekledi:

"Ama geçmişi mühürlerlerse..."

"...o sırlar sonsuza kadar kaybolacak."

Aiko ile Mizuki aynı anda birbirlerine baktılar.

İlk kez aynı anda aynı soruyu düşündüler.

Gerçek uğruna her şeyi riske atmaya değer miydi?

Tam o anda salonun tavanından ince bir alarm sesi yükseldi.

BİP... BİP... BİP...

Mekanik kadın sesi son kez konuştu.

"Karar için kalan süre..."

"60 saniye."

Aiko ile Mizuki'nin önünde geri sayım başlarken, salondaki herkes nefesini tuttu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.