2. bölüm · Patikaların Çağrısı
Bölüm 2: Karanlıkların Gölgesi
Hava... yoktu.
Rüzgâr esmiyor, zaman akmıyordu. Aren gözlerini açtığında etrafında ne okul vardı, ne sesler, ne de bir çıkış.
Toprak çatlamıştı, kuruydu. Gökyüzü simsiyah ama yıldızsızdı.
Ve sessizlik, kulakları sağır edecek kadar yoğundu.
Aren ayağa kalktı. Dizlerinin altı hâlâ titriyordu, alnından ince bir kan damlıyordu. Ama burada, acı bile gerçek gibi değildi.
"Rüya mı bu?" dedi kendi kendine.
Sonra bir ses yankılandı:
“Burası senin için yaratılmış, Aren.”
Bir adım öne çıktı. Önünde patikalar belirdi…
Ama bunlar sıradan yollar değildi.
Bazıları canlı gibiydi nabız atıyorlardı.
Bazıları ise ölü bedenlerin içinden geçiyordu.
Hepsi farklı yönlere ayrılıyor, hepsi sonsuzluğa ulaşıyor gibiydi.
Aren tam geri çekilecekken bir siluet belirdi.
İskelet gibi, ince uzun, kemikleri dışarıdan görünen, gözleri olmayan ama her şeyi gören bir varlık…
Yanına yaklaştı.
“Benim adım yok,” dedi.
“Ama seni uzun zamandır izliyorum.”
Aren geri çekilmek istedi, ama ayakları hareket etmedi.
Varlık devam etti:
“Bu dünyada, senin gibi olanlar ya zincirlenir ya da zincirleri kırar. Sana bir seçim sunuyorum. Ya unutacaksın her şeyi... ya da... uyanacaksın.”
Aren boğazını zorlayarak konuştu:
“Sen nesin? Bu yer ne?”
“Bu yer... patikaların dünyası. Bütün zamanların, acıların ve kararların birleştiği merkez.
Sen bir taşıyıcısın. İçindeki güç henüz uyanmadı, ama biz onu hissettik. Ve artık geri dönüş yok.”
Aren'in kalbi delice atmaya başladı. İçinde bir sıcaklık yükseldi. Sanki damarlarına ateş dolmuştu.
O sırada yere düştü, nefes alamıyordu. Tırnaklarını toprağa geçirdi.
Ve sonra...
Gördü.
Okul.
Bahçe.
Yüzüne vuran yumruk.
O kahkahalar.
Ve… Lina.
O korkmuş gözlerle bakıyordu ona.
Aren haykırdı:
“Ben... güç istemiyorum!”
Ama varlık hiç tepki vermedi. Elini uzattı.
“Senin istemene gerek yok. Çünkü güç... seni seçti.”
Ve bir anda patikalar parladı.
Hepsinden gelen ışıklar, Aren’in bedenine dolmaya başladı.
Kemikleri çatladı. Göz bebekleri beyaza döndü. Nefesi boğuklaştı.
Dönüşüm başlamıştı.
Gözlerini tekrar açtığında yerde yatıyordu.
Ama bu kez okuldaydı.
Aynı yerde.
Ama çevresi... paramparçaydı.
Zemin çatlamış, duvarlar yıkılmış, camlar patlamıştı.
Ve etrafındaki herkes... kaçıyordu.
Aren yerden kalkarken birinin sesini duydu:
“Koşun! Bu artık insan değil!”
Bir çocuğun ağladığını işitti.
Bir öğretmen “Geri çekilin!” diye bağırıyordu.
Ama Aren hiçbir şey hissetmiyordu.
Yüzüne dokundu. Eli... derisi... değişmişti.
Kemikleri büyümüş, vücudu güçlenmişti. Ama bu sadece başlangıçtı.
Kafasının içinde o ses yine yankılandı:
“Merhamet etme. Onlar etti mi?”
Aren gözlerini kapattı.
İçindeki karanlık onu çağırıyordu.
