8. bölüm / 29
RUHUNU BOYA𖤍 RUHUNU BOYA | 7
Bölümler 29Şu an: 𖤍 RUHUNU BOYA | 7
- 1 𖤍 RUHUNU BOYA | PROLOG644 kelime
- 2 𖤍 RUHUNU BOYA | 11.581 kelime
- 3 𖤍 RUHUNU BOYA | 22.417 kelime
- 4 𖤍 RUHUNU BOYA | 31.924 kelime
- 5 𖤍 RUHUNU BOYA | 42.197 kelime
- 6 𖤍 RUHUNU BOYA | 52.900 kelime
- 7 𖤍 RUHUNU BOYA | 61.817 kelime
- 8 𖤍 RUHUNU BOYA | 71.903 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 𖤍 RUHUNU BOYA | 82.965 kelime
- 10 𖤍 RUHUNU BOYA | 92.235 kelime
- 11 𖤍 RUHUNU BOYA | 101.796 kelime
- 12 𖤍 RUHUNU BOYA | 113.261 kelime
- 13 𖤍 RUHUNU BOYA | 122.034 kelime
- 14 𖤍 RUHUNU BOYA | 132.904 kelime
- 15 𖤍 RUHUNU BOYA | 141.479 kelime
- 16 𖤍 RUHUNU BOYA | 153.462 kelime
- 17 𖤍 RUHUNU BOYA | 162.766 kelime
- 18 𖤍 RUHUNU BOYA | 173.040 kelime
- 19 𖤍 RUHUNU BOYA | 183.177 kelime
- 20 𖤍 RUHUNU BOYA | 19 | 1. KİTABIN SONU1.896 kelime
- 21 𖤍 RUHUNU BOYA | 203.000 kelime
- 22 𖤍 RUHUNU BOYA | 213.201 kelime
- 23 𖤍 RUHUNU BOYA | 222.350 kelime
- 24 𖤍 RUHUNU BOYA | 232.360 kelime
- 25 𖤍 RUHUNU BOYA | 242.463 kelime
- 26 𖤍 RUHUNU BOYA | 252.231 kelime
- 27 𖤍 RUHUNU BOYA | 263.001 kelime
- 28 𖤍 RUHUNU BOYA | 273.220 kelime
- 29 𖤍 RUHUNU BOYA | 281.924 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-7-
İsteme akşamı, otelde kalacakları son akşamdı. Ertesi gün İstanbul'a dönmesi gerekiyordu Pamir'in. Her ne kadar evlilik için dedesinden açık çek alsa da işleri daha fazla savsaklayamazdı.
Gece yatağına yattığında garip bir biçimde parmağındaki yüzüğe baktı adam. Nişanlanmıştı. Hem de iki kez gördüğü bir kızla. Daha ilginç olanı ise sadece iki defa gördüğü bir kızla fazla şey paylaştığıydı. Onunla ilgili şeyleri ilginç bir şekilde merak etmişti. Garip bulduğu şeyler de olmuştu. O kız sanki kendisini farklı bir dünyayla tanıştırmıştı. Lanetlerin, batıl inançların ve zor yaşam süren insanların yaşadığı yarı fantastik bir evrenle.
Uğursuzluğa inanmazdı Pamir. Tıpkı şans eseri kazanılan başarılara inanmadığı gibi. Lanet saçmalıklarını bir kenara bıraktığında parmağındaki yüzüğe bir bakış daha attı. Eğer bu evlilik olmasaydı sırf böylesine aptalca batıl inançlar yüzünden öyle genç ve güzel bir kızın babası yaşında biriyle evleneceği gerçeğine hâlâ inanamıyordu. Nasıl hayatlar var diye geçirdi içinden.
Öte yandan elindeki yüzüğü her incelemeye başladığında artık nişanlı bir adam olduğu gerçeğine alışmaya çalışıyordu. Gerçi hayatında pek bir şey değişecek değildi. O zaten çapkınlıklarıyla nam salmış bir adam sayılmazdı. Her fırsatta gece hayatına saldırıyor falan da değildi. Bu yüzden hayatı nasılsa öyle devam edecekti. Tek bir farkla. Artık bir eşi olacaktı.
Telefonu çaldı önce. Ekranda dedesinin adını görünce yattığı yerden yavaşça doğruldu ve kendine çekidüzen verdi. Ciddi bir ifadeyle aramasını yanıtladı.
"Pamir."
"Merhaba dede."
"Nasılsın bakalım? Nasıl gitti her şey? Babandan duyduğuma göre yüzükleri takmışsınız, her şey yolundaymış. Bir de senden duymak istedim. Her şey istediğin gibi mi?"
Gözlerini kısa bir an kapatarak onayladı. Sanki hattın diğer ucundaki yaşlı adam görebilecekmiş gibi. "Her şey istediğim gibi dede."
"Güzel." Küçük bir duraksama. Hemen ardından "Gelin hanım nasıl biri?" sorusu. Bunlar Pamir'in beklediği şeylerdi.
"İyi birine benziyor. İki kez görüştük, kafa yapılarımız uydu. Sorun yaşamayız büyük ihtimalle."
"İyi, çok iyi. Sevindim." Sesindeki heybete bir de neşe eklendi adamın. "En kısa zamanda gelin namzediyle tanışmak isterim."
"Sen nasıl istersen dede."
Telefonu kapattığında hemen karşısındaki aynada kendiyle yüz yüze geldi Pamir. Bakışlarındaki garip ifadeyle karşı karşıyaydı. Bunun ne olduğunu bilmiyordu. Korku muydu? İyi de o korkmazdı ki. Heyecan mıydı? Heyecanlandığı da pek görülmemişti. Kafasının karışık olduğu her hâlinden belliydi. Düşünceliydi. Oysa her şey yolundaydı, kafasının karışmasını gerektirecek bir şey yoktu. Düşünmesini gerektiren de.
Kafasını karıştıran neydi?
Bir çift mavi gözdeki korku.
Tam yatmaya hazırlanırken onu arayan arkadaşı Oğuz'un meraktan çatladığına emindi. Nişanlandığını söylediğinde ise verdiği ilk tepki "Demek başını bağladılar sonunda. Hem de köyden buldukları temiz bir kızla." diyerek gülmek oldu.
Onun her şeyi alaya alan karakteri bazen sinirlerini bozuyordu. İfadesinde hiçbir şey değişmeden "Gülmeye devam edeceksen kapatıyorum." dedi. Sesi her zamanki gibi mekanikti.
"Dur, kapatma!" Adamın ilk merak ettiği şey "Kız nasıl bari yüzüne bakılır cinsten mi?" olmuştu.
Bu tür konuları konuşmaktan her zaman rahatsızlık duymuştur. Hele ki evlenmek üzere olduğu bir kız hakkında. "Oğuz kapatıyorum, iyi geceler." Çat diye kapattı telefonu.
Bazen Oğuz'la nasıl arkadaş olduklarına şaşırıyordu doğrusu. Onun için her şey bir oyun, eğlenceydi. Kendisinin aksine. Pamir içinse neredeyse her şey bir iş, sorumluluk ya da zorunluluktu. Bu evlilik işini de kendisi bir iş hâline getirmişti. Eğer bu gerçekle barışmasaydı sinir bozucu bir zorunluluk hâline gelecekti. Şu an en azından kontrolü altında olan ve kendi isteği doğrultusunda ilerleyen bir işti.
Ellerini başının altına koyan adam gözlerini kapayıp uyumaya çalıştı. İki gün sonra tüm kontrolünün altüst olacağını düşünmüyordu bile. Ona göre her şey planladığı gibiydi.
●●●
En son ne zaman bu kadar rahat uyuduğunu hatırlamıyordu Karmen. Yüzük taktıkları akşam üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi yatağına yatmış, belki de Murat'la sarılarak uyuduğu son gecelerden biri olmasına rağmen bir tüy hafifliğinde uyumuştu.
Gelecekte özleyeceğinden korktuğu çocuğun alnına öpücükler kondurarak uyumaya çalıştı. O da gece aynı sıralarda parmağındaki yüzüğe bakmadan edemedi. Artık nişanlıydı. Hem de o yabancıyla. Güvendiği yabancıyla. Hem yabancıydı hem de güveniyordu. Kulağa biraz tuhaf geliyordu. Ancak güvenmekten başka çaresi olmadığının da farkındaydı. Bu, ne kadar doğru bir karar verdiğini ona hatırlatıyordu.
Masallardaymış gibi geçirdiği zaman kısa sürdü. İki günün sonunda sabah tüm dünyası başına yıkıldı Karmen'in.
Murat'ı okula bıraktıktan sonra eve döndüğünde kapının önünde büyük, siyah bir araba duruyordu. Çok geçmeden Nursultan Hanım'ın arabaya binmeye hazırlandığını gördü. Meraka kapıldı. Bu ziyaret pek hayra alamet görünmüyordu.
Yanılmadı.
Kadın kendisini görüp duraksadığında yüzündeki olumsuz ifadeden bir şey olduğu anlaşılıyordu. "Kusura bakma kızım." demekle yetindi sadece. Daha fazla yüz göz olup hesap vermek, kızın hayal kırıklığıyla yüzleşmek istemedi. Arabaya binip uzaklaştı.
Eve yürüdüğünde kapı eşiğinde yengesini kucağında damat bohçasıyla buldu Karmen. Kadının yüzünde hem hüsrana uğramış hem de öfkeli bir bakış vardı. Hışımla bohçayı koltuğa fırlatmadan önce "Nişanı attılar." dedi sadece.
Yutkunarak anlamaya çalıştı genç kız. Merakla içeri geçip yengesine sessizce baktı. Neden olmuştu ki bu durduk yere? Kendisi yanlış bir şey yapmamıştı. Onlara laf getirecek bir hareketi de olmamıştı. Sebep neydi?
Sebep aslında en başından beri ortadaydı. Lanet. Ancak Karmen'in kabullenmesi zaman aldı.
Koltuğa oturan yengesi başını kaldırdı. Gövdesi öne geriye doğru hareket ediyor, avuçları dizlerini dövüyordu "Öğrenmişler, eyvahlar olsun." açıklamasını yaparken. "Senin kusurunu öğrenmişler." Sakince ona bakan kızın anlamadığını düşünüp bağırdı bu kez. "Uğursuzluğunu öğrenmişler! Nişanı attılar." Çenesini avuç içiyle zımparalarken "Ne yapacağız biz şimdi? Nişanın atıldığı duyulursa adın çıkacak. O moruk Rıfat bile almaz seni artık!" diye söyleniyordu.
Yine başa dönmüşlerdi. Bu kez daha geriye, sıfırın da altına.
Şaşkındı Karmen. Ama yengesi kadar öfkeli de değildi. İçinde en başından kötü bir his vardı zaten. Bu işin böyle sonuçlanacağını içten içe biliyordu. Sadece Pamir'in sözüne güvenmişti. Onun ben sözümü tutarım cümlesi kulaklarında yankılansa da olacağın önüne geçemeyeceğini anladı.
Sessizce yengesinin yanına oturdu. Büyük bir hüsran yaşasa da olgunlukla karşıladı. "Kaderin önüne geçemeyiz." dedi sadece. "Hayırlısı buymuş." Ne diyebilirdi ki? Ağlayıp dövünse ne değişecekti?
Belki de böylesi daha iyi olmuştu. Aksi hâlde Pamir ailesine karşı gelseydi daha içine girmeden ailede ikilik çıkaran kişi olacak, sevilmeyecekti. Şimdi her şey baştan çözülmüştü. Ya da bozulmuştu. Neyse ne. Bitmiş gitmişti işte.
Aslında o an kimseye kızmadı Karmen. Kendinden başka. Bu yaşa kadar hayatında hiçbir şey yolunda gitmemişken bu kez gideceğine nasıl inanmıştı ki? Hiç tanımadığı birine nasıl inanıp güvenmişti? Daha yeni tanıdığı yabancının sözüyle evlenip buralardan gideceğine inandığı yetmiyormuş gibi bir de okuyacağına, eğitimini tamamlayacağına inanmıştı öyle mi? Gerçek bir salaktı. Şimdi buna inanıp hayal kırıklığına uğradığı için daha çok üzülecekti. Oysa iki gündür tanıdığı adama güvenmeyip beklentiye girmeseydi bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
"Ne hayırlısı kız ne hayırlısı?" Öfkeyle yerinden kalktı Fatma Hanım. "Bu sefer işin daha zor! Artık sittin sene bu köyden çıkamazsın. Kaldın, çakıldın buraya!"
Sessizce durdu öyle kız. Yengesinin içindeki öfkeyi dökmesini bekledi. Ne yapacaktı başka? Tıpkı o da kendisi gibi hayal kırıklığına uğramıştı ancak onunki daha ağırdı. Çünkü yengesi ondan bile fazla hayal kurmuştu, daha ilk andan kaptırmıştı kendini. Keşke nişan olmadan iş bozulsaydı da hem yengesi bu kadar üzülmeseydi hem de kendi hakkında söylentiler çıkmamış olsaydı. Haber duyulur duyulmaz işi gücü yokmuş gibi tüm kasaba çalkalanacaktı.
İşaret parmağını kaldırdı Fatma Hanım. "Bana bak, akşam dayına hiçbir şey söyleme! Nişanın bozulduğunu sakın duyurma ona!"
Bu ültimatomla şaşırdı Karmen. "Neden?" diye sordu boş bulunup. "Eninde sonunda öğrenmeyecek mi yenge? İki güne yayılır dedikodular."
"Sen benim dediğimi yap! Öyle erkek kısmına her şey hemen duyurulmaz! Ben yarın aracı kadınla konuşup işi çözmeye çalışacağım. Belki bir aralık kapı vardır. Yok öyle kızımızı isteyip ertesi gün vazgeçmek."
Mahcup ve utanmış bir biçimde "Yenge, yapma ne olursun." diyebildi sadece. Onun huyunu bildiğinden işin nerelere kadar uzanabileceğini düşünemedi bile. Bu gururunu ayaklar altına almaktan başka işe yaramazdı. "Beni daha da utandırma. Olmadı işte. İnsanlar istemiyor beni. Zorla yakalarına yapışacak hâlimiz yok ya."
"Sen asıl utanmak neymiş nişanı karşı tarafın bozduğu haberi kasabaya yayıldığında görürsün! Arkandan neler neler konuşurlar! Bir kuyruğuna teneke bağlamadıkları kalır!" Kesin bir ifadeyle ekledi. "Ben seni korumaya çalışıyorum! Sakın kimseye tek laf etme, beni de dellendirme yoksa seni yemin ederim kapının önüne atıveririm, dayın bile kurtaramaz! Yettiniz canıma be!"
O akşam kocasına damat bohçasının döndüğünü, nişanın bozulduğunu anlatmadı Fatma Hanım. Hâlâ bir mucize bekliyordu. Yarından tezi yok aracı kadınla görüşecek, işi düzeltmek için uğraşacaktı. Aksi hâlde kocası durumu öğrendiğinde her şey dönüşü olmayacak şekilde bozulurdu. Nişanın bozulduğunu öğrenen Rıza Bey'in ne yapacağını iyi biliyordu kadın. Cep delik cepken delik hâline bakmadan tüm kapıları kapatırdı Karadağ ailesine. Karadağ ailesinin de çok umurundaymış gibi.
Yemekte iki gündür mutlu olan yeğeninin sessizliğini görünce "Karmen, iyi misin kızım?" diye sordu Rıza Bey. "Hiçbir şey de yememişsin." dedi kızın tabağına bakarak. "Senin şimdi havalara uçman gerekir. Bir derdin mi var kızım?"
Ağzını bile açmasına fırsat olmaksızın masanın altından kızın ayağına vuran Fatma Hanım araya girdi. "Aman canım ne derdi olacak? Şimdi evlilik arifesinde gelinlik falan giyecek, güzel görünmek için yemesine dikkat ediyor işte. Heyecandan hep!"
Hiç içinden gelmese de sessizce onayladı Karmen. Tek kelime etmedi, konuşmak da gelmedi içinden. Nasılsa olacak olan belliydi. Dövünmenin, ağlayıp sızlanmanın anlamı yoktu.
İstememişlerdi onu işte. İlk defa gelmiyordu başına bu. Belki aileyle birlikte Pamir de caymıştı sözünden. Yüzleşmeye cesareti olmadığı için de annesini göndermişti. Sadece onun verdiği sözü güvenilir bulduğu içindi hayal kırıklığı. Oysa kendisi uyardığı zaman diretmeseydi, usulünce vazgeçtiğini söyleseydi daha iyi olurdu. Sağlık olsun dedi yine de. Canı sağ olsun. Yapacak ne vardı ki bundan başka?
Akşam Murat dişlerini fırçalarken parmağındaki yüzüğe son kez baktı kız. Sonra hiç düşünmeden çıkarıp aynanın önüne koydu. Güzel bir rüyaydı ama bitmişti. Şimdi gerçeğine dönmüştü.
Yatağa yatıp pijamalarını giyen Murat'ı kollarına alırken loş ışıkta çocuğun ona dikkatlice baktığını gördü. Tüm moralsizliğine rağmen tebessüm etmeye çalıştı. "Ne oldu?"
Kısa bir duraksamanın ardından "Evlenmekten vazgeçmişler." dedi ve ekledi çocuk. "Annemle mutfakta konuşurken duydum sizi."
Onun için ne kadar üzücü bir durum olsa da tebessümünden ödün vermedi "Evet." derken. Hatta çocuğu eğlendirmek için şakaya vurdu. "Kaldım başına. Bak, gitmiyorum işte."
Oysa çocuk eğlenmemişti. Karmen ablası kalacağı için mutlu bile olmamıştı. Çünkü içten içe çok sevdiği ablasının mutsuz olduğunu görebiliyordu. "Ama sen istemiştin. Sevinmiştin."
Buradan uzaklaşacağı, artık lanetli olarak anılmayacağı, eğitimine devam edebileceği için sevinmişti kız, yalan söyleyemezdi. Ancak olmamıştı. Caymışlardı sözlerinden. Elden gelen bir şey yoktu. Şimdi yapması gereken tek şeyi yaptı ve her zamanki gibi her durumundan memnun rolü oynadı.
Omuz silkerek "Hiç de bile." dedi ve ekledi. "Evlenseydim seni göreceğim diye yollarda helâk olacaktım. Seni göresim geldiğinde bir sürü ağlardım sonra. İyi oldu valla. Bak, başındayım artık. Sen evlenene kadar tependeyim."
Gülmeye çalıştı çocuk. Farkındaydı bunların doğru olmadığının. O büyümüştü artık. Her ne kadar Karmen ablası kabul etmese de büyümüştü işte. Artık kim üzgün kim mutlu anlıyordu. Tüm bunlara rağmen sesini çıkarmadı, ablasının üzülmesini istemedi.
Murat'ı kolunun altına alan kız yatmaya hazırlanırken "Bize göre değil böyle şeyler be Murat. Boş veeer..." deyip sardı sarmaladı onu. Aynanın önüne bıraktığı yüzükle bakışmadan edemedi. Gözlerini kapayıp uyumaya çalışırken gözünden süzülen bir damla yaşı da çocuk görmeden yok etti gitti.
Sabah onun için yeni bir gündü. Yengesi daha söylemeden dip köşe temizliğe başladı. Kendini böyle oyalamaya karar verdi.
Fatma Hanım'ınsa kimseyi görecek hâli yoktu. Temizlik yapılıyor mu, yapılacak mı umurunda değildi. Hızlıca hazırlanıp örtüsünü kafasına geçirdi ve çenesinin altında sıkıca sıktı. "Aracı kadınla görüşmeye gidiyorum. İnşallah iş çözülür. İş olacak gibi değilse dönüşte kasap Rıfat'a uğrayacağım. Durumu usulünce anlatırım. Aracı kadına dul mul fark etmez, işlerimi görecek bir kadın olsun yeter demiş. Belki nişanı atmalarına rağmen seni kabul eder."
Korkulu rüya yine başlıyordu. Oysa bu durumun en iyi tarafı söylentilerden ötürü kimsenin onu istemeyeceğini düşünmesiydi. Yine başa dönmüştü.
Hangi ihtimalin daha kötü olduğunu düşündü durdu Karmen. Nişanı atanlara rezil olma pahasına işi düzeltmek mi yoksa kendisinden yaşça büyük bir adamla evlenmek mi? Bilemiyordu. Bilmek de istemiyordu artık. Kafası davul gibi olmuştu. Ne olacaksa olsun artık diyerek attı kendini bahçeye.
Bir de ne görsün?
Bahçe kapısında Pamir durmuş ona bakıyordu.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
