34. bölüm · Rüzgara Karşı
Bölüm 34: Sessizlikle Paylaşılan Gün
Bölüm 34: Sessizlikte Paylaşılan Gün
Sınav haftası bitmişti.
Efe’nin zihni hâlâ notlarla, çıkmış sorularla, vize stresiyle doluydu.
Ama o sabah uyandığında telefonunda bir mesaj vardı:
Asya:
“Bugün hava güzel. Kütüphane yerine sahil yolunda yürümeye ne dersin?”
Efe bir an tereddüt etti.
Ders çalışmadığı bir günü neredeyse unutmuştu.
Ama sonra aynaya baktı…
Yorgun, ama huzura aç bir yüz.
“Tamam.” diye yazdı.
Öğle saatlerinde buluştular.
Kampüsün arka kapısından çıkıp deniz tarafına doğru yürüdüler.
Asya’nın elinde termos, içinde yeşil çay.
Efe’nin Elinde bir simit parçası, atıştırmalık olsun diye.
Yavaş yavaş yürürken konuşmak zorunda olmadıklarını fark ettiler.
Bazen sadece yan yana yürümek, kelimelerden daha çok şey anlatır.
Asya bir banka oturdu, Efe yanına.
Denizi izlediler bir süre.
Asya termostan çayı uzattı.
Asya: “Biliyor musun, insanlar çok hızlı yaşıyor. Her şey sanki kaçacakmış gibi.”
Efe: (çayı alırken) “Ben de. Hep bir şey yetiştirmeye çalışıyorum. Durmayı unuttum.”
Asya: “Belki bu yüzden yalnız hissediyoruz. Çünkü kimse gerçekten ‘durmuyor’.”
Efe: “Durmak suç gibi hissettiriyor. Sanki tembellik gibi.”
Asya başını salladı.
“Oysa dinlenmek, yaşamaktır.”
Daha sonra bir kafeye oturdular.
Kalabalıktan uzakta, köşede bir masa.
Asya dizüstü bilgisayarında bir makale açtı, Efe ise çantasından not defterini çıkardı.
Konuşmadan…
Ama yan yana.
Bir ara Asya, gülerek:
“Fark ettin mi, hep birlikte ama sessiz çalışıyoruz.”
Efe: (gülümseyerek) “Sanırım bu bizim iletişim tarzımız.”
Gün bitimine yakın kampüse dönerken, Efe bir anda sordu:
Efe: “Sence... normal biri miyim ben? Hani... garip takıntılarım var, plan takıntım falan.”
Asya: (şaşırmadan) “Hayır. Sen sadece… düzenli birisin. Ve bu seni dengede tutuyor.”
Efe: “Bazen boğuluyorum bu düzende.”
Asya: “Boğulunca dur, simidi bölüştüğümüz gibi paylaş dertlerini de.”
Efe ilk kez birine bu kadar kolay güvenmişti.
Belki Asya, annesi gibi yargılamıyor…
Ve belki o da bazı duvarları sessizce aşabiliyordu.
