22. bölüm · Nocturne Academy

22. Bölüm-Yaralı Zafer

Derya Dub

"En ağır yaralar düşmandan değil. Korumak istediklerinden gelir."

Madam Elowen oturduğu yerden konuştu.

"Arenaya üçüncü bir kişinin girmesi artık yasaktır. Kim olursa olsun, kuralları ihlal eden kişinin diğerleriyle aynı sonucu yaşayacağını unutmayın."

Sesi arenanın her köşesine yayıldı. Jace ucuz kurtulmuştu. Onu kurtarmak için kendi hayatını hiç düşünmeden ortaya atan Selene gibi bir arkadaşının olması büyük bir şanstı. Bir insanın, kendi canını tehlikeye atarak başka birini koruması kolay bir şey değildi.

Bunu yapabilir miydim? Kendime sorduğum sorunun cevabını biliyordum. Hayır. Jace'i seviyordum. Onun zarar görmesini istemezdim ama kendimi böyle bir tehlikeye atabilir miydim bilmiyordum. Belki de oradaki kişi Selene değil de başka biri olsaydı farklı davranırdım.

Arden? Son zamanlarda bu ismi düşünmeden edemiyordum. Bunun sebebi ondan hoşlanmam değildi. Aksine, onun hakkında hâlâ cevaplayamadığım çok fazla soru vardı. Sürekli bir şeyler biliyor, fakat hiçbir zaman tamamını anlatmıyordu. Onun bu özelliğinden nefret ediyordum. Gerçeği saklamakla yalan söylemek arasında benim için çok büyük bir fark yoktu. Ama yine de onu eskisi kadar suçlayamıyordum. Çünkü Arden'in içinde bizim bilmediğimiz bir savaş olduğunu hissediyordum.

Arenada geçen her dakika beni sona biraz daha yaklaştırıyor gibiydi. Buraya annemin geçmişini öğrenmek için gelmiştim. Nocturne Academy'nin ardındaki gerçekleri bulmak istiyordum. Fakat artık gerçeğe yaklaştıkça, hayatta kalmanın daha zor olduğunu fark ediyordum.

Victoria'nın elindeki kumandaya bastığını duydum. Küçük bir elektronik ses arenanın sessizliğini bozdu. Gözlerimi dev ekrana çevirdim. İlk isim kısmı yanıp sönmeye başladı. Kalbimin daha hızlı attığını hissediyordum. İlk Arena'da Jace ve Kael çıkmıştı. Şimdi sıra kimdeydi? Bu kez sadece kiminle karşılaşacağımı değil, kimin hayatta kalacağını da düşünmek zorundaydım. Işık birkaç saniye daha yanıp söndü. Sonra durdu.

Nyra x ?

Nefesim kesildi. Kendi ismimi görmek, tahmin ettiğimden daha korkutucuydu. Bir anda bütün sesler uzaklaşmış gibi geldi. Arenadaki insanlar, Victoria'nın bakışları, Elowen'ın sessizliği. Hepsi silinmişti. Geriye sadece ikinci ismi beklemek kalmıştı. Işık tekrar yanmaya başladı. Sanki hiç durmayacak gibiydi. Sonunda ekran yeniden sabitlendi.

Nyra x Selene

İçimdeki bütün umut kırıntıları bir anda yok oldu. Selene. Bunu istemediğim kişi listesinde en başa yazardım. Ona zarar veremezdim. Bana zarar vermek istese bile onu gerçekten yaralayabileceğimi düşünmüyordum.

Ama az önce Kael'in karşısında yaptıkları hâlâ aklımdaydı. Jace için hiç düşünmeden arenaya girmişti. Birini korumak için ne kadar ileri gidebileceğini görmüştüm.

Umarım benim hakkımda düşündüğüm şeyi o da düşünüyordu. Umarım o da bana zarar vermek istemiyordu. Arkama baktığımda Jace'in dudaklarını sıktığını gördüm. Elleri yumruk hâline gelmişti. O da en az benim kadar korkuyordu. Bunu biliyordum. Jace ne beni ne de Selene'yi kaybetmek isterdi. En azından böyle olmasını umuyordum.

"Büyük gösteri başlasın!"

Victoria'nın sesi düşüncelerimi böldü, gülüyordu. Sanki karşımızdaki şey bir Arena değil, izlemekten keyif aldığı bir oyunmuş gibi davranıyordu. Selene yavaşça ayağa kalktı. Bir süre ona baktım. Yüzünde korku vardı ama geri çekilmedi. Benim de ayağa kalkmam gerektiğini biliyordum. Selene birkaç adım ilerledikten sonra ben de arkasından yürümeye başladım. Aramızda tek kelime bile geçmedi.

Kılıçların bulunduğu bölüme geldiğimizde gözüm Kael'in kullandığı kılıca takıldı. Jace'in karşısında duran o kılıcın üzerinde hâlâ silinmemiş izler vardı. Bunu görünce içim ürperdi. Selene kendi kılıcını eline aldı. Tam gidecekken bana doğru biraz eğildi.

"Beni öldürmeye çalışma."

Ses tonu çok düşüktü.

"Bayıltmaya çalış. Bir noktadan sonra arenayı durdururlar."

Bu mantıklıydı. Ama yine de içimde bir şüphe vardı. Bana gerçekten güveniyor muydu? Yoksa bu sadece başka bir plan mıydı? Cevap veremeden yürümeye başladı. Ben de kılıcımı alıp siyah çarpıyla işaretlenmiş yere doğru ilerledim. Selene çoktan yerini almıştı. Karşı karşıya durduğumuzda göz göze geldik. Bir zamanlar bana düşman gibi bakan kişi şimdi karşımdaydı. Fakat onu hâlâ anlayamıyordum. Madam Elowen ayağa kalktı.

"Üç dediğimde başlayacaksınız."

Arden'in gözleri üzerimizdeydi. İlk defa onu bu kadar endişeli görüyordum.

"Bir."

Kael kaşlarını çattı.

"İki."

Selene bana kısa bir an baktı. Sanki bir şey anlatmak ister gibiydi.

"Üç."

"Başlayın."

Bir anda arenanın sessizliği bozuldu. Selene'nin üzerine doğru koştum. Aslında ne yapacağımı bilmiyordum. Tek düşüncem ona zarar vermiyormuş gibi görünmekti. Kazanmak zorundaydık. Ama birbirimizi kaybetmeden. Kılıcımı kaldırdım. Selene savunmaya hazırlanmadı. Tam tersine bekledi. Kılıcımı boynunun yanına yaklaştırdım. Victoria'nın bizi izlediğini hissedebiliyordum.

Kılıcı çok hafifçe hareket ettirdim. Selene'nin boynunda ince bir çizgi oluştu. Daha fazlasını yapamazdım. Kılıcı geri çektim.

"Selene'yi öldürmeye ne kadar da meraklıymışsın Nyra." Victoria'nın sesi duyuldu.

Rolümüz işe yarıyor olmalıydı. Selene bir anda yere düştü. Kılıcını bıraktı. Sonra hızla hareket ederek kılıcını aldı ve bana doğru hamle yaptı. Ne olduğunu anlamadan darbe aldım. Acıyla nefesim kesildi. Selene gerçekten sert davranmıştı. Yere düşmemek için kendimi zor tuttum. Bu planın bir parçası mıydı? Yoksa gerçekten beni yenmeye mi çalışıyordu? Birkaç saniye sonra cevabını öğrenmek üzereydim. Çünkü Selene yeniden saldırıya geçti.

Kalbim hızlandı. Bu kadar yaklaşmasına izin vermemeliydim. Tam o anda Selene'nin fısıltısını duydum.

"Dayan."

Tek bir kelimeydi. Ama o kelime her şeyi anlatıyordu. Bana saldırmıyordu, beni kurtarmaya çalışıyordu. İçimdeki şüphe biraz olsun azaldı. Selene hâlâ aynı kişiydi. Sadece hayatta kalmak için güçlü görünmek zorundaydı. Tam o sırada Victoria ayağa kalktı.

"Ne kadar da yavaşsınız."

Sesi arenada yankılandı.

"Birbirinizi korumaya çalıştığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz."

İçim ürperdi, bizi fark etmiş olabilir miydi?Madam Elowen hâlâ sessizce bizi izliyordu. Onun sessizliği Victoria'nın bağırmasından daha korkutucuydu. Çünkü Elowen her zaman bir şeyleri gözlemliyordu. Bizi, tepkilerimizi, seçimlerimizi.

Selene tekrar üzerime geldi. Bu sefer geri çekilmedim. Kılıçlarımız birbirine kenetlendi. İkimiz de birbirimizin ne yapmaya çalıştığını anlamıştık. Bu bir savaş değildi. Bu, hayatta kalmak için oynadığımız bir oyundu. Fakat oyun uzun sürerse Victoria'nın şüpheleneceğini biliyorduk.

Selene aniden yere düştü. Bir anlığına herkes sustu. Ben bile refleks olarak ona doğru bir adım attım. Fakat Selene hemen gözleriyle beni durdurdu. Rol yapıyordu, devam etmemiz gerekiyordu. Tam o anda Victoria'nın yüzündeki gülümseme değişti. Artık eğlenmiyordu. Şüphelenmeye başlamıştı.

"Sanırım biraz daha gerçekçi olmanız gerekiyor." Dedi.

Sesi bu kez daha soğuktu.

"Yoksa ikinizin de burada kalmasını sağlayabilirim."

Arenadaki hava bir anda değişti. Selene ile göz göze geldik. İkimiz de aynı şeyi anlamıştık. Artık sadece Madam Elowen'ı değil, Victoria'yı da kandırmak zorundaydık. Ve bu, düşündüğümüzden çok daha zordu. Victoria'nın sözlerinden sonra arenadaki sessizlik daha da ağırlaştı. Selene bana baktı. İkimiz de artık daha dikkatli olmamız gerektiğini biliyorduk. Victoria en ufak bir hatamızı bile fark edebilirdi.

Selene yeniden hareketlendi. Bu sefer saldırısı daha sertti. Kendimi savunmaya çalışırken bir anlık boşluk verdim. Ne olduğunu anlamadan darbenin etkisiyle geriye doğru sendeledim. Nefesim kesildi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünemedim. Selene'nin yüzüne baktım. Orada gördüğüm şey öfke değildi. Daha çok korkuya benziyordu.

"İyi misin?" diye fısıldayacak gibi oldu ama kendini tuttu.

Rol yapmaya devam etmek zorundaydık. Ayağa kalkmaya çalıştım. Tam toparlanmıştım ki Selene yeniden hamle yaptı. Bu kez daha dikkatli olmaya çalışsam da kendimi koruyamadım. Acıyla geri çekildim. Arenadaki herkesin bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum. Jace ayağa kalkmıştı.

"Yeter!"

Diyecek gibi oldu fakat kendini tuttu. Çünkü ikimiz de biliyorduk. Müdahale ederse her şey bitecekti. Selene bana doğru yaklaşırken gözlerimi onun gözlerinden ayırmadım. Bana gerçekten zarar vermek istemiyordu. Bunu hissediyordum. Yine de neden bu kadar ileri gittiğini anlayamıyordum. Selene çok yaklaştığında kısık bir sesle konuştu.

"Dayan."

Bu kelimeyle birlikte her şey anlam kazandı. Beni incitmeye çalışmıyordu, bizi kurtarmaya çalışıyordu. Fakat tam o sırada Victoria'nın bakışlarının değiştiğini fark ettim. Artık eğlenmiyordu, şüpheleniyordu.

"Sanırım artık bu oyundan sıkılmaya başladım." Dedi.

Sesi arenada yankılandı.

"Birbirinizi gerçekten zorlamanız gerekiyor."

Selene'nin bakışları sertleşti. İkimiz de aynı şeyi anlamıştık. Artık sadece mücadele ediyormuş gibi görünmek yetmeyecekti. Gerçekten tehlikeli bir noktaya gelmek zorundaydık. Selene bir anda üzerime geldi. Kendimi korumaya çalıştım fakat bu kez yeterince hızlı davranamadım. Yere düşmemek için kendimi zor tuttum. Gözlerimi kapatıp birkaç saniye nefes almaya çalıştım. Selene'nin yüzündeki ifadeyi gördüm. Bunu yapmak istemiyordu. Ama başka seçeneği olmadığını düşünüyordu. Kılıcını bana doğru kaldırdığında arenadaki herkes sessizleşti. Jace'in nefesini tuttuğunu hissedebiliyordum. Arden'in bakışları ise Selene'deydi.

Tam o anda Selene durdu. Sanki kendi içinde büyük bir mücadele veriyordu. Sonra bana çok hafif bir hareketle işaret verdi. Anlamıştım, hâlâ birlikteydik. Hâlâ aynı taraftaydık.Ama bunu kanıtlamak için herkesi inandırmamız gerekiyordu. Selene geri çekildi. Ben de yavaşça ayağa kalktım. İkimizin de yorulduğu belliydi. Fakat asıl savaş arenada değildi. Asıl savaş, Victoria'nın bizi çözmesini engellemekti.

Selene yere düştü. Arenada kısa bir sessizlik oluştu. Bir anlığına herkesin nefesini tuttuğunu hissettim. Selene yere düştü. Arenada kısa bir sessizlik oluştu. Bir anlığına herkesin nefesini tuttuğunu hissettim. Jace yerinden kalkmaya çalıştı. Yüzündeki korkuyu saklayamıyordu. Selene'nin gerçekten zarar gördüğünü düşünmüş olmalıydı. Fakat birkaç saniye sonra durdu. Çünkü buraya girerse sadece Selene'yi değil, beni de tehlikeye atacaktı. Ellerini sıkıca yumruk yaptı ve olduğu yerde kaldı.

Kael hiçbir şey söylemeden arenayı izliyordu. Yüzündeki ifade anlaşılmıyordu. Ne öfkeliydi ne de endişeli görünüyordu. Arden ise bakışlarını bir an bile bizden ayırmıyordu. Selene başını kaldırıp bana baktı. Gözleriyle devam etmem gerektiğini anlatıyordu. Ayağa kalktı. Bu kez yüzündeki ifade daha sertti. Bana doğru geldiğinde kılıcını kaldırdı. Arenadaki herkes sustu. Jace'in nefesini tuttuğunu hissedebiliyordum. Selene'nin eli hafifçe titriyordu. Bir saniyeliğine göz göze geldik. İkimiz de bunun ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini anlamıştık.

Selene hareket etti. Ve o an her şey planladığımızdan farklı ilerledi. Bu kez hareketlerinde tereddüt yoktu. Kılıcı daha sıkı kavradığını görebiliyordum. Artık sadece rol yapıyor gibi görünmüyordu. Hamleleri o kadar hızlıydı ki kendimi korumakta zorlanıyordum.

Kılıçlarımız birkaç kez çarpıştı. Geri çekilmeye çalıştım fakat Selene beklemediğim bir anda yön değiştirdi. Savunmamı aşarak bana doğru güçlü bir hamle yaptı. Ne olduğunu anlamadan darbenin etkisiyle sendeledim. Acı bütün bedenime yayıldı. Nefesim kesildi.

Bir anlığına etrafımdaki her şey bulanıklaştı. Selene'nin yüzüne baktım. Gözlerinde zafer yoktu. Sadece korku vardı. Fakat artık durmak için çok geçti. Canım yanıyordu.nBedenim düşünmeden hareket etti. Kılıcımı kaldırdım. Amacım ona zarar vermek değildi. Sadece kendimi korumaya çalışıyordum. Ama o an kontrolümden çıktı. Kılıcın yanlış yöne hareket ettiğini fark ettiğimde çok geçti. Selene'nin gözleri büyüdü.bArenadaki bütün sesler bir anda kesildi.

"Hayır."

Fısıltı gibi çıkan sesim bile bana aitmiş gibi gelmedi. Selene birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra elini yüzüne götürdü.Korkuyla geri çekildim. Ne yaptığımı anlamam birkaç saniye sürdü. Hayır, bu olamazdı. Selene yere çöktü.

"Göremiyorum."

O kelime bütün arenanın sessizliğini bozdu. Kalbim sıkıştı. Az önce bana zarar veren kişi bile olsa, onun böyle acı çekmesini istememiştim. Sadece hayatta kalmaya çalışıyorduk. Ama şimdi ikimiz de yaralanmıştık.

"Yeter."

Madam Elowen'ın sesi arenada yankılandı. Yerinden kalkmıştı. Bakışları önce Selene'ye, sonra bana döndü.

"Victoria. Arenaya gir."

Victoria ilk kez isteksiz görünüyordu. Çünkü bu kez karşısında izlemek istediği bir oyun değil, kontrolünden çıkan bir sonuç vardı. Victoria birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Sanki ne yapacağını bilmiyordu.

Bu, Victoria için alışılmış bir durum değildi. Genelde her şeyi kontrol eden, ne olacağını önceden bilen kişi gibi davranırdı. Fakat şimdi arenada kendi kurallarının bile önüne geçen bir durum vardı. Madam Elowen bakışlarını ondan ayırmadan tekrar konuştu.

"Victoria."

Bu kez sesi daha sertti.

"Şimdi."

Victoria derin bir nefes aldı. Elindeki kumandayı koltuğun üzerine bıraktı ve isteksiz adımlarla arena girişine doğru yürüdü. Onun yürüyüşünü izlerken gözlerimi Selene'den ayıramıyordum. Hâlâ yerdeydi. Bir insanın birkaç saniye içinde ne kadar savunmasız hâle gelebileceğini ilk kez bu kadar açık görüyordum. Az önce karşımda duran, bana saldıran, kılıcı hiç tereddüt etmeden kullanan kişi şimdi acı içinde sessizce duruyordu. Ve bunun sebebi bendim. Kılıcı elimden bıraktım. Metal zemine çarptığında çıkan ses bana olduğundan daha yüksek geldi.

"Selene."

Sesimi duyunca başını hafifçe kaldırdı. Yüzündeki ifade değişmedi. Bana kızgın değildi. Bu daha kötüydü. Kızsa, bağırsa, beni suçlasa belki kendimi daha az kötü hissederdim. Fakat sadece yorgun ve şaşkın görünüyordu. Victoria sonunda yanımıza ulaştı. Elindeki birkaç peçeteyi çıkarırken yüzünü buruşturdu.

"Ne kadar da plansız hareket ediyorsunuz."

Sesi her zamanki gibi soğuktu. Selene'nin yanına eğildi.

"Elini çek."

Selene birkaç saniye tereddüt ettikten sonra elini yüzünden uzaklaştırdı. Victoria hızlıca kontrol etti. Yüzündeki ifade ilk kez tamamen ciddileşti.

"Durumu kontrol etmemiz gerekiyor."

Bunu söylerken bile sanki sadece bir deney sonucundan bahsediyordu. Ona bakarken içimde öfke yükseldi. Selene burada acı çekerken onun tek düşündüğü şey kontrolün bozulmasıydı. Victoria birkaç peçeteyle kanı temizlemeye çalıştı. Selene'nin yüzündeki acıyı görmemek için başka tarafa bakmak istedim ama yapamadım. Gözlerimi kaçırmak korkaklık gibi geldi. Jace yerinden kalkmıştı. Yüzü bembeyazdı.

"Selene."

Sesi titriyordu. Ama arenaya girmedi, giremezdi. Çünkü bunun sonunun ne olacağını hepimiz biliyorduk. Arden sessizce oturuyordu. İlk defa onun ne düşündüğünü anlayamıyordum. Bakışları Selene'de değil, bendeydi. Sanki kendime kızmamı izliyordu. Belki de gerçekten kızmam gerekiyordu. Çünkü ne kadar istemeden olmuş olursa olsun, sonuç değişmiyordu.

Selene zarar görmüştü. Ve bunu yapan bendim. Madam Elowen sonunda yerinden kalktı. Arenaya doğru birkaç adım attı.

"Yeterli."

Sesi bütün alanı doldurdu.

"Bu mücadele sona ermiştir."

Kimse itiraz etmedi. Victoria bile sessiz kaldı. Madam Elowen bana baktı. Bakışlarında ne öfke vardı ne de şaşkınlık. Sadece bir değerlendirme vardı. Sanki hâlâ bizi bir deneyin parçası olarak inceliyordu.

"Nyra Veyl."

İsmimi duyunca başımı kaldırdım.

"Kontrolünü kaybettiğin anları hatırlamalısın." Diyerek Selene'nin gözünü bandajla sardı.

Bu söz içimi daha da ağırlaştırdı. Çünkü haklıydı. Kontrolümü kaybetmiştim. Ama onun görmek istemediği şey şuydu. Biz burada sadece denek değildik. Biz insandık, korkuyorduk, acıyorduk, birbirimizi kaybetmek istemiyorduk. Victoria Selene'nin ayağa kalkmasına yardım etti. Selene zorlanıyordu. İçimden yanına gitmek geldi. Ama hareket edemedim. Sanki bunu yapmaya hakkım yokmuş gibi hissediyordum. Selene birkaç adım attıktan sonra durdu. Bana baktı. O an gözlerinde gördüğüm şey beni daha çok yaraladı. Kızgınlık değildi, suçlama değildi, sadece yorgunluktu.

"Planımız."

Sesi çok kısıktı.

"İşe yaradı."

Ne diyeceğimi bilemedim. Bütün bu olanlardan sonra hâlâ bunu söyleyebiliyordu. Başımı eğdim.

"Özür dilerim."

Çoktan üçlü sandalyelerin olduğu alana gelmiştik. Dördüncü bir sandalye çekilmişti. Selene Jace'in yanına ben de onun yanına oturdum. Kelime ağzımdan zor çıktı. Selene birkaç saniye sustu. Sonra hafifçe başını salladı.

"Ben de."

Bu cevabı beklemiyordum. İkimiz de hata yapmıştık. İkimiz de hayatta kalmaya çalışırken birbirimizi incitmiştik. Ama hâlâ buradaydık. Madam Elowen arkasını döndü.

"İkinizin de hayatta kalması, mücadeleyi kazandığınız anlamına gelir."

Kısa bir duraksama oldu.

"İkinci arena sona ermiştir."

Victoria yeniden kumandayı eline aldı. Yüzünde eski gülümsemesi geri dönmüştü.

"Ne kadar duygusal."

Bunu alay ederek söyledi.

"Fakat hâlâ son eşleşmemiz var."

İçimdeki rahatlama daha başlamadan kayboldu. Çünkü bir kez daha anladım. Bu arena bitmişti. Ama asıl kabus henüz devam ediyordu.