23. bölüm · Nocturne Academy
23. Bölüm-Son Fedakârlık
"Bazı insanlar gider, ama sevgileri ve fedakârlıkları geride kalanların yolunu sonsuza dek aydınlatır."
İkinci arena sona ermişti. Selene'nin sol gözünü saran beyaz bandaj, biraz önce yaşananların sessiz bir hatırlatıcısıydı. Başını hafifçe öne eğmiş oturuyordu. Nefes alışları normale dönmüştü ama yüzündeki solgunluk hâlâ geçmemişti. Ben de onun hemen yanındaydım. Kaburgalarım ve böğrüm sızlıyordu. En ufak hareketimde bile acı hissediyordum.
Dört sandalyede sessizce oturuyorduk. Soldan sağa Kael, Jace, Selene ve ben. Jace'in bakışları ara sıra Selene'nin göz bandına kayıyordu. Söylemek istediği çok şey vardı ama hiçbirini söyleyemiyordu. Kael ise başını hafifçe öne eğmişti. Boynundaki ince yara izi hâlâ seçiliyordu. Arenadaki ilk mücadele üzerinden çok zaman geçmemişti ama sanki günler geçmiş gibi hissediyordum. Madam Elowen ağır adımlarla ayağa kalktı. Topuk sesleri arenada yankılandı.
"İkinci mücadele sona ermiştir."
Sesi her zamanki gibi sakindi. Ne üzüntü vardı ne de memnuniyet. Sadece soğuk bir resmiyet. Bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.
"Arenaya üçüncü bir kişinin girmesi kesin olarak yasaktır."
Kısa bir duraksadı.
"Kuralları ihlal eden kişi, mücadele eden deneklerle birlikte infaz edilir."
İçim ürperdi. Jace de başını eğdi. Selene'nin biraz önce yaptığı fedakârlık artık tekrarlanamayacaktı. Madam Elowen birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından tek cümleyle devam etti.
"Son mücadeleye geçiyoruz."
Victoria'nın yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
"Nihayet."
Elleriyle yavaşça alkış tuttu.
"En merak ettiğim kısım buydu."
Sözleri midemi bulandırmıştı. Bizim yaşayacaklarımız onun için yalnızca eğlenceden ibaretti. Victoria alkışını kesince Madam Elowen yeniden konuştu.
"Arden."
Arden hiç beklemeden ayağa kalktı. Yüzü sakindi. Fakat yumruk yaptığı elleri, içindeki fırtınayı ele veriyordu. Madam Elowen gözlerini diğer tarafa çevirdi.
"Lena."
Lena da yavaşça doğruldu. Yüzünde korku yoktu. Aksine garip bir huzur vardı. Sanki bu anın bir gün geleceğini en başından beri biliyormuş gibiydi. İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. O bakışmanın içinde öfke yoktu. Nefret de yoktu. Sadece yarım kalmış cümleler vardı. Anlatılamamış duygular, saklanmış gerçekler. Victoria'nın sesi sessizliği bozdu.
"Ne bekliyorsunuz?"
"İnin artık."
Arden ilk adımı attı. Lena da onun birkaç saniye ardından yürümeye başladı. Aralarında birkaç metre mesafe vardı. İkisi de aynı yöne gidiyordu ama sanki bambaşka yollar seçmişlerdi. Merdivenlerden inerlerken onları gözlerimle takip ettim. İçimde açıklayamadığım bir sıkıntı vardı.
Lena'nın yüzündeki o tuhaf sakinlik aklımdan çıkmıyordu. Kaçmaya çalışmıyordu, itiraz etmiyordu. Savaşmak için istekli de görünmüyordu. Sanki çoktan kararını vermişti. O düşünce aklıma gelir gelmez kalbim sıkıştı. Hayır, umarım düşündüğüm şey değildir. Çünkü Lena'nın gözlerinde gördüğüm ifade. Kazanmaya çalışan birinin değil. Kaybetmeyi kabul etmiş birinin ifadesiydi.
Arden ve Lena arenanın ortasına ulaştığında ikisi de durdu. Aralarında birkaç metre vardı. Bu mesafe çok kısa görünüyordu fakat ikisinin arasındaki geçmiş düşünüldüğünde aşılması imkânsız bir duvar gibiydi. Yan tarafta duran kılıçlara yöneldiler. Arden hiç tereddüt etmeden birini aldı. Kılıcın ağırlığını elinde tarttıktan sonra bakışlarını Lena'ya çevirdi. Lena ise birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Sonunda elini uzattı ve bir kılıç aldı.
Fakat kılıcı kaldırışında saldırmaya hazır birinin kararlılığı yoktu. Daha çok, yapmak zorunda olduğu bir şeyi kabul eden birinin sakinliği vardı. Bunu fark ettiğim anda içimdeki huzursuzluk daha da arttı. Lena bir şey planlıyordu. Bundan emindim. Madam Elowen onları izliyordu. Victoria ise sabırsızca koltuğunda oturuyordu. Yüzündeki gülümseme hâlâ kaybolmamıştı.
"Başlayın."
Komutla birlikte ikisi de hareketsiz kaldı. Birbirlerine bakıyorlardı. Arden'in bakışlarında öfke yoktu. Daha çok kırgınlık vardı. Lena'nın bakışlarında ise pişmanlık. İlk hareket eden Arden oldu. Kılıcını kaldırıp Lena'ya doğru ilerledi. Lena hemen savunmaya geçti. Kılıçlar birbirine çarptığında çıkan ses arenada yankılandı. İlk darbe, ilk karşılaşma. Fakat ikisi de gerçek anlamda saldırmıyordu. Bunu görebiliyordum. Arden kılıcını geri çekti.
"Neden?"
Lena'nın gözleri ona döndü.
"Neden ne?"
"O gün."
Arden'in sesi sertleşti.
"Nyra'nın karşısına neden geçtin?"
Lena'nın yüzündeki ifade değişti. Bir anlığına gözlerinde eski bir anının izi belirdi.
"Çünkü seni korumak istedim."
Arden'in kaşları çatıldı.
"Benim için karar vermeni istemedim."
"Biliyorum."
"O zaman neden yaptın?"
Lena cevap vermeden önce kısa bir süre sustu.
Çünkü söyleyeceği şeyin Arden'i daha çok kızdıracağını biliyor gibiydi.
"Çünkü sen kendini korumayı bilmiyorsun."
Arden şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne?"
"Her zaman başkalarını düşünüyorsun."
Lena'nın sesi alçaldı.
"Kendine ne olduğunu hiç umursamıyorsun."
Arden'in eli kılıcın kabzasında daha da sıkılaştı.
"Bu yüzden bana zarar vermeye çalıştın?"
"Hayır."
Lena başını iki yana salladı.
"Sana zarar vermek için değil."
"Zarar görmeni engellemek için."
Bu sözlerden sonra ikisi de sustu. Tribünde oturan herkes onları izliyordu. Jace'in yüzündeki ifade değişmişti. Selene sessizce Lena'ya bakıyordu. Kael ise hiçbir tepki vermeden olanları takip ediyordu. Victoria ise bu sessizlikten rahatsız olmuştu.
"Ne kadar duygusal."
Ayağa kalktı.
"Buraya geçmiş konuşmaya gelmediniz."
Sesi sertleşti.
"Biriniz diğerini yenmek zorunda."
Arden ve Lena aynı anda Victoria'ya baktı. Sonra tekrar birbirlerine döndüler. Bu kez kılıçlarını daha sıkı tuttular. Çünkü ikisi de biliyordu. Bu arenada sadece güçlerini değil, birbirlerine karşı hissettiklerini de saklamak zorundaydılar.
Madam Elowen'ın verdiği komutun ardından ikisi de birkaç saniye yerinden kıpırdamadı. Sessizlik bu kez uzun sürmedi. Lena bir anda öne atıldı. Kılıcı, Arden'in omzuna doğru hızla savurdu. Arden refleksle kılıcını kaldırdı. İki çelik büyük bir gürültüyle çarpıştı. Darbenin şiddetiyle ikisi de birer adım geriye savruldu. Lena duraksamadı. Ayağını yere sağlam basıp ikinci kez saldırdı. Bu kez hedefi Arden'in bacaklarıydı. Arden son anda geriye sıçrayarak darbeyi atlattı.
Kılıcını aşağı indirip Lena'nın kılıcını yana itti. Lena geri çekilir çekilmez yeniden üzerine yürüdü. Artık hamleleri ilkine göre çok daha sertti. Kılıçlar peş peşe birbirine çarpıyor, çıkan ses bütün arenada yankılanıyordu. Victoria'nın yüzündeki memnun ifade giderek büyüyordu.
"İşte şimdi izlemeye değer olmaya başladı."
Arden dişlerini sıktı.
"Lena, dur."
Lena cevap vermedi. Bir adım daha attı. Kılıcını bu kez doğrudan Arden'in göğsüne doğru savurdu. Arden son anda kılıcını çapraz tutarak darbeyi karşıladı. Çelikler birbirine sürtünürken kıvılcımlar yere dağıldı. Arden, Lena'nın kılıcını iterek aralarındaki mesafeyi açtı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?"
Lena'nın nefesi hızlanmıştı.
"Savaşıyorum."
"Hayır."
Arden başını iki yana salladı.
"Sen böyle savaşmazsın."
Lena'nın bakışları bir anlığına titredi. Sonra yeniden sertleşti.
"Beni tanıdığını mı sanıyorsun?"
Bu kez beklenmedik olan Arden'di. İlk kez saldırıya geçti. Kılıcını hızla savurdu. Lena geri çekilmeyi başardı ama kılıcın ucu kolunu sıyırdı. Üniformasının kolu ince bir çizgi hâlinde yırtıldı. Altından kırmızı bir kan çizgisi süzüldü. Tribünde istemsizce doğruldum. İlk kan dökülmüştü. Victoria alkışlamaya başladı.
"Harika."
"Devam edin."
Lena kolundaki yaraya yalnızca bir an baktı. Sonra yeniden Arden'e döndü. Yüzünde garip bir gülümseme vardı.
"Sana yakıştı."
Arden kaşlarını çattı.
"Neye?"
"Bana sonunda karşılık vermen."
Arden'in sesi sertleşti.
"Karşılık vermek istemiyorum."
"Ama vermek zorundasın."
Lena yeniden saldırdı. Bu kez ikisi de geri çekilmiyordu. Aralarındaki mesafe tamamen kapanmıştı. Kılıçlar defalarca çarpıştı. Her darbede biri saldırıyor, diğeri savunuyordu. Dakikalar geçtikçe ikisinin de nefesi ağırlaşmaya başladı. Arden'in alnından ter damlaları süzülüyordu. Lena'nın kolundan akan kan ise yavaşça parmaklarına ulaşıyordu. Buna rağmen elindeki kılıcı bir an bile gevşetmedi. Tam tersine, her hamlede biraz daha hızlandı. Bir anlık boşluk yakaladı. Ayağını Arden'in ayağının arkasına taktı. Arden dengesini kaybederek dizinin üzerine düştü.
Lena kılıcını hiç beklemeden onun boğazına dayadı. Tribünde hepimiz nefesimizi tuttuk. Arden kıpırdamadı. Lena'nın elini ise ilk kez titrerken gördüm. Kılıcı boğazına dayalı olmasına rağmen vurmuyordu. İkisi de birbirlerinin gözlerinin içine bakıyordu. Sanki o birkaç saniyelik sessizlikte söylediklerinden çok daha fazlasını anlatıyorlardı. Sonunda Lena kılıcını yavaşça geri çekti.
"Ayağa kalk."
Arden şaşkınlıkla ona baktı.
"Sana kazanman için fırsat veriyorum." Diye devam etti Lena.
Arden yerinden kıpırdamadı.
"Neden?"
Lena gözlerini kaçırdı. Çok hafif bir sesle konuştu.
"Çünkü bu mücadele bittiğinde."
Sözünü yarıda bıraktı.
Başını kaldırıp tekrar savaş pozisyonu aldı.
"Birimiz burada kalacak."
O an, içimde tarif edemediğim kötü bir his daha da büyüdü. Lena'nın son sözleri arenada yankılanmaya devam ediyordu.
"Sana kazanman için fırsat veriyorum."
Arden birkaç saniye kıpırdamadan durdu. Elindeki kılıç yavaşça aşağı indi. Yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bırakmıştı.
"Neden?" diye sordu Arden, gözlerini Lena'dan ayırmadan.
Lena cevap vermedi.
"Konuş." dedi Arden bu kez daha sert bir sesle. "Ne yapmaya çalışıyorsun?"
Lena derin bir nefes aldı.
"Bu mücadeleyi bitirmeye çalışıyorum."
"Bu şekilde mi?"
"Evet."
Arden başını iki yana salladı.
"Senin aklını kaçırdığını düşünmeye başladım."
Lena'nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Belki de çoktan kaçırmışımdır."
"Şaka yapma." dedi Arden öfkeyle. "Burası şaka yapılacak bir yer değil."
"Biliyorum."
"O zaman neden böyle davranıyorsun?"
Lena birkaç saniye sustu. Sanki kurduğu her cümleyi özenle seçiyordu.
"Çünkü başka yol yok."
Arden bir adım ona yaklaştı.
"Var."
"Yok." Dedi Lena umutsuzca.
"Birlikte çıkarız."
Lena bu kez acı acı gülümsedi.
"Hâlâ herkesi kurtarabileceğine inanıyorsun."
Arden'in sesi yükseldi.
"En azından deniyorum."
"İşte sorun da bu."
Lena'nın gözleri ilk kez doldu.
"Sen hep deniyorsun."
"Hep kendini ortaya atıyorsun."
"Herkesi kurtarmaya çalışırken kendini unutuyorsun."
Arden'in boğazı düğümlenmişti.
"Lena."
"Sus ve beni dinle."
Bu kez Lena'nın sesi beklenmedik kadar kararlıydı.
"Ben o gün Nyra'nın önüne geçtim."
"Çünkü sana zarar gelmesini istemedim."
"Bugün de aynı şeyi yapıyorum."
Arden'in kaşları çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Anlamıyor musun?"
Lena'nın sesi titremeye başlamıştı.
"Ben seni koruyorum."
Arden'in yüzü gerildi.
"Benim korunmaya ihtiyacım yok."
"Var."
Lena başını yavaşça salladı.
"Sen fark etmiyorsun."
"Arden."
"Sen yaşamayı hak ediyorsun."
Bu cümleyle birlikte arenaya ağır bir sessizlik çöktü. Jace şaşkınlıkla yerinde doğruldu. Selene'nin sağlam gözü dolmuştu. Ben ise Lena'nın neden böyle konuştuğunu anlamaya çalışıyordum. Arden'in elleri titremeye başlamıştı.
"Bana bunu söyleme."
"Neden?"
"Çünkü hoşuma gitmiyor."
Lena buruk bir şekilde gülümsedi.
"Gerçekler çoğu zaman hoşumuza gitmez."
Victoria sıkılmış bir ifadeyle ayağa kalktı.
"Yeter artık."
Sesi bütün arenada yankılandı.
"Buraya dertleşmeye gelmediniz."
Elini sertçe salladı.
"Devam edin."
Arden Victoria'yı tamamen görmezden geldi.
"Kılıcını kaldır." dedi Lena'ya bakarak.
Lena başını iki yana salladı.
"Kaldırmayacağım."
"Lena."
"Kaldırmayacağım."
Arden dişlerini sıktı.
"Beni buna mecbur bırakma."
Lena yavaşça eğildi. Arden bir an kılıcını alacağını düşündü. Fakat Lena elindeki kılıcı taş zemine bıraktı. Çeliğin çıkardığı ses arenada yankılanırken hepimiz donup kaldık. Lena doğruldu. Artık tamamen savunmasızdı.
"Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdı Arden.
"Sana güveniyorum."
"Bu güvenmek değil."
"Öyle."
Arden öfkeyle başını salladı.
"Hayır."
"Bu pes etmek."
Lena gözlerini onun gözlerinden ayırmadı.
"Hayır."
"Bu seçim yapmak."
Arden'in nefesi düzensizleşmişti.
"Ben seni öldürmeyeceğim."
"Biliyorum."
"O zaman neden?"
Lena'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Çünkü senin yaşayacağını bilmek."
Sözünü tamamlamakta zorlandı.
"Benim yaşamamdan daha önemli."
Arden'in elindeki kılıç yavaşça aşağı düştü. İlk kez gözlerindeki kararlılık tamamen kaybolmuştu. O an anladım. Bu artık bir arena değildi. Bu, birinin sevdiği insan için kendi hayatından vazgeçmeye karar verdiği andı.
Arden elindeki kılıca baktı. Sonra gözlerini tekrar Lena'ya çevirdi.
"Bunu yapmayacağım." dedi sesi titreyerek.
Lena'nın gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına ulaştı.
"Biliyorum."
"Ben seni öldüremem."
"Lütfen." diye fısıldadı Lena.
"Bir kez olsun kendini düşün."
Arden başını sertçe iki yana salladı.
"Hayır."
"Bunu yapmak zorundasın." Dedi Lena acı dolu bir gülümsemeyle.
Victoria derin bir iç çekti.
"Gerçekten sıkılmaya başladım."
Ayağa kalktı. Topuk sesleri taş zeminde yankılanıyordu. Madam Elowen'ın yanına kadar yürüdü.
"Deney başarısız oldu." dedi alaycı bir gülümsemeyle.
"İki denek de kuralları yerine getirmiyor."
Madam Elowen'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
"Bitiş prosedürünü uygula."
Bu üç kelime arenadaki havayı değiştirdi. İçime tarif edemediğim bir korku çöktü. Victoria hiç vakit kaybetmeden belindeki tabancayı çıkardı. Silahın metal sesi arenada yankılandı.
Arden'in gözleri büyüdü.
"Lena!"
Hiç düşünmeden onun önüne geçmeye çalıştı. Fakat Lena iki eliyle Arden'in göğsünü itti. Arden hazırlıksız yakalandığı için birkaç adım geriye savruldu.
"Lena, ne yapıyorsun?" diye bağırdı Arden.
Lena arkasını dönmedi. Bakışlarını Victoria'nın doğrulttuğu silaha çevirdi. Sonra çok yavaş bir şekilde konuştu.
"Bu kez sıra bende."
Victoria kaşını kaldırdı.
"Son sözün bu mu?"
Lena başını hafifçe salladı. Ardından omzunun üzerinden Arden'e baktı. Yüzünde ilk kez huzurlu bir ifade vardı.
"Kendine iyi bak." dedi kısık bir sesle.
"Ve ilk kez."
Gözlerinden bir damla yaş daha süzüldü.
"Kendini de kurtar."
Arden ileri atıldı.
"Hayır!"
Silah sesi bütün arenayı titretti. Patlamanın yankısı uzun süre kulaklarımdan gitmedi. Lena'nın bedeni olduğu yerde sarsıldı. Gözleri bir anlığına boşluğa daldı. Ardından dizlerinin üzerine çöktü. Arden tam zamanında ona yetişti. Lena yere düşmeden onu kollarının arasına aldı.
"Hayır." diye fısıldadı Arden.
"Hayır, hayır."
Ellerini Lena'nın sırtına bastırıyordu. Sıcak kan parmaklarının arasından akıp yere damlıyordu. Lena güçlükle gözlerini araladı. Arden'in yüzüne baktı. Ağlamaya başladığını ilk kez görüyordum. Lena gülümsemeye çalıştı.
"Ağlamak sana yakışmıyor."
Arden'in sesi parçalanmıştı.
"Konuşma."
"Bir yolunu bulacağız."
Lena başını yavaşça salladı.
"Bu kez."
Nefesi kesildi.
"Bulamayacaksın."
Arden'in gözlerinden yaşlar durmadan akıyordu. Lena son kez onun elini tuttu. Parmakları artık eskisi kadar güçlü değildi.
"Yaşa."
Bu, söylediği son kelime oldu. Parmakları yavaşça gevşedi. Başını Arden'in omzuna bıraktı. Arenaya mutlak bir sessizlik çöktü. Victoria silahını umursamaz bir tavırla tekrar beline yerleştirdi.
"Ne kadar mızmızlandınız."
Dudaklarını büktü.
"Birinizin ölmesi gerekiyordu."
Madam Elowen ayağa kalktı.
"Lena."
Kısa bir duraksamanın ardından ifadesiz bir sesle devam etti.
"Deney sonlandırıldı."
Arenaya çöken sessizlik, silah sesinden bile daha ağırdı. Arden dizlerinin üzerine çökmüş, Lena'nın hareketsiz bedenini kollarının arasında tutuyordu. Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Jace'in yüzündeki bütün renk çekilmişti. Selene tek gözüyle arenaya bakıyor, dudaklarını kanatacak kadar sıkıyordu. Kael başını öne eğmişti. İlk kez hiçbirimiz ne düşüneceğimizi bilmiyorduk. Madam Elowen yavaşça ayağa kalktı.
"Üçüncü mücadele sona ermiştir."
Sesi her zamanki gibi sakindi. Ne pişmanlık vardı ne de üzüntü. Sanki biraz önce bir insan ölmemişti.
"Hayatta kalan denek."
Bakışlarını Arden'e çevirdi.
"Arden."
Victoria alkışlamaya başladı.
"Tebrik ederim."
"Sonunda bir kazananımız oldu."
Arden başını bile kaldırmadı. Ellerini Lena'nın omuzlarından çekemiyordu. Victoria'nın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.
"Yeter." Victoria'nın yüzündeki gülümseme silindi.
"Arenayı boşalt." Diyerek devam etti.
Arden hiçbir tepki vermedi. Madam Elowen iki görevliye baktı.
"Lena'yı alın."
Siyah üniformalı iki görevli ağır adımlarla arenaya indi. Arden onları fark ettiği anda Lena'yı kendine biraz daha yaklaştırdı.
"Dokunmayın." dedi kısık ama kararlı bir sesle.
Görevliler durdu. Madam Elowen'ın bakışları değişmedi.
"Arden."
"Süreç tamamlandı. Lena artık deneyin bir parçası değil."
Bu söz içime oturdu. Bir insanın ölümünü bile bu kadar sıradan söyleyebiliyordu. Arden yavaşça başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızıydı.
"Onun bir adı vardı."
İlk kez Madam Elowen'ın gözlerinin içine baktı.
"Lena."
Madam Elowen birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra aynı sakin ses tonuyla konuştu.
"Görevliler, devam edin."
Görevliler yeniden ilerledi. Arden, Lena'nın gözlerine son kez baktı. Titreyen parmakları saçlarının arasından geçti. Ardından gözlerini kapattı. Sanki onu son kez hafızasına kazıyordu. Yavaşça ayağa kalktı. Bir adım geri çekildi. Görevliler Lena'nın bedenini dikkatlice sedyeye yerleştirdi. Üzerine beyaz bir örtü örttüler. Örtü yüzüne kadar çekildiği anda içimde garip bir boşluk oluştu. Gerçekten gitmişti. Kapılar açıldı. Görevliler sedyeyi dışarı çıkardı. Arden sedyenin gözden kaybolduğu ana kadar yerinden kıpırdamadı. Victoria sıkılmış bir ifadeyle esnedi.
"Ne dramatik bir gündü."
Kimse ona bakmadı. Madam Elowen tabletini eline aldı. Kısa bir not düştü. Ardından başını kaldırdı.
"Bugünkü deney programı tamamlanmıştır."
Bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.
"Yarın deney uygulanmayacaktır."
Hepimiz istemsizce birbirimize baktık. Madam Elowen devam etti.
"Deneklerin fiziksel ve psikolojik durumları gözlemlenecektir."
"Normal programa iki gün sonra devam edilecektir."
Victoria hayal kırıklığıyla iç çekti.
"İki gün bekleyecek miyiz?"
Madam Elowen ona dönmeden cevap verdi.
"Emir böyle."
Victoria omuz silkti.
"Peki."
Madam Elowen son kez konuştu.
"Odalarınıza dönün."
"Dinlenin."
"İki gün sonra hiçbir mazeret kabul edilmeyecek."
Kapıya doğru yürümeye başladı. Victoria da sessizce peşinden gitti. Ağır demir kapı kapanırken arenada yalnızca biz kalmıştık. Altı sandalyeden biri artık sonsuza kadar boş kalacaktı. Ve o boşluk, Lena'nın yokluğundan çok daha fazlasını anlatıyordu.
Madam Elowen ve Victoria çoktan gitmişti. Görevliler de Lena'nın bedenini çıkarırken arkalarında yalnızca kan izleri bırakmışlardı. Arden hâlâ olduğu yerde duruyordu. Gözleri, Lena'nın az önce yattığı noktadan bir an bile ayrılmıyordu. Sanki birkaç dakika daha beklerse onun yeniden ayağa kalkacağına inanıyordu. Hiçbirimiz konuşamadık. Jace derin bir nefes aldı. Yavaşça merdivenlerden inmeye başladı. Kael de sessizce arkasından yürüdü. Selene ayağa kalkarken bir eliyle gözündeki bandajı düzeltti. Ben de onların peşinden indim. Arenanın ortasına geldiğimizde Arden hâlâ kıpırdamamıştı. Jace birkaç adım yaklaştı.
"Arden."
Sesinde alıştığımız o neşeden eser yoktu. Arden cevap vermedi. Jace bu kez omzuna hafifçe dokundu.
"Burada daha fazla kalamayız."
Arden gözlerini kan lekesinden ayırmadan konuştu.
"O gitti."
Kimse cevap veremedi.
"Biliyor musunuz." dedi kısık bir sesle.
"En son bana gülümsedi." Arden'in sesi titriyordu.
"Ben ise onu durduramadım."
Selene yavaşça yanına geldi.
"Bu senin suçun değil."
Arden acı acı gülümsedi.
"Öyle mi?"
"Gözlerimin önünde öldü."
"Ben hiçbir şey yapamadım."
Selene söyleyecek söz bulamadı. Çünkü haklıydı. Hiçbirimiz bir şey yapamamıştık. Kael eğilip yerdeki kurumuş kan izlerine baktı. Sonra başını kaldırdı.
"Lena kararını vermişti."
Arden hemen ona döndü.
"Bu, onu durdurmaya çalışmamam gerektiği anlamına gelmiyor."
"Gelmiyor." dedi Kael sakince.
"Ama bazen insanların seçimine engel olamazsın." Diyerek devam etti Kael.
Arden yumruklarını sıktı.
"Ben olabilirdim."
"Ben ölmeliydim."
"Saçmalama." Diye ekledi Jace.
Arden ilk kez başını kaldırıp ona baktı.
"Saçmalamıyorum."
"Lena yaşıyor olsaydı."
Sesi boğazında düğümlendi.
"Oda 8 hâlâ tam olurdu."
İçimde keskin bir sızı hissettim. Boş kalan sandalyeyi düşündüm. Sabah hepimiz yan yana oturuyorduk. Şimdi ise birimiz yoktu. Ve bir daha hiç olmayacaktı.
"Arden."
Bu kez ben konuştum. Herkes bana döndü.
"Lena son ana kadar korkmadı."
Arden sessizce beni dinliyordu.
"Sana baktığında pişman görünmüyordu."
"Aksine."
Derin bir nefes aldım.
"Seni kurtarabildiği için mutluydu."
Arden gözlerini kapattı. İki damla yaş sessizce yanaklarından süzüldü.
"İşte bu yüzden daha çok acıyor."
Kimse konuşmadı. Jace yavaşça eğildi. Yerde duran Lena'nın kılıcını aldı. Kılıcın üzerindeki kanı uzun süre izledi. Sonra iki eliyle tutup Arden'e uzattı.
"Bu onun son savaştığı kılıç."
Arden birkaç saniye kıpırdamadı. Sonra titreyen elleriyle kılıcı aldı. Kabzasını sıkıca kavradı. Sanki onu bıraktığı anda Lena'dan kalan son şeyi de kaybedecekmiş gibi tutuyordu. Tam o sırada koridorun hoparlörlerinden Victoria'nın sesi duyuldu.
"Bütün denekler odalarına dönsün."
"On saniye içinde arena boşaltılmazsa bu, kuralları ihlal etmek olarak değerlendirilecektir."
Jace gözlerini devirdi.
"Şu kadının zamanlaması gerçekten berbat."
Bu söz normalde hepimizi güldürürdü. Ama bu kez kimsenin yüzü bile değişmedi. Arden derin bir nefes aldı. Son kez arenaya baktı. Sonra Lena'nın kılıcını elinde tutarak merdivenlere yöneldi. Bu kez hiçbirimiz onu yalnız bırakmadık. Beşimiz yan yana yürüyorduk. Ama hepimiz aynı şeyi hissediyorduk. Oda 8 artık altı kişilik değildi. Ve bunu kabullenmek, yaşadığımız bütün yaralardan daha zordu.
"Arden artık gitmeliyiz." Dedim kanlara bakarak.
"Gitmek istemiyorum." Dedi gözleri dolu bir şekilde.
"Victoria gerçekten acımasız. Gitmezsek ne yapacağını biliyoruz."
Arden son kez kanlara baktı. Elindeki kılıcı daha da sıkı kavradı.
"Onu bu kılıçla öldüreceğim." Dedi.
Gözündeki yaşları silmişti. Üzüntünün yerini öfke alıyordu. Arenanın çıkış kapısına birlikte ilerledik.
Yavaş adımlarla arenadan çıktık. Kimsenin konuşacak hâli yoktu. Koridor her zamanki gibi bembeyazdı. Tavandaki soğuk ışıklar gözlerimizi rahatsız ediyordu. Ayak seslerimiz uzun koridorda yankılanırken hepimiz sessizce yürüyorduk. Birkaç saat önce bu koridordan altı kişi geçmiştik. Şimdi ise beş kişiydik.
Arden en önde yürüyordu. Başını hiç kaldırmıyor, elindeki Lena'nın kılıcını sıkıca tutuyordu. Arkasından Kael ilerliyordu. Jace'in bakışları sürekli yere kayıyor, normalde bir an bile susmayan o çocuk tek kelime etmiyordu. Selene gözündeki beyaz bandajı istemsizce düzeltti. Ben ise yürürken boşluğa bakıyordum.
Hiçbirimiz birbirimize bakmaya cesaret edemiyorduk. Lena'nın eksikliği daha o koridorda hissediliyordu. Sonunda Oda 8'in kapısına geldik. Kapının üzerindeki siyah "8" rakamına uzun süre baktım. Victoria'nın kart sesi duyuldu. Kapı ağır ağır açıldı. İçeri ilk giren Arden oldu. Hiç duraksamadı. Biz de sessizce arkasından odaya girdik. Kapı arkamızdan kapanırken odanın içindeki sessizlik, arenadakinden bile daha ağırdı.
