5. bölüm / 12
SAKURA60 SANİYE
Bölümler 12Şu an: 60 SANİYE
- 1 SAKURA MEVSİMİ2.317 kelime
- 2 KIRILAN SESSİZLİK2.459 kelime
- 3 GİZLİ GEÇİT2.471 kelime
- 4 İKİZİN GÖLGESİ2.292 kelime
- 5 60 SANİYE2.224 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 AKİK DAĞI1.960 kelime
- 7 BEŞİNCİ MÜHÜR2.074 kelime
- 8 UYANAN TAŞ2.064 kelime
- 9 KIRIK SÜTUNLAR2.757 kelime
- 10 KAYIP GECENİN KAYDI4.079 kelime
- 11 İHANET AŞAMASI3.724 kelime
- 12 KAZUKİ AKİYAMA'NIN GÖLGESİ2.991 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
60...
Mekanik sesin ardından salonun tavanında ince bir ışık belirdi.
Işık, taş zemindeki sakura deseninin üzerine düşerek yavaş yavaş küçülen bir çember oluşturmaya başladı.
Bu, geri sayımın görsel göstergesiydi.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece taş mekanizmanın çalışırken çıkardığı uğultu duyuluyordu.
Aiko, levhaya kazınmış iki cümleye baktı.
Geçmişi Aç.
Geçmişi Mühürle.
İki kelime...
Ama iki farklı gelecek.
Mizuki sessizce yanına geldi.
İlk kez bu kadar yakındılar.
Aiko, kardeşinin gözlerinin kendi gözleriyle aynı kahverengi olduğunu fark etti.
Yalnızca bakışları farklıydı.
Mizuki'nin gözlerinde yılların yalnızlığı vardı.
"Merhaba..." dedi Aiko, kısık bir sesle.
Mizuki hafifçe gülümsedi.
"Bu kadar yıl sonra ilk konuşmamızın böyle olacağını düşünmezdim."
Aiko da istemsizce gülümsedi.
"Ben de."
İki kardeş birkaç saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar.
Sonra Aiko dayanamadı.
"Çocukken..."
"...beni hiç hatırladın mı?"
Mizuki'nin gözleri doldu.
"Her gün."
"Her doğum gününde."
"Her sakura mevsiminde."
"Küçükken birlikte çekilmiş tek fotoğrafımıza bakarak büyüdüm."
Aiko'nun boğazı düğümlendi.
"Ben seni hiç hatırlamıyordum."
"Biliyorum."
"Çünkü senin anılarını senden aldılar."
Ren bu söz üzerine başını kaldırdı.
"Kim aldı?"
Mizuki'nin bakışları yavaşça Kazuo'ya çevrildi.
Kazuo'nun yüzündeki ifade değişmedi.
"Anılar bazen insanı korur."
Mizuki sertçe cevap verdi.
"Hayır."
"Gerçekten koruyan şey, seçim yapabilmektir."
Hanako bastonundan destek alarak ayağa kalktı.
"Otuz beş yıl..."
"...ilk kez iki varis aynı salonda."
Masako derin bir nefes verdi.
"Yumi bunu görebilmeyi çok isterdi."
Aiko'nın gözleri doldu.
"Babaannem gerçekten her şeyi biliyor muydu?"
Hanako başını salladı.
"Hepsini."
"Fakat sana gerçeği anlatacak zamanı olmadı."
Tam o sırada mekanik ses yeniden duyuldu.
45 saniye.
Salonun ışıkları hafifçe titredi.
Altın anahtar yavaşça dönmeye başladı.
Aiko dikkatle anahtara baktı.
Bir şey fark etmişti.
Anahtarın üzerine çok küçük harflerle bir cümle kazınmıştı.
Eğilip okumaya çalıştı.
"Hakikat, cesareti olanı ödüllendirir."
Tam cümleyi bitirdiği anda...
Salonun arka duvarından ince bir çocuk kahkahası duyuldu.
Herkes aynı anda o yöne döndü.
Ama orada...
Kimse yoktu.
Çocuk kahkahası salonun taş duvarlarında yankılanıp kayboldu.
Herkes aynı anda sesin geldiği yöne baktı.
Hiç kimse yoktu.
Ren elini yavaşça ceketinin cebine götürdü.
"Kim var orada?"
Cevap gelmedi.
Salon yeniden sessizliğe gömüldü.
Tam o sırada mekanik ses tekrar duyuldu.
40 saniye.
Aiko'nun kalbi hızlandı.
"Zamanımız azalıyor."
Mizuki, platformun etrafında yavaşça dolaşmaya başladı.
Taş zemindeki sakura desenini dikkatle inceliyordu.
Birden durdu.
"Buraya bakın."
Ren ve Aiko hemen yanına geldi.
Taş zeminde, sakura deseninin yapraklarından birinin üzerinde neredeyse görünmeyecek kadar ince harfler kazınmıştı.
Aiko diz çöküp yazıyı okudu.
"Hakikat tek bir seçim değildir."
Ren kaşlarını çattı.
"Devamı silinmiş."
Mizuki parmaklarını taşın üzerinde gezdirdi.
Bir çıkıntıya dokunduğu anda...
Çıt!
Salon hafifçe sarsıldı.
Sakura deseninin tam ortasında ikinci bir taş levha yükseldi.
Üzerinde yalnızca tek cümle vardı.
"İki varis aynı kararı vermezse, mekanizma kararını kendi verir."
Hanako'nun yüzü soldu.
"Hayır..."
Masako endişeyle ona döndü.
"Ne oldu?"
"Bu yazıyı daha önce hiç görmemiştim."
Kazuo bastonunu yere vurdu.
"Artık seçim yapmak zorundasınız."
Aiko, Mizuki'ye döndü.
"Sen ne istiyorsun?"
Mizuki uzun süre sustu.
Sonunda alçak bir sesle konuştu.
"Yıllarca gerçeği öğrenmek için yaşadım."
"Ama..."
"...gerçek herkes için aynı anlamı taşımıyor."
Aiko dikkatle onu dinliyordu.
"Ya sen?"
Aiko derin bir nefes aldı.
"Ben yalnızca neden ayrıldığımızı değil..."
"...annemle babama ne olduğunu da öğrenmek istiyorum."
Bu sözler üzerine Kazuo gözlerini kapattı.
Ren ise başını öne eğdi.
Aiko bunu fark etti.
"Ren..."
"Sen biliyorsun, değil mi?"
Ren cevap vermedi.
Sessizliği, cevabın kendisi olmuştu.
Tam o sırada...
30 saniye.
Mekanik ses salonu doldurdu.
Altın anahtar daha hızlı dönmeye başladı.
Birden anahtarın içinden ince bir ışık huzmesi çıktı.
Işık doğrudan salonun duvarındaki büyük sakura kabartmasına vurdu.
Kabartmanın üzerinde yıllardır görünmeyen yeni bir yazı belirdi.
"Hakikat, fedakârlık ister."
Yazının hemen altında ise tek bir tarih parlıyordu.
18 Nisan 2015
Aiko'nun gözleri büyüdü.
Bu tarih...
Fotoğrafın arkasındaki tarihle aynıydı.
Ve o günün ne olduğunu hâlâ kimse açıklamamıştı.
Salonun üzerindeki taş kubbe hafifçe titredi.
Altın anahtardan çıkan ışık, 18 Nisan 2015 tarihinin üzerine vuruyor, sanki o günü yeniden canlandırmaya çalışıyordu.
Aiko tarihe gözlerini dikti.
"...Bu tarihte ne oldu?"
Kimse cevap vermedi.
Sessizlik...
Bu kez Kazuo bozdu.
"O gün..."
"...dört aile sonsuza kadar parçalandı."
Ren öfkeyle başını kaldırdı.
"Yeter!"
"Aynı gerçeğin sadece işine gelen kısmını anlatıyorsun."
Kazuo, Ren'e baktı.
"Öyleyse devamını sen anlat."
Ren'in yumrukları sıkıldı.
Ama yine sustu.
Aiko artık dayanamadı.
"Ren!"
"Bu kadar zamandır bana yardım ediyorsun."
"Bana güvenmemi istiyorsun."
"O zaman lütfen..."
"...artık hiçbir şeyi saklama."
Ren derin bir nefes aldı.
Tam konuşacakken...
Mizuki omzuna dokundu.
"Bırak ben anlatayım."
Herkes ona döndü.
Mizuki yavaşça platformun ortasına yürüdü.
"18 Nisan 2015..."
"...bizim son birlikte olduğumuz gündü."
Aiko'nun nefesi kesildi.
"Ne?"
Mizuki gözlerini kapattı.
"O gün sakura festivali vardı."
"Dört aile ilk kez yıllar sonra aynı bahçede buluşmuştu."
Aiko'nun zihninde kısa görüntüler belirmeye başladı.
Pembe yapraklar...
Çocuk kahkahaları...
Kırmızı bir uçurtma...
Ve elini tutan küçük bir kız...
Mizuki...
"Hatırlıyorum..."
diye fısıldadı Aiko.
"Çok az..."
Mizuki başını salladı.
"Sonra..."
"...bir çığlık duyuldu."
Salon sessizleşti.
"Ardından herkes koşmaya başladı."
"Biz çocuklar ne olduğunu anlamamıştık."
"Fakat..."
"...o gün bir kişi öldürüldü."
Hanako gözlerini kapattı.
Masako başını öne eğdi.
Ren ise tek kelime etmedi.
Aiko korkuyla sordu.
"...Kim?"
Mizuki cevap vermeden önce mekanik ses yeniden duyuldu.
20 saniye.
Geri sayım devam ediyordu.
Salonun ışıkları bu kez kırmızıya döndü.
Mizuki derin bir nefes aldı.
"O gün ölen kişi..."
"...bizim ailemizden biri değildi."
"Katil de dört aileden değildi."
Kazuo aniden bağırdı.
"Yeter!"
"Onu söylemeyeceksin!"
Mizuki ilk kez korkmadan Kazuo'nun gözlerinin içine baktı.
"Artık beni susturamazsın."
Tam adını söyleyeceği anda...
Salonun tavanından güçlü bir siren sesi yükseldi.
BİİİİP!
Mekanik kadın sesi yankılandı.
"Karar için kalan süre..."
"15 saniye."
Altın anahtar dönmeyi bıraktı.
Ve yavaşça Aiko ile Mizuki'nin tam ortasına indi.
İki kardeş aynı anda anahtara baktılar.
Artık seçim yapmaları gerekiyordu.
15 saniye...
Mekanik ses salonda yankılandı.
Altın anahtar, Aiko ile Mizuki'nin tam ortasında hareketsiz duruyordu.
Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu.
Aiko, anahtara baktı.
Sonra gözlerini ikiz kardeşine çevirdi.
"Mizuki..."
"Sence ne yapmalıyız?"
Mizuki cevap vermeden önce salondaki kırmızı ışıklar hafifçe titredi.
"...Bilmiyorum."
"Yıllardır gerçeği öğrenmek istedim."
"Ama şimdi..."
"...gerçeğin herkesi inciteceğinden korkuyorum."
Aiko başını eğdi.
"Ben de korkuyorum."
"Fakat artık kaçmak istemiyorum."
Ren sessizce yanlarına geldi.
"Aiko."
"Kararı kimsenin baskısıyla verme."
"Ne benim..."
"...ne de Kazuo'nun."
Kazuo bastonuna dayanarak konuştu.
"Gerçek açılırsa..."
"...geri dönüşü olmayacak."
Hanako ilk kez sert bir ses tonuyla araya girdi.
"Zaten hiçbirimizin geri dönüşü olmadı."
Bu söz salondaki herkesi susturdu.
Masako gözlerini kapattı.
Yıllardır taşıdığı suçluluk yüzüne yansımıştı.
Tam o anda...
10 saniye...
Salonun zemini yeniden sarsıldı.
Altın anahtarın etrafında ince pembe yapraklar dönmeye başladı.
Fakat salonda tek bir ağaç bile yoktu.
Yapraklar sanki hiçbir yerden gelmeden ortaya çıkmıştı.
Aiko elini uzattı.
Bir yaprak avucuna düştü.
Yaprağın üzerinde minicik bir yazı vardı.
"Birlikte seçin."
Aiko şaşkınlıkla Mizuki'ye baktı.
"Mizuki..."
"O da aynı şeyi mi görüyor?"
Mizuki avucunu açtı.
Onun avucundaki yaprakta da yazı vardı.
"Tek başına karar verme."
İki kardeş aynı anda birbirlerine baktılar.
Aiko hafifçe gülümsedi.
"Sanırım..."
"...mekanizma bize yol göstermeye çalışıyor."
Mizuki de yıllar sonra ilk kez içten bir gülümseme gösterdi.
"Belki de ilk kez yalnız değiliz."
Tam o sırada...
5 saniye...
Mekanik kadın sesi bu kez daha yüksek çıktı.
"Varisler kararını bildirsin."
Altın anahtar yavaşça yükseldi.
Platformun üzerindeki iki yazı parlak bir ışıkla aydınlandı.
GEÇMİŞİ AÇ
GEÇMİŞİ MÜHÜRLE
Aiko derin bir nefes aldı.
Mizuki'nin elini tuttu.
İki kardeş aynı anda anahtara doğru yürüdüler.
Fakat tam seçimlerini yapacakları anda...
Salonun en arkasından tanıdık bir ses yükseldi.
"...Sakın seçmeyin!"
Herkes irkilerek arkasını döndü.
Bronz kapının yanında, nefes nefese kalmış genç bir adam durmuştu.
Üzerindeki siyah ceket yırtılmış, omzundan kan sızıyordu.
Kaito...
Ama yalnız değildi.
Arkasında, yüzünü siyah bir maskeyle gizleyen biri daha vardı.
Maskeli kişi yavaşça öne çıktı.
Boğuk sesi salonda yankılandı.
"Çünkü üçüncü seçenek hâlâ açıklanmadı."
Maskeli kişinin sözleri salonda yankılandı.
"...Çünkü üçüncü seçenek hâlâ açıklanmadı."
Herkes olduğu yerde dondu.
Aiko kaşlarını çattı.
"Üçüncü seçenek mi?"
Platformun üzerindeki taş levhada yalnızca iki seçenek vardı.
GEÇMİŞİ AÇ
GEÇMİŞİ MÜHÜRLE
Maskeli kişi ağır adımlarla öne çıktı.
Yüzü hâlâ tamamen siyah maskenin arkasındaydı.
Kaito güçlükle nefes alıyordu.
"Onu dinleyin..."
"Yoksa çok geç olacak."
Ren hemen Kaito'nun yanına koştu.
"Ne oldu sana?"
Kaito omzundaki yaraya bastırdı.
"Beni durdurmaya çalıştılar."
"Zor kurtuldum."
Kazuo'nun bakışları maskeli kişiye çevrildi.
İlk kez sesinde gerçek bir öfke vardı.
"Buraya nasıl girdin?"
Maskeli kişi hafifçe başını eğdi.
"Bu salonu senden çok daha önce tanıyordum."
Hanako dikkatle onu inceliyordu.
Bir anda gözleri büyüdü.
"...Sen..."
Maskeli kişi başını ona çevirdi.
"Evet."
"Ama adımı söyleme."
Hanako dudaklarını kapattı.
Sanki tanımıştı.
Aiko bunu fark etti.
"Onu tanıyor musunuz?"
Hanako birkaç saniye sustu.
Sonunda yavaşça başını salladı.
"Evet."
"Fakat burada olduğunu düşünmüyordum."
Maskeli kişi platforma yaklaştı.
Altın anahtara baktı.
Sonra elini taş zemindeki sakura deseninin tam ortasına koydu.
Tak...
İnce bir mekanik ses duyuldu.
Hiç kimsenin fark etmediği küçük bir bölüm açıldı.
Platformun üzerinde üçüncü bir yazı belirdi.
İlk iki seçeneğin altına yeni bir cümle işlendi.
GEÇMİŞİ YENİDEN YAZ
Salondaki herkes şaşkınlıkla levhaya baktı.
Masako fısıldadı.
"İmkânsız..."
"Bu seçenek..."
"...efsaneden ibaretti."
Ren'in sesi sertleşti.
"Geçmiş yeniden yazılamaz."
Maskeli kişi sakin bir şekilde cevap verdi.
"Geçmiş değişmez."
"Ama insanlar..."
"...onu hatırlama biçimlerini değiştirebilir."
Aiko, levhadaki üçüncü seçeneğe baktı.
"Bu ne anlama geliyor?"
Maskeli kişi doğrudan ona döndü.
"Eğer bunu seçersen..."
"...yaşananlar değişmeyecek."
"Ama acılar, anılar ve sırlar farklı bir şekilde yeniden şekillenecek."
Mizuki başını iki yana salladı.
"Bunun bir bedeli olmalı."
Maskeli kişi hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Elbette."
"Her hakikatin bir bedeli vardır."
Tam o anda mekanik kadın sesi yeniden duyuldu.
Fakat bu kez sesi eskisinden farklıydı.
Daha yavaştı.
Daha derindi.
"Yeni seçenek doğrulandı."
"Karar süresi uzatıldı."
Tavandaki geri sayım durdu.
Sonra yeniden başladı.
300 saniye.
Beş dakika...
İlk kez salondaki herkes nefes alabildi.
Fakat maskeli kişinin söylediği son cümle, salondaki sessizliği yeniden bozdu.
"...Üçüncü seçeneği seçmeden önce..."
"...aranızdaki haine bakmanızı öneririm."
Bir anda herkes birbirine döndü.
Artık salondaki en büyük soru geçmiş değil...
İçlerinden kimin ihanet ettiği olmuştu.
Maskeli kişinin son sözleri, salonun havasını tamamen değiştirmişti.
"...Aranızdaki haine bakın."
Kimse konuşmadı.
Sadece birbirlerine baktılar.
Aiko'nun kalbi hızla atıyordu.
"Ne demek istiyorsun?"
Maskeli kişi sakin bir sesle cevap verdi.
"Buraya kadar geldiğiniz her adım..."
"...birisi tarafından önceden haber verildi."
Ren'in kaşları çatıldı.
"İmkânsız."
Maskeli kişi başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Depo 8'i bulmanız..."
"Gizli geçide ulaşmanız..."
"Bronz kapının açılması..."
"Hepsini birisi dışarıya bildirdi."
Bu sözler üzerine Aiko'nun aklına son günlerde yaşananlar geldi.
Kazuo ve adamları onları her seferinde tam zamanında bulmuştu.
Bu bir tesadüf olamazdı.
Masako öfkeyle Kazuo'ya döndü.
"Senin adamlarından biri olmalı!"
Kazuo alaycı bir gülümsemeyle başını salladı.
"Eğer öyle olsaydı, şimdiye kadar anahtar elimde olurdu."
Hanako derin bir nefes aldı.
"Maskeli kişi doğru söylüyor."
"Aramızda biri bilgi sızdırıyor."
Aiko yavaşça çevresine baktı.
Ren...
Masako...
Kaito...
Mizuki...
Hanako...
Ve Kazuo.
Her biri sessizdi.
Tam o sırada Kaito bir adım öne çıktı.
"Artık saklamanın anlamı yok."
Herkes ona döndü.
Kaito gözlerini yere indirdi.
"Ben..."
"...bir zamanlar Kazuo için çalıştım."
Salon buz kesti.
Ren şaşkınlıkla bağırdı.
"Ne dedin?"
Kaito başını kaldırdı.
"Evet."
"Yıllar önce bana başka seçeneğim olmadığını söylediler."
"Mizuki'nin yerini öğrenebilmek için onların güvenini kazanmam gerekiyordu."
Kazuo sessizce gülümsedi.
"Demek sonunda itiraf ettin."
Aiko hayal kırıklığıyla Kaito'ya baktı.
"Bize neden söylemedin?"
Kaito'nun sesi titriyordu.
"Çünkü korkuyordum."
"Gerçeği öğrendiğinizde bana inanmayacağınızı biliyordum."
Maskeli kişi yavaşça başını salladı.
"Doğru..."
"Fakat sen hain değilsin."
Kaito şaşkınlıkla ona baktı.
"...Ne?"
Maskeli kişi elini yavaşça kaldırdı.
İşaret parmağıyla salonun diğer ucunu gösterdi.
"Gerçek hain..."
"...hiç konuşmayan kişidir."
Herkes aynı anda gösterdiği yöne döndü.
Hanako'nun tekerlekli sandalyesinin arkasında duran yaşlı hizmetkâr kadın...
Sessizce geri çekiliyordu.
Aiko onu daha önce fark bile etmemişti.
Kadın bir anda ceketinin içinden küçük bir telsiz çıkardı.
Ren bağırdı.
"Dur!"
Kadın düğmeye bastı.
"Hedef doğrulandı."
"İki varis aynı salonda."
Mesaj telsizden yayıldığı anda kadın koşmaya başladı.
Ren peşinden fırladı.
Tam kapıya ulaşacakken kadın cebinden küçük bir sis kapsülü çıkardı.
PŞŞŞŞ!
Salonun içi birkaç saniye içinde beyaz sisle doldu.
Görüş mesafesi neredeyse tamamen kayboldu.
Sis dağılmaya başladığında...
Kadın ortadan kaybolmuştu.
Ve platformun üzerindeki altın anahtar da...
Yerinde yoktu.
Beyaz sis yavaş yavaş dağılıyordu.
Ren öksürerek önünü görmeye çalıştı.
"Aiko!"
"Mizuki!"
"İyi misiniz?"
Aiko elini ağzına götürüp derin bir nefes aldı.
"İyiyim!"
Mizuki de sisin içinden çıktı.
"Ben de."
Kazuo bastonuyla zemine vurdu.
Tak!
"Kapıları kapatın!"
Adamları hemen salonun bütün çıkışlarını kontrol etmeye başladı.
Fakat birkaç saniye sonra içlerinden biri bağırdı.
"Kimse çıkmamış!"
Ren hızla platforma koştu.
Altın anahtarın durduğu yere baktı.
Boştu.
Sadece taş zeminde küçük bir kâğıt parçası duruyordu.
Aiko eğilip kâğıdı aldı.
Üzerinde yalnızca tek cümle yazıyordu.
"Hakikat çalınamaz. Yalnızca saklanır."
Hanako kâğıdı görünce derin bir nefes verdi.
"Demek..."
"...eski koruyucular hâlâ görevlerinin başında."
Aiko şaşkınlıkla sordu.
"Eski koruyucular kim?"
Hanako cevap vermek üzereydi ki...
Platformun altından güçlü bir titreşim yükseldi.
GRRRRR...
Taş sütunlar yeniden dönmeye başladı.
Salonun ortasında, altın anahtarın bulunduğu yerden ince bir ışık yükseldi.
Mekanik kadın sesi son kez konuştu.
"Birinci sınav tamamlandı."
"Varisler başarıyla doğrulandı."
"İkinci sınavın yeri belirlendi."
Salonun ortasında üç boyutlu bir harita oluştu.
Harita yavaşça dönüyordu.
Dağlar...
Nehirler...
Eski yollar...
Sonunda tek bir nokta parlak kırmızı renkte yanmaya başladı.
Haritanın altında bu kez tek bir cümle belirdi.
"Akik Dağı'nın altındaki unutulmuş tapınak."
Masako'nun yüzü gerildi.
"Orası..."
"...elli yıldır kimsenin girmediği yer."
Kaito şaşkınlıkla haritaya baktı.
"Efsaneye göre girişi çökmüştü."
Hanako başını yavaşça salladı.
"Hayır."
"Giriş hiçbir zaman çökmedi."
"Sadece doğru kişiyi bekledi."
Tam o sırada haritanın görüntüsü titredi.
Yeni bir satır daha oluştu.
"İkinci sınav, gün doğumunda başlayacak."
Ardından bütün ışıklar söndü.
Salon yeniden karanlığa gömüldü.
Sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra Aiko, Mizuki'nin elini tuttu.
İki kardeş birbirlerine baktılar.
Aiko kararlı bir sesle konuştu.
"Ne olursa olsun..."
"...bu yolun sonuna birlikte gideceğiz."
Mizuki hafifçe gülümsedi.
"Bu kez kimse bizi ayıramayacak."
Ren de yanlarına geldi.
"Öyleyse gün doğmadan yola çıkıyoruz."
Kazuo sessizce onları izledi.
Yüzünde anlaşılması güç bir ifade vardı.
Sanki ikinci sınavdan korkan tek kişi oydu.
Uzakta, salonun görünmeyen karanlık köşesinde ise maskeli kişi onları izliyordu.
Kendi kendine alçak sesle fısıldadı:
"İkinci sınav başladığında..."
"...gerçek düşman sonunda ortaya çıkacak.".
Bölüm etkileşimi
