22. bölüm / 29
RUHUNU BOYA𖤍 RUHUNU BOYA | 21
Bölümler 29Şu an: 𖤍 RUHUNU BOYA | 21
- 1 𖤍 RUHUNU BOYA | PROLOG644 kelime
- 2 𖤍 RUHUNU BOYA | 11.581 kelime
- 3 𖤍 RUHUNU BOYA | 22.417 kelime
- 4 𖤍 RUHUNU BOYA | 31.924 kelime
- 5 𖤍 RUHUNU BOYA | 42.197 kelime
- 6 𖤍 RUHUNU BOYA | 52.900 kelime
- 7 𖤍 RUHUNU BOYA | 61.817 kelime
- 8 𖤍 RUHUNU BOYA | 71.903 kelime
- 9 𖤍 RUHUNU BOYA | 82.965 kelime
- 10 𖤍 RUHUNU BOYA | 92.235 kelime
- 11 𖤍 RUHUNU BOYA | 101.796 kelime
- 12 𖤍 RUHUNU BOYA | 113.261 kelime
- 13 𖤍 RUHUNU BOYA | 122.034 kelime
- 14 𖤍 RUHUNU BOYA | 132.904 kelime
- 15 𖤍 RUHUNU BOYA | 141.479 kelime
- 16 𖤍 RUHUNU BOYA | 153.462 kelime
- 17 𖤍 RUHUNU BOYA | 162.766 kelime
- 18 𖤍 RUHUNU BOYA | 173.040 kelime
- 19 𖤍 RUHUNU BOYA | 183.177 kelime
- 20 𖤍 RUHUNU BOYA | 19 | 1. KİTABIN SONU1.896 kelime
- 21 𖤍 RUHUNU BOYA | 203.000 kelime
- 22 𖤍 RUHUNU BOYA | 213.201 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 𖤍 RUHUNU BOYA | 222.350 kelime
- 24 𖤍 RUHUNU BOYA | 232.360 kelime
- 25 𖤍 RUHUNU BOYA | 242.463 kelime
- 26 𖤍 RUHUNU BOYA | 252.231 kelime
- 27 𖤍 RUHUNU BOYA | 263.001 kelime
- 28 𖤍 RUHUNU BOYA | 273.220 kelime
- 29 𖤍 RUHUNU BOYA | 281.924 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-21-
Eve geldiklerinde kapının önünde duran arabadan inmek bile istemedi Karmen. O büyük, kocaman eve arabanın içinden bakarken kâbuslar evine dönmüş gibi hissetti. Bu korku içinde büyüdükçe büyüdü.
İki adam da arabadan indiğinde Pamir kapısını açtı. Onun da inmesini beklerlerken bunu yapamayacağını düşündü. Başını iki yana salladı. "Gelmem ben. Gelemem." Yine Nursultan Hanım'ın hakaretlerine maruz kalamazdı. Korku içinde gözleri büyüdü. "İçeri girmek istemiyorum." diye mırıldandı çaresizce.
Onun bu hâline dayanamıyordu. Ne kadar korktuğunu görüyordu Pamir. Öyle ki Mustafa'nın bile içi acımıştı.
Kocası "Karmen, gelmelisin. Burası artık senin evin." dediğinde başka çaresi kalmamıştı. "Hem burada kimse sana bir şey yapamaz. Annemle yüzleşeceksin. Onun da yüzüne karşı söyleyeceğim, bu evlilik ne olursa olsun bitmeyecek."
Bu kesin cümleyle duraksadı kız. Pamir'in kararlı bakışları ve... Bu evlilik ne olursa olsun bitmeyecek sözü... Yeni bir teminat gibiydi. Oysa ona nasıl güvenebilirdi ki? Belki annesiyle iş birliği içindeydi. Hamile kalana kadar bir oyun oynuyor olabilirlerdi. O ise burada kimsesizdi. Akıl danışabileceği kimsesi yoktu. Tanıdığı en akıllı kadın yengesiydi. O da yanında değildi zaten. İçinde bulunduğu bu karmaşık olayı nasıl anlatabilirdi ki ona? İşleri daha da kötüleştirmekten korktu.
Arabadan indi ve ayakları sürüye sürüye içeri girdi. Evin alt kattaki tüm ışıkları yanıyordu. Salona girer girmez Letafet Hanım oturduğu yerden zıpkın gibi kalktı. "Ah güzel kızım, ne çok korkuttun bizi!" diyerek sarıldı Karmen'e.
"Başına bir şey geldi diye korktuk kızım." diyen İhsan Bey, gerçekten samimi görünüyordu.
Rüveyda "Nasılsın, iyi misin Karmen?" diye sorarken endişelenmiş gibiydi.
Nursultan Hanım ise bir süre sessizce kıza baktı. Yüzünde mahcup bir ifade vardı. "Karmenciğim, güzel kızım, sen beni yanlış anladın." Sözleriyle bile yapmacıklığını sürdürüyordu.
İlk defa bu kadar agresif bir tepki veren kız "Ben açgözlü değilim! Değilim, tamam mı? Sizden de hiçbir şey istemedim, istemem de!" dedi sadece.
Pamir'se annesinin bu cümleyi karısına kurduğunu ilk defa öğreniyordu. Bakışları öfkeyle kadına döndüğünde hiçbir şey söylemedi. Ama annesi adına çok utandı.
"Paranız sizin olsun! Ben parayla çocuklarımı satmam."
"Olur mu hiç öyle şey kızım? Ben... Benim şekerim var, yaa tabii ondan. O an öyle bir anda öfkeden yanlışlıkla çıktı ağzımdan. Yemin ederim."
Karmen zekâsıyla çok övünen biri değildi ama o bile kadının samimiyetsizliğini hissedebiliyordu. Biraz korkmuş, biraz da donuk gözlerle kayınvalidesine baktı.
"Ben seni de korumak için o sözleşmeyi hazırlattım, vallahi bak."
Buz gibi bakışlarla "Anne uzatma istersen." diyen Pamir, annesine ne yapması gerektiğini hatırlatır gibi kaş göz işareti yaptı.
Oğlunun sert ve otoriter bakışlarına karşın onaylayarak başını sallayan Nursultan Hanım "Çok özür dilerim Karmen. Gerçekten seni kırmak istememiştim. Yanlış anlaşıldım. Oysa sen de benim bir kızımsın. Rüveyda'dan ayırmam seni hiç. Allah biliyor içimi."
Oğlu bile bu söylediklerini samimi bulmazken Karmen'i ikna etmesi zordu. Ancak tüm bunlarla ilgilenmiyordu Pamir. Kendisini ilgilendiren kısma girdi. "Anne benim bu sözleşmeyle bir alakam var mı? Karmen de yanımızdayken gerçek neyse söylemeni istiyorum."
Gözleri büyüdü kadının. "Yok oğlum, nereden haberin olacak? Benim işgüzarlığım işte. Sen öyle bir şey yapar mısın hiç?"
Karmen sessizce olanları dinliyor, insanların yüzlerini izlerken kafasında ölçüp tartıyordu. Pamir'in kendisine dönüp bak gördün mü der gibi bir bakış atması üzerine Nursultan'a döndü.
"Ama avukat dedi, Pamir'in haberi var dedi, o imzaladı dedi."
"Ay avukatın işgüzarlığı!" dedi Nursultan Hanım. İki dakikada sattı beraber plan yaptığı Avukat Meral'i. "Yemin ederim ben de öyle sanıyordum. Beni de kandırdı."
Karmen buna az biraz inanmıştı ama Pamir'in pek inanacağı yoktu. Annesinin de bu işin içinde olduğunu şıp diye anladı. "Herkes buradayken söylüyorum, Karmen'le evliliğimiz hiçbir şart ve koşulda bitmiyor. Kimse kendi kafasına göre hesap kitap yapmasın."
O sırada merdivenlerden aşağı yardımcı Meliha inerken Pamir ve Karmen'i görünce duraksadı. "Şey, gelin hanım, Celal Bey sizi görmek istiyor."
Meliha'nın sözü üzerine salon buz kesti. Pamir ve Karmen'se birbirine baktı. Bu perişan hâlde yukarı çıkarsa her şeyin anlaşılabileceğini düşünse de karşı çıkmadı Pamir. Güven veren bir ifadeyle başını salladı. Hiçbir şey söylemedi ya da Karmen'i baskı altında bırakmadı ama tek dileği annesiyle arasındaki anlaşmazlığı dedesine anlatmamasıydı. Anlatsa hakkıydı. Kendisi bu tür sorunları sessiz sedasız çözebilir, annesini dize getirebilirdi ama dedesinin kulağına giderse bu, geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabilirdi. Belki de bunu düşünmesine gerek bile kalmamıştı. Dedesi her şeyi duymuştu da o yüzden çağırmıştı Karmen'i. Bilemiyordu adam.
Dizleri titreyerek de olsa Meliha'yı takip edip kapının önüne kadar geldi Karmen. Yolda gözyaşlarını silip burnunu çekti, yüzünü toparlamaya çalıştı. Kapıya yaklaştıkça da terleyen avuç içlerini eteğine silip kendini hazırlamaya çalıştı.
Kapıyı çalıp sessizce içeri girdiğinde bastonuna tutunmuş Celal Bey ayaktaydı. "Ha, gelin kızım geldin mi? Geç otur şöyle." Yanındaki koltuğu gösterdi.
Genç kız ise karşısındaki adamın keskin bakışlarından ne düşündüğünü, kendisini neden çağırdığını pek anlayamamıştı. Dediğini yapıp usulca yanındaki koltuğa yürüdü. Yüzünden bir şeyleri çözmeye çalıştı.
Acaba olanları mı duymuştu? Belki de tatsız bir şey vardı. Olanlarla alakalı tatsız bir şey. Nursultan Hanım aralarında geçeni çarpıtarak anlatmış olabilir miydi? Hiçbirini bilmiyordu Karmen. Yorgundu. Düşünmek istemiyordu.
Adam kapı eşiğindeki Meliha'ya "Gelinimle karşılıklı birer kahve içeceğiz, bize iki kahve yapıver." dedi ve hemen Karmen'e döndü. "Nasıl içersin kızım?"
Duraksayan kız "Sade." deyiverdi. Baş işaretiyle yardımcıyı gönderen adamın oturmasını bekledi. O oturunca kendisi de yerine oturdu.
Karşılıklı oturur oturmaz da Celal Bey'in bakışları küçük gelinine döndü. "Senin bu yüzünün hâli ne? Bir şey mi oldu?"
Onun her şeyden habersiz sorular sorduğunu görünce rahat bir nefes aldı kız. Demek ki hiçbir şey bilmiyordu. O da anlatıp suyu bulandırmak istemedi. "Yok, sadece biraz uykusuzum. Bir de bu yangın... Biraz üzüldük."
"Üzülme kızım." Omzuna dokundu babacan bir tavırla. "İş hayatında olur böyle şeyler. Bizim çocukların iş bilmezliği. Ben de sinirlendim ama üzülmene değmez. Böyle küçük şeyler bize zarar vermez. Sen üzme tatlı canını."
Henüz içinde bulunduğu sorunu bile çözememişken bir de uğursuzluğunun yol açtığı yangın doluştu aklına. Celal Bey umursamıyordu ama Karmen son derece umursuyordu. Önce kısa bir sessizlik baş gösterdi aralarında. Hemen sonra kız öksürerek söze girdi. "Ben... bir kusur mu işledim?"
Kaşları çatıldı Celal Karadağ'ın. "O da nereden çıktı?"
"Beni yanınıza çağırınca ben..."
"Seni yanıma çağırmamın sebebi mi olmalı? Gelinimle karşılıklı bir kahve içmek istedim. Artık sen de benim bir kızımsın. Bunlara alış." Ağır ağır dinlendi konuşma arasında. Sonra bakışları yeniden ürkek, genç kıza döndü. "Ailem benim için değerlidir Karmen. Ama bu seni yanıltmasın. Hiçbiri için diğerini feda etmem, üzmem. Sen de artık ailedensin. Bir derdin, sıkıntın olursa ilk bana geleceksin."
"Sağ olun. Allah sizi başımızdan eksik etmesin."
Düşündüğü şeyler için kendinden utandı Karmen. Hâlbuki bir anlığına da olsa Celal Karadağ'ın bile kafasında kurduğu bu oyunun içinde olabileceğini düşünmüştü. Onun da kendisini kandırıyor olabileceğini. Herkes düşmandı ona göre. Herkes. Bundan utandı.
Kendisi laneti yüzünden aileye gelir gelmez bir felaket yaşatmışken karşısında her zaman ona karşı anlayışlı olan adamı suçlamıştı içten içe. Kötü düşünmüştü. Kendine öyle kızdı ki...
Kahveler geldikten sonra yeniden baş başa kaldıklarında sessizce söze girdi Karmen. "Ben... ne diyeceğimi bilmiyorum. Aslında bu konuyu daha önce konuşmam gerekirdi sizinle. Evlenmeden önce yani. Ama Pamir biliyor olabileceğinizi söyleyince tekrar açmak istemedim."
"Ne konusu?"
Her şeyden habersiz duran adamın gözlerindeki bakışla sıkışmış hissetti kız. "Kasabada hakkımdaki söylentiler..."
"Ha, şu lanet manet safsatası..." Önemsemeyen alaycı bir ifadeyle elini salladı. "Biliyorum kızım. Biliyorum da konumuzla bunun ne alakası var?"
"Ben sizin haberiniz yoktur diye söylemek istemiştim."
"Haberim var, Nursultan biraz bahsetmişti. Ama dedim ya, böyle saçma şeylere inanmayacak kadar çok hayat tecrübesi var bende." Duraksadı. "Hem... Lanet manet de neymiş? Ecnebi işleri bunlar! Şeytanın vesvesesi. Hâlâ bunlara inanan var mı? Herkes camdan atlasa biz de mi atlayacağız? Bizim aklımız yok mu? Uğursuzluğa inananlara biz de mi katılacağız?"
"Ama bu yangın..."
"Daha neler!" diyerek sözünü kesti gelininin. Onun ürkek ve mahcup ifadesine bakınca içi acıdı. "Kızım hurafe bunlar! Allah katında da günahtır böyle şeylere inanmak. Sen de inanma böyle şeylere."
Karmen rahatlamıştı. Ailenin büyüğü Celal Karadağ'ın buna inanmadığını görmek onu rahatlatmıştı. Ancak o hâlâ inanıyordu. Bugüne kadar uğursuzluğu peşinde sürüklediğini gözleriyle görmüşken inanmaması mümkün değildi. Sadece bu yaşlı adamın onu üzerindeki lanetle yargılamamasına içten içe sevinmişti.
Gelininin yorgun yüzüne bakan Celal Karadağ ise söylediği gibi tecrübeli bir kurttu. Ne olduğunu tam olarak bilmese de gelinin canını sıkan bir şey olduğunu şıp diye anlamıştı. Kahvesinden bir yudum alırken göz ucuyla onu süzmeyi de ihmal etmedi. Nedense bu sorunun büyük gelini Nursultan Hanım'la aralarında olduğuna da emindi ama kurcalamadı. Zira herkesin gözüne bakıp niyetini anlayacak kadar hayat tecrübesine sahipti. Ailesindeki herkesi de iyi tanıyordu.
"Kızım, uğursuzluğu bilmem neyi bırakalım da gerçek şeyleri konuşalım."
"Konuşalım dede."
Kahvesine dokunmayan kıza "Kahvenden de bir yudum al beni dinlerken." deyiverdi. Söyleneni yapan kızdan ayırdı bakışlarını. Kısa bir an karşısındaki boğaz manzarasını izledi. Yanıp sönen ışıkları. "Artık bir Karadağ gelinisin, bu ailenin bir parçasısın. Biz büyük, geniş bir aileyiz. Herkesin bir anda seni sevmesini beklemiyorum ama zamanla alışacaklar, sevecekler. Ve sen, bir Karadağ gelini olduğunu asla unutma Karmen." Bunu genç kızla göz göze geldiğinde söylemişti. "Büyüklerine karşı saygıda kusur etme. Ama kendine de saygısızlık ettirme. Kendini ezdirme. Sana yapılan bir saygısızlık, Karadağ ailesine yapılmış sayılır. Söylediklerimi kulağına küpe et, unutma."
Genç kız söylenenleri uyumlu bir ifadeyle kabul etti. Bu odaya ilk girdiği an çok korkmuştu, heyecanlıydı ama fark etti ki ne zaman buradan içeri girse onu bir şefkat ve koruma güdüsü karşılıyordu. Burada kendini güvende hissediyordu.
Minnettar bir bakışla "Sağ ol dede." dediğinde gözleri dolmuştu. "İyi ki varsın."
"Aman da hemen gözlerini sulandırırmış." Şefkatle sarıldı kıza. "Sakın söylediklerimi unutma."
"Olur, unutmam."
Kahvelerini bitirdiklerinde kalkmaya hazırlandı Karmen. "İzniniz olursa ben kalkayım."
"Biraz dur kızım."
Beklentiyle doğrulduğu yere tekrar oturan kız, Celal Bey'in ayaklanmasıyla meraka kapıldı. İhtiyar adam usulca eşinin tablosuna yaklaştı. Oradaki çekmeceden bir kâğıt çıkarıp yanına geri döndü.
Karmen artık kendisine uzatılan kâğıtlardan çok korkuyordu. Ama tüm bunları bir kenara itip adamın söyleyeceklerini sabırla bekledi. Kâğıdı ona uzatan adama "Bu nedir dede?" diye sordu.
"Bu senin."
Ne olduğunu anlamaya çalışan kız usulca eline aldı kâğıdı. Bu bir tapu senedine benziyordu.
"Düğün hediyen." Yumuşak bir tebessümle ekledi. "Kuşlar bana söyledi ki sahil konağını çok sevmişsin."
O kuşların Pamir olduğunu duymaya ihtiyacı yoktu Karmen'in. Bunu anlayacak kadar akıllıydı. Ancak bu büyük hediyeyle şaşırdı. Nasıl yani, Celal Karadağ sahil konağını ona mı hediye ediyordu? "Dede... Ama bu olmaz." Şaşkınlıkla ve korkuyla elindeki kâğıdı geri uzattı. "Ben bunu kabul edemem."
"Ne demek edemem?" Yalandan takındığı o aksi surat ifadesiyle kaş çattı adam. "Hediye reddedilir mi hiç? Ne ayıp!"
"Ama zaten düğünde taktığınız şeyler..."
"O başka bu başka kızım."
"Bu çok fazla dede, gerçekten." Hem bugün kendisine edilen laflardan sonra bunu kabul edemezdi. Asla. "Düşünmeniz yeter. Bu benim için çok değerli. Ama kabul edemem."
"Kızım, sen bir Karadağ gelinisin. Ben evlendiklerinde Nursultan'a da böyle düğün hediyesi verdim. Bizim ailede âdettir." Yeniden reddedecek gibi duran kıza bu kez otoritesini göstererek kaşlarını çattı. "Bak kızıyorum artık. Benim sözümün üstüne söz söylenmez. Al hediyeni çabuk."
Başka çaresi olmayan kız içi kabul etmese de zoraki aldı tapuyu. Odadan çıktığında üzerine büyük bir ağırlık çökmüştü. Bu kâğıt parçası onu yeni bir dert sahibi yapmıştı. Dayısı her zaman derdi ki çok malın derdi de çok olur. Şimdi anlıyordu Karmen.
Yeniden aşağı indiğinde herkes gergin bir ifadeyle onu bekliyordu. Özellikle Pamir merdiven başında duruyordu. Onun geldiğini görünce gözleri merakla parladı. "Karmen."
Elindeki kâğıdı önüne kapatarak usulca aşağı indi. Nursultan Hanım da dâhil herkes ağzının içine bakıyordu. Tıpkı bir hasta yatağındaki hastanın durumunu öğrenmek ister gibiydiler.
Letafet Hanım "Neden çağırmış seni kızım?" diye sorarken kız kardeşinin tırnaklarını yemekten helak olduğunun farkındaydı.
"Hiç." Omuz silkti kız. "Kahve içip sohbet etmek için."
Nursultan Hanım "Başka?" diye sorduğunda eşi İhsan Bey yüzsüzce bunu sormasına karşın öfkeli bakışlarını gizlemedi.
"Başka bir şey yok."
Herkes elindeki kâğıdı merak etse de sormadı, Karmen de söylemedi. Normal şartlarda bu konuyu irdelerdi Nursultan Hanım. Ancak şimdi üzerine eğilmesi gereken daha önemli bir sorun vardı. Herkesin şimşeklerini üzerine çektiği için suskun olsa da Karmen'in içten pazarlıklı olduğunu düşünüyordu hâlâ. Yüzünü karartıp gelinine sordu. "Bu... aramızdaki yanlış anlamayla ilgili bir şey biliyor mu?"
Pamir annesinin bunu sorduğuna inanamadı. Tıpkı babası gibi o da öfkeliydi Nursultan Hanım'a.
Ona karşı soğuk tavrını koruyarak yanıt verdi Karmen. "Hayır. Ben de bir şey söylemedim." Onun cevabıyla başta Nursultan Hanım olmak üzere herkes rahat bir nefes almıştı.
Tüm odanın merak ettiği şeyi "En doğrusunu yapmışsın kızım." diyen Letafet Hanım dillendiriverdi. "O kucağındaki kâğıt ne?"
Bunu söylemek en son istediği şeydi ama sorulduğu için kaçışı yoktu. İstemeye istemeye yanıtladı Karmen. "Celal dede... Düğün hediyesi olarak sahil konağını vermeyi uygun görmüş."
Bunu söyler söylemez Nursultan Hanım'ın yüz ifadesi değişti. Gözlerinde bir şimşek çaktı. Güya paralarına ihtiyacı olmayan kızın kucağındaki hediyeye baktı.
Karmen'in ise içi hiç rahat değildi. Diken üstündeydi. Bu sorunu bir an önce çözmek istiyordu. Bakışları kocasına döndü. "Pamir, biraz yukarıda konuşabilir miyiz?"
Ailesine kısa bir bakış attıktan sonra "Tabii." diyerek yol verdi kıza.
Önde Karmen, arkada Pamir odalarına çıkarken Letafet Hanım alt dudağını ısırıyordu. "Gördün mü, kız nasıl tir tir titriyor korkusundan. Nasıl ağlamış, üzülmüş. Hâlâ daha üzerindeydi etkisi."
Nursultan Hanım ise oralı değildi ama "Gördüm abla." dedi. Şu durumda suçunu kabul etmekten başka çaresi yoktu. Öte yandan kafasını kurcalayan konuyu da ortaya sermekten çekinmedi. "Ama paramıza tamah etmeyen kızımızın sahil konağı tapusunu nasıl kucakladığını da görmedik demezsiniz herhâlde."
"Utanmadan konuşuyorsun ya Nursultan, pes!"
Ablasının tepkisine karşın omuz silkti Nursultan Hanım. Hemen sonra kocasının bakışlarıyla karşı karşıya geldi. "Yahu, babamın huyunu bilmiyormuş gibi konuşma! Düğünümüzde sana da Zekeriyaköy'deki taş evi zorla vermedi mi? Babama hayır denmeyeceğini bilmiyormuş gibi kızı suçluyorsun!"
"Hepiniz de onu koruyun! Aferin size!"
Yukarı çıkan çiftin ardından geride kalan Mustafa ise yargılayıcı bir biçimde Nursultan Hanım'a baktı. "Yani teyze, sana gerçekten inanamıyorum." Bu kadar yargılamasındaki en büyük sebeplerden biri Karmen'in yoldaki hâlini görmüş olmasıydı.
"Tamam Mustafa, yeter! Bütün herkes burnumdan getirdi zaten. Bir de sen üstünden geçme. Anladım, hata ettim."
Pamir ve Karmen odaya çıktıklarında ise genç kız hâlâ ürkmüş hâldeydi. Tükenmişti. İçindeki o korkuyu hemen söküp atabilecek gibi değildi. Önce ellerinin arasındaki sorunu çözmeliydi. "Sahil konağını sen mi söyledin?"
Kendisine yöneltilen soruyla "Dedem düğün hediyesi için fikir danıştı, ben de orayı çok sevdiğini söyledim hepsi bu." dedi adam. Hafif tebessüm etse de Karmen'den karşılığını alamadı.
Elindeki tapuyu kocasına uzattı. "Ben bunu kabul edemem Pamir. Dedene de söyledim ama itiraz kabul etmedi. Sen usulünce konuşup geri verirsin artık."
Şakayla karışık abartılı bir ifadeyle "Ne? Sen Celal Karadağ'a karşı mı geldin bir de?" derken Karmen'in yüz ifadesi hâlâ aynıydı. O tebessümlerine karşılık veren hayat dolu kız yoktu karşısında. Hâlâ başına gelenlerin şokunu atlatmaya çalışıyordu. "Karmen, bu senin hediyen. Ve sende kalacak."
"Size söyledim, paranızla ilgilenmiyorum."
"Biliyorum. Ama bu sana özel bir şey değil. Dedem anneme de düğün hediyesi vermiş. Rüveyda ablam evlenirse ona da verecek. Bu bizim ailede bir gelenek." Sessizliğe karşın ekledi Pamir. "Dedeme bu ailede hiç kimse karşı gelemez. Görünen o ki sen de gelememişsin. O ne derse o olur, ben karışmam." Ellerini havaya kaldırıp kendisine uzatılan kâğıdı yok saydı numaradan.
Onun tapuyu kabul etmeyeceğini anlayan Karmen elindeki kâğıdı sahiplenmekten uzak bir ifadeyle komodinin üstüne bıraktı. "Aynı şey değil Pamir. Ben bunu kabul edemem. Hele annenin söylediklerinden sonra hiç edemem."
Karmen'e karşı mahcuptu Pamir. Annesinin söylediklerine rağmen olanları dedesine ifşa etmemişti. Ve annesinin söylediği korkunç sözler sanki söylediği an oradaymış gibi zihninde yankılanıyordu. Tüm bu rezilliklere rağmen kızın tavrını takdir etti.
"Karmen, ne düşündüğünü biliyorum ve çok haklısın. Annem gerçekten çok büyük ayıp etti. Ama sana hediye edilen bu şeyi reddetmen dedemi kırar."
Daha fazla üstelemedi genç kız. Ama kocasından kaçırdığı gözlerindeki soğuk rüzgârlar tüm odanın buz kesmesine sebep olmuştu.
Pamir, bunun ucuz kurtulabileceği bir şey olduğunu asla düşünmemişti. Karmen'in ona olan güveninin sarsıldığını görebiliyordu. "Diğer konuya dönecek olursak..." derken kızın mavi gözlerini yeniden üzerinde buldu. "Aklında bir şüphe varsa yarın Avukat Meral'le de yüzleşirim." dedi Pamir ceketini çıkarırken. "Sana söylediklerimde samimiydim. Evliliğimizle ilgili her şey seni ve beni ilgilendiriyor Karmen. Üçüncü kişilerin sözüne itibar etme. Bir yanlış anlaşılma olduğunda gel, bana sor. Ben sana en doğru cevabı veririm. Sana dürüstlük vaat ettim, yaparım."
Karmen kocasına güvenmek istiyordu. Ancak içinde de garip bir his vardı. Göğsünün ortasına oturmuş sessiz bir yumru. Acıtıyordu.
"Biz bir kere evlendik Karmen. Boşanma falan bunlar oyun değil."
"Annen evlilik sözleşmesi imzalatmak isteyince ben sandım ki..."
Karmen'in yeniden konuşmasına karşın sözlerine devam etti. "Bak, annem istese de bu olmaz. Başta dedem izin vermez buna. Eğer içini rahatlatacaksa söyleyeyim, benim için evlilik çocuk oyuncağı değil. Boşanmayı düşünmüyorum. Dedeme göre bizim ailede boşanma diye bir şey yoktur." Bilinçli bir biçimde ekledi. "Ha bir gün sen ayrılmak istersin, oturup konuşulur. Aksi hâlde durduk yere boşanma söz konusu bile olamaz."
Aslında son derece dürüst ve açık konuşmuştu Pamir. Öyleyse son sözleri güven vermesi gerekirken neden soğuk rüzgârlar estirmişti Karmen'in kalbinde? Bilmiyordu. Anlamıyordu.
Pamir de farklı hissediyor değildi. Henüz yeni evlenmişlerdi ama genç kızın varlığına alışmıştı. Bu belki masum bir histi. Evlilikleri bile oturmamışken hissettiği yoğun şefkati onun korunmaya muhtaç olmasına bağladı. "Şimdi bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor. Sen üstünü değiştir, dinlen. Çok yorgun görünüyorsun."
Odada yalnız kaldığında bu sessizlik onun için delirticiydi. Oysa Pamir söylenmesi gerekeni söylemişti. Neden inanmıyordu? Neden kendini ilk anki gibi güvende hissetmiyordu? Sanki herkes arkasından iş çeviriyormuş gibi hissediyordu. Ve belki de hepsi yüzüne gülüp arkasından iş çeviriyordu. Çocuk sahibi olduktan sonra gerçek yüzleri ortaya çıkana kadar onu seviyormuş gibi rol yapıyorlardı. Kartları açık oynayan tek kişi Nursultan Hanım'dı belki kim bilir?
Bu şüpheyle yaşayamazdı Karmen. Bu cenderede olmaya dayanamazdı.
Odada dönüp dururken tek çözüm yengesine danışmak gibi geldi. Ancak bunu açık açık söylerse ona kızabilir, bağırıp çağırabilirdi. Aşırı tepki vermesinden korkuyordu. Bu yüzden telefonu eline aldı ve yengesini ararken iyice bir düşündü.
Çalar çalmaz açtı Fatma Hanım. Karmen'in aramasına şaşırmıştı. Şu an balayında olmaları gerekirdi. "Karmen? Kız hayırdır bu saatte?"
"İyi akşamlar yenge. Rahatsız etmedim ya?"
"Etmedin, etmedin de gecenin bu saati ne oldu? Bir şey mi oldu?"
"Yok, ben Murat'ın sesini duymak için aramıştım."
"Murat mı kalır bu saate? Yattı çocuk. Sanki bilmiyorsun."
Gözlerini kapadı kız. "Saatin kaç olduğunun farkında değildim, kusura bakma. Yarın sabah vakitlice ararım, okula gitmeden bir sesini duyarım." Duraksadı. "Bir de ben sana bir şey soracaktım."
"Ha, iyi. Sor."
"Yenge..."
"Ha?"
"Diyelim ki biz Pamir'le anlaşamadık, yürümedi evliliğimiz... O zaman ben-"
"O da ne demekmiş öyle? Evleneli olmuş daha üç gün! Ne anlaşamamasıymış?"
"Mesela diye söylüyorum yenge."
"Olmaz öyle şey. Evlilik çocuk oyuncağı değil Karmen. Bu hâline rağmen iyi kötü bir kısmet buldun, evlendin. Artık kıracaksın kıçını, oturacaksın aşağı. Kocanla iyi geçineceksin. Boşanma falan yok. Hem senin yerinde olmak isteyen kaç kız var kasabada biliyor musun sen?"
Bu sözlerle son kalesi de yıkılmıştı kızın. Artık dönebileceği bir evi yoktu, bunu anlamıştı. Onu kandırıyor olsalar bile çekip gidebileceği bir yer yoktu. Buna katlanmak zorundaydı.
"Bana bak, bir şey mi oldu yoksa?"
"Yok, yok yenge. Misal diye söyledim ben." derken sessizce gözyaşlarını sildi. "Murat'ı öp benim yerime tamam mı? Ben yarın yine ararım."
"Tamam kızım, hadi kal sağlıcakla."
Telefonu kapattığında yatağına oturup sessizce ağladı kız. Bilmediği şey ise kapının arkasından Pamir'in her şeyi duyduğuydu.
O hep evleneceği kızı sadece ona güvenebilecek saflıkta biri olarak görmüştü. Ancak bilindiği gibi güven bir kez sarsıldı mı geri gelmesi çok zor olurdu.
Pamir ilk kez kızın ona güvenmediğini, onunla olan evliliğini gözden çıkarabileceğini bu kadar yakından gördü. Haksız da sayılmazdı. Annesi öyle bir şey yapmıştı ki kafasını karıştırmıştı kızın. Şimdi ne olacaktı? O güveni nasıl geri kazanacaktı bilmiyordu. Öte yandan bu evliliği bitirmesi için gereken desteği göremediğinden burada kalmak zorunda olduğunu da hissediyordu. Karmen'in dönebilecek bir yeri yoktu. Bunu kendine bir fırsat olarak görmedi adam. Dönebilecek yeri olmayan karısının hüznünü kalbinde paylaştı. Ve ona daha hassas davranması gerektiğini düşündü.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 🤎
Öncelikle 90 BİN okunmaya ulaşmışız, hepinize teşekkür ederim! 🎉 Bölüm hakkında yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz. Uzun uzun not yazıp kafa açmayayım şimdi. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
