3. bölüm · Patikaların Çağrısı
Bölüm 3: Patikalar ve Ymir
Aren, etrafındaki yıkımı fark etmeye başladığında zaman hâlâ yavaş akıyordu. İnsanların kaçış sesleri uzaktan geliyordu, sanki bir camın arkasındaydı. Kulakları uğulduyordu ama bu uğultu artık dışarıdan değil, içeriden geliyordu. Kendi bedeninden…
Avuçlarına baktı. Parmaklarının uçları siyahlaşmış, tırnakları uzamıştı. Kol kasları anormal şekilde büyümüş, teni sanki zırh gibi gerilmişti. Nefes aldıkça göğsü gerginleşiyor, sanki içeride bastırılmış bir yaratık uyumaya direniyordu.
“Bu ben değilim…”
Ama içinden başka bir ses geldi:
“Artık sensin.”
O anda gözleri yeniden karardı. Zemin yarıldı. Dünya ikiye bölünmüş gibi oldu ve Aren, tekrar o sonsuz patikalara düştü.
Bu kez orası daha netti. Patikalar birer damar gibi ışıkla örülmüştü. Bazıları titriyor, bazıları kandan yapılmış gibiydi. Bu kez korkmuyordu. Merakla yürüdü. Her adımda ayaklarının altı çöküyordu, ama düşmüyordu. Çünkü bu yer artık onu reddetmiyordu.
Bir dönemeçten sonra karşısına çıkan manzara… nefes kesiciydi.
Bir taht vardı. Tahtın arkasında, dev gibi bir ağaç yükseliyordu—gümüş yapraklı, kolları gökyüzüne doğru uzanıyordu. Ve tahtta… o oturuyordu.
Uzun, ince bir figür.
Yüzü peçeyle örtülü. Saçları omuzlarına kadar inmiş.
Sessizdi. Ama sesini zihninde duydu:
“Ben… ilk taşıyıcıyım.”
Aren gözlerini kıstı. “Ymir… sen misin?”
Kadın başını eğdi. Ama bu bir onay mıydı, yoksa bir hayır mı, anlaşılmıyordu.
“Senin içindeki güç, zamanın ötesinden çağırıldı. Çünkü bu dünya, yine yok olmanın eşiğinde. Ama sen… yalnızca yıkım için değil, seçim için varsın.”
Aren başını iki yana salladı.
“Ben bunu istemedim.”
Ymir ayağa kalktı. Etekleri yerden süzülerek kalktı.
Adımları yere dokunmadan yaklaştı.
“Güç, hiçbir zaman sadece isteyenin olmaz. Ama merhameti unutanın asla olmaz.”
Birden kadının eli, Aren’in göğsüne dokundu.
Bir ışık patladı. Aren'in zihnine görüntüler doldu:
Titanların savaşı…
Toprakların kanla kaplanışı…
Annelerine sarılamayan çocuklar…
Ve yalnız bir kız… patikaların ortasında, sonsuza dek yürüyen.
Ymir.
Aren sendeledi. Gözlerinden yaş geldiğini fark etti ama hemen sildi.
O güçlüydü. Zayıflık göstermek istemiyordu. Ama kalbindeki o sıkışma gitmiyordu.
“Bana ne yapıyorsun?” diye haykırdı.
Ymir konuştu:
“Sana güç verdim. Ama artık bu, sadece bir hediye değil. Bu bir miras. Ve bir lanet.”
Sonra elini kaldırdı.
Aren’in göğsünden, siyah bir kıvılcım çıktı. Döndü, döndü… ve bir işarete dönüştü:
Sekiz kollu, çapraz bir desen.
Kurucu güçlerin sembolü.
Aren gözlerini tekrar açtığında, bu kez tamamen farklı bir şekle bürünmüştü.
Vücudu devleşmişti.
Sırtından dumanlar çıkıyor, gözlerinden ışık parlıyordu.
Ayaklarının altındaki zemin çatlamış, okulun yarısı yok olmuştu.
Ama o… acı hissetmiyordu.
Hiçbir şey hissetmiyordu.
Uzakta bir figür vardı.
Küçük… kırılgan… ama tanıdıktı.
Lina.
Koşarak yaklaşıyordu.
Ve o an... içindeki bir şey koptu.
Aren içinden geçen o düşünceyle titredi:
“Artık geri dönemem.”
