SAKURA kitap kapağı

6. bölüm / 12

SAKURA

AKİK DAĞI

Vaveyla Yazarı: G. ELİF YAĞMUR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: AKİK DAĞI

Gece yerini yavaş yavaş şafağa bırakıyordu.
Gökyüzünün doğu ufku soluk turuncu bir renge bürünmüş, ormanın üzerine ince bir sis çökmüştü.
Eski malikanenin kapısından altı kişi sessizce çıktı.
Aiko.
Mizuki.
Ren.
Kaito.
Masako.
Hanako.
Kazuo ise birkaç metre geride, adamlarıyla birlikte onları izliyordu.
İki taraf arasında kırılgan bir ateşkes vardı.
Kimse kimseye güvenmiyordu.
Ama ikinci sınava ulaşabilmek için aynı yolu kullanmak zorundaydılar.
Aiko sırt çantasının kayışını düzeltti.
Haritaya bir kez daha baktı.
Kırmızı nokta, Akik Dağının kuzey yamacını gösteriyordu.
Masako haritayı işaret etti.
"Buraya araçla gidemeyiz."
"Yolun sonundan sonra yaklaşık üç saat yürümemiz gerekecek."
Ren çevreyi dikkatlice süzdü.
"Ne kadar az iz bırakırsak o kadar iyi."
Mizuki, Aiko'nun yanına yaklaştı.
"Hazır mısın?"
Aiko gülümsedi.
"Sanırım ilk kez gerçekten hazırım."
Mizuki de gülümsedi.
"Bu yolculukta yalnız değilsin."
İki kardeş yan yana yürümeye başladı.
Bir süre sonra eski taş yolu geride bırakıp sık ormanın içine girdiler.
Ağaçların dalları gökyüzünü neredeyse tamamen kapatıyordu.
Kuş sesleri bile duyulmuyordu.
Sadece ayaklarının altında ezilen yaprakların sesi vardı.
Yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra Kaito aniden durdu.
"Bekleyin."
Herkes olduğu yerde kaldı.
Ren sessizce sordu.
"Ne oldu?"
Kaito yere çömeldi.
Toprağı dikkatlice inceledi.
"Buradan biri geçmiş."
Aiko da eğildi.
Çamurun üzerinde derin ayakkabı izleri vardı.
Ama ilginç olan...
İzler yalnızca tek bir kişiye aitti.
Masako şaşkınlıkla fısıldadı.
"Bizden önce biri tapınağa gidiyor."
Ren izleri takip etti.
"Hayır..."
"Bu izler yeni."
"En fazla bir saat önce bırakılmış."
Hanako'nun yüzü gerildi.
"Demek ikinci sınav başlamadan biri oraya ulaşmaya çalışıyor."
Tam o anda ormanın derinliklerinden kısa bir ıslık sesi duyuldu.
Fiiiit...
Herkes aynı anda sesin geldiği yöne döndü.
Kimseyi göremediler.
Ardından ikinci bir ıslık duyuldu.
Bu kez daha yakından.
Ren elini kaldırarak herkesi durdurdu.
"Birileri bizi izliyor."
Aiko istemsizce Mizuki'nin yanına yaklaştı.
Rüzgâr ağaçların arasında uğuldarken, dalların arasından siyah bir gölge hızla geçti.
O kadar hızlıydı ki kim olduğunu seçmek mümkün değildi.
Kaito hemen peşinden koşacakken Ren kolundan tuttu.
"Hayır."
"Amacı bizi yolumuzdan saptırmak olabilir."
Tam o sırada Aiko'nun cebindeki eski kiraz çiçeği kolyesi hafifçe ısındı.
Kolye ince bir pembe ışık yaymaya başladı.
Mizuki şaşkınlıkla kolyeye baktı.
"Bu daha önce de olmuş muydu?"
Aiko başını iki yana salladı.
"Hayır..."
Işık giderek güçlendi.
Sonra kolye, kendi kendine ormanın içindeki dar bir patikayı işaret edecek şekilde döndü.
Hanako derin bir nefes aldı.
"Demek..."
"...tapınak bizi çağırıyor."
Aiko, boynundaki kiraz çiçeği kolyesini avucunun içine aldı.
Kolye, sanki görünmeyen bir el tarafından çekiliyormuş gibi dar patikayı işaret etmeye devam ediyordu.
Hanako derin bir nefes aldı.
"Demek... tapınak bizi çağırıyor."
Kimse konuşmadı.
Ren çevresini dikkatle süzdü.
"Yakın durun."
"Ormanda yalnız değiliz."
Kaito, az önce gördüğü ayak izlerine bir kez daha baktı.
"İzler tam bu patikaya giriyor."
Mizuki, Aiko'nun yanına yaklaştı.
"Gitmeye hazır mısın?"
Aiko gözlerini patikaya çevirdi.
"Hazırım."
İki kardeş yan yana ilk adımlarını attılar.
Patika, sık ağaçların arasından kıvrılarak ilerliyordu.
Dallar o kadar yoğundu ki gün ışığı neredeyse hiç yere ulaşmıyordu.
Yaklaşık yirmi metre yürüdükten sonra kolyenin ışığı daha da güçlendi.
Aiko durdu.
"Bekleyin."
Herkes olduğu yerde kaldı.
Kolye bu kez doğrudan yolun sağındaki büyük bir kayanın üzerine dönmüştü.
Kayada doğal görünmeyen ince çizgiler vardı.
Ren el fenerini tuttu.
"Bu..."
"...bir oyma."
Masako kayanın üzerindeki yosunları eliyle temizledi.
Yavaş yavaş kiraz çiçeği şeklinde büyük bir sembol ortaya çıktı.
Sembolün tam ortasında avuç içi büyüklüğünde yuvarlak bir boşluk bulunuyordu.
Mizuki şaşkınlıkla Aiko'nun kolyesine baktı.
"Şekli..."
Aiko başını salladı.
"Evet."
"Kolye yine bir anahtar."
Tam Aiko kolyesini çıkarmak üzereyken...
Ormanın derinliklerinden kuru bir dal kırılma sesi geldi.
ÇAT!
Ren bir anda arkasını döndü.
"Kıpırdamayın."
Ağaçların arasındaki gölgelerden siyah giyimli bir kişi onları izliyordu.
Bu kez kaçmadı.
Olduğu yerde durdu.
Yavaşça elini kaldırdı.
Ve tek bir cümle söyledi:
"Tapınağa ilk giren... canlı çıkamaz."
Ormanın içi bir anda sessizliğe gömüldü.
Siyah giyimli kişi olduğu yerde hareketsiz duruyordu.
Rüzgâr, uzun paltosunun eteklerini hafifçe savuruyordu.
Aiko istemsizce bir adım öne çıktı.
"Sen kimsin?"
Adam cevap vermedi.
Yüzünü örten siyah başlığın altından yalnızca çenesi seçiliyordu.
Ren, Aiko'nun önüne geçti.
"Yaklaşma."
Adam sonunda konuştu.
"Ben yaklaşmadım."
"Siz benim bulunduğum yere geldiniz."
Kaito kaşlarını çattı.
"Az önceki ayak izleri..."
"...senindi."
Adam başını hafifçe salladı.
"Evet."
"Ama sizi buraya ben çağırmadım."
Aiko boynundaki kolyeye baktı.
"Öyleyse bu kolye neden bizi buraya getirdi?"
Adamın bakışları kolyeye kaydı.
İlk kez sesinde şaşkınlık hissediliyordu.
"Demek gerçekten sende..."
Mizuki hemen Aiko'nun yanına geçti.
"Kolye hakkında ne biliyorsun?"
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra ağır ağır konuştu.
"Yüzyıllardır tapınağın kapısını açan tek emanet odur."
"Fakat kapıyı açmak..."
"...içeri girebileceğiniz anlamına gelmez."
Hanako dikkatle adamı inceliyordu.
"Sen koruyuculardan birisin."
Adam gözlerini Hanako'ya çevirdi.
"Beni tanıdın."
"Yıllar önce seni burada görmüştüm."
Hanako'nun yüzü gerildi.
"Demek hâlâ yaşıyorsun..."
Aiko şaşkınlıkla Hanako'ya döndü.
"Siz onu tanıyor musunuz?"
Hanako başını yavaşça salladı.
"Adını bilmiyorum."
"Ama ailesi nesiller boyunca bu tapınağı korudu."
Adam, büyük kayanın yanına yürüdü.
Avucunu kiraz çiçeği sembolünün üzerine koydu.
"Bu kapıyı açmadan önce bilmeniz gereken son bir şey var."
Herkes dikkat kesildi.
"İçeri girdiğiniz anda..."
"...geri dönüş yolu kapanacak."
Masako derin bir nefes aldı.
"Ne zamana kadar?"
Adamın cevabı kısa oldu.
"İkinci sınav bitene kadar."
Ren, Aiko ve Mizuki'ye baktı.
"Karar sizin."
Aiko, kardeşinin gözlerinin içine baktı.
Mizuki hiç tereddüt etmeden başını salladı.
"Buraya kadar geldik."
"Artık geri dönemeyiz."
Aiko da kararlılıkla başını salladı.
"Kapıyı açacağım."
Yavaşça boynundaki kiraz çiçeği kolyesini çıkardı.
Kolyeyi kayanın ortasındaki yuvaya yerleştirdi.
Çıt...
İnce bir mekanik ses duyuldu.
Önce hiçbir şey olmadı.
Sonra bütün kaya hafifçe titremeye başladı.
Grrrr...
Yosunlarla kaplı dev kaya, yavaş yavaş ikiye ayrıldı.
İçeriden buz gibi bir hava yükseldi.
Karanlığın içinde aşağı doğru inen geniş taş merdivenler görünüyordu.
Tam ilk basamak ortaya çıktığı anda...
Merdivenlerin derinliklerinden bir çocuk sesi yankılandı.
"...Aiko..."
Aiko'nun yüzü bembeyaz kesildi.
Bu sesi tanıyordu.
Ama bunun mümkün olmaması gerekiyordu.
Çünkü ses...
Yıllar önce öldüğü söylenen annesine aitti..
Aiko olduğu yerde donup kaldı.
Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.
"...Anne?"
Sesi fısıltıdan ibaretti.
Mizuki şaşkınlıkla ona döndü.
"Aiko, ne dedin?"
Aiko gözlerini karanlığa dikmişti.
"Duymadın mı?"
"Annem..."
"...beni çağırdı."
Ren ile Kaito birbirlerine baktılar.
Ren kaşlarını çattı.
"Ben sadece bir çocuk sesi duydum."
Masako başını salladı.
"Ben de."
Mizuki dikkatlice Aiko'ya yaklaştı.
"Ben hiçbir kadın sesi duymadım."
Aiko'nun nefesi düzensizleşti.
"Hayır... Çok netti."
"Adımı söyledi."
Koruyucu bu sözleri duyunca aniden durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Yüzünde ilk kez ciddi bir ifade vardı.
"Başladı..."
Hanako endişeyle sordu.
"Ne başladı?"
Koruyucu, merdivenlerin karanlığına bakarak konuştu.
"Tapınağın ilk sınavı."
"Buraya giren herkes..."
"...en çok özlediği sesi duyar."
Aiko şaşkınlıkla ona baktı.
"Yani..."
Koruyucu başını salladı.
"O ses gerçek değildi."
"Tapınak, hafızandaki en güçlü yankıyı kullanır."
Mizuki derin bir nefes verdi.
"Ben neden hiçbir şey duymadım?"
Koruyucu ona baktı.
"Duydun."
"Sadece söylemedin."
Mizuki'nin gözbebekleri büyüdü.
Bir anlığına yüzündeki renk çekildi.
Aiko bunu fark etti.
"Mizuki..."
"Sen kimi duydun?"
Mizuki uzun süre cevap vermedi.
Sonunda gözlerini yere indirdi.
"...Bilmiyorum."
"Ama bana..."
"...'geri dön' dedi."
Tam o anda, taş merdivenlerin en altından yeni bir ses yükseldi.
Bu kez herkes aynı şeyi duydu.
Kalın, tok ve yankılı bir sesti.
"Varisler..."
"...ilk sınavınıza hoş geldiniz."
Merdivenlerin sonunda iki büyük meşale kendiliğinden yandı.
Sarı alevler karanlığı aydınlatırken, taş duvara oyulmuş dev bir kapı ortaya çıktı.
Kapının üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
"Hakikati görmek isteyen, önce kendi yalanıyla yüzleşmelidir."
Taş kapının üzerindeki yazı, meşalelerin alevleriyle birlikte daha belirgin hâle geldi.
"Hakikati görmek isteyen, önce kendi yalanıyla yüzleşmelidir."
Kimse tek kelime etmedi.
Aiko yazıyı okumayı bitirdiği anda, kapının tam ortasında ince bir çizgi belirdi.
Grrrr...
Dev taş kapı yavaşça iki yana açıldı.
İçerisi bekledikleri gibi karanlık değildi.
Yuvarlak bir salon...
Salonun tam ortasında ise siyah cilalı taştan yapılmış, insan boyunda bir ayna duruyordu.
Fakat aynanın yüzeyi cam gibi değil, durgun bir su gibi dalgalanıyordu.
Koruyucu içeri girmeden durdu.
"İlk sınav burada başlıyor."
Ren etrafı kontrol etti.
"Ne yapmamız gerekiyor?"
Koruyucu aynayı işaret etti.
"Sadece karşısına geçmeniz."
"Gerisini tapınak belirler."
Aiko temkinli adımlarla aynaya yaklaştı.
Tam karşısında durduğu anda aynanın yüzeyi hareketlenmeye başladı.
Önce kendi yansımasını gördü.
Sonra...
Yansıma gülümsemeye başladı.
Ama Aiko gülümsemiyordu.
Bir adım geri çekildi.
"Ren..."
"Yansımam hareket ediyor."
Ren aynaya baktı.
Fakat onun gördüğü normal bir yansımaydı.
"Hayır."
"Hiçbir şey olmuyor."
Aiko yeniden aynaya döndü.
Bu kez yansıması yavaşça elini kaldırdı.
Camın diğer tarafındaymış gibi avucunu aynaya dayadı.
Ardından dudakları kıpırdadı.
Hiç ses çıkmıyordu.
Aiko istemsizce aynaya biraz daha yaklaştı.
"Ne söylüyor..."
Mizuki de yanına geldi.
"Aiko, geri çekil."
Tam o anda aynanın içindeki yansıma parmağıyla yere doğru işaret etti.
Aiko gözlerini aşağı indirdi.
Ayağının dibinde, daha önce olmayan küçük bir tahta kutu duruyordu.
Kutunun kapağında kiraz çiçeği sembolü vardı.
Aiko şaşkınlıkla kutuyu eline aldı.
Koruyucu'nun sesi salonda yankılandı.
"İlk sınavın hediyesi değil..."
"...ilk sorusu."
Kutunun üzerinde tek bir cümle kazılıydı:
"Açarsan bir gerçeği öğreneceksin."
"Açmazsan birini koruyacaksın."
Salon yeniden sessizliğe gömüldü.
Bu kez seçim, yalnızca Aiko'ya aitti.
Aiko kutuyu iki eliyle tuttu.
Kutunun üzerindeki cümle gözlerinin önünden gitmiyordu.
"Açarsan bir gerçeği öğreneceksin."
"Açmazsan birini koruyacaksın."
Aiko yavaşça başını kaldırdı.
"Kimi?"
Aynadaki yansıması cevap vermedi.
Mizuki kutuya baktı.
"Belki de seni."
Ren hemen araya girdi.
"Ya da hepimizi."
Koruyucu sessizce aynayı izliyordu.
Aiko ona döndü.
"Sen biliyorsun."
Koruyucu cevap vermedi.
"Bu kutunun içinde ne olduğunu biliyorsun."
"Ne olduğunu biliyorum."
"Ama kime ait olduğunu bilmiyorum."
Aiko kutunun kapağındaki sembole parmağıyla dokundu.
Sembolün ortasında çok küçük bir çizik vardı.
Aynı çizik...
Küçükken sahip olduğu tahta kutunun üzerinde de vardı.
Aiko'nun zihninde bir görüntü belirdi.
Kiraz ağaçlarının altında iki küçük kız oturuyordu.
Mizuki elindeki kutuyu Aiko'ya uzatıyordu.
"Kimseye gösterme."
Görüntü bir anda kayboldu.
Aiko gözlerini kırpıştırdı.
"Mizuki..."
"Biz bu kutuyu daha önce gördük."
Mizuki'nin yüzü değişti.
"Ne?"
"Çocukken."
Mizuki birkaç saniye düşündü.
Sonra gözleri büyüdü.
"Hatırladım."
"Bahçede bize iki kutu verilmişti."
Aiko başını salladı.
"Ve biri kaybolmuştu."
Kaito şaşkınlıkla sordu:
"Kutulardan biri sende mi?"
Mizuki cevap vermedi.
Elini ceketinin içine götürdü.
Bir an sonra küçük, eski bir tahta kutu çıkardı.
Aiko'nun elindeki kutunun tamamen aynısıydı.
İki kutu yan yana getirildiğinde...
Çıt.
Kilitleri kendiliğinden açıldı.
Fakat kutuların içinden hiçbir şey çıkmadı.
Bunun yerine salonun duvarındaki ayna çatlamaya başladı.
ÇAT...
Bir çatlak.
Sonra ikinci.
Sonra onlarca ince çizgi.
Aynanın ortasında yeni bir görüntü belirdi.
Bu kez iki küçük kız yoktu.
Dört genç vardı.
Ve aralarında, yüzü açıkça görünen biri duruyordu.
Aiko'nun nefesi kesildi.
Çünkü o kişiyi tanıyordu.
Ren de görüntüyü görünce dondu.
"...Bu imkânsız."
Görüntüdeki kişi yavaşça kameraya dönüyordu.
Ve elinde...
Az önce kaybolan altın anahtar vardı.
Aynadaki görüntü donmuştu.
Dört genç...
Ve ortalarında duran kişi.
Elindeki altın anahtar, loş ışığın altında açıkça görünüyordu.
Aiko'nun bakışları görüntüdeki kişiden ayrılmıyordu.
"Bu..."
Ren'in yüzündeki şaşkınlık daha da arttı.
"Onu tanıyorsun."
Aiko yavaşça başını salladı.
"Hayır."
"Tanımıyorum."
"Ama onu daha önce gördüm."
Mizuki aynaya yaklaştı.
"Ben de."
Görüntüdeki kişi başını çevirdi.
Yüzü artık daha net görünüyordu.
Aiko'nun nefesi kesildi.
Bu kişi...
Kazuo'ydu.
Fakat görüntüde Kazuo çok daha gençti.
Yanında duran üç kişinin yüzleri de artık seçilebiliyordu.
Biri Hanako'ydu.
Diğeri Masako.
Dördüncü kişi ise...
Aiko'nun daha önce hiç görmediği genç bir adamdı.
Ren aynaya yaklaşarak fısıldadı:
"Bu fotoğraf değil."
"Bir anı."
Koruyucu başını salladı.
"Hatıra Ağacı'nın değil."
"Tapınağın kendi hafızası."
Görüntü yeniden hareket etti.
Genç Kazuo, altın anahtarı genç Hanako'ya uzattı.
"Bugün burada kalmalı."
Hanako anahtarı almak üzereyken görüntü aniden kesildi.
Ayna tamamen karardı.
Aiko şaşkınlıkla döndü.
"Ne oldu?"
Koruyucu'nun yüzü gerilmişti.
"Tapınak anıyı göstermeyi reddetti."
"Niçin?"
"Çünkü devamını görmeniz..."
"...ikinci sınav için henüz erken."
Tam o anda Aiko'nun elindeki küçük kutu yeniden titreşti.
Kapağının iç kısmında daha önce olmayan bir yazı ortaya çıktı:
"Dört kişi anahtarı korudu."
Altında ikinci bir cümle belirdi.
"Beşinci kişi onu çaldı."
Mizuki'nin gözleri yazıya kilitlendi.
"Beşinci kişi..."
Ren yavaşça arkasını döndü.
Salonun girişinde kimse yoktu.
Ama taş zeminde yeni ayak izleri vardı.
Aiko izlere baktı.
Sonra yere düşmüş küçük siyah bir kumaş parçasını fark etti.
Kumaşın üzerinde...
dört yapraklı siyah sakura sembolü bulunuyordu.
Koruyucu onu görünce bir anda ayağa kalktı.
"Bu mümkün değil."
Kaito sordu:
"Ne oldu?"
Koruyucu kumaşı eline aldı.
"Bu sembol..."
"...yirmi yıldır ortadan kaybolmuştu."
Tam o sırada salonun bütün kapıları aynı anda kapandı.
GÜMMM!
Tavandan mekanik bir ses yükseldi:
"İlk sınav tamamlandı."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından:
"İkinci sınav başlıyor."
Aiko, Mizuki'nin elini tuttu.
Duvarın üzerinde gizli bir kapı açıldı.
İçeriden karanlık bir yol uzanıyordu.
Ve yolun sonunda tek bir ışık yanıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.