8. bölüm · Patikaların Çağrısı
Bölüm 8: Unutulan İsimler
Soğuk.
Bir rüya gibi.
Ama bu kez bilinçliyim.
Düşmüyorum. Uyanmıyorum da.
Sadece… geçmişte yürüyorum.
Aren, patikanın içinde yürürken birden kendini farklı bir dünyada buldu.
Gökyüzü yoktu.
Zaman yoktu.
Sadece… anılar.
Bir ağacın altındaydı.
Bir çocuk ağlıyordu.
Yanında bir kadın diz çökmüş onu teselli ediyordu.
“Neden onlar gibi olamıyorum anne?”
“Neden hep dışlanıyorum?”
Kadın gülümsedi.
“Çünkü sen... onların göremediğini görüyorsun.”
“Ve senin kaderin... farklı bir yolu yürümek.”
Aren birden kendi çocukluğunu fark etti.
Bu çocuk kendisiydi.
Ama hatırlamadığı bir anıydı bu.
Sanki silinmişti zihninden.
“Bu ne?
Ben bunu hiç yaşamadım ki…”
Bir ses duyuldu.
Kadın konuşmaya devam etti.
“Adın... Aren değil.”
“Senin gerçek adını hatırlaman gerekiyor.”
“Çünkü kurucu sadece bir güç değil.
Bir hatıradır. Bir yük.”
Aren geri çekildi.
Ses gitgide yankılanıyordu:
“Senin adın... Erdias.
Unutulmuş ilk taşıyıcı.
Ve ilk isyan eden.
Zinciri ilk kıran sensin.”
O anda bir sarsıntı oldu.
Her şey dağıldı.
Aren gözlerini açtı.
Gerçek dünyaya dönmüştü.
Yanında Lina vardı.
Önlerinde ise o gizemli çocuk hâlâ duruyordu.
“Gördün değil mi?” dedi o çocuk.
“Kim olduğunu hatırladın mı?”
Aren bir süre sessiz kaldı.
Sonra başını eğdi.
“Adım Aren değilmiş…”
“Ben... Erdias’mışım.”
“Kuruculuğun ilk kaynağı bendeymiş.
Ve bunu geri istiyorlar.”
Lina şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne demek bu?
Güçlerini geri alman için mi seçildin?”
Aren derin bir nefes aldı.
“Hayır.
Güç benden çalınmış.
Yıllar boyunca farklı bedenlere, farklı hayatlara dağıtılmış.
Ama asıl sahip... benmişim.”
Çocuk öne çıktı.
Gözleri karanlık bir ışıkla parladı.
“Ve ben... asıl mirasçıyım.
Çünkü sen o gücü hak etmiyorsun.
Bizi terk ettin.
Patikaları yaktın.
Şimdi zamanı geldi:
Kurucu yeniden doğacak… .”
O anda çocuk birden dönüşmeye başladı.
Devasa bir yaratığa dönüştü.
Ama bu sıradan bir dev değildi.
Bütün unutulmuş titanların birleşimiydi.
Gövdesinden kaburgalar fışkırıyordu.
Yüzünde birden fazla göz vardı.
Sanki geçmişin tüm öfkesini taşıyordu.
Aren bir adım geri attı.
“Bu... bu mümkün değil.”
Lina elini tuttu.
“Yine savaşmak zorundasın. Ama bu kez yalnız değilsin.”
Aren gözlerini kapadı.
Patikaların içinde yankılanan eski sesleri duydu.
Eski ismi, eski hataları, eski bağrışlamaları.
Ve sonra… gücü çağırdı.
Ama bu kez, kontrol etmek için değil.
Kabul etmek için.
“Beni ben yapan, acılarım değil.
O acılarla ne yaptığım.”
Kurucu formuna yeniden büründü.
Ama bu kez farklıydı.
Etrafında yalnızca iskeletler değil,
ışıklardan oluşan bir ordu vardı.
Patikalardan gelen geçmiş taşıyıcılar,
onun yanında yer aldı.
Lina da bir ışıkla kuşatıldı.
Gözleri büyüdü.
“Ben de... bir taşıyıcıymışım…”
“Ama duygunun taşıyıcısı...
Merhametin kurucusu...”
Ve savaş başladı.
İlk yumruk gökyüzünü ikiye böldü.
İkinci darbede yer çatladı.
Her adımda geçmişin yankıları haykırıyordu:
“YAŞAMAK!”
“BAĞIŞLAMAK!”
“YIKILMAMAK!”
