1. bölüm · Patikaların Çağrısı

Bölüm 1: Sıradanlığın Son Günü

Hasan Atakan Atak

Gökyüzü o sabah, griydi. Ne yağmur yağıyordu, ne güneş açıyordu. Sanki dünya bile ne hissedeceğine karar verememişti. Tıpkı Aren gibi.

Sınıf sessizdi. Öğretmenin sesi uzaktan gelen boğuk bir televizyon yayını gibiydi; anlamlı ama umursanmaz. Aren sıranın başında oturuyordu, defterine hiçbir şey yazmıyor, sadece boş boş sayfalara bakıyordu. Dışarıdan bakan biri onun dikkatli olduğunu sanabilirdi. Ama kafasının içinde fırtınalar vardı.

Aren'in içi daralıyordu. Boğazında bir yumru, göğsünde bir basınç... Sebebini tam olarak bilmiyordu. Belki de biliyordu ama kendine itiraf edemiyordu.

Zaman yavaş akıyordu.

"Hey, koca kafalı!"

Arka sıralardan gelen sesle birlikte birkaç kişi kıkırdadı.
Aren başını çevirmedi. Her zamanki seslerdi. Onlardı. Hep gülen, hep küçümseyen, hep zarar veren...
İçinden bir şey yükseldi. Ama sustu. Her zamanki gibi.

O sırada gözünün önüne bir görüntü geldi.
Kısa bir anlığına, duvarın arkasından bir gölge geçti. İnsan biçiminde değildi. Uzundu, inceydi, ama kemikli ve kırık. Gözleri yoktu ama Aren onun kendisine baktığını hissetti.
Gözlerini kırptı. Boş duvar…
"Ne. Bu. Şimdi?"

Kalbi hızlandı.

Ders zili çaldığında herkes sınıftan dışarı fırladı. Aren yavaş yavaş çıktı, çantasını bile almadan. Koridorlar arasında yürüdü, ama sanki ayakları ağırdı. Bedeninde bir gerilim vardı. Kasları titriyordu, tırnaklarının içi bile acıyordu.

Okul bahçesinde her şey aynıydı. Güneş hâlâ çıkmamıştı.

Ama o an... geldiler.

Üç kişi. Her zamanki çocuklar. Emir almış asker gibi ona doğru yürüdüler. Liderleri gülümsüyordu, ama içinde zehir vardı.

“Ne oldu lan? Sessiz çocuk bu sefer niye titriyosun?”

Aren yine sessiz kaldı. Ama bu sefer farklı bir şey vardı. Damarları sanki ateşle doluydu. İçinde bir güç kıpırdanıyor gibiydi. Ama bilinçli değildi, sadece uyanıyordu.

Birden omzuna itildin. “Konuşsana! Dilsiz misin?”

Aren’in göz bebekleri büyüdü. Bir an için her şey yavaşladı. Gözlerinin önünde patikalardan bir görüntü belirdi. Ucu görünmeyen, çapraz çapraz yollar… Hepsi karanlığa gidiyordu. Hepsi canlı gibiydi.

Sonra bir yumruk...
Yüzüne çarptı. Havasız kaldı. Dizlerinin üzerine düştü. Kulakları uğuldamaya başladı. Gözleri karardı.

Yere düşerken son duyduğu şey bir çığlıktı:

“Yeter!”

Ama kimin sesi olduğunu anlayamadı.

Ve sonra... karanlık.

Aren’in gözleri açıldığında artık okulda değildi.
Ayaklarının altı tozdu. Gökyüzü yıldızsız ve siyahtı.
Yalnızdı.

Karşısında, ona doğru yürüyen kemikli bir siluet vardı.
Dişleri yoktu ama konuştu:

“Sen… sonunda geldin.”