4. bölüm / 29
RUHUNU BOYA𖤍 RUHUNU BOYA | 3
Bölümler 29Şu an: 𖤍 RUHUNU BOYA | 3
- 1 𖤍 RUHUNU BOYA | PROLOG644 kelime
- 2 𖤍 RUHUNU BOYA | 11.581 kelime
- 3 𖤍 RUHUNU BOYA | 22.417 kelime
- 4 𖤍 RUHUNU BOYA | 31.924 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 𖤍 RUHUNU BOYA | 42.197 kelime
- 6 𖤍 RUHUNU BOYA | 52.900 kelime
- 7 𖤍 RUHUNU BOYA | 61.817 kelime
- 8 𖤍 RUHUNU BOYA | 71.903 kelime
- 9 𖤍 RUHUNU BOYA | 82.965 kelime
- 10 𖤍 RUHUNU BOYA | 92.235 kelime
- 11 𖤍 RUHUNU BOYA | 101.796 kelime
- 12 𖤍 RUHUNU BOYA | 113.261 kelime
- 13 𖤍 RUHUNU BOYA | 122.034 kelime
- 14 𖤍 RUHUNU BOYA | 132.904 kelime
- 15 𖤍 RUHUNU BOYA | 141.479 kelime
- 16 𖤍 RUHUNU BOYA | 153.462 kelime
- 17 𖤍 RUHUNU BOYA | 162.766 kelime
- 18 𖤍 RUHUNU BOYA | 173.040 kelime
- 19 𖤍 RUHUNU BOYA | 183.177 kelime
- 20 𖤍 RUHUNU BOYA | 19 | 1. KİTABIN SONU1.896 kelime
- 21 𖤍 RUHUNU BOYA | 203.000 kelime
- 22 𖤍 RUHUNU BOYA | 213.201 kelime
- 23 𖤍 RUHUNU BOYA | 222.350 kelime
- 24 𖤍 RUHUNU BOYA | 232.360 kelime
- 25 𖤍 RUHUNU BOYA | 242.463 kelime
- 26 𖤍 RUHUNU BOYA | 252.231 kelime
- 27 𖤍 RUHUNU BOYA | 263.001 kelime
- 28 𖤍 RUHUNU BOYA | 273.220 kelime
- 29 𖤍 RUHUNU BOYA | 281.924 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-3-
Son günlerinde buradaki zamanlarının tükendiğini biliyordu Karmen. Kasabın evlilik talebiyle evin içindeki huzursuzluğun farkındaydı. Sabah dayısını işe uğurlayan yengesiyle bahçede dururken de bunun izlerini hissediyordu.
"Rıfat'a bir cevap vermek gerekir artık." diyordu yengesi. Sıkıştırıyordu adamı. "Hâlâ cevabımızı bekliyor. Daha ne kadar bekleyecek?"
"Beklemesin o zaman Fatma!"
"Terslenme sen de. Akşam iyice bir oturup konuşalım, işi nihayete erdirelim. Gelsin istesin kızı, bir yüzük takalım en azından."
Dayısı "Acele etme." dese de yüz ifadesinden köşeye sıkıştığını anlıyordu Karmen. Ne kadar istemese de kafası karışıktı adamın. Yengesinin ne istediği ise ortadaydı. Er ya da geç bu evliliğin olacağı da. Bu evin bir sakini olarak çok iyi biliyordu ki yengesinin dediği olacaktı. O an ilk defa hayatının bittiğini bu kadar derinden hissediyordu.
Caner'in teklifi ne kadar kafasını kurcalasa da kaçmayı düşünemezdi bile Karmen. Çünkü biliyordu, kaçıp pişman olduğunda dönecek bir kapısı olmayacaktı. Tek çıkış yolunun bu olduğunu bilse de ailesinin başını öne eğdiremezdi. Gerekirse her zaman olduğu gibi o başını öne eğer, kendisine biçilmiş kaderi çekerdi. Yine kabullenirdi.
Odadaki Murat'ı okul için hazırlarken çantasındaki kalemlerini kontrol etti. "Çok unutkansın." diye de tatlı tatlı sitem etti. "Hep kalemlerini eksik getiriyorsun."
"Annem çok kızıyor ama ne yapayım? Unutuyorum."
"E tabii oyuna yetişeceksin ya." Seni gidi seni der gibi bir bakış attıktan sonra dolabının üstündeki yedek kalemleri çocuğun kalem kutusuna koydu. İşaret parmağını uyarırcasına kaldırdı. "Bu kez kaybetme sakın."
"Tamam."
Hızlıca başını sallayan çocuğun yüzü dalgındı. Karmen bunu ilk andan fark etti. Çantasını hazırlayıp yatağın kenarına koyduktan sonra önünde diz çöküp çenesini kavradı. "Neyin var bakayım senin?"
Omuz silkti çocuk küskünce. Sekiz yaşında bir çocuğa göre her zaman daha akıllı olduğunu düşünürdü Karmen. Gözleri ışıl ışıl parlardı. Ama bu kez farklı bir sebeptendi irileşmiş gözlerinin parıltısı. Bir korku gizliydi gözlerinde.
"Ne oldu Murat?"
Çok direnemedi çocuk. "Evlenecekmişsin." Yüzünde şikâyetçi bir ifade vardı. "Beni bırakıp gidecek misin Karmen abla?"
Her ne kadar istemese de bunun olacağını biliyordu. Ancak Murat'ın bu kadar çabuk öğrenmesine şaşırmıştı doğrusu. Bir şey söyleyemedi. Söylenecek bir şey de kalmamıştı zaten.
"Sen gidersen kim benimle top oynayacak? Kim ödevlerime yardım edecek? Kiminle kitap okuyacağım ben?"
"Yanımda anneni de götürmüyorum ya." Çocuğun yakalarını düzeltirken dolan gözlerine mani oldu. "Ne istersen annenle de yapabilirsin. Hem çok uzağa gitmiyorum ki."
"Olsun." dedi sıkıca yakaladığı eli tutan çocuk. "Gitme bu evden başka yere."
Her şeyden habersiz masum çocuğun başını göğsüne yasladı ve kısa saçlarını okşadı. "Ben de seni bırakamam ama gitmek zorundayım bir tanem."
"Hayır, zorunda değilsin. Biraz bekle, ben okuyup büyük adam olacağım. Sana bakarım, söz." Gerçekmiş gibi gözleri büyüyen çocuğa gülmeden edemedi. "Vallahi bak! Ben sana bakacağım. O zaman evlenmene gerek kalmaz değil mi?"
Bunun gerçek dışı oluşunu göz ardı ederken yumuşak, kırık bir tebessümle karşılık verdi Karmen. "Kalmaz." dedi sadece. Onu daha çok üzmek istemediği için üstelemedi. "Korkma, ben nereye gidersem gideyim seni hiç yalnız bırakmayacağım."
"Hayır, hiçbir yere gitme. Beni de yalnız bırakma." Kızın eteklerine sıkı sıkı sarılmıştı bunu söylerken.
"Aa ama böyle yaparsan beni de anneni de üzersin. Hem sen kocaman adam oldun artık. Böyle yaparsan ben anneni kime emanet edip gideceğim?"
Kandırıldığının farkında olmasına rağmen sessizce kabullendi Murat. "Gör bak, o yaşlı moruk gelsin buraya, ben ona neler yapıyorum."
Ağzını kapattı çocuğun. "Şşşt, ne kadar ayıp sözler onlar? Sakın. Bir daha duymayayım."
"Yaşlı moruk işte!"
Onunla başa çıkamayacağını anlayan genç kız gözlerini devirerek "Hadi tak bakalım çantanı koluna." dese de çocuğun oralı olmadığının farkındaydı.
"Evlenmem dersen takarım. Yoksa okula gitmem."
"Murat..." diyen Karmen'in sözünü tamamlamasına fırsat kalmadan kapıdan içeri Fatma girdi.
"Aaa Murat! Alırım şimdi seni ayağımın altına. Çabuk o çantanı tak, ayakkabılarını giy kapının önünde ablanı bekle."
Omuz silkti kaşlarını çatan çocuk. "Gitmeyeceğim işte gitmeyeceğim!"
"Murat diyorum!"
Çocuğun önünde diz çöken Karmen çenesini okşayarak "Hadi." dedi tatlı tatlı. Eninde sonunda onu kırmayacağını biliyordu.
Fatma ise günlerdir kocasından olumlu bir cevap alamamanın gerginliği içinde kalmış, ne yapacağını bilemez hâldeydi. Bu gidişle kız başlarına kalacaktı. "Sen çatlasan da patlasan da Karmen ablan evlenecek. Ömrünün sonuna kadar bu evi mi bekleyecek bu kız? Onun da ailesi olacak elbet! Senin gibi çocukları olacak."
Bu Murat'ı daha da çıldırtmıştı. Ne yani, Karmen bundan sonra kendisiyle değil de doğurduğu çocuklarıyla mı ilgilenecekti? Onu bir daha göremeyecek miydi? "Hayır! Çocukları falan olmayacak! Karmen abla sadece benimle olacak!"
"Murat bak geliyor sinirlerim tepeme! Hadi, koş ayakkabılarını giy, terliği kaldırmayayım şimdi!"
Çocuğun aksi bakışları iki ateş arasında kalan kızda gezindi. Ondan bakışlarla bir onay aldıktan sonra söyleneni yaptı. Karmen için asıl zor olan kısımsa yengesiyle aynı odada kaldığı o sessiz dakikalardı.
"Dayınla çok konuşma fırsatımız olmadı ama razı geldi sayılır kasap Rıfat'a. Hafta sonu istemeye gelir, bir yüzük takarız biter gider."
Bir yandan kesinleşmiş bir olayı haber verir gibiyken diğer yandan genç kızın tepkisini ölçüyordu. Karmen ise aksi bir tepki vermedi. İçi yana yana da olsa kaderine razı gelmişti.
"Siz nasıl uygun görürseniz yenge."
Onun her zamanki gibi boyun eğdiğini görünce tüm gerginliği uçup gitti. "Aferin benim güzel kızıma. Dayına da aynı şeyleri söylersin değil mi?"
Başını salladı Karmen. Bu zamana kadar kimse samimiyetle ne istediğini sormamıştı. Sessiz biri olabilirdi ama insanları iyi okurdu genç kız. Dayısı bile bu teklifi kendi isteğiyle kabul etsin diye çaresizce gözünün içine bakıyordu son günlerde. Hem kabul etmeyip de ne yapacaktı? Eğer kabul etmezse onun yüzünden dayısıyla yengesinin arası açılacaktı. Ona evlerini açmış insanların huzurunu bozmaya hakkı yoktu.
Artık hayatım bitti diye düşündü kız. Burada iyi kötü bir çatı vardı başında ama kendisine gösterilen tahammül de sonsuz değildi. Kendisini düşünemezdi, kendi isteklerini ön plana koyarsa ailem dediği insanlar üzülecekti. Ve o, bu zamana kadar tek bir kez bile bunu denememişti. Hiç kendi istekleri için savaşmamıştı, bunun sonuçlarına katlanabilir miydi bilmiyordu.
O gün Murat'ı okula bıraktıktan sonra parkta ağladı. İçini dökebileceği tek yerde hüngür hüngür ağlarken dualar etti. "Allah'ım ne olur bana bir çıkar yol göster." derken çaresizliği kalbine yük olmuştu.
Dolmuştan inmiş eve yürürken üzerindeki bakışlar her zamanki gibi ürpertti onu. Köşedeki çeşmeden su içmek istediğinde çeşmedeki kuyruğun anında dağılıp gittiğini, onu gören esnafın kapısını kapattığını, onunla karşılaşanların tezgâhlarını topladığını görmeye alışmıştı. Burada istenmediğini her dakika duymasa ne olacaktı ki? Hissettirmedikleri tek bir gün yoktu. Haksız olduklarını söyleyemezdi.
Parktaki duasının bu kadar çabuk kabul olmasını beklemiyordu Karmen. Eve geldiğinde geçen günkü aracı kadın yine oradaydı. Bu kez bahçeye bakan küçük odada oturuyorlardı. Yine kasap Rıfat ve söz meseleleri yüzünden geldiğini düşünüp kahırlansa da fısıldaşmalardan başka bir şey olduğunu anlamıştı.
"Ha, geldin mi güzel kızım?" diyen Fatma yengesi ilk defa kendisine ışıltılı bakışlar saçıyordu. "Hadi bize birer kahve yap da içelim. Hadi kuzum!"
"Peki yenge, hemen yaparım." Aracı kadının bile kendisine bakışlarının temkinli olduğunu görünce aralıkta çok durmadı. Giderken duyduğu tek şey küçük, kısa bir konuşmaydı.
"Kimmiş, kimlerdenmiş bu çocuk?"
"Valla buranın eski ahalisinden, zeytinyağı fabrikaları varmış. Bana da Nebahat söyledi, her yerde kız arıyorlarmış. Bir gönülleri olsa yaşatır sizi."
Duyduklarıyla kafasında bir şeyler oluşmuştu ama pek ihtimal vermedi genç kız. Böyle birinin kendisini isteyecek hâli yoktu. Mutlaka yanlış anlamıştı, bu işte bir iş vardı.
Karmen kahvelerini pişirmek dışında ortalarda görünmediği için ne konuşulduğunu bilmiyordu ancak kahveleri ikram edip giderken duyduğu tek şey yengesi Fatma'nın "Aman ne olursun kasabadaki söylentilerden bahsetme!" sözleriydi. "Yuva yapmak sevaptır."
Kadın gittikten kısa süre sonra ise Karmen bulaşık yıkarken heyecanla mutfağa daldı Fatma Hanım. "Müjde kız, müjde!"
Ne olduğunu bile anlamayan genç kız yengesine döndüğünde hiç beklemediği bir haberle karşılaştı. "Valla senin de kısmetin iyice açıldı ha! Talibin varmış yine! Sana görücü gelecekmiş!"
İnanamadı, "Bana mı?" diye sordu Karmen. İnanamamak için geçerli sebepleri vardı. Kasabadaki söylentiler yüzünden kimsenin onu istemeyeceği gibi geçerli sebepler. İsteyen kişinin de kasap Rıfat olduğu düşünülürse şaşırmakta haksız sayılmazdı.
"Sana kız, sana!" Yengesi Fatma ise ondan daha çok sevinir olmuştu. "Her seferinde de şaşırmıyor musun? Kız öldürürsün sen insanı!"
Onun mutluluğuna sevindiğini düşünen Karmen mutlu oluyordu ama evden bir boğaz eksileceği için sevindiği gerçeğini de içten içe biliyordu. Olsun diyordu, bunca yıl bana bakmış büyütmüş, hakkı var diyordu. Seviyordu yengesini.
"Ayy hem de varlıklı, köklü bir ailenin oğlu! Biliyor musun, zeytinyağı fabrikaları varmış! Parası pulu, varlığı yerinde. Seni de yaşatır! Hiç sıkıntı çekmezsin! Başına talih kuşu kondu, talih kuşu!"
Yengesinin mutluluğunu bozmamak için yarım yamalak bir tebessümle karşılık verdi ama bu işin olmayacağını baştan biliyordu Karmen. İçeride konuşulanlara bakılırsa görücülerin kasabadaki söylentilerden haberi yoktu. Öğrendikleri an vazgeçeceklerine emindi. Bu yüzden umutlanmıyordu. Fakat hiç beklemediği bir hızla görücülerin gelmekte olduğunu duyunca ne düşüneceğini bilemedi. "Seni görmeye geliyorlar iki güne."
"İki güne mi?" İster istemez gözleri büyüdü. Bu kadar çabuk olmasını beklemiyordu.
"Tabii ya! Torunlarını hemen evlendirmek istiyorlarmış."
"Hayırlısı olsun yengeciğim." Ne diyebilirdi ki başka? Seçim yapacak pek de bir şansı yoktu.
Evlenecek miydi? Bu güzel haberdi. Herkesin vebalı gibi baktığı, yanına bile yaklaşmadığı, istemediği birinden kurtulacaktı kasaba. Artık onu gördüklerinde camlarını kapılarını kapatmak zorunda kalmayacaklardı. Kaçacak delik aramaları gerekmeyecekti. Onun da buradan uzakta, yeni bir yaşantısı olacaktı. Ama uzak olmak demek Murat'tan da uzaklaşmak demekti. Bunu da düşünmeden edemiyordu.
Öte yandan kim lanetli olarak anılan birini gelin isterdi? Bu iş olmayacaktı işte. Gerçek gün gibi ortadaydı. Aile hakkında konuşulanları duyar duymaz yarı yoldan döneceklerdi. Yengesinin mutluluğunu bozmasa da gerçeği kendi içinde kabullendi ve beklentiye girmedi.
●●●
Bir kıza görücü gideceklerini söylediğinde aralıksız otuz dakika gülmüştü arkadaşı Oğuz. Pamir'in aksine o, bu durumu bir oyun zannediyordu. Köyden kız alma klişesiyle başını bağlayacaklar diye dalga geçmekten de geri durmamıştı sağ olsun. Bu konuyla ilgili geçebileceği tüm dalgaları geçmişti.
Pamir içinse bu bir alay konusu asla değildi. Bir evlilikten çok anlaşmaydı onun için. Elbette evliliğe dair tüm sorumlulukları yerine getirmeye hazırdı ama herkes gibi aşk aramıyordu. Ne âşık olmayı ne de kızın ona âşık olmasını beklemiyordu. Beklentilerini dürüstçe kıza anlatacaktı. Eğer onun için de uygunsa bu iş olacaktı.
Her zaman dürüstlükten yana olmuştu adam. Kimseyi kandırmamıştı, duygularıyla oynamamıştı. Yine kandırmayacaktı. Kendisi de bu görüşmeye büyük beklentiler içinde gitmemişti. Kasabaya giden arabadaki sessizlik boyunca dışarıyı seyretmiş, hep o mekanik bakışlarıyla babasının çocukluğunda kopup gelmiş olduğu kasabayı seyre dalmıştı.
Burası yaşadıkları yere göre küçük bir mahalle gibiydi. Neredeyse mahalle büyüklüğünde bir kasaba. Herkesin birbirini tanıdığı bu yerde arabaları Bakırcıların evi önünde durunca ahali ister istemez gözlerini dikmiş bakıyordu.
Soğukkanlılığını koruyan adam, annesi ve teyzesini takip ederken karşısında nasıl birini beklediğini düşündü. Muhtemelen sessiz sedasız, ortalama güzellikte, belki buranın şartlarından mütevellit bakımsız, içine kapanık ve biraz da hevesli bir kız. Buradan ayrılmak için hevesli oluşundan ötürü kimse suçlanamazdı. Daha ilk andan bunu kabullenmişti adam. Ancak onu öngördüğünden farklı bir kızın beklediğini içeri girer girmez anladı.
Ailesi kızın ailesiyle tokalaşıp kısa kısa konuşurken göz göze geldi kızla Pamir. Uzun, dalgalı ve bakır rengi saçları vardı. Ve berrak, mavi gözleri. Çok güzel diye geçirdi adam içinden. Sonra bu düşüncesini saçma buldu. Sonuçta benim için güzellik önemli değil dedi kendi kendine. Önemli olan kafalarının uymasıydı. Her ne kadar karşısında beklediğinin tam zıttı bir kız duruyor olsa da şaşkınlığını belli etmeden toparlandı.
Onunla göz göze bile gelmeyen kız herkesin elini öptükten sonra "Hoş geldiniz." dedi sessizce. Diğerlerini olduğu gibi Pamir'i de buyur etti içeri.
O kapıdan içeri girdiğinde herkes için hayatın değişeceğinden kuşkusu yoktu. Ama hayatının tahminlerinden öte değişeceğini hesaba katmamıştı Pamir Karadağ.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 🤎 Şimdi öncelikle bir şeye açıklık getirmek istiyorum, karakterlerin fiziksel özellikleri hikâyede yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Sizde de dolayısıyla bazı soru işaretleri oluşabilir. Madem kızın saçları bakır, neden kapakta sarı saçlı bir kadın var diye düşünebilirsiniz. Çünkülüm uygun kapak bulamadım henüz. Şu an en uygunu bu. Daha sonra bunu gözden geçireceğim.
Yeni bölüme gelecek olursaaak... Hikâyeye olan ilginize çok mutlu oldum, beğenmenize sevindim. Bu ilgi devam ederse sıkça yeni bölüm paylaşmaya devam edeceğime emin olabilirsiniz.
Bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Sizce karakterlerimizin ilk karşılaşması nasıl olacak, nasıl sonuçlanacak? Kahramanlarımızı neler bekliyor? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
