21. bölüm / 29
RUHUNU BOYA𖤍 RUHUNU BOYA | 20
Bölümler 29Şu an: 𖤍 RUHUNU BOYA | 20
- 1 𖤍 RUHUNU BOYA | PROLOG644 kelime
- 2 𖤍 RUHUNU BOYA | 11.581 kelime
- 3 𖤍 RUHUNU BOYA | 22.417 kelime
- 4 𖤍 RUHUNU BOYA | 31.924 kelime
- 5 𖤍 RUHUNU BOYA | 42.197 kelime
- 6 𖤍 RUHUNU BOYA | 52.900 kelime
- 7 𖤍 RUHUNU BOYA | 61.817 kelime
- 8 𖤍 RUHUNU BOYA | 71.903 kelime
- 9 𖤍 RUHUNU BOYA | 82.965 kelime
- 10 𖤍 RUHUNU BOYA | 92.235 kelime
- 11 𖤍 RUHUNU BOYA | 101.796 kelime
- 12 𖤍 RUHUNU BOYA | 113.261 kelime
- 13 𖤍 RUHUNU BOYA | 122.034 kelime
- 14 𖤍 RUHUNU BOYA | 132.904 kelime
- 15 𖤍 RUHUNU BOYA | 141.479 kelime
- 16 𖤍 RUHUNU BOYA | 153.462 kelime
- 17 𖤍 RUHUNU BOYA | 162.766 kelime
- 18 𖤍 RUHUNU BOYA | 173.040 kelime
- 19 𖤍 RUHUNU BOYA | 183.177 kelime
- 20 𖤍 RUHUNU BOYA | 19 | 1. KİTABIN SONU1.896 kelime
- 21 𖤍 RUHUNU BOYA | 203.000 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 𖤍 RUHUNU BOYA | 213.201 kelime
- 23 𖤍 RUHUNU BOYA | 222.350 kelime
- 24 𖤍 RUHUNU BOYA | 232.360 kelime
- 25 𖤍 RUHUNU BOYA | 242.463 kelime
- 26 𖤍 RUHUNU BOYA | 252.231 kelime
- 27 𖤍 RUHUNU BOYA | 263.001 kelime
- 28 𖤍 RUHUNU BOYA | 273.220 kelime
- 29 𖤍 RUHUNU BOYA | 281.924 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-20-
Fabrikayla ilgili sorunları çözdükten sonra nihayet eve dönmüştü Pamir. Epey yorgundu ama en azından yangının kontrol altına alındığına ve sandığı kadar maddi hasar olmadığına memnundu. İçeri girer girmez tartışma sesleri karşıladı onu.
Daha az önce telefonda fabrikayla ilgili bilgilendirdiği babası bağırıyordu. "Eh be Nursultan, biz nelerle uğraşıyoruz sen neyin peşindesin! Pes gerçekten! Babam duysa ortalığı inletir, ortalığı! Sana mı kaldı bu?"
"Ya kime kaldı?"
Belli ki annesiyle babası tartışıyordu. Merakla kaşları çatıldı. Başta ciddiye almasa da teyzesi Letafet Hanım'ın da sesini duyunca işin önemli olduğunu anladı.
"Sen var ya sen, başına ne gelecekse hak ediyorsun!"
"Of abla, sen de başlama! Ben ailemi korumaya çalıştım sadece."
Bu kez ablası Rüveyda'nın da "Anne sen manyak mısın?" cümlesiyle devreye girdiğini anlayıp daha büyük meraka kapıldı. Ne olmuş olabilirdi bu kadar? Herkes annesinin üstüne gittiğine göre önemli bir şey vardı. "Pamir'e ne diyeceğiz şimdi?"
"Annenle ne biçim konuşuyorsun sen kızım, manyak falan!" Üzerine gelenlere karşı gardını alan kadın ise kapıda oğlunu görünce iyice tutuştu. "Benim doğurduğum benden mi hesap soracak?"
Pardösüsünü yardımcıya verdikten sonra "Neler oluyor burada?" sorusuyla salona giriş yaptı. Kendi adını duyunca iyice meraklanmıştı.
Rüveyda derin sessizliğin içinde yanaklarının içini ısırırken gözleri büyümüştü. Diğer herkesin bakışları da Pamir'e yönelmiş, olanı biteni ona nasıl açıklayacaklarını düşünüyordu.
"Pamir, bu annen ne yapmış biliyor musun?"
"Ay abla bir dur ya!" Letafet Hanım'ı durdurmaya çalışsa da bundan kaçamayacağını biliyordu. Ancak oğlunun her şeyi ondan dinlemesini istiyordu. Önce kimden duyarsa ona inanacağını düşünüyordu. "Bak oğlum, ben sana olayı anlatayım..."
Ortalık yeterince karışıkken "Annem Karmen'e evlilik sözleşmesi imzalatmaya kalkmış." diyerek bombayı ortalık yere bıraktı Rüveyda. Nasılsa öğrenecekti, uzatmanın bir anlamı yoktu.
Önce inanamadı adam. Gözleri şaşkınlık ve öfkeyle büyüdü. "Ne?" Ablası ağzından çıkanı duyuyor muydu? Peki ya annesi? Başta maddiyatla ilgili bir durum olduğunu düşünüp kızmaya hazırlanırken Letafet Hanım araya girdi yeniden.
"Senin bu anan var ya, delirmiş oğlum delirmiş! Kimseye sorup danışmadan bir evlilik sözleşmesi hazırlatmış, dayamış kızın burnuna! Sözleşmeye de yazmış ki çocuğunu da bırakıp kapının önüne atacağız seni."
Art arda duyduklarının şokunu atlatamıyordu Pamir. Teyzesine inanamayan bir bakış attıktan sonra hesap sorar gibi Nursultan Hanım'a döndü. "Anne?"
Köşeye sıkışan kadın omuz silkti. "Tam olarak öyle yazmıyordu." Pısıp kalmıştı yerinde. Ancak kaygılarını da anlasınlar istiyordu. "O kızın başımıza ne getireceği belli değil oğlum! Önce kaza, sonra yangın! Bu kız efsunlu, efsunlu! Gözlerinde garip bir şimşek çakıyor, vallahi bak! Yarın ne olur kim bilir? Torunlarımızın geleceğini garanti altına almak istedim. Bizim soyumuz bizde kalmalı! Hem biz bu kızı niye aldık? Torun için almadık mı? Bunu istememde ne gibi bir sakınca var? İyilikle anlattım kıza, anlamadı! Celallendi bir anda!"
"Anne sus!" Daha fazla tahammülü kalmayan adam onu durdurmak için elini kaldırdı. "Sus, daha fazla konuşma çünkü sinirleniyorum." Ölümcül sessizliğin arasından duvarları yırtan bir gürültüyle bağırmak istedi ancak dedesinin kulağına giderse neler olacağından korktu. "Anne sen nasıl bir insansın ya? Bunu nasıl yaparsın? Karmen sana ne yaptı da sen ona böyle öcü gibi davranıyorsun? Evleneli daha olmuş üç gün. Ne boşanması? Ne evlilik sözleşmesi?"
"Ama oğlum-"
"Ben senden böyle bir şey istedim mi? Gerek gördüm mü?" Dudaklarını sertçe birbirine bastırırken çok öfkeliydi. "Ben o kıza bir söz verdim! Burada güvende olacağını söyledim. Sen ne yaptın? Onu korkuttun!"
"Hakkı neyse vereceğiz dedim ben-"
"Anne! Hâlâ ne diyorsun ya!"
"Oğlum, bak..." Köşeye sıkışsa da açıklama yapmaya çalıştı ama dinletemedi kendini Nursultan Hanım.
Annesini dinlemek bile istemeyen adam "Nerede şimdi Karmen, odaya mı çıktı?" diye sordu bıkkın bir ifadeyle. Bu yorgunlukla bir de bununla uğraşacaktı. Kızcağızın ne kadar korktuğunu düşünmek bile istemiyordu. Kim bilir yukarıda nasıl ağlıyordu şimdi. Fakat asıl bombanın bu sorusuna gelecek cevap olduğunu bilmiyordu.
İhsan Bey "Oğlum... kızcağız korkunca..." diye söze girse de söyleyemedi. O bile oğlunun öfkesinden çekindi.
"Korkup evden kaçmış!" Bir çırpıda söyledi Letafet Hanım. Kardeşinin büyüyen gözleriyle ve ona dargınca bakmasıyla ilgilenmiyordu bile.
Pamir bu yeni haberle bir kez daha çıldırdı. "Ne demek evden kaçtı?" Bu sefer sesi bentleri aşar gibi yükseldi. "Nereye gider, nasıl kaçar?" Artık dedesinin bu olanları duymasıyla bile ilgilenmiyordu.
"Oğlum, işte güvenlik doğru düzgün işini yapmıyor ki."
Dışardakileri suçladığı için kinayeyle karşılık verdi kadına. "Ha senin hiç suçun yok yani. Senin yüzünden kaçmadı bu kız." Çenesini sıvazlarken sessizliğe karşı "Allah'ım çıldıracağım!" diye bağırdı. "Bu kız İstanbul'u bilmiyor! Yol bilmez, iz bilmez! Ya başına bir şey gelirse?"
Herkes suçlayıcı bir biçimde kendisine bakarken sesini bile çıkarmadı Nursultan Hanım. Temkinli bir bakış attı etrafına. Okları daha fazla üstüne çekemezdi ama yine de sustu.
Yeniden ceketini almadan önce işaret parmağını kadına uzattı Pamir. "O kızın başına bir şey gelirse bunun sorumlusu sensin anne, unutma!" Gözlerinden alev fışkırırcasına çıkıp gitti.
Evden çıkmıştı çıkmasına ama Karmen'i nerede bulacağını bile bilmiyordu. Öfke, çaresizlik, korku... Bir sürü duyguyu aynı anda yaşıyordu. Tam o sırada kapının önünde arabasından inmek üzere olan Mustafa'yla karşılaştılar.
"Pamir, hayırdır oğlum, ne oluyor?"
"Sorma Mustafa, sorma! Bu ev ahalisi deli edecek bir gün beni!" Endişesini gizlemeye çalışıyordu ama öfkeden elleri titriyordu. "Karmen kayıp!"
"Ne?" Sorgulayan bakışlarının ardından arabasına binen Pamir'i takip etti.
●●●
Can havliyle evden çıkan kız korkmuştu. Evden yeterince uzaklaştığını anladığında sağına soluna baktı. Nerede olduğunu bile bilmiyordu. Tüm sokaklar birbirine benziyordu. Çok karanlıktı. Sanki aydınlık olsa nerede olduğunu anlayacakmış gibi. Burası İstanbul'du ve buraya dair hiçbir şey bilmiyordu.
Bir sokağın sonuna geldiğinde vızır vızır geçen arabalar gördü. Korkup geri kaçtı. Hava serinlemişti. Çıktığı kıyafetiyle kolları buz kesmişti. Ellerini üşüyen kollarına sardı. Ağlıyordu.
Ne yapacaktı, nereye gidecekti? Hiçbir şey bilmiyordu. Bildiği tek şey burada kalamayacağıydı. Yengesini aramayı düşündü ama telefonunu evde bıraktığını hatırladı. Ankesörlü telefondan aramak istese de beş kuruş parası yoktu. Taksiye binmek istedi, onun için de parası olmadığını düşündü. Yapabileceği tek şey otogara gitmekti.
Az ileride bir dükkân gördü. Heyecanla oraya doğru yürüdü. Nefes nefeseydi. Tepedeki küçük televizyondan maç izleyen adamın bakışları ürkek kıza kaydı.
Ne diyeceğini bilemeyen Karmen "İyi akşamlar... Şey..." diye söze girdi ama nasıl konuşacağını bilemedi.
"İyi akşamlar kızım." Adamın kaşları çatıldı. "Sen iyi misin?"
"Ben... telefon etmem lazım ama yanıma para almayı unutmuşum."
Adam önce ona yardım etmek istedi. Ancak sonra korkak bakışlarını ve bir şeylerden kaçar gibi nefes nefese olduğunu görünce başına bela almak istemedi. "Telefon bozuk kızım, kusura bakma."
"Ya." Boynunu büktü kız. "Sağ olun yine de." Çıktı dükkândan. Hemen sonra aklına geldi. Bakışları yeniden market sahibine döndü. "Buradan otogara nasıl giderim?"
"Yolda taksi çevir diyeceğim ama bu saatte hepsi dolu geçer. İleriden metrobüse binebilirsin ama epey yürümen lazım."
"Yürüyerek gidemez miyim?"
"Otogara mı?" Adamın gözleri büyüdü. "Yok daha neler. Buradan orası kaç kilometre biliyor musun sen?"
İyice korktu kız. Hâlbuki ömrü her yere yürüyerek gidebileceği bir kasabada geçmişti. Şimdi bu kadar büyük bir yerde istediği yere nasıl gidecekti? Kollarını sıvazlayarak ısınmaya çalışırken "Peki, teşekkürler." deyip çıktı. Ne yapacaktı başka?
Dükkândan ileriye doğru yol boyu yürüdü. Nereye gittiğini bilmeden yürüyordu. Ayaklarında derman kalmayana dek. En sonunda dayanamadı ve kaldırımın kenarına çökerken dizlerinin bağı çözüldü, hıçkırarak ağlamaya başladı.
Ne cebinde parası vardı ne de telefonu. Yengesini arasa ne diyecekti sanki, gel mi? Git, evine dön, senin yerin kocanın yanı diyecekti. Gidecek hiçbir yeri yoktu.
Epeyce ağladıktan sonra içini döktü ve adamın tarif ettiği yoldan yürüyüp metrobüs duraklarına geldi. Ancak geçiş için kart bastırması gerektiğini öğrenince yeni bir engel karşıladı onu. Herkesin basıp geçtiği karttan yoktu onda. Yine çıkmazdayken hayırsever bir kadın kartını onun yerine bastı. Nereye gideceğini sordu, otogara gitmesi için inmesi gereken durağı tarif etti. Karmen o kadına minnettar oldu.
Metrobüsten inip otogara doğru yürürken karanlık ve birbirine benzeyen yollardan geçti. Arabaların vızır vızır geçtiği geniş bir yolda daha ne kadar yürüyeceğini düşünüp kollarını sıvazlarken önünde büyük, siyah bir araba durdu. O arabaydı. Düğün hazırlıkları sırasında gördüğü araba. Pamir'e bahsettiğinde yüzünün renginin attığı araba.
Arabanın kapısı kayarak açıldığında Karmen daha kimseyi görmeden geri geri gitti. Ürkek bakışları yabancılaşmış bir biçimde köşede oturan adama sabitlendi.
Cahit Posoflu, tesadüflere pek inanan biri değildi. Şans da ona göre fazla abartılmış bir şeydi. Ancak Karadağ ailesiyle bir hesabı olduğu sırada küçük gelinlerinin tehlikeye açık bir biçimde karşısına çıkmasını beklemiyordu.
"Karmen Hanım, bu ne güzel sürpriz?"
Düğününe gelen bu adamı tanımasına rağmen hiç sıcaklık göstermedi. Aynı yabani bakışlarla ondan ne istediğini anlamaya çalıştı.
"Aaa beni tanımadın mı? E düğününüze geldim ben! Altın taktım hani!"
Kollarını sararken "Ne istiyorsun sen?" diye sorsa da yanıtını beklemeden yürümeye devam etti. "Git başımdan."
"Ben seni kibar biri sanmıştım Karmen Hanım, niye tersliyorsun beni şimdi?" Çatık kaşları kızı süzerken çokça ağladığını fark etti. Üstelik yüzü de ürkmüş, saldırgan bir kedi yavrusuna benziyordu. "Nereye gideceksin? Gel biz seni bırakalım."
Bağırmaktan uzak ancak kurtulmak isteyen bir tonda "Git başımdan dedim." sözünü tekrarladı. "Bak yoksa polisi çağıracağım!"
Şoförüne alaycı bir bakış atan Cahit "Polisi çağıracak, amman dikkat Mestan!" derken kızın cesaretine hayran kaldı. Onun tehdidine odaklanmaktansa bu saatte dışarıda ne aradığını düşünüp meraklandı. "Bak, tamam, kabul ediyorum, Pamir çekilmez biri. Ama seni bu kadar çabuk kaçıracağını hiç düşünmemiştim. Daha dün bir bugün iki! Bari ayınız dolsaydı."
Ondan yok sayarak kurtulamayacağını anlayan kız dolu gözlerle "Ne istiyorsun benden? Git diyorum ya, git!" demekle yetindi. Sesi istemsizce yalvarırcasına çıkmıştı.
Kimsenin gözünün yaşına bakmayan Cahit Posoflu bile içinde kimsenin bilmediği bir insan kalbi taşıyordu. Ve bozuk saatin bile günde iki defa doğruyu göstermesi gibi ilk defa bu kızın üzüntüsünü içinde hissetti. Neler olduğunu merak etse de onun meselesi olmadığını biliyordu. Sadece düz bir sesle "Nereye gidiyorsun?"
Yanıt vermeden kurtulamayacağını anlayan Karmen "Otogara!" diye tısladı.
"Ben götürürüm seni."
"İstemiyorum. Ben gidiyorum zaten."
Kızın yüzündeki kararlılığı görünce ikna edemeyeceğini anladı. Öğüt verir gibi baktı kıza. "Karadağ ailesinden uzak durmak doğru tercih. Ama bu saatten sonra zor. Sen iyisi mi o aileye dikkat et Karmen Hanım." Sessizce şoförüne gitmesi için işaret verdi. Hareket ettiklerinde "Biraz ileride dur, güvenle gittiğine emin olalım." dedi. Bu kızda garip bir şeyler sezse de onda uyandırdığı şefkat duygusundan hiç hoşlanmadı Cahit. Onun gibi adamların birilerine şefkat duyması en büyük zayıflığıydı. Bunu geçmişinde çok iyi görmüştü. Tedirginlikle uzaklaşan kızı sessizce ve ürkütmeden izlemeye devam etti.
Aynı sıralarda Pamir, arabasıyla sokak sokak dolaşıp onu arıyordu. Mustafa "Oğlum böyle sokak sokak dolaşarak bulamayız gibi ya." dediğinde aklına dank etti. Kafası yerinde değildi ki, ne yaptığını biliyor muydu sanki? Kuzeninin "Gidebileceği bir yer var mı?" sorusuyla aydınlandı.
"Yol bilmez iz bilmez, nereye gidecek? Buraları hiç bilmiyor. Olsa olsa..." Duraksadı. "Kasabaya dönmek isteyebilir. Otogara gidiyordur değil mi?" Onay ister gibi Mustafa'ya baktığında haklı olduğunu anladı.
"Ama hangi otogara kim bilir."
Kalbi hızla atıyordu. Ona emanet bir kızdı. Onun karısıydı. Şimdi İstanbul sokaklarında, nerede ve ne yapıyordu? Buraları hiç bilmeyen, kötülük nedir haberi bile olmayan bir kızdı. Kötülük hakkında bildiği tek şey kasabada ona yapılan zorbalıktı. Oysa burada, bu şehrin sokaklarında her biri birbirinden kötü tonla insan vardı. Ya birine denk gelirse diye düşünmeden edemedi Pamir. Nefesini tuttu. Bunu aklına bile getirmek istemedi.
Hemen önlerinde bir dükkân gördüler. Mustafa "Buraya bir soralım mı? Belki gören olmuştur. Gerçi bu karanlıkta..." dese de aklına düşürmüştü Pamir'in.
"Belli olmaz." Arabasını durdurup indi hemen. Dükkân sahibine tam kapı eşiğinde rastladı. "İyi akşamlar, biz birini arıyoruz. Acaba buralarda gördünüz mü? Orta boylu, uzun, bakır saçlı, mavi gözlü bir kız."
Başta boş bakışlarla dinleyen adam düşünceli bir biçimde kaş çattı. "Ha, evet. Bir, bilemedin bir buçuk saat önce öyle bir kız geldi. Telefonu kullanmak istedi. Çok telaşlıydı, bayağı korkmuştu, ağlıyordu. Sonra gitti."
Mustafa'yla bakışan Pamir iyice endişelendi. "Nereye doğru gitti?"
"Şöyle dümdüz gitti."
Sözleşmişler gibi adamın tarif ettiği yoldan gittiler. Sokaklara iyice baktılar ama onca zaman kızın burada olmasını beklemiyorlardı. Bekledikleri gibi de oldu, kız ortalarda yoktu.
Pamir planladığı gibi en yakın otogara sürdü. Her yeri altına üstüne getirdi ama yoktu. Diğer otogara doğru yola çıktılar.
Mustafa "Orada da yoksa polise haber vermemiz gerekir biliyorsun değil mi?" diye sordu.
Genç adam bunu düşünmek bile istemedi. Şu an tek istediği şey onu gittiği otogarda bulmaktı. Endişeyle sesli bir nefes verdi. "Ona bir şey olduysa ne yaparım?"
"Sakin ol Pamir. Şu an dağılmanın sırası değil."
Haklıydı Mustafa. Yapması gereken tek şey her taşın altına bakmak ve her zamanki gibi soğukkanlılığını korumaktı. Peki, şu an neden bu özelliğini kullanamıyordu?
Diğer otogara geldiğinde tüm yazıhanelere sordu. Günova'ya ya da Çanakkale'ye giden otobüslerde Karmen'in adını arattı. Ona dair hiçbir iz yoktu.
Mustafa "Acaba çoktan Günova'ya gitmiş olabilir mi?" diye sorsa da Pamir'in kalan azıcık mantığı da o an devreye girdi.
"Öyle olsaydı sistemde çıkardı herhâlde. İstanbul'da bir yerde. Ama nerede?" En sonunda arabaya binen adam sonraki durağının neresi olduğunu bile bilmeden pes etmiş, öfkeyle direksiyona vurdu. "Allah kahretsin! Bir kıza sahip çıkamadım ya!"
Kuzenini daha fazla zapt edemeyeceğini anlayan adam telefonu eline aldı. "Polisi arıyorum."
Başka çaresi olmayan adam güçsüzce başını kaldırdı ve onayladı. Gözleri yeniden önüne döndüğünde otogar yolunda ellerini savunmasızca kollarına sarmış bir kız gördü. Omuzları düşmüş bir biçimde yürüyordu. Kaybolmuş gibi görünüyordu. Arkadan Karmen'e çok benziyordu. Boyu, saçları, duruşu... Hızla arabadan inip koşarak kıza yetişti. Elini omzuna attığında "Karmen!" dedi.
Arkasına dönen kız, kocasını karşısında gördüğüne önce çok şaşırdı. Sonra omzunu adamın elinden hışımla kurtardı. "Yaklaşma bana!"
"Senin için ne kadar endişelendim biliyor musun?"
Yeniden Pamir'in eli ona uzandığında geri çekildi. "Dokunma bana! Dokunma!"
Onun bu kadar korkmuş ve sinirli olmasına karşı şaşırdı adam. Yaşadığı yıkım ve korkunun farkındaydı ancak beklediğinden fazla tepkiyle karşı karşıya kalınca ne yapacağını bilemedi. Yırtıcı öfkesine karşı söyleneni yapıp ona dokunmadı, pes etti. "Tamam, hadi gel. Gel, eve gidelim."
"Ben gelmiyorum hiçbir yere."
"Karmen."
"Yalancısın sen, yalancı!" Çocuk gibi bağırdı. Başka yapabileceği hiçbir şey yoktu. Adam onu kandırmıştı. Ona güven vermişti. Meğer her şey hain bir planın parçasıymış diye geçirdi içinden. Ona güvenmesini sağlarken tek amacı hamile kalmasını sağlayıp çocuğunu elinden almakmış diye düşündü. Bu korkunç plana şeytan bile şapka çıkarırdı. Yeniden ona uzanan ellere karşın "Dokunma bana! Sakın dokunma!" diye bağırdı. Titriyordu. Hıçkırıklara boğuldu.
Pamir ilk kez kızın sesinin bu kadar çıktığına şahit oluyordu. Üstelik gözleri dolu doluydu. O yumuşak bakışlı, iyimser kız değildi karşısındaki. Bir gecede bakışı değişmişti. "Karmen, annem adına özür dilerim. Ama benim haberim yoktu. Ben sana ne yaptım? Neden bana böyle davranıyorsun ki şimdi?"
Mustafa bir şeylerin ters gittiğini anlayıp arabadan indiğinde meraklıydı. Sadece sessiz bir dinleyici gibi arabanın önünde bekledi.
"Kandırdın sen beni! Kandırdın! Yalancısın işte!"
"Ben seni kandırmadım. Nereden çıkarıyorsun bunları? Sözleşme annemin başının altından çıkmış." Diliyle dudaklarını ıslattı. "Bak, öfkelenmekte haklısın. Ama benim haberim yoktu, gerçekten. Öğrendiğimde ben de çok sinirlendim."
"Ben gördüm!" Gözlerinden öfkeli kıvılcımlar çıktı kızın. Bu hâliyle tırnaklarını çıkaran savunmasız bir kedi yavrusuna benziyordu. Kimseyi korkutamazdı ama kendini korumak için son çaresi buydu. "Sözleşmenin altında senin imzan vardı! Avukat haberi var dedi hem de imzalamışsın! Yalancısın! Kandırdın beni!"
Şok oldu adam. "Ben mi? Ben mi imzalamışım?" Şaşkınlığını gizleyemeyecek kadar dengesini kaybetmişti. "Ben öyle bir şey imzalamadım Karmen."
"Gözlerimle gördüm!" Dudaklarını sıkı sıkı büzmüş, başını iki yana sallarken ağlıyordu. Hâlâ onu aptal yerine koyduğuna inanamıyordu. "Sana güvenmiştim ben. Söz vermiştin bana, söz vermiştin! Güven bana demiştin! Sen de onlar gibiymişsin! Bebeğimi alıp beni kapı dışarı etmeyi planlamışsınız!" Pamir ağzını açamadan bağırdı. "Vermem! Ben bebeğimi vermem anladın mı? Bebeğimi vermem!"
"Karmen, sakin ol." Bir yanı kızın bu kadar korkmasına şaşkınken diğer yanı kendini açıklamaya çalışıyordu. "Yemin ederim öyle bir şey olmayacak. Bak, yemin ediyorum sana. Eve gidelim, annem de özür dileyecek senden."
"O imza neydi o zaman?" Aşağı yukarı salladı başını. "Yine beni kandırıyorsun değil mi?"
"Allah belamı versin kandırmıyorum ya!" diye bağırdı Pamir. Ondan beklenmeyen bir çıkış olduğu için kuzeni bile kısa bir an şaşkınlıkla baktı. O her zaman kontrollü ve soğukkanlı olurdu fakat bu sefer değildi. Biraz olsun sakinleşmeye çalıştı. Onun korkusunu tüm hücrelerinde hissettiği için olabildiğince sesini kıstı. "Sana yemin ederim kandırmıyorum Karmen. Ben sana hiç yalan söylemedim. O imza ne bilmiyorum... Belki de..." Duraksadı. "Bak, belki de benim iznim olmadan imzamı kullanmış olabilirler tamam mı? Şirkette böyle prosedürler olabiliyor. İşin aslını öğreneceğim. Hem avukatla hem annemle yüzleştireceğim seni. Ama şimdi lütfen benimle eve gel olur mu?"
Karmen hâlâ ona güvensiz bir ifadeyle bakıyordu ama ilk anki hâline göre bir parça daha sakindi. Hem gidecek yeri de yoktu.
"Lütfen." diye ekledi Pamir.
Kararsız bir biçimde aralarında duran Karmen, en sonunda Mustafa'nın "Pamir yalan söylemez Karmen. Ben kefilim. Olsa olsa bir yanlış anlama olmuştur ama çözeriz. Merak etme sen." sözüyle yelkenleri biraz da olsa suya indirdi.
Kollarını ısıtmaya çalışırken üşüdüğü her hâlinden belli olan kıza çıkarıp ceketini verdi Pamir. Omuzlarının üzerine temkinli bir biçimde ceketini bırakırken onun titrediğini gözleriyle gördü. Bu soğuktan çok öfkeden ve korkudan titremeye benziyordu.
Sessizce arabaya bindiler. Sürücü koltuğunda Pamir, hemen yanında Mustafa otururken Karmen herkesten önce arkadaki yerini almıştı. Kendini iki adamdan da soyutlamaya kararlı görünüyordu.
Arabadaki yolculukları bir süre sessiz geçti. Mustafa da Pamir de kaçamak bakışlarla arkadaki Karmen'e bakıyorlardı. Kollarını kavuşturmuş camdan dışarı bakan kız bir yandan dik duruşunu bozmamaya çalışıyor, bir yandan içini çeke çeke sessizce ağlıyordu. Kendini güvende hissetmiyordu. Bu iki adama karşı korunması gerektiğini düşünüyordu. Yine kandırılıyor olabilirdi.
Zihni çalkalanıyordu kızın. Kendini öyle bir çıkmazda hissediyordu ki bu işin nereye gideceğini bile kestiremiyordu. Evlenmişti. Dayısının da yengesinin de sırtından bir yük olarak inmişti. Ama çeyizinde getirdiği uğursuzluğu, yeni katıldığı ailesinin nefretiyle burada ne kadar barınabilirdi bilmiyordu. Bir de işin içine çocuk girince ne olurdu kim bilir.
Arabayı kullanan Pamir, genç kızın biraz olsun sakinleşir gibi olduğunu görünce "Bu işin aslını bir anlatır mısın bana? Annem sana ne dedi?" diye sordu.
Karmen'se bunları konuşmak bile istemiyordu ama kaçamayacağı kadar ciddi bir sorunun parçasıydı artık. "Bana dedi ki..." Hıçkırıkları sözlerini böldü. "Anlaşamayıp boşanırsak çocuklar kalacakmış, ben gidecekmişim. Ben çocuklarımı bırakıp gitmem! Gitmem!"
Sorduğu sorunun onu daha da çıldırttığını görünce "Tamam, tamam sakin ol." dedi adam. "Öyle bir şey olmayacak."
Sözleriyle onu ikna edemeyeceğini anlayınca sustu Pamir. Onun sessizce ağlayışını dinlemek zorunda kaldı. Bu onun için bir azap gibiydi.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 🤎 Yeni sezonun ilk bölümüne hoş geldiniz! An itibariyle ikinci kitaba giriş yapmış bulunuyoruz. Ve 80 BİN okunmayı geçmişiz, bunun için de sizlere sonsuz teşekkürler ederimmm! 🎉
Uzun uzun yazar notu yazmayacağım ancak sizden tek ricam, yazar notlarını okumanız. Yeni sezon bölümlerinin geleceği tarihe kadar yazdığım hâlde yazar notlarını okumayan arkadaşlar yeni bölüm ne zaman diye soruyor. Bu notlar süs olsun diye değil siz merakta kalmayın diye yazılıyor. ❤️ Evet, günlük çemkirmemi yaptığıma göre sizi bölümle baş başa bırakıyorum. Bölüm sıklığımız sizin ilginize bağlı. Yoğun ilgi ve yorum olursa yine 2-3 günde bir ya da 4 günde bir yeni bölüm gelecektir.
İkinci kitabımızın ilk bölümüne yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
