3. bölüm / 29
RUHUNU BOYA𖤍 RUHUNU BOYA | 2
Bölümler 29Şu an: 𖤍 RUHUNU BOYA | 2
- 1 𖤍 RUHUNU BOYA | PROLOG644 kelime
- 2 𖤍 RUHUNU BOYA | 11.581 kelime
- 3 𖤍 RUHUNU BOYA | 22.417 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 𖤍 RUHUNU BOYA | 31.924 kelime
- 5 𖤍 RUHUNU BOYA | 42.197 kelime
- 6 𖤍 RUHUNU BOYA | 52.900 kelime
- 7 𖤍 RUHUNU BOYA | 61.817 kelime
- 8 𖤍 RUHUNU BOYA | 71.903 kelime
- 9 𖤍 RUHUNU BOYA | 82.965 kelime
- 10 𖤍 RUHUNU BOYA | 92.235 kelime
- 11 𖤍 RUHUNU BOYA | 101.796 kelime
- 12 𖤍 RUHUNU BOYA | 113.261 kelime
- 13 𖤍 RUHUNU BOYA | 122.034 kelime
- 14 𖤍 RUHUNU BOYA | 132.904 kelime
- 15 𖤍 RUHUNU BOYA | 141.479 kelime
- 16 𖤍 RUHUNU BOYA | 153.462 kelime
- 17 𖤍 RUHUNU BOYA | 162.766 kelime
- 18 𖤍 RUHUNU BOYA | 173.040 kelime
- 19 𖤍 RUHUNU BOYA | 183.177 kelime
- 20 𖤍 RUHUNU BOYA | 19 | 1. KİTABIN SONU1.896 kelime
- 21 𖤍 RUHUNU BOYA | 203.000 kelime
- 22 𖤍 RUHUNU BOYA | 213.201 kelime
- 23 𖤍 RUHUNU BOYA | 222.350 kelime
- 24 𖤍 RUHUNU BOYA | 232.360 kelime
- 25 𖤍 RUHUNU BOYA | 242.463 kelime
- 26 𖤍 RUHUNU BOYA | 252.231 kelime
- 27 𖤍 RUHUNU BOYA | 263.001 kelime
- 28 𖤍 RUHUNU BOYA | 273.220 kelime
- 29 𖤍 RUHUNU BOYA | 281.924 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-2-
Tüm gece gözünü bile kırpmamıştı Karmen. Kollarında huzurla uyuyan Murat'ın saçlarını okşarken arka odada dayısı ve yengesinin konuşmalarını duyuyordu.
Çerçilik yapan dayısı gündüz civar kasabaya gittiğinden şu evlilik konusunu bir türlü konuşamamışlardı. Yüreği hop oturup hop kalkıyordu kızın. Akşam yemeği de sessiz geçmişti. Gece el ayak çekildiğinde yengesi usulünce durumu anlatmış olacaktı ki odalarından "Olur mu öyle şey Fatma! Delirdin mi sen?" nidaları yükselmişti.
"Niye olmasın Rıza?"
"Körpecik kızı dedesi yaşında adamla mı evlendirelim? Yazıktır, günahtır. Ben öteki tarafta ablama nasıl hesap veririm Fatma? Elini vicdanına koy!"
"Rıza beni delirtme! Körpecik kız dediğin kızın adı çıkmış dokuza, inmez sekize! Tamam, onun suçu değil biliyorum ama... Kapılarda talipler kuyruk oldu da ben mi mani oldum? İstemiyor kimse onu işte! İstemiyor! Kalbi kırılmasın diye üstüne gitmedim ama başka çaresi yok. Adam çok zor durumda, bakacak kimsesi yok. Fırsat ayağımıza kadar gelmiş. Bunu da kaçırırsak kimse istemez kızı, kalır başımıza. Gerçi belediye başkanının oğlu pısırık çıkmasaydı şimdi yeğenin de biz de ihya olmuştuk ama... İşte... Kaldı yine başımıza."
"Ne biçim konuşuyorsun sen be? Ölene kadar başımın üstünde yeri var onun."
"Ya sen öldükten sonra?"
Sessizlik.
Bu sessizlikten korktu Karmen. Canından çok sevdiği dayısıyla yengesinin arasını bozması bir yandan, günün birinde dayısını kaybetme korkusu başka bir yandan sarstı onu.
Haklıydı yengesi. Hem dayısına bir şey olursa ortalık yerde kalırdı. Ne eğitimi vardı ne de ev işi dışında görebileceği bir iş. Kim bakardı ona, nasıl yaşamını geçirirdi? Yengesi de istemezdi onu. Her şeyin farkındaydı Karmen. Bundan başka çaresi yoktu.
"Hem abartma canım, dedesi yaşında değil. Senin yaşlarında ya var ya yok."
"Olsa olsa babası yaşında diyorsun. Ne saçmaladığını bir de sen bilsen Fatma!"
"Rıza, adamın durumu iyi." diye girdi sessizliğin içinden yengesi. "İyi bakar kıza. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz. Bizim kız da beyinin kıymetini bilirse ne âlâ. Birkaç seneye kalmaz ölür adam, bizimki de ömrünün sonuna kadar rahat yaşar. Dükkânın geliri bile yeter ona."
"Saçma saçma konuşma Allah aşkına ya, yat uyu." Duraksadı adam. "Hem adamın oğlu bırakacak mı bakalım öldükten sonra dükkânın gelirlerini kıza? Yine ortalık yerde kalmasın kızcağız."
"Eşek gibi bırakacak! Adam nikâhı bastıktan sonra her şey yarı yarıya. Ben her şeyi düşündüm Rıza. Kızcağız da rahat yüzü görsün artık. Böyle nereye kadar?"
Öncekinden daha ürkütücü bir sessizlik geceyi yarıp geçerken nefesini tuttu Karmen. Onun gıyabında hakkında karar verilmişti. Kaderinin düğümü çözülmüş, kalemi kırılmıştı. Ona boyun eğmekten başka bir şey kalmamıştı.
Ertesi sabah bir ölüden farksız uyandığında gerçekleri kabullenmişti. Kahvaltı masasını toplarken dayısı yanına çağırıverdi onu.
Kahvelerini yapıp bahçeye götürdüğünde dayısı ve yengesi oturmuş konuşuyorlardı. Onun geldiğini görünce sustular. Genç kız ne konuşulduğunu az çok bilse de sessizliğini bozmadı.
"Gel otur kızım." Tepsiye göz attı Rıza Bey. "Kendine niye kahve yapmadın? Konuşacağız."
"Böyle iyi dayı."
Kahveleri ikram ettikten sonra tepsiyi gövdesine dayayıp ölüm fermanını beklemeye başladı.
Dayısı Rıza Bey de en az onun kadar sıkıntılı görünüyordu. "Kızım, bir talibin varmış."
"Evet, dayı." Öksürüğüyle düğümlenen boğazını temizledi. "Yengem söyledi."
"Şimdi... Biliyorsun Karmen, sen bana annenin emanetisin. Her zaman başımın üstünde yerin var. Bu talibin de epey bir yaşı var. İşin açığı benim aklım pek yatmadı bu işe."
Hızla Fatma Hanım araya girdi. "Erkeğin büyüğü makbuldür kızım. Aklını başına almış olur, sen onu çekip çevirdikçe kıymetini iyi bilir." Gözleri parladı kadının. "Hem kasap dükkânı var! Ne yemeni içmeni eksik eder ne de el âleme muhtaç olursun."
Ters bir bakışıyla susturdu karısını Rıza Bey. Hemen sonra yeğenine geri döndü. "Sen daha genceciksin, o adamla anlaşabilir misiniz pek bilemedim ama usulünce yine sormam gerekir. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?"
Kalbini sadece Allah biliyordu ki Karmen o adamı hiç istemiyordu. Sonsuza kadar yengesinin hizmetçiliğini yapmaya, kahrını çekmeye razıydı ama ya dayısı öldükten sonra ne olacaktı? Bir de istenmediği yerde ne kadar durabilirdi? Başka çaresi mi vardı? Kaçsa nereye giderdi? Nasıl yaşardı? Onu başka isteyen de yoktu. Hiçbir şey bilmiyordu Karmen. Buradan başka çaresi de yoktu.
Yengesi hop oturup hop kalkarken derin bir nefes aldı kız. Sakin ve soğukkanlı bir biçimde "Siz nasıl münasip görürseniz dayı." derken tepsiyi tutan elleri sımsıkı, parmak boğumları beyazlamıştı. Avuç içleri terlemişti. Felç olmuş gibiydi. O kısa süren sessizlik kız için ölüm gibiydi.
"Ben sana soruyorum kızım. Rızan var mıdır bu işe?"
Bu kez gülerek araya girdi karısı. "Sen de Rıza, niye utandırıyorsun kızı? Öyle koca meraklısı kızlar gibi istiyorum mu diyecek yüzüne karşı? Edepli kız, siz nasıl münasip görürseniz diyor. Anla sen de."
Gergin suskunluğun içinde avuçlarını dizlerine bastıran adam kısa bir an soludu. "Sen yine bir etraflıca düşün kızım. Ben hemen bir cevap vermeyeceğim, birkaç gün iyice düşün taşın, yine oturur konuşuruz tamam mı?"
Sessizce başını salladı genç kız. Vereceği cevapsa belliydi. Evet demeyip de ne yapacaktı? Başka çıkış yolu mu vardı?
Öğleden sonra evin ihtiyaçlarını almak için merkeze gidecekken durağa varmadan yolun kenarında o adamı gördü. Berber dükkânının kenarında gizlenirken el uzatıp sessizce yanına çağırdı.
Karmen önce şaşırdı. Gitmemesi gerektiğini düşündü. Bunun saçma ve anlamsız olduğunu, o adamla görülmenin kendisi için hiç iyi olmayacağını biliyordu. Ama adamın ısrarlı bakışları merak duymasına sebep oldu. Yanlış olduğunu bile bile adımları sıklaştı, dükkânın hemen arkasındaki adamın yanına gitti.
"Ne istiyorsun benden?"
"Karmen, ne istediğim açık değil mi?" Bunu söyleyen Caner'den başkası değildi. "Söylentiler kulağıma geldi. Seni isteyen varmış."
Fatma yengesinin hakkında övüneceği tek şeydi belki Caner. Her yerde belediye başkanının oğlu bizim kızı istedi demekten başka işe yaramıyordu doğrusu. Babasının gönlü olmadığı için bu söylentinin de bir hükmü yoktu ya. Şimdi ne diye gelmişti ki buraya? Babası izin vermediği hâlde ne işi vardı burada?
"Sana ne bundan?" dedi göz göze bile gelmediği adama. Yengesi her ne kadar bu çocuğu bir şekilde kafala, ikna et, seni kaçırsın, sonra babası bir şekilde razı olur dese de istememişti genç kız. İstenmediği bir yerden çıkıp istenmediği başka bir yere gitmeye hiç niyeti olmamıştı. Hem ananın atanın istemediği bir işten hayır gelir miydi? Bu yüzden kaderine razı gelmişti Karmen.
"Ne demek sana ne?" Hayretle baktı ona. "Adam senin baban yaşında!"
Buna verebileceği bir cevabı yoktu Karmen'in. O da bu evliliği istemiyordu ama başka çaresi yoktu. "Seni ilgilendirmez." demekle yetindi. Ne yapacaktı, adama dert mi yanacaktı? Bu ona ne kazandıracaktı? "Git lütfen. Bir gören olursa kötü olur."
Anlamsız bir sessizliğin ardından kararsızca duran adam "Seni kaçırmamı ister misin?" diye sordu çat diye. Yüzündeki çaresizlik ve karmaşa ortadaydı.
Karmen'se duyduklarına şok oldu. "Ne?"
"Duydun işte. Sen de bu korkunç evlilikten kurtulmuş olursun. O adamla evlenmektense beni tercih etmez miydin?"
Karmen içinse hiçbir zaman bir tercih söz konusu olmamıştı. Onun hayatıyla ilgili seçimleri bile bugüne dek başkaları yapmıştı. Şimdi nasıl böyle bir teklifi kabul ederdi? Sonuçlarından korkardı. Caner'in babası güçlü bir adamdı. Hem oğluna yüz çevirir hem de kendisine, dayısına zarar verecek şeyler yapabilecek güçteydi. Eğer onlara zarar vermek isteseydi verirdi ve karşısında duran olmazdı.
Öte yandan işin manevi boyutunu düşündüğünde kaçmak gibi aşağılıkça bir şey yapıp onu bu yaşa kadar getirmiş dayısını utandıramazdı. Bunu yapamazdı. Hem dayısı Caner hakkında babasını karşısına alamayan adam seni gerçekten sevmiyordur, ileride seni yarı yolda bırakır demişti. Büyüklerin bir bildiği vardı.
İlk anda cazip gelen bu teklif saniyeler içinde onun adına bir tehlikeye dönüşmüştü. "Hayır." dedi genç kız.
"Ne?" Caner ise aldığı cevaba şok oldu. Yanlış duyduğunu sandı. Bir yanda yaşlı bir adamla evlilik vardı, diğer yanda kendisi gibi önü açık biri. Bu kadar çaresiz bir durumda bile kendisini kabul etmiyor muydu? "Ne demek hayır? Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?"
"Ben dayımı utandıracak bir şey yapamam."
"Ama o seni baban yaşında adamla evlendirmekte sakınca görmüyor. Bu mu sana verdiği değer? Senin değerin bu mu Karmen?"
Gerçeklere karşı ne kadar içi acısa da renk vermedi. "Bu seni ilgilendirmez. Ben kaçmam, dayımı utandıramam."
"Ben de istemezdim Karmen ama babam izin vermiyor. Başka çaremiz yok anlasana. Eğer sen de beni istiyorsan tek çaremiz bu."
"Seni istemiyorum." Bir çırpıda söyledi bunu genç kız. Karşısındaki adama karşı hiçbir şey hissetmiyordu. Hislerin ne demek olduğuna bile emin değildi. Bildiği tek şey bunu yaparsa dayısının kahrından öleceğiydi. Tanımadığı bir adama güvenip böyle bir yola çıkamazdı. "Lütfen bir daha karşıma çıkma."
Yanından geçip gitti adamın. Onun şaşkınlıktan dilinin tutulduğunu bile fark etmeden adımları hızlandı. Ve bir adamla kuytu köşelerde konuştuğunun duyulmaması için dua etti.
●●●
Evlenme kararının üzerinden henüz bir hafta geçmişti ama kız bakma serüveninden bunalmıştı Pamir. Böyle olacağını düşünmemişti. Annesi ve teyzesi birini bulur, ailenin ortak kararıyla gidip isterler diye düşünmüştü. Kısa süreceğini ve uğraştırmayacağını sanmıştı ama öyle olmuyordu. Her Allah'ın günü eve aracı kadın geliyordu.
Bir sürü fotoğraflar, aklında tutamayacağı bir sürü yüz... Sanki size bırakıyorum dediğini unutmuş gibi annesi ve teyzesi kız beğendirme yarışına girmişlerdi. Pamir'in ise hepsine verdiği cevap aynıydı: "Siz istiyorsanız tamam."
Onlara istedikleri cevabı vermelerine rağmen neden memnun olmuyorlardı, neden iş uzuyordu ki? Anlamıyordu genç adam.
Annesi Nursultan Hanım ve teyzesi Letafet Hanım ise gösterdikleri fotoğrafların hiçbiriyle ilgilenmeyen Pamir'e gerçekten beğeneceği bir kızı arama peşindeydiler. Onun da gönlü olsun istiyorlardı. En azından ilk görüşte içi ısınsın diye düşünüyorlardı. Gerisi bir şekilde gelirdi. Hem bu zamana kadarki adayların hiçbiri de tam anlamıyla içlerine sinmemişti, aceleye gerek yoktu.
Yine bir sürü fotoğraf ve adayın içinde boğulurken işleriyle ilgilenmeye çalışan Pamir, annesi ve teyzesi tarafından sıkboğaz ediliyordu.
Masasına serilmiş hiçbir fotoğrafla ilgilenmeyen adam durdu, fotoğraflardan hiçbirine göz atmadan direkt başındaki iki kadına baktı. "Siz hangisini uygun buluyorsanız seçin, bana haber verin."
"Öyle olur mu hiç yiğidim?" Teyzesinin kendine has konuşma tarzına alışık adam göz ucuyla ona baktıktan sonra yeniden önündeki dosyalara döndü. "Sonuçta aynı evin içinde sen yaşayacaksın. Aynı yastığa baş koyacaksınız. Senin de bir şeyler hissetmen lazım. En azından içinin ısınması lazım."
Kısa bir bakış atarken ağır hâlini bozmayan espritüel tavrıyla "Benim bir şeyler hissetmemi beklerseniz veliahtsız kalırsınız benden söylemesi." deyip tebessüm etti.
Letafet Hanım'la aynı anda kulaklarını çekiştirip tahtalara vururken "Ay aman Allah korusun!" dedi Nursultan Hanım. Bakışları ablasına döndü. "Hiçbirini beğenmedi." diye mırıldanırken ikisi de umutsuz bakışlar atıyordu.
Uzun bir sessizliğin ardından düşünceli bir biçimde "Aslında... Bir kız daha var ama..." dedi Letafet Hanım. Emin değildi, hakkında hiç bilgi yoktu elinde ama aracı kadın bir kızdan daha bahsetmişti, hayal meyal hatırlıyordu. "Bilemedim."
Nursultan Hanım hemen atladı. "Kimmiş? Kimlerdenmiş?"
"Karmen diye bir kız. Şu bizim eski arazideki evde, Fatma'nın kocasının yeğeni miymiş neymiş."
"Fatma falan tanımıyorum ben, kim o?"
"Bakırcıların gelini var ya."
Umursamadı Nursultan Hanım, tanıma kısmını es geçti. "Eee nasıl bir kız, güzel mi?"
"Fotoğrafı yokmuş ama aracı kadın çok güzel bir kız dedi. Eteği belinde, hanım hanımcık, sessiz. Burnunu dışarıdan bile çıkarmaz, ev kızı. Tam istediğimiz gibi. Yetiştirmesi de kolay olur."
Düşündü ve az önceki güzellik sorusuna tezat oluşturacak şekilde karşılık verdi Nursultan Hanım. "Amaaan, gerçi güzelliği ne yapacağız? Alt tarafı bir çocuk doğuracak." O da aramaktan sıkılmıştı açıkçası. Bu işi bir an önce nihayete erdirmek istiyordu.
Kadın olmalarına rağmen yine bir kadın hakkında insan değilmiş gibi konuşmaları Pamir'i rahatsız etse de rahatsızlığını "Hanımlar, altın günü dedikodularını odamın dışında yaparsanız sevinirim. Okuduğum hiçbir şeyi anlamadım." bahanesi ile gün yüzüne çıkardı.
Nursultan Hanım oğlunun sözlerine karşın yine ablasına döndü. Geçiştirir gibi "Söyle aracı kadına fotoğraf atsın." deyiverdi.
"Yok, kızın hiç fotoğrafı yokmuş."
İlk defa Pamir'in ilgisini çekmişti bu kız. Teknoloji çağında fotoğrafı olmayan insan mı olurdu? Garip, diye geçirdi içinden.
"Tamam, gidin görün, uygun görürseniz isteyelim, bitsin gitsin bir an önce." Düşündü. "Hatta uzatmadan gidip isteyelim."
Gözlerini şaşkınca büyüten Nursultan Hanım "Dur oğlum, yangından mal mı kaçırıyoruz?" dedi. Henüz gelin adayını görmemişlerdi bile. Neydi bu acele?
"Benim bunlara ayıracak vaktim yok anne, işim gücüm var. Siz tamam diyorsanız olsun bitsin."
Yeğeninin aceleciliğine karşı bir çözüm geliştirdi Letafet Hanım. Normalde usule göre önce ailenin kadın büyüleri tarafından kız görmeye gidilirdi ama madem Pamir'in vakti yoktu, o zaman iş değişirdi. "E iyi o zaman, çocuk da gelsin. Bir tanışıp görüşsünler Nursultan. Bakalım uyuyor mu kafaları. Arayıp haber yollayalım."
"Ay aman abla, sen de! Bizim gibi kısmet bulmuş, kafaları uyar mı ne demek? Her hâlükârda o bize uyum sağlayacak."
Gözlerini deviren Pamir "Tamam, ne zaman derseniz gelirim ben." dedikten hemen sonra kapıyı gösterdi. "Şimdi müsaadenizle hanımlar, lütfen."
Onun otoriter bakışıyla bir dakika içinde oda boşaltıldı. Rahat rahat çalışmaya devam eden adamın aklında ise hâlâ şu fotoğrafı olmayan kız vardı. Eğer aynalarda görünmeyen ruhani bir varlık değilse teknoloji çağında en azından insanın bir fotoğrafı olmalıydı öyle değil mi?
Sonraki gün salonda telefonunda işle ilgili mesajlaşmalarını sürdürürken şu fotoğrafsız kızla ilgili daha merak uyandırıcı bir şey oldu.
Annesi ve teyzesi salona başka bir kadınla geldiklerinde Pamir ayaklanmak üzereydi. Burası yine kadınlar hamamına dönmeden kaçmayı planlıyordu ancak annesi onu durdurdu.
"Rahatsız olma oğlum, biz verandaya geçiyoruz."
Telefonuyla ilgilenen adam teyzesinin "Kızın madem fotoğrafı yok, bari haber gönder de görmeye gidelim öyle değil mi?" sorusuyla ister istemez kulak kesildi. Yanlarındaki yabancının onlara kız bulan aracı kadın olduğunu anlaması çok sürmemişti.
Aracı kadın ise Letafet Hanım'ın sözleriyle olumsuz bir göz işaretiyle reddetti. "Gitmeyin."
Meraka kapılıp "Aaa o niye?" diye soran ise Nursultan Hanım'dı.
"O kız size olmaz."
"O niyeymiş?" Kaşları çatılmıştı Letafet Hanım'ın.
Neredeyse eş zamanlı olarak "Madem bize olmaz, niye böyle bir kız var diyorsun?" sorusunu yöneltti Nursultan Hanım.
"Ben de bilemedim ama sonradan sordum soruşturdum, o kız size göre değil."
"Sözlüsü falan mı var?" Bilmece gibi susan kadının dilini çözmeye çalışan Nursultan Hanım soruları sıralamaya başladı. "Nişanlanmış mı, nedir?" Sesini kısarak "Kasabada adı falan mı çıkmış?" sorusunu ekleyince Pamir sonunda patladı.
"Anne olmaz diyor işte neden ısrar ediyorsunuz?"
"Ay yok, hanım hanımcık kız. Evden çıkmaz."
"E o zaman?" diye soran Letafet Hanım ise kız kardeşi kadar önemsemedi bu durumu. Zira yıllar önce genç kızlığında buna benzer bir olay yüzünden kısmeti kapanmıştı. Çok güzel bir genç kızken kıskançlık yüzünden önünün kapatılması yara olmuştu kadıncağıza. Şimdi aynı şeyin başka bir kıza yapıldığını düşünerek kafasında komplo teorileri üretiyordu. "Bak, sen bile sebebini söyleyemiyorsun. Demek ki kızda bir şey yok."
"Kızda bir şey yok zaten." dedi aracı kadın ancak durumu nasıl açıklayacağını bilemediğinden sesli bir nefes verip sustu. "İyi, istiyorsanız bir gidin görün. Beğenirseniz konuşulur bunlar." Nasılsa beğenmeyeceklerini düşündü kadın. Zira bu zamana kadar onlarca kız getirmişti de beğendirememişti bu aileye.
Nursultan Hanım biraz işkillense de oğlunun bu kıza biraz daha ılımlı baktığını hissetmişti sanki. Eğer ciddi bir sorun yoksa belki olurdu bu iş, kim bilir...
Bu kararlarıyla sonun başlangıcına yaklaştıklarından habersizdi Karadağ kadınları.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 🤎 Daha ilk günden hikâyeye ilginiz çok hoşuma gitti! 😍 Bir de bol yorumlarınızı görsem ne mutlu olurum bir düşünün. ❤️
Evet, yavaştan konuya giriyoruz bakalım. Şimdi ne olacak dersiniz? Karmen'le ilgili gerçek henüz ortaya çıkmadı, sır gibi korunuyor. Peki ya ortaya çıktığında ne olacak sizce? Ailenin, özellikle Pamir'in tepkisi ne olacak? Buraya yazabilirsiniz. Görücüye gidildiğinde ilk karşılaşma sırasında bizi neler bekliyor? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Ben ilgi oldukça bu hikâyeye bölüm yayınlamaya devam edeceğim. Şimdilik kaçıyorum. Bol yorumlarınızı bekler, gözlerinizden öperim. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
