13. bölüm / 29
Nocturne Academy13. Bölüm-Kalan İzler
Bölümler 29Şu an: 13. Bölüm-Kalan İzler
- 1 1. Bölüm-Sistemin Renkleri355 kelime
- 2 2. Bölüm-Dengenin Ötesi759 kelime
- 3 3. Bölüm-Sistem Hatası264 kelime
- 4 4. Bölüm-Eski Çağrı245 kelime
- 5 5. Bölüm-Soğuk Hatıra272 kelime
- 6 6. Bölüm-Kayan Gerçek264 kelime
- 7 7. Bölüm-Sessiz Kural307 kelime
- 8 8. Bölüm-Sessizlik238 kelime
- 9 9. Bölüm-Orıgın: Hedef156 kelime
- 10 10. Bölüm-Geride Bırakılanlar873 kelime
- 11 11. Bölüm-Tanıdık Yabancılar1.459 kelime
- 12 12. Bölüm-Seçilmeyenler1.002 kelime
- 13 13. Bölüm-Kalan İzler879 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14. Bölüm-Silik Hatıralar1.069 kelime
- 15 15. Bölüm-İlk Hamle692 kelime
- 16 16. Bölüm-Yanlışlar1.195 kelime
- 17 17. Bölüm-Parçalar453 kelime
- 18 18. Bölüm-Maskenin Ardından2.133 kelime
- 19 19. Bölüm-Yapay Gerçeklik2.023 kelime
- 20 20. Bölüm-Son Gece1.932 kelime
- 21 21. Bölüm-İlk Kan2.183 kelime
- 22 22. Bölüm-Yaralı Zafer2.218 kelime
- 23 23. Bölüm-Son Fedakârlık3.000 kelime
- 24 24. Bölüm-Çıkış Planı3.845 kelime
- 25 25. Bölüm-Kaybolan Anılar3.004 kelime
- 26 26. Bölüm-Taraflar2.108 kelime
- 27 27. Bölüm-Çıkış Yok3.312 kelime
- 28 28. Bölüm-İki Seçenek1.188 kelime
- 29 29. Bölüm-Kaderin ters yüzü1.028 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Bazı soruların doğru cevabı yoktur, sadece sonuçları vardır."
Ekranın yaydığı ışık kaybolunca oda daha karanlık görünmeye başladı. Az önce görüntülerle dolu olan duvar şimdi sıradan bir duvardan ibaretti. Buna rağmen gözümü oradan ayırmakta zorlanıyordum.
Sanki ekran kapanmıştı ama gösterdikleri hâlâ oradaydı. Victoria birkaç saniye boyunca hepimize baktı. Tek tek yüzlerimizi inceliyordu. Ne düşündüğümüzü anlamaya çalışıyormuş gibiydi. Sonunda elindeki cihazı kapattı.
"Test tamamlandı."
Kimse soru sormadı. Kimsenin soracak enerjisi de kalmamıştı zaten. Victoria kapıya yöneldi.
"Beni takip edin."
Sandalyeler geri itildi. Ayak sesleri duyuldu. Kapı açıldı ve koridora çıktık. Koridor her zamanki gibiydi. Beyaz duvarlar, beyaz ışıklar ve sonsuza uzuyormuş gibi görünen düz bir yol. Ama dönüş yolu daha uzun hissettiriyordu. Belki de yorulmuştum. Belki de zihnim hâlâ test odasındaydı.
Victoria önde yürüyordu. Biz de arkasından. Lena önümdeydi. Arden birkaç adım uzağında yürüyordu. İkisi de konuşmuyordu. Aslında kimse konuşmuyordu. Bu sessizlik birkaç dakika devam etti. Oda sekizin kapısı koridorun sonunda gözükmeye başlamıştı. Sessizliği bozan yine Jace oldu.
"Tamam."
Kimse cevap vermedi.
"Bu kadar sessiz olamazsınız."
Kael başını kaldırmadan konuştu.
"Olabiliyoruz."
"Kanıtlamana gerek yoktu."
Selene kapıdan geçerek cevapladı.
"Bence hepimiz biraz düşünmek istiyoruz."
Jace iç çekti.
"Düşünmek sıkıcı."
"Senin için şaşırtıcı değil."
"Bu hakaret miydi?"
"İstersen öyle kabul et."
Jace birkaç saniye düşündü.
"Teşekkür ederim, yani sanırım."
İlk kez Selene'nin dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi. Herkes odaya girince Victoria gitmeye çoktan başlamıstı.
"Akşam yemeğine kadar serbestsiniz."
Kapıyı çekti.
Kapı kapandığında odada garip bir rahatlama hissi oluştu. En azından Victoria gitmişti. Jace yatağının üzerine kendini bıraktı.
"Kötü haber."
Kimse cevap vermedi.
"Test hakkında düşünmeyi bırakamıyorum."
Bu kez Kael konuştu.
"Bence amaçları da buydu."
Jace tavana baktı.
"Harika."
Selene Jace'in yatağının kenarına oturdu.
"Bence görüntüler önemli değildi."
Jace doğruldu.
"O zaman neden gösterdiler?"
"Çünkü görüntülerin kendisinden çok verdiğimiz tepkiyi önemsiyorlardı."
Oda sessizleşti. Bu mantıklıydı. Rahatsız edici derecede mantıklı. Hoparlörden mekanik bir ses yükseldi.
"Akşam yemeği için on beş dakikanız bulunmaktadır."
Jace anında ayağa kalktı.
"Sonunda."
"Bu kadar heyecanlanma." dedi Kael.
"Yemek."
"Sabahki portakal suyunu unuttun mu?"
"Ben affeden bir insanım, değil mi Lena?"
Şu an Lenayla konuşmak sıkıntı çıkartabilirdi, Jace'de bunu istiyordu.
"Hayır değilsin, Lena'yı da rahatsız etme" dedi Arden.
Jace bunu düşünüyormuş gibi yaptı.
"Tamam affeden bir insan olmadığım birazcık doğru olabilir"
Arden ve Jace atışmaya başlarsa bu sabaha kadar sürerdi, bir şey diyip konuyu dağıtmam gerekiyordu.
"Hadi akşam yemeği için odadan çıkalım."
Lena uzun zaman sonra bana bakmıştı.
"Yemek kaçmıyor Nyra."
Laf sokmaya çalışıyordu. Dişlerimi sıktım ama pas vermemeliydim. Zoraki bir gülümsemeyle odadan çıktım. Arkamdan diğerleri de geldi, Lena biraz daha uzakta durmayı tercih etmişti.
Koridor bu kez daha kalabalıktı. Diğer odalardan öğrenciler çıkıyordu. Bazıları kendi aralarında konuşuyor, bazıları tartışıyordu. Bir kız yüksek sesle testin saçmalığından şikâyet ediyordu. Bir erkek ise sorulan soruların anlamını çözmeye çalışıyordu. Demek ki sadece bizim testimiz tuhaf değildi.
Yemekhaneye yaklaştıkça sesler arttı. Tabak sesleri, konuşmalar, sandalyelerin zeminde sürtünmesi. Yemekhaneye girdim.
Bir anlığına her şey normal görünüyordu. Sanki burası bir deney merkezi değil de sıradan bir okuldu. Her zamanki masaya yöneldik.
Bu kez kimsenin oturacağı yeri tartışmasına gerek kalmadı. Herkes eski yerine geçti. Yemekler dağıtıldı. İlk birkaç dakika boyunca sadece çatal sesleri duyuldu.
Sonra Jace yine konuştu. Bu çocuğun bir kaç dakikalığına bile susamaması hem beni delirtiyordu hem de hoşuma gidiyordu.
"Biliyor musunuz?"
Kael gözlerini kapattı.
"Başlıyor."
"Bence testte en şanssız kişi bendim."
Selene başını kaldırdı.
"Neden?"
"Çünkü benim sahnem depresifti."
Bu kez Selene gerçekten güldü.
Küçük ama gerçek bir kahkahaydı. Jace bunu fark edince ağzı hafif açıldı.
"Sen az önce güldün mü?"
"Belki." Dedi Selene.
"Şahit olun!"
"Buna gerek yok." dedi Kael.
Masadaki hava biraz hafiflemişti, sadece biraz. Çünkü herkes zaman zaman dalıp gidiyordu ben de.
İstemeden Lena'ya baktım. Bakışları tabağındaydı. Bir kez bile bana bakmamıştı. Bu normal değildi. Ama konuyu açmadım. Yemek sessizce devam etti. Bir süre sonra herkes bitirmeye başladı. Tepsiler toplandı. Ve tekrar ayağa kalktık. Dönüş yolu daha sessizdi. Koridorlar boşalmaya başlamıştı. Birçok öğrenci çoktan odalarına dönmüştü. Tavandaki ışıklar daha soluk görünüyordu. Yorgunluk çökmeye başlamıştı.
Oda sekize vardığımızda kimse konuşmak istemiyordu. Kapı açıldı. İçeri girdik. Kael yatağına geçti. Selene raflardaki kitaplarda göz gezdiriyordu.
Jace birkaç dakika boyunca odanın içinde dolaştı. Sonra o da pes etti.
"Tamam."
Kimse cevap vermedi.
"Yarın kesin daha kötü olacak."
"Bu konuda haklı olabilirsin." dedi Selene.
Jace sırıttı.
"Nihayet biri bana inandı."
Metalik sesle tekrardan bir anons.
"Uyku vakti gelmiştir, ışıklar kapatılıp odalar kitlendi."
"Kapıları kitleme amaçları ne?" Diye sordum. Uzun zaman sonra dönmüştüm çoğu şeyi hatırlamıyordum.
Kael cevapladı.
"Kaçmamamız için olabilir."
"Bir kavga olursa birbirimizi rahat öldürmemiz için olabilir." Diye ekledi Arden.
Cevap verme Nyra, cevap verme Nyra...
Jace sohbete dahil olmamıştı, Selene hariç herkes yatağındaydı. Jace'in konuşmaması Selene'nin ilgisini çekmiş olmalıydı.
"Jace neden konuşmuyor? "
Kael'i göremiyordum fakat sırttığını hissedebiliyordum.
"Böylesi daha iyi değil Selene? Yoksa sen onun konuşmasını mı isterdin?"
"Yani hayır tek neşe kaynağımız o, susunca garip oluyor." Diyerek savunmaya geçti.
Selene, Jace'in yatağına doğru ilerledi.
"Çoktan uyumuş."
"Aramızdaki en küçüklerden biri o daha çok uykuya ihtiyacı var." Diye ekledim.
"Kaç yaşındaki?" Diye sordu Selene.
Yaşını bilmiyordum ama küçük duruyordu.
"Kartından baksana yaşı yazıyor olmalı." Dedim.
"Zaten uyumuş kartına bakarsam rahatsız olabilir."
Kael cevapladı.
"Aman bırak rahatsız olsun, ayı gibi horluyor zaten."
Selene kıkırdadı.
"Rahatsız olmasın huzurlu huzurlu uyusun."
"Şu an rüyasında arenada olduğunu falan görüyordur." Dedim.
Selene ilk tanıştığımız gibi değildi eski korkutucu Selene'den eser kalmamıştı. Artık daha samimi daha sıcaktı özellikle Jace'e karşı.
Uyumaya çalışıyordum. Ama düşüncelerim sürekli aynı yere dönüyordu. Arena...
Bölüm etkileşimi
