4. bölüm · Patikaların Çağrısı
Bölüm 4: Uyanış
Ayaklarının altında dünya parçalanıyordu.
Zemin çatlıyor, binalar devriliyor, sesler karışıyor, çığlıklar yankılanıyordu. Ama Aren için hepsi... sessizdi.
Gözlerini kıstığında insanları görüyordu.
Koşuyorlar. Ağlıyorlar. Yalvarıyorlar.
Ama yüzleri silik. Tanıdık ama bulanık.
Ve içindeki o ses, tekrar konuşuyor:
“İnsanlar hatırlar... ama geç kaldıklarında.
Sen geç kalmadın, Aren. Sen güçsüz değilsin artık.”
Aren’in boyu artık normal bir insan boyunda değildi. On, belki de on beş metre... ama bu bir titan değil, bir kurucu formuydu.
Kemikleri dışarıdan parlıyordu. Omuzlarında büyüyen çıkıntılar, vücudunu zırh gibi kaplıyordu. Gözleri cam gibi saydamdı, ama içinde yıldızlar çarpışıyordu.
Bir adım attı.
Yerde büyük bir çöküntü oluştu.
İkinci adımda zemin çöktü.
Üçüncüde… okulun doğu bloğu çöktü.
Ama Aren yürümeye devam etti.
Bir öğretmen, onu tanımıştı.
“Aren?! Bu sensin değil mi?! DUR!”
Ama o sadece ilerliyordu.
Kalbi atmıyordu, ya da çok yavaş atıyordu.
Kafasının içinde hâlâ Ymir'in sesi vardı:
“Merhameti bırak, öfkenle yürümeyi öğren.”
Aren, yere çökmüş bir çocuğa baktı. Dizlerini siper eden başka biri vardı. Belki kardeşiydi.
Ama Aren’in gözleri onların üstünden geçti.
Sadece bir düşünce vardı içinde:
“Onlar bana ne yaptıysa... ben fazlasını yapmalıyım.”
Tam o anda bir ses çarptı kulaklarına.
Ses, kalbinin içinden geldi sanki. Tanıdıktı.
Titriyordu ama netti:
“Aren...”
Kafasını yavaşça çevirdi.
Orada…
Tozların arasından biri çıkıyordu.
Lina.
Elbiseleri yırtılmış, gözleri yaşlı. Dizleri yara içinde.
Ama yürüyordu.
Korkmuyordu.
Aren’in devleşmiş gövdesi karşısında bile geri adım atmıyordu.
“Lütfen dur. Bu yaptığın doğru değil.”
Lina’nın sesi kararlılıkla titriyordu.
Aren cevap vermedi. Sadece baktı.
Lina bir adım daha attı.
“Sen değilsin bu. Biliyorum.”
Aren’in içinde bir şey sarsıldı.
Bir an için vücudu titredi. Gözündeki o parıltı zayıfladı.
“Ben… kendimim,” dedi kalın, uğultulu bir sesle.
“Hayır, sen değilsin. O sensin ama içindekini tanımıyorum. Ben o sınıfta oturan Aren’i tanıyorum. Sessiz ama kalbi iyi olanı.”
Aren'in yumrukları sıkıldı. Omuzlarındaki çıkıntılar çatırdadı.
Yüzü yere döndü.
"Çekil önümden..."
Lina’nın gözleri doldu. Ama ilerlemeye devam etti.
Yaklaştı…
Yaklaştı…
Ve…
“Yapma.”
Bir adım kaldığında, Aren’in kolu kalktı. Dev bir gölge onun üzerine düştü.
Lina gözlerini kapattı.
Ama o an…
BİR SES DAHA.
Fısıltı gibi. Rüzgârın içinde.
Ölümün eşiğinde kulağına fısıldar gibi.
“Dur. Sakın. Lina’ya dokunma.”
Aren'in eli durdu. Tüm vücudu titremeye başladı.
“Neden?!” diye haykırdı zihninde. “Neden onlara merhamet etmeliyim?! Onlar bana etmedi!”
Ses tekrar geldi. Ama bu sefer daha yumuşaktı:
“Çünkü sen… onlar gibi değilsin. Beni hiç mi sevmedin, Aren?”
Aren’in gözleri büyüdü.
Zihninde anılar patladı.
Lina’nın kahkahası… ona yazdığı not… okul çıkışında paylaştıkları o çikolata…
Bunların hepsi... gerçekti.
Ve gerçek olan… kırılmıştı.
Bir ışık patladı.
Aren’in vücudu çatladı.
Dev gövdesi titredi.
Ve ardından...
Bir patlama.
Geriye sadece Lina’nın çığlığı kaldı:
“AREEEEEEN!”
