19. bölüm · Nocturne Academy
19. Bölüm-Yapay Gerçeklik
"Gerçek bazen gözlerinin gördüğü değil, saklanan şeylerdir."
Odanın içinde derin bir sessizlik vardı. Jace hâlâ Arden'e sarılıyordu. Omuzları artık eskisi kadar titremiyordu ama gözyaşları tamamen dinmemişti. Arden ise hiçbir şey söylemiyordu. Sadece sırtına yavaşça vuruyor, sakinleşmesini bekliyordu.
İlk kez Arden'i böyle görüyordum. Her zaman soğukkanlıydı. Mantığıyla hareket eder, duygularını belli etmezdi. Ama şu an karşımdaki kişi, birkaç dakika önce Jace'e "Seni seviyorum." diyen aynı Arden'di.
Jace yavaşça geri çekildi. Gözlerini koluyla sildi. Başını kaldırmaya utanıyormuş gibi yere bakıyordu.
"Kimse."
Sesi kısıktı ama devam etti.
"Biraz önce olanları hatırlamasın."
Kimse cevap vermedi. Çünkü hiçbirimiz ne söylememiz gerektiğini bilmiyorduk. Jace buruk bir gülümsemeyle başını iki yana salladı.
"Şaka yapmayı bile beceremiyorum şu an."
Arden yatağın kenarında oturmaya devam etti.
"Yapmak zorunda değilsin."
Jace derin bir nefes verdi.
"Biliyor musun..."
Bir an sustu.
"İnsan bazen güçlü görünmekten yoruluyor."
Arden gözlerini ondan ayırmadı.
"Ama güçlü görünmezsem."
Jace cümlesini tamamlayamadı.
"Kimse yanımda kalmaz diye korkuyorum."
Bu sözler odanın içinde yankılandı. Kael sessizce başını eğdi, anılar gözünün önünde canlanıyor gibiydi. Selene pencereye dönmüştü. Lena ise ellerini birbirine kenetlemiş, yere bakıyordu.
Ben de hiçbir şey söylemedim. Çünkü bazen söylenecek her söz eksik kalıyordu. Arden ayağa kalktı.
"Jace."
Jace başını kaldırdı.
"Ne?"
"İnsanlar sadece güldüğün için yanında kalıyorsa."
Kısa bir duraksama oldu.
"Zaten hiç yanında olmamışlardır."
Jace birkaç saniye ona baktı, gözlerini kaçırdı.
"Bunu duymaya ihtiyacım varmış galiba."
Odadaki sessizlik bu kez rahatsız edici değildi. Sanki hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk. Jace'in sürekli konuşmasının sebebi, sessizlikten hoşlanması değildi.
Sessiz kaldığında kendi düşünceleriyle baş başa kalmaktan korkuyordu. Tam o sırada hoparlörden tanıdık mekanik ses yükseldi.
"Dikkat."
"Tüm öğrenciler beş dakika içerisinde yemekhaneye geçmelidir."
"Bugünkü deney programı kahvaltının ardından başlayacaktır."
Ses kesildi, Jace yavaşça ayağa kalktı, yüzünü iki eliyle ovuşturdu.
"Ağlamış gibi duruyor muyum?"
Arden kısa bir bakış attı.
"Evet."
Jace iç çekti.
"Harika."
"İlk iş yüzümü yıkıyorum."
Kapıya doğru yürüdü. Biz de sessizce arkasından ilerledik. Nedense hiç kimsenin konuşmaya niyeti yoktu. Ve ilk kez bu sessizlik bana ağır gelmiyordu.
Kapıyı ilk açan Arden oldu. Kimse biraz önce yaşananlar hakkında konuşmadı. Jace gözlerini hızlıca sildi. Ağladığı belli olmasın diye yüzünü çevirmeye çalışıyordu ama kimse ona bakıp bir şey söylemedi. Belki de hepimizin yapabileceği en iyi şey buydu. Birkaç dakika önce gördüğümüz Jace'i unutmuş gibi davranmak değil, ama onu o hâliyle kabul etmek.
Koridora çıktık. Beyaz duvarlar yine aynıydı. Tavandaki ışıklar yine göz alıyordu. Burada hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Değişen bir şey vardı, biz değişmiştik.
Jace en önde yürüyordu. Normalde koridorda tek başına birkaç dakika bile sessiz kalamazdı. Mutlaka bir yorum yapar, bir şeylerden şikâyet eder ya da birini sinirlendirirdi. Şimdi ise sadece yürüyordu. Asıl karakteri ortaya yavaş yavaş çıkıyordu.
Jace kapının önünde kısa bir an durdu. Derin bir nefes alıp kapıyı açtı.
"Hadi."
Sadece tek kelime söyledi. Ardından içeri girdi. Biz de onu takip ettik. Yemekhane her zamanki gibi kalabalıktı. Masalar doluydu. Çatal sesleri, konuşmalar ve sandalyelerin hareketleri birbirine karışıyordu.
Bir anlığına burası normal bir okul yemekhanesi gibi görünüyordu. Tavandaki kameralar ve beyaz duvarlar bize nerede olduğumuzu hatırlatıyordu.
Her zamanki masamıza geçtik. Kimse oturacak yer konusunda konuşmadı. Herkes sessizce yerine oturdu. Tepsiler önümüze bırakıldı. Jace çatalını eline aldı ve birkaç saniye tabağına baktı. Sonra alçak bir sesle konuştu.
"Bugün kimse yumurtaya güven testi yapmasın."
Bu kez birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra Kael'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.Çok küçük bir tepkiydi fakat yinede Jace için yeterliydi.
"Tamam."
Başını salladı.
"En azından bir kişi güldü."
Kael tekrar eski ifadesine döndü.
"Gülmedim."
Jace hafifçe gülümsedi.
"Tabii."
Bu kısa konuşma bile onun tamamen eski hâline dönmediğini göstermeye yeterliydi, en azından yeniden deniyordu.
Kahvaltı hâlâ devam ediyordu. Masamızda alışılmadık bir sessizlik vardı. Jace eskisi gibi konuşmaya çalışsa da hepimiz onun hâlâ biraz önce yaşananların etkisinde olduğunu biliyorduk.
Ben önümdeki tabağa bakarken bir anlığına buranın gerçekten normal bir okul olabileceğini düşündüm. Belki de birkaç dakika boyunca hiçbir şey olmayacaktı. Belki de sadece kahvaltımızı yapıp odalarımıza dönecektik.
Bu düşünceye neredeyse inanacaktım.Ta ki yemekhanenin kapısı açılana kadar. Victoria içeri girdi.
Elindeki cihazı her zamanki gibi yanındaydı, bu kez yanında kimse yoktu. Ne bir görevli vardı ne de başka bir öğretmen. Sadece Victoria.
Yavaş adımlarla masaların arasından ilerledi. Kimse konuşmadı. Çünkü Victoria'nın gelişi bile tek başına ortamı değiştirmeye yetiyordu. Bizim masanın önünde durdu. Bir süre hiçbir şey söylemeden bize baktı. Sonra cihazına dokundu. O anda içimde kötü bir his oluştu.
"Bir şey olacak." diye fısıldadım.
Jace bana baktı.
"Bu cümleyi burada söylemen hiç rahatlatıcı değil."
Cevap veremedim. Çünkü tam o anda bir şey değişti. Önce sesler kesildi, çatal sesleri, konuşmalar, sandalyelerin hareketleri. Hepsi bir anda yok oldu. Başımı kaldırdım.
Az önce yemekhanede olan öğrenciler yoktu. Bir saniye önce yan masalarda oturan insanlar bir anda ortadan kaybolmuştu. Sanki hiç orada olmamışlardı. Ayağa kalkmaya çalıştım.
"Ne..."
Sesim boğazımda kaldı. Etrafıma baktım. Kocaman yemekhanede sadece biz vardık.
Ben.
Jace.
Arden.
Kael.
Selene.
Lena.
Ve Victoria.
Jace'in yüzündeki ifade değişti.
"Bu gerçek değil." dedi.
Victoria sakin bir şekilde bize baktı.
"Doğru."
Bir adım attı.
"Çünkü artık burada değilsiniz."
Kalbim hızlandı, duvarlara baktım. Her şey aynı görünüyordu. Masalar, sandalyeler, ışıklar. Ama bir şeyler yanlıştı. Bir şeyler olması gerektiği gibi değildi.
Victoria cihazını kaldırdı.
"Yeni deneyin başlangıç aşaması tamamlandı."
Sesi yankılandı.
"Yapay gerçekliğime hoş geldiniz."
O an anladım. Bizi bir odaya götürmemişti. Bir yere bağlamamıştı. Bizi bulunduğumuz yerden koparmıştı. Ve en korkutucu olan şey: bunun gerçek olmadığını anlamanın hiçbir yolu yoktu.
Altımız da olduğumuz yerde donup kalmıştık. Victoria'nın yüzünde en ufak bir duygu yoktu. Elindeki cihazın ekranına kısa bir süre baktı.
"Deney numarası on dokuz."
"Bilişsel korku analizi."
Jace kaşlarını çattı.
"Türkçesi?"
Victoria gözlerini ondan ayırmadı.
"Beyniniz, sizin bile farkında olmadığınız korkuları ortaya çıkaracak."
"Harika."
Jace isteksizce güldü.
"Bir terapiye ihtiyacım vardı zaten."
Victoria onu tamamen görmezden geldi.
"Cihaz, her biriniz için farklı bir gerçeklik oluşturacak."
"Yanınızdaki kişileri göremeyeceksiniz."
"Onların seslerini duyamayacaksınız."
"Bu deney boyunca yalnız olacaksınız."
İçime kötü bir his çöktü.
"Ya çıkamazsak?" Diye sordum.
Victoria'nın cevabı gecikmedi.
"Çıkarsınız."
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi.
"Eğer korkunuz sizi önce tüketmezse."
Bir anda bileğimdeki bileklik titreşti. Keskin bir uğultu kulaklarımı doldurdu. Gözlerimi kapatmak zorunda kaldım, başım dönüyordu. Nefes almak zorlaşmıştı.
Sessizlik.
Gözlerimi açtığımda yemekhane yok olmuştu, Victoria yoktu. Diğerleri de yalnızdım. Bulunduğum yer sonsuzmuş gibi görünen karanlık bir koridordu. Duvarlar griydi. Tavan görünmüyordu. Adımlarım yankılanıyordu.
"Neresi burası?"
Sesim koridorun içinde kayboldu. Kimse cevap vermedi. Yavaşça yürümeye başladım. Koridorun sonunda eski, ahşap bir kapı vardı. Üzerinde tek bir kelime yazıyordu.
"AÇ."
Kalbim hızlandı. Yaklaşmak istemiyordum. Ama ayaklarım sanki beni dinlemiyordu. Kapının önünde durdum. Elimi yavaşça kapı koluna uzattım. Tam dokunacakken içeriden bir çocuk sesi geldi.
"Nyra."
Olduğum yerde donakaldım. O sesi tanıyordum. Çok iyi tanıyordum. Onu yıllardır duymamıştım. Elim kapının kolunda donup kaldı.
"Nyra."
Ses tekrar duyuldu. Bu kez daha yakındı. Kalbim göğsüme sığmıyordu. Bu ses imkânsızdı. Yıllardır duymadığım bir sesti. Yavaşça kapıyı araladım. İçerisi karanlıktı. Sadece odanın ortasında tek bir sandalye vardı. Ve sandalyenin üzerinde küçük, siyah bir kutu. Kutunun kapağı yavaşça açıldı. İçinden eski, yıpranmış bir kart çıktı. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
"En çok neyden korkuyorsun?"
Kartı elimden bıraktım.
"Oyun oynuyorsunuz."
Sesim titriyordu.
"Bunun gerçek olmadığını biliyorum."
Tam arkamı dönecekken odanın kapısı kendiliğinden kapandı. Arkamdan kilit sesi geldi. Nefes alışım hızlandı. Duvarlar yavaş yavaş değişmeye başladı. Beyaz boya dökülüyor, yerini paslı metal yüzeylere bırakıyordu. Tavandaki ışıklar titredi. Bir ses duyuldu.
"Denek 08 hazır."
Başımı hızla çevirdim. Duvarın arkasında gölgeler vardı. İnsan siluetleri beyaz önlüklü kişiler birbirleriyle konuşuyorlardı. Ama yüzlerini seçemiyordum.
"Sıradaki hafıza silme işlemi başlıyor."
Dizlerim istemsizce gerildi, hayır bu olamazdı. Ben bunları yaşamamıştım. Yoksa. Yaşamış mıydım? Başımın içinde keskin bir ağrı oluştu. Ellerimle kulaklarımı kapattım.
"Kesin şunu."
Sesler daha da yükseldi.
"Denek direniyor."
"Dozu artırın."
"Nabzı yükseliyor."
Nefes alamıyordum. Her şey üstüme geliyordu. Tam o anda Victoria'nın sesi yankılandı. Ama onu göremiyordum.
"Sakin ol, Nyra."
"Bu gerçek değil."
"Beynin, korkularını hatıralarınla birleştiriyor."
Uğultunun arasından bir ses yükseldi.
"Victoria!"
Başımı kaldırdım, Selene'nin sesiydi. İlk başta duyduğumun gerçek olduğuna inanamadım.
"Victoria, yeter!"
Sesi titriyordu. Daha önce onu hiç böyle duymamıştım.
"Deneyi durdurun!"
Kalbim hızlandı.
"Selene?"
Sesim boş koridorda yankılandı. Cevap alamadım. Ama birkaç saniye sonra onu tekrar duydum.
"Lütfen."
"Dayanamıyor!"
Bu kez sesi çatlamıştı.
"Nefes alamıyor!"
"Onu görmüyor musunuz?"
Olduğum yerde donup kaldım. Benden mi bahsediyordu? Victoria'nın sakin sesi duyuldu.
"Deney planlandığı şekilde devam edecek."
"Hayır!"
Selene neredeyse bağırıyordu.
"Nyra'nın hâline bakın!"
"Ona bir şey olacak!"
"Bu kadar yeter!"
Sesindeki panik gerçekti. İlk kez Selene'nin soğukkanlılığı tamamen kırılmıştı. Koşmaya başladım.
"Selene!"
Ne kadar bağırırsam bağırayım sesim ona ulaşmıyordu. Koridor uzuyor, duvarlar önümde kapanıyordu.
"Selene, ben buradayım!"
Beni duyamıyordu. Onun sesini duyabiliyordum. Ama o benimkini duyamıyordu.
"Lütfen..."
Bu kez sesi çok daha kısıktı.
"Artık yapmayın..."
"Nyra..."
Adımı söylerken sesi titredi. O an anladım. Selene'nin korkusu kendi gördüğü şey değildi. Beni kurtaramamaktı. Ve ben, ona ulaşamıyordum.
Gözlerimi açtığım anda keskin bir baş ağrısı hissettim. Birkaç saniye boyunca hiçbir şeyi seçemedim. Her şey bulanıktı. Kulaklarımda hâlâ uğultu vardı. Derin bir nefes alıp yavaşça doğruldum. Yemekhanedeydim, masalar yerli yerindeydi, tabaklar, sandalyeler.
Her şey bıraktığımız gibiydi. Sanki birkaç dakika önce yaşadıklarım hiç olmamıştı. Başımı kaldırdım. Victoria tam karşımda duruyordu. Elindeki cihazın ekranına bakıyordu.
"Deney tamamlandı."
Sesi her zamanki kadar sakindi. Etrafıma baktım. Jace masanın diğer ucunda oturuyordu. Kael ayaktaydı. Lena gözlerini ovuşturuyordu. Arden ise duvara yaslanmıştı. İçimden derin bir nefes verdim. Bitmişti. En azından öyle sanıyordum.
"Jace?"
Seslendim. Hiç tepki vermedi. Kaşlarımı çattım. Ayağa kalkıp ona doğru yürüdüm.
"Jace?"
Bu kez daha yakındım. Yine cevap vermedi. Sanki beni duymuyordu. Elimi omzuna uzattım. Tam dokunacakken. Jace bir anda önümde dağıldı. Yüzlerce küçük ışık parçasına ayrıldı. Refleksle geri çekildim.
"Ne..."
Kalbim hızlandı. Arkamı döndüm. Kael de aynı şekilde yok oldu. Sonra Arden. Ardından Lena. Hepsi birkaç saniye içinde havaya karıştı. Yemekhanede yalnızca iki kişi kalmıştı.
Ben ve Selene.
Selene şaşkınlıkla etrafına bakıyordu. Göz göze geldiğimiz anda hızla yanıma geldi.
"Nyra!"
Omuzlarımdan tuttu.
"İyi misin?"
Cevap veremedim. Az önce olanları anlamaya çalışıyordum.
"Onlar."
Parmağımla boşluğu gösterdim.
"Nereye gittiler?"
Selene başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
"Az önce buradalardı."
Victoria bize doğru yaklaştı.
"Onlar burada değildi."
İkimiz de aynı anda ona döndük.
"Ne demek istiyorsunuz?" diye sordum.
Victoria'nın yüz ifadesi değişmedi.
"Deney tamamen sona ermedi."
"Az önce gördükleriniz, zihninizin güvenli geçişi için oluşturulan son yansımalardı."
Boğazım düğümlendi.
"Yani."
"Onlar hiç burada değildi."
Victoria başını hafifçe salladı.
"Doğru."
Selene kaşlarını çattı.
"Peki diğerleri nerede?"
"Bilinçleri hâlâ deneyde."
Bu cümle ikimizin de yüzünü değiştirdi. Victoria cihazını kapattı.
"Siz ikiniz beklenenden daha erken uyandınız."
"Kalan öğrenciler kısa süre içerisinde çıkacak."
Sonra kapıya doğru döndü.
"Odanıza dönebilirsiniz."
İkimizde hareket etmedik. Ben hâlâ boş sandalyelere bakıyordum. Az önce orada olduklarına yemin edebilirdim. Ama artık, orada hiç kimse yoktu.
Koridora çıktığımızda ikimiz de konuşmuyorduk. Deney bitmişti. İçimdeki huzursuzluk hâlâ geçmemişti. Selene sessizce yanımda yürüyordu. Normalde mutlaka bir şey söylerdi. En azından "İyi misin?" diye sorardı.
Şimdi o da susmayı tercih ediyordu. Koridorun köşesini dönerken ileride açık kalmış bir kapı dikkatimi çekti. İçeriden bir ses geliyordu. Elowen. Refleksle yürümeyi bıraktım. Selene de durdu. İkimiz de birbirimize baktık. Kapıya biraz daha yaklaştık. Elowen'in sesi bu kez çok daha net duyuluyordu.
"Victoria."
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra sert bir ses tonuyla devam etti.
"Victoria nasıl benden habersiz böyle bir deney yapar?"
Kaşlarımı çattım. Victoria içeride miydi? Tam o sırada başka bir ses duyuldu. Hayır, bu Victoria değildi. Telefondan gelen boğuk bir erkek sesiydi. Ne dediğini seçemiyorduk. Elowen sinirle odanın içinde volta atıyordu.
"Hayır."
"Bunun bahanesi olamaz."
Telefondaki kişi tekrar konuştu. Yine hiçbir kelimeyi anlayamadım. Elowen derin bir nefes aldı.
"Hayır, bunu kurulda açıklayamazsınız."
"Bana haber verilmeden öğrenciler üzerinde böyle bir deney uygulanamaz."
Kalbim hızlandı. Selene bana baktı. Onun da bunu ilk kez duyduğu belliydi. Telefondaki kişi birkaç saniye daha konuştu. Elowen gözlerini kapattı.
"Victoria'yı hemen bana gönderin."
"Kendisiyle bizzat konuşacağım."
Bir sessizlik oldu. Sonra daha alçak bir sesle ekledi.
"Bir daha bu yaşanmayacak."
Telefon kapandı. Selene kolumu hafifçe tuttu.
"Gitmeliyiz."
Tam geri çekilecekken içeriden sandalye sesi geldi. İkimiz de nefesimizi tuttuk. Birinin kapıya yaklaştığını duyabiliyorduk.
Kapıdan hızla uzaklaştık.
Ne ben ne de Selene tek kelime ettik. Koridor eskisi kadar sessizdi ama artık her adımım daha ağır geliyordu.
Az önce duyduklarımız zihnimden çıkmıyordu. Elowen'in sesi gerçekten öfkeliydi. Semek Victoria'nın yaptığı deneyden onun bile haberi yoktu. O zaman burada tam olarak neler oluyordu?
Sonunda Oda 8'in önüne geldik. Selene kartını okuttu. Kapı kısa bir bip sesiyle açıldı. İçeri girdik. Oda bomboştu. Jace, Kael, Arden ve Lena henüz dönmemişti. Selene sessizce yatağına oturdu.
Ben ise kapının kapanışını izlerken içimde tek bir düşünce dönüp duruyordu.
Victoria gerçekten kendi başına mı hareket ediyordu, yoksa bu deneylerin arkasında çok daha büyük bir şey mi vardı?
