RUHUNU BOYA kitap kapağı

10. bölüm / 29

RUHUNU BOYA

𖤍 RUHUNU BOYA | 9

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 𖤍 RUHUNU BOYA | 9

-9-

Pamir, nişanın bozulması konusunu çözdükten kısa bir süre sonra Celal Karadağ, pek sevgili gelini Nursultan Hanım'ı huzuruna çağırmıştı. Orada, o odada ne konuşulduğu hâlâ bilinmese de pek ikna edici bir konuşma olsa gerek, o günden beri Nursultan Hanım Pamir ve Karmen'in evliliğiyle ilgili hiçbir şeye karışmadı. Oğlu ne isterse tamam dedi ama hep içinde bir kuşku, korku kaldı.

Ya söylentiler gerçekse?

Gelin lanetliyse?

Bunu zaman gösterecekti.

Tam iki hafta sonra Bakırcı ailesi Karadağlar tarafından İstanbul'a davet edildi. Hem Pamir ve Karmen'in nikâh için gerekli prosedürleri halletmesi hem de ailelerin daha yakından tanışıp kaynaşması amaçlanıyordu.

Evlerinin önünde özel şoförlü lüks bir araba durunca yeniden gözleri kamaştı Fatma Hanım'ın. İyi ki nişan bozulmadı diye bir kez daha içinden rahat bir oh çekti. Onun için bu evlilik mantıksal ve stratejikti. Ve tabii bir de Karmen için son şanstı.

Karmen ise içinde onu yiyip bitiren o duyguyla daha ne kadar durabileceğini bilmiyordu. Daha dün gece annesini rüyasında görmüştü. Yalvaran gözlerle ona bakıp yapma diyordu. Saçlarını okşadığı sırada sıçrayarak uyandı kâbusundan. Gün doğana kadar da uyuyamadı bir daha. Bu kâbusundan kimseye bahsetmedi.

Pamir iyi bir adamdı. Mertti. Sözünün eriydi. Onu tanıdığı kadarıyla adaletli ve temiz kalpli bir adamdı. Böyle bir evlilikle lanetlenmeyi hak etmiyordu. Nasıl oluyordu da gerçekleri anlatmasına rağmen korkup vazgeçmemişti hâlâ anlamıyordu. Henüz durumun ciddiyetinin farkında değildi de ondan.

Gerçeğin soğuk yüzünü sadece Karmen biliyordu. Uğursuzluğunun her yana yayılacağını. Pamir kabul etmese bile o da bunu görecekti. Evlerinin önünde duran arabaya binerken kasabalıların gözünde de görüyordu bunu. Söylentiler kulağına geliyordu.

"Damadın lanetten haberi yok galiba."

"Nasılsa gerçeği anlar."

"Birkaç aya kalmaz geri döner buraya."

"Aman Allah aşkına ağzından yel alsın, bırak, dönmesin, kurtulduk."

Keşke hakkında konuşulan kötü sözleri duymama gibi özel bir gücü olsaydı ama yoktu. O kadar korkutucuydu ki onlar için, artık kasabalı dedikodusunu yaparken aman duyar diye imtina etmiyordu bile. Yüzüne söyler gibi konuşuyordu.

Fatma Hanım tüm dedikodulara rağmen forsundan bir şey kaybetmeksizin havalı havalı bindi arabaya.

Dayısı elini tutup "Her şey güzel olacak benim kızım için. Allah'ın izniyle." deyince biraz sakinleşti.

Yüzünde belli belirsiz, tedirgin bir tebessüm kök saldı ve endişelerini derinlere bir yerlere itti. Ancak o sussa da lanet susmuyordu.

Pamir her ne kadar uçakla gelmelerini teklif etse de Fatma Hanım'ın uçak korkusu yüzünden İstanbul'a arabayla gelmişlerdi. İyi de olmuştu aslında Karmen için. Yol boyunca tabelalara, köprülere, denize bakarken büyülenmişti. Ve korkmuştu. Onun gibi kasabada büyüyen birine göre çok büyüktü burası. Arabadan indiği an kaybolacakmış gibi hissetti. Bu büyüleyici güzelliğin bir yandan koca bir esaret olduğunu düşündü.

Karadağ malikânesine geldiklerinde İstanbul'un kendisi kadar olmasa da her şey büyüktü. Şirketten yeni döndüğü kapısı henüz açık arabasından belli olan Pamir oradaydı. Kapının önünde müstakbel eşini bekliyordu.

Arabadan inen büyüklere "Hoş geldiniz." dedi. Rıza Bey'in elini öpmek istese de adam samimiyetle gülümseyip izin vermedi, sarıldı. Pamir bu yakınlıkla biraz garip hissetse de sesini çıkarmadı. Fatma Hanım'la el sıkıştılar ve en son arabadan inen Karmen'le karşı karşıya geldiler.

Genç kız bu kocaman evde kalıp kalmayacaklarını merak ediyordu. Yengesi içindeki duyguları bilse sen de her şeyden korkuyorsun diye kızar, eleştirirdi onu. Evet, belki korkuyordu. Hem de her şeyden. Ama korkması için geçerli sebepleri hep olmuştu. Tıpkı bu koca evde kalırlarsa kaybolacağından korktuğu gibi.

Pamir için en zoru buydu. Karmen'le nasıl bir selamlaşma şekli uygun olurdu hâlâ bilmiyordu. Bozulan nişanı geçerli kılmak için konuştukları günün ardından iki hafta geçmişti ve işleri yoğun olduğundan bir daha yüz yüze görüşmemişlerdi. Sadece olanlardan dolayı zaman zaman içinde garip bir his beliriyor, hâlâ her şeyin bıraktığı gibi olup olmadığını merak ettiğinden Karmen'i arıyordu. İki hafta boyunca tek iletişimleri ara sıra iki dakikalık telefon konuşmalarıydı. O da Karmen'in evlilik hakkında hâlâ aynı fikirde olup olmadığını anlamak içindi.

Kısa bir düşünme anının hemen ardından elini uzattı ve "Hoş geldin." dedi adam. Karmen yarım bir tebessümle elini sıkıp başını salladıktan sonra içeri buyur etti onu.

İlk hata.

Karmen tam ayakkabılarını çıkaracağı sırada önünde aynı hamleyi yapan yengesi ve dayısının yardımcılar tarafından uyarıldığını görüp vazgeçti.

"Burada ayakkabılarımızı çıkarmıyoruz, istediğiniz gibi girebilirsiniz."

Genç kız bu hatadan dönse de kasabadaki hayatıyla buradaki hayatı arasındaki bir köprünün eşiğinde gibi hissetti. Oradayken bile hayat zordu; söylentiler, kurallar... Şimdi çok daha büyük bir yerde, daha farklı hayatlar, daha ciddi kurallar ve en önemlisi, daha çok insan vardı.

Omuzlarında büyük bir gerginlikle içeri girdi Karmen. "Yolculuk nasıl geçti?" sorusuyla yeniden yanında olan adamı hatırladı ve ona döndü.

"İyiydi."

"Sevindim."

"Murat'ı göremedim?"

"Okulu olduğu için yengem bir akrabasına bıraktı."

Pamir onaylar gibi başını sallayarak ilerlemeye devam etti. Hemen ileride Karadağ ailesinin büyükleri yengesini ve dayısını karşılarken Pamir'le yeniden göz göze geldi. Sessiz bakışmaları büyük bir gürültüyle bölündü.

Lanetin ilk işareti.

Holdeki büyük tablo duvardan ayrılıp yere düştü. Bu büyük gürültüyle Pamir kısa bir an ürkse de Karmen'in korkusu kadar büyük değildi, hemen toparlandı.

Bunun sıradan bir tesadüf olduğunu düşünen adam aynı sakinlikle kıza döndü. "Her şey yolunda mı?" Onun korktuğunu görmüştü ve iyi olup olmadığını kontrol etmek ister gibiydi.

Ne kadar yalan olsa da evet dercesine başını salladı Karmen. Bu bir uyarıydı. Burada olmaması gerekiyordu. Karmen bunu biliyordu. Ancak Pamir'e bunu anlatamıyordu.

Merdivenlere doğru ilerleyip aile büyüklerinin yanına geldiklerinde İhsan Karadağ ailenin tarafsız bölgesi olarak misafirperver bir ifadeyle "Hoş geldin kızım." sözleriyle karşıladı müstakbel gelinini.

Karmen hemen eğilip kayınpederinin elini öptü. "Hoş bulduk efendim."

Koridorda onlara kapıyı açan yaşlı yardımcının onu göz hapsine aldığından habersizdi. Sadece bir iki kez kaçamak bakışlarını yakalamıştı ama bunun anlamını henüz bilmiyordu.

Sıra en zorlu kişiye geldi. Kayınvalidesi Nursultan Hanım. Önceleri onu bulan kendisiyken ve evliliklerine son derece gönüllüyken şimdilerde gelini olarak asla istemeyen kayınvalidesi.

"Hoş geldiniz." dedi soğuk bir sessizlikle. Karmen elini öpmeye yeltendiğinde çekmek istedi ama yapamadı. Burada her hareketinin Celal Karadağ'ın kulağına gideceğini biliyordu. Bu yüzden sessiz kalmayı tercih etse de içi içini yiyordu. Elini öptürmekle bile lanetinin bulaşacağını düşündüğü bir gelini vardı artık. Onunla nasıl aynı evde kalacaktı?

Ağzıyla söylemese de, ters bir harekette bulunmasa da müstakbel kayınvalidesinin onun hakkında düşündüklerini biliyordu Karmen. O yüzden sınırı aşmadan mesafeli bir biçimde başını salladı yalnızca. Gerekmedikçe onunla konuşmayacaktı bile. Onu huzursuz etmeyecekti. Aklına not etmişti bunu.

Hemen sonra ortamdaki soğuk atmosfer Letafet Hanım'ın sevecenliğiyle dağıldı. Elini öpmek için uzanan kıza samimiyetle sarılıp "Evine hoş geldin kızım." dedi. Bunu söylerken mutlu ve huzurluydu. Çünkü Pamir'in yapacağı bu evlilikten memnun olduğunu görebiliyordu.

Selamlaşma faslı bittiğinde omzuna dokunan Pamir'in eliyle adama döndü genç kız. "Kahvaltıya geçmeden dedemle de tanışmanı istiyorum. Gelişini merakla bekliyordu. Seninle tanışmak için sabırsızlanıyordu."

Burada henüz kendine yer bulamayan kız onaylayarak başını salladı. Letafet Hanım "Biz kahvaltı masasında sizi bekliyoruz." diyerek misafirleri de yanında götürürken zihni kargaşalarla doluydu Karmen'in. Bir tür kimlik karmaşası yaşıyordu burada.

O burada kimdi?

Karadağ ailesinin müstakbel gelini. Ancak bazıları tarafından istenmeyen gelin. Kimi onu güvenle, sevgiyle karşılarken kimi yüzündeki isteksizliği gizlemeden yapmıştı bunu. Peki, buna ne kadar karşı gelebilirdi? Ne kadar mücadele edebilirdi? Edemezdi. Tıpkı lanetiyle edemediği gibi bununla da mücadele edemezdi.

Merdivenlerden çıktıklarında orta katın salonunda Pamir bir şey fark etti. Bir duvardaki büyük, aynalı süsün yanından geçen Karmen ürkekçe basamakları tırmanırken aynayla göz göze gelmiyordu. Özellikle dikkat ediyordu sanki. Aynalardan kaçıyordu.

Merdivenleri çıkarken çekingen bir ifadeyle "Deden... nasıl biri?" diye sordu Karmen.

Hafifçe duraksadı adam. Hatta adımları durdu, dirsekleri arkasındaki trabzanlara yaslanırken kıza bir bakış attı. "Dedem Celal Karadağ ailemizin büyüğüdür. Ailede onun sözü geçer." Samimi bir eleştiride bulunur gibi sesini kıstı. Tıpkı gözlerini kıstığı gibi. "Biraz eski kafalıdır ama çok iyi biridir. İyiyi de kötüyü de gözünden tanır. Bu özelliğiyle de gurur duyar." Uyarır gibi ekledi. "Sana biraz sert ve korkutucu gelebilir ama bu seni yanıltmasın. İyi biridir."

Anlattıklarına bakılırsa onu Nursultan Hanım'dan da zor biri bekliyordu. Belki de onu susturan tek kişiydi ve genç kız henüz bunu bilmiyordu. Bildiği tek şey, Karadağ soyunda sözü geçen en büyük kişi olduğuydu.

O an korktu. Ayakları geri geri gitti. Bunu fark eden adam "Korkma." dedi ilk kez açıkça tebessüm ederek. Bu tebessüm güven veriyordu. "Dedem insan yemiyor." Onun tavrında bir değişiklik olmadığını görünce kendini suçladı. "Daha ilk seferden korkuttum seni. Abartılacak bir şey yok. Alt tarafı bir tanışma. Az önce aşağıda yaşananlardan farklı bir şey değil."

Karmen'in büyük ölçüde korktuğu ise bunlardan hiçbiri değildi. Ürkek bakışları nişanlısını bulduğunda asıl korktuğu şeyi sordu. "O biliyor mu?"

"Neyi?"

Sorar gibi bakan adamın bunu öylesine yok saydığını görünce içten içe kızdı. Önemsemeyecek kadar unutmuş görünüyordu.

Hiç istemese de "Laneti." diyerek hatırlattı.

"Ben söylemedim. Gerek görmedim çünkü." Gözleri devrildi adamın. "Ama annem eminim konuşmaları sırasında yetiştirmiştir."

"Yani biliyor diyorsun."

"Evet, biliyor." Buna emindi adam. "Ve umursamıyor Karmen. Kimsenin umurunda değil bu kasaba dedikoduları." Kısa bir sessizliğin ardından "Hadi." dedi. Bu kez kibarca elini uzatmıştı. Ona güven vermekti niyeti.

Genç kız o uzanan eli tuttu. Ömrü boyunca hiç bırakmayacağını düşünerek tuttu hem de. O büyük kapıdan içeri girmek ancak bu şekilde kolay oldu onun için.

İçeride yedi başlı ejderha falan olduğu yoktu. Boğaza bakan camdan dışarıyı izleyen, arkası dönük yalnız bir adam vardı. Kapı sesini duyunca gözleri gençlere döndü.

Sert çehresinde sakladığı tecrübeler bir sırdan ibaret olan adam torununda gezinen hızlı bakışlarını yeni gelinine çevirdi. "Hoş geldiniz." derken mermer gibi sert yüz hatları yumuşamış, son derece misafirperverdi. Bu kez direkt kıza hitap etti. "Hoş geldin kızım."

İçeri kaçan sesiyle "Hoş bulduk." demeye çalışsa da pek duyulmadı. Öksürerek tekrar denedi. "Hoş bulduk efendim." Pamir'in anlattıklarından sonra tahmin ettiğinden daha yumuşak ve sevecek bir ihtiyar karşılamıştı onu.

Alayla güldü yaşlı adam "Efendim de neymiş?" derken. "Celal dede dersin artık bana. Bundan böyle sen de benim bir kızım, torunumsun." Gözleri Pamir'de gezinirken "Torunumun kıymetlisisin." dedi ve devam etti. "Onun kıymetlisi benim de kıymetlimdir."

Celal Karadağ'ın bir anda samimileşen konuşmasında bazı varsayımlar gizliydi. Öncelikle Pamir'in bu kızla evlenme konusunda annesiyle çatıştığı düşünülürse ilk görüşte âşık olmuştu kıza. Gönlü akmıştı oğlanın. Bu yaşlı adamın ilk varsayımıydı. Ondan daha güçlü bir varsayımı vardı ki o da içeri girer girmez odaya bir ışık süzüldüğü hissiydi. Karmen henüz etrafı inceleyip adamı tanımaya bile başlayamamışken daha ilk an gözlerine bakmıştı kızın. Ürkek ve savunmasız gözlerine. Bir bebek kadar masumdu, korkuyordu. Korunmaya muhtaçtı. Onun baba yanını yeniden canlandırdı.

Ve torunu Pamir abartmıyordu, Celal Karadağ gerçekten insanları ilk andan tanıma özelliğine sahipti. Ama bu, torununun ifade ettiği gibi spiritüel bir özellik değildi. Yılların tecrübesiydi. Artık insanların yüzüne baktığında ne kadar iyi, ne kadar kötü ya da ne kadar riyakâr olduğunu anlayabiliyordu. Bu kız anasının ak sütü gibi temizdi. Temiz kalmıştı. Kendi gençliğinin geçtiği köyde büyümesinin etkisi de büyüktü elbet. Zira büyük şehir insanı un ufak eder, kirletirdi. Ancak önemli olan yine insanın mayasıydı. Bu kızın mayası sağlamdı, temizdi ona göre.

Kızın ürkek adımları gecikmeden Celal Karadağ'ın tam önünde duraksadı. Uzanıp elini öptü. "Berhudar ol evladım." dedi elinin üstündeki kızın elini tutarken.

Adam daha karşılaştıkları ilk andan tam gönlüne göre bir gelin olduğunu biliyordu. Her konuda olduğu gibi eş seçimi konusunda da torununa sonsuz güveniyordu. Yine yanılmamıştı. Hem güzel, hem terbiyeli hem de sessizdi. Dirseğine kadar uzun kollu, çiçekli, beyaz elbisesinin iki yanına dökülüyordu uzun, bakır rengi saçları. Sanki kıvılcımlar çıkıyordu saçlarından. Mavi gözleri ise bir çocuk masumiyetinde, hafif korkuyla parlıyordu.

Görür görmez içi ısındı adamın. Sanki yıllardır tanışıyorlarmış, öz evladıymış gibi sevdi onu. Torununun yanına da pek yakıştırdı. Belki büyük gelini Nursultan'ın anlattıklarından ötürü beklentisini düşük tutup kendini kötüye hazırladığındandı ama karşısında gördüğü manzaraya memnun oldu. Daha ilk günden kızı elinden tutup getiren torunundaki o ifadeyi gördü. Kızı sahiplenmesi, onu koruma içgüdüsü...

"Eminim benden sana bahsetmişlerdir."

"Bahsettiler efen..." Hemen düzeltti kız. "...dede."

Bu hitap şeklinden pek memnun oldu adam. Yüzü bir pamuk gibi yumuşadı. "Ama âdettendir, yine de tanışalım. Ben Celal Karadağ."

"Ben de Karmen."

"Karmen..." diye mırıldandı adam. "Ne güzel isim. Ne değişik..."

Uzun yıllardır hayalini kurduğu şey olmuştu. Torunu evleniyordu. Bunu karısıyla görebilmeyi ne isterdi. Ancak ömrü vefa etmemişti işte. Şimdi bu hayali gerçekleştiği için ne kadar sevinse azdı. Hemen yanındaki geniş duvarda duran fotoğrafa baktı mutlulukla. "Gelinimize bak Mukaddes Hanım, ay parçası mübarek. Gözleri mücevher gibi parlıyor. Mavi mavi..."

Kendisine yağdırılan övgülerden çok utandı Karmen. Hiç alışık değildi. Bunları hak etmiyormuş gibi hissetti. Hani bir şeyin üzerine çok titrediğinde onun mutlaka bir felakete kurban gitmesi gibi. Yüzünün kıpkırmızı olmasına engel olamadı.

Pamir ise durumdan çok memnundu. Dedesinin Karmen'e ısınacağını biliyordu fakat bu kadar seveceğini o da beklemiyordu. Sevinmişti. Öte yandan müstakbel nişanlısının utançtan kıpkırmızı olduğu da gözünden kaçmamıştı.

Hâlâ rahmetli karısının fotoğrafıyla konuşur gibi hitap eden Celal Karadağ şefkatli bir tebessümle "Pek de utangaç." dediğinde yüzünü saklayacak yer bulamadı kız. "Nikâh için gün aldınız mı?"

"Henüz alamadık dede. Benim işlerin yoğunluğu, Karmenler de daha yeni geldi, yol yorgunluğu..."

"Ertelemeyin." dedi emredercesine. "Uzayan işten hayır gelmez. Hemen gidin, nikâh için gün alın."

"Sen nasıl uygun görürsen dede."

Duyduğu sözle memnun oldu, yüzü yeniden yumuşadı. "Büyük, ihtişamlı bir düğün olsun. Karmen kızımız neyi nasıl istiyorsa öyle yapın. İmkânlarımız var çok şükür. Hiçbir şey içinde kalmasın, hiçbir şey eksik olmasın."

"Tabii, nasıl istersen."

Onlardan birkaç adım uzakta, ellerini önünde birleştiren torununa el etti. "Yaklaş."

İkiletmeden dedesine doğru yürüdü, Karmen'in hemen yanında durdu. Bu anı gördüğü için kendini şanslı, sevilen bir kul olarak görüyordu yaşlı adam. Hayat ona bu kadar acımasız davranmışken, bu yaşına rağmen torununun da mürüvvetini göreceği için şanslıydı. O anın mutluluğuyla torununun elini aldı ve kızın elinin üstüne koydu. "Bu eller hiç ayrılmasın."

Pamir o an dönülmez bir yola girdiklerinin farkındaydı ama korkmuyordu. Karmen'in aksine. Birbirinin üstünde olan ellerine baktı adam. Nişan yüzüklerine. Bu eller hiç ayrılmayacaktı. Aşkla birleşmemiş olsa da. Ayrılmayacaktı.

Nursultan Hanım'ın lanetlediği mavi gözlere bakan ihtiyar adam "Bu bir çift mavi göz hep yanında olsun, sana baksın. Seni nazarlardan korusun." derken içten bir dilekte bulunmuştu. Ve en içten şekilde Karmen'i ailesine kabul etmişti.

Karmen artık Karadağ ailesinin bir parçasıydı.

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

138okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18