24. bölüm · Nocturne Academy
24. Bölüm-Çıkış Planı
"Bir kapının ardında özgürlük varsa, onu açmak için önce neyi geride bırakacağını bilmelisin."
Lena olmadan Oda 8'in ne kadar sessiz olabileceğini anlamıştım. Daha önce bu odada hiç gerçek bir sessizlik olmamıştı. Her zaman birinin sesi duyulurdu. Jace'in anlamsız şakaları, Selene'nin itirazları, Kael'in sert yorumları. Lena'nın sesi de artık bu odanın bir parçası olmuştu. Şimdi ise geriye sadece ağır bir sessizlik kalmıştı. Lena'yı ne kadar sevmesem de onun yokluğu garip bir boşluk yaratıyordu. Belki de bir insanın değerini, onu kaybetmeden önce fark edemiyorduk.
Ama beni asıl etkileyen şey Arden'in hâliydi. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim. Her zaman sakin kalan, ne olursa olsun kendini kontrol edebilen Arden şimdi tek kelime etmeden oturuyordu. Bakışları boşluğa dalmıştı. Sanki bedeni burada olsa da düşünceleri çok uzaklardaydı. Lena'nın ölümü onu derinden etkilemişti. Bunu görmek beni üzüyordu.
Arden'i sevmiyordum. Hatta geçmişte yaptıkları yüzünden ona birçok kez kızmıştım. Bize gerçekleri saklamasından, her şeyi tek başına çözmeye çalışmasından nefret etmiştim. Ama yine de onu bu hâlde görmek canımı acıtıyordu. Çünkü ilk kez Arden'in güçlü görünmeye çalışan biri değil, gerçekten kırılmış biri olduğunu görüyordum.
Odada hepimiz sessizce oturuyorduk. Kimsenin konuşmaya cesareti yoktu. Bakışlarımız istemsizce Arden'e dönmüştü. O ise hiç kıpırdamadan karşısındaki boşluğa bakıyordu. Sanki odadaki herkes burada değilmiş gibi davranıyordu.
Arden'in elinde hâlâ Lena'nın kılıcı vardı. Onu arenadan çıktığından beri bırakmamıştı. Parmakları kılıcın sapını sıkıca kavramıştı. Öyle sıkıyordu ki, ellerinin titrediğini fark etmek zor değildi. Normalde her şeyi kontrol altında tutan Arden'in bu hâli bize yabancı geliyordu. Lena'nın kılıcı. Sanki geriye kalan tek şey oydu.
Jace birkaç kez konuşmak için ağzını açtı ama her seferinde vazgeçti. Normalde sessizliği bozacak ilk kişi o olurdu. Ne kadar kötü bir durumda olursak olalım bir şey söylemeye, ortamı değiştirmeye çalışırdı. Ama bu kez o da susuyordu.
Selene başını hafifçe eğmişti. Gözündeki bandaj hâlâ duruyordu. Lena'nın yaptığı fedakârlığı en iyi anlayan kişilerden biri oydu. Çünkü o da arenada aynı şeyi yapmıştı. Birini korumak için kendini tehlikeye atmıştı.
Kael ise kollarını bağlamış, Arden'i izliyordu. Yüzündeki ifade her zamanki gibi sertti ama bu kez öfke yoktu. Sadece düşünüyordu.
Ben ise Arden'e bakıyordum. Onu anlamaya çalışıyordum. Daha önce Arden hakkında birçok kez yanılmıştım. Onun soğuk, gizemli ve hiçbir şeyi umursamayan biri olduğunu düşünmüştüm. Ama şimdi karşımdaki kişi öyle görünmüyordu.
Şimdi sadece kaybettiği birinin ardından sessiz kalan biriydi. Uzun bir süre boyunca odada sadece nefes alışlarımız duyuldu. Sonunda Arden yavaşça başını kaldırdı. Gözleri hepimizin üzerinde gezindi. Bir şey söylemeden önce sanki doğru kelimeleri arıyordu. Sonra elindeki Lena'nın kılıcına baktı. Derin bir nefes aldı. Ve sonunda sessizliği bozdu.
"Buradan kaçmalıyız."
Sesi sakindi. Ama bu sakinliğin altında ne kadar büyük bir kararlılık olduğunu hepimiz hissedebiliyorduk. Kimse hemen cevap vermedi. Çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk. Arden bunu daha önce de düşünebilirdi. Ama söylememişti. Şimdi söylemesinin sebebi ise belliydi. Lena'nın ölümü. Arden ilk kez gerçekten gitmek istiyordu. Buradan değil bu yerin bizden aldığı her şeyden kaçmak istiyordu.
"Şimdi mi karar verdin?" dedi Kael sertçe.
Arden ona baktı.
"Hayır." dedi Arden sakin bir şekilde. "Uzun zamandır bunu düşünüyordum."
"Ve bize söylemedin." Dedi Kael yüzündeki ifadesi değişmeden.
Arden birkaç saniye sustu.
"Söyleseydim ne değişecekti?" dedi Arden. "Elimizde bir yol yoktu." Diye devam etti.
"Yani bir çıkış yolu olduğunu mu söylüyorsun?" dedi başını kaldırırken Jace.
"Evet." dedi Arden.
Bu cevap odadaki herkesi dikkat kesilmeye zorladı. Arden sandalyeden kalktı ve masanın üzerine Lena'nın kılıcını bıraktı.
"Nocturne Academy sadece gördüğünüz koridorlardan ibaret değil." dedi Arden. "Burada öğrencilerin bilmediği bölümler var."
Kael kollarını bağladı. "Ve sen bütün bunları biliyorsun."
"Evet." dedi Arden.
Arden'in bu kadar kolay kabul etmesi beni şaşırtmıştı. Yine bir şeyler saklıyordu. Ama bu kez yüzünde eski soğuk ifade yoktu. Sadece yorgunluk vardı.
"Neden şimdi?" diye sordum.
Arden bana baktı. Bir süre cevap vermedi. Sonra elindeki kılıca baktı.
"Lena yüzünden." dedi Arden.
Odanın içindeki hava değişti.
"Lena buradan çıkabilmemiz için kendini feda etti." dedi Arden. "Onun yaptığı şeyin boşuna gitmesine izin veremem."
Sözleri karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü ilk kez Arden'in sadece kendi sırları için değil, bizim için de savaştığını görüyordum.
"Kaçmak istiyorsak önce hazırlanmamız gerekiyor." dedi Arden. "Ama bunu burada herkes varken yapamayız."
"Neyi öneriyorsun?" diye sordum.
Arden bakışlarını hepimizin üzerinde gezdirdi.
"Önce diğer öğrencileri göndermeliyiz." dedi Arden.
Sözleri odanın içinde yankılandı. Kimse hemen cevap vermedi. Aslında hepimiz bunun doğru olduğunu biliyorduk. Ne kadar dikkatli olursak olalım, Akademide bu kadar insan varken gizlice hareket etmek neredeyse imkânsızdı. Her köşede kameralar, her koridorda görevliler vardı. Bir hata yaptığımız anda Lena'nın başına gelenlerin aynısını yaşayabilirdik.
"Onları nasıl göndereceğiz?" diye sordu Jace.
Ses tonu her zamankinden farklıydı. Normalde böyle bir durumda mutlaka ortamı hafifletmeye çalışırdı ama bu kez yüzünde hiçbir şaka ifadesi yoktu. O da artık buranın oyun olmadığını anlamıştı. Arden bir süre sessiz kaldı. Elindeki kılıca baktı. Lena'nın kılıcı hâlâ yanındaydı ve onu bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi.
"Bilmiyorum." dedi Arden.
Bu cevap beni şaşırttı. Çünkü Arden genelde her şeyi bilen kişi gibi davranırdı. Ne kadar büyük bir sorun olursa olsun, sanki önceden düşünmüş gibi sakin kalırdı. Ama bu kez ilk defa gerçekten bir cevabı olmadığını kabul ediyordu.
"Yani hiçbir planın yok." dedi Kael sertçe.
Arden bakışlarını ona çevirdi.
"Bir planım var." dedi Arden. "Ama kesin değil."
Odadaki herkes ona döndü. Arden derin bir nefes aldı.
"Victoria."
İsmi duyulduğu anda içimde kötü bir his oluştu. Victoria, bu Akademide karşılaşabileceğimiz en tehlikeli kişilerden biriydi. Bizi izleyen, davranışlarımızı analiz eden ve en küçük hatamızı bile fark edebilecek kadar dikkatli biriydi.
"Victoria'yı mı kullanacağız?" diye sordu Jace.
Arden başını hafifçe salladı.
"Eğer diğer öğrencileri göndermek istiyorsak, bunu yapabilecek tek kişi o."
Selene düşünceli bir şekilde yere baktı. Sonra yavaşça başını kaldırdı.
"Deneyleri kullanabiliriz."
Hepimiz ona döndük.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordum.
"Bu Akademide zihinsel deneyler yapılıyor." dedi Selene. "Anıları değiştirebiliyorlar, insanların düşüncelerine müdahale edebiliyorlar."
Kael'in yüzü ciddileşti.
"Yani deney odalarından birini kullanmayı düşünüyorsun."
"Evet." Dedi başını sallayarak Selene.
Söyledikleri mantıklıydı. Nocturne Academy'de yıllardır yapılan deneylerin ne kadar ileri gittiğini tam olarak bilmiyorduk. Ama insanların hafızasına müdahale edebilecek kadar güçlü bir sistemleri varsa, Victoria üzerinde de etkili olabilirlerdi.
"Bu çok riskli." dedi Jace.
"Burada kalmak da öyle." dedi Arden.
Artık mesele sadece kaçmak değildi. Birinin zihnine müdahale etmek, geri dönüşü olmayabilecek bir adımdı. Selene'nin söylediği şey basit bir plan değildi. Victoria'nın zihnine girmek, sadece bir deney kullanmak anlamına gelmiyordu. Victoria yıllardır Akademinin içinde olan, insanları gözlemleyen ve en küçük değişikliği bile fark edebilecek kadar dikkatli biriydi. Eğer bir şeylerin ters gittiğini anlarsa, bunun sonuçlarının ne olacağını hepimiz biliyorduk.
"Bu gerçekten iyi bir fikir mi?" dedi Kael ciddi bir sesle.
Bakışları Selene'den bana döndü. Yüzündeki ifade her zamankinden daha sertti.
"Victoria sıradan biri değil. Onun zihnine girmek, diğer deneylerde olduğu gibi olmayabilir."
Selene ona baktı ama hemen cevap vermedi.
"Biliyorum." dedi sonunda.
"Hayır, gerçekten biliyor musun?" dedi Kael. "Çünkü eğer fark ederse sadece planımız bozulmaz. Hepimiz tehlikeye gireriz."
Sözleri odada yankılandı. Kimse ona karşı çıkmadı. Çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk. Victoria'yı hafife alamazdık. Gözlerimi yere indirdim. İçimdeki korkuyu saklamaya çalışıyordum ama bu düşünce bile beni huzursuz etmeye yetiyordu. Birinin zihnine girmek zaten kolay değildi. Ama Victoria gibi birinin zihnine girmek tamamen farklıydı.
"Başka bir yol var mı?" diye sordum.
Sorumu sorduğum anda cevabı zaten biliyordum. Kimse konuşmadı çünkü yoktu. Arden hâlâ elindeki Lena'nın kılıcına bakıyordu. Parmakları kılıcın sapında sıkıca duruyordu. Uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra başını kaldırdı.
"Burada kalırsak da güvende değiliz." dedi Arden.
Sesi sakindi ama içindeki yorgunluk hissediliyordu.
"Lena'nın başına gelenleri gördük. Burada bekleyerek hiçbir şeyi değiştiremeyiz."
Lena'nın adı odada farklı bir etki yaratmıştı. Hepimiz onun yokluğunu tekrar hissettik. Onun yaptığı fedakârlığın ardından hâlâ hiçbir şey yapmadan durmak, hepimize yanlış geliyordu. Jace derin bir nefes aldı.
"Yani gerçekten bunu yapacağız." dedi Jace.
Sesi eskisi gibi değildi. Şaka yapmıyordu, ortamı hafifletmeye çalışmıyordu. Sadece gerçeği kabul etmeye çalışıyordu. Arden ona baktı.
"Evet." dedi Arden. "Başka seçeneğimiz yok."
Sessizlik tekrar çöktü. Ben ise düşünmeye devam ediyordum. Victoria'nın zihnine girmek. Bu sadece bir görev değildi. Ne göreceğimizi, neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Belki onun sakladığı şeyleri görecektik. Belki de kendi geçmişimle ilgili bilmediğim şeylerle karşılaşacaktık. Ama geri çekilemezdik.
"Ben yaparım." dedim.
Odadaki herkes bana döndü. Arden'in yüzünde kısa süreli bir endişe belirdi.
"Nyra."
"Biliyorum." dedim onu durdurarak. "Tehlikeli."
Bir an sustum.
"Ama Lena'nın yaptığı şeyden sonra hiçbir şey yapmadan burada oturamam."
Artık karar verilmişti. Sadece bu planı nasıl uygulayacağımızı bulmamız gerekiyordu. Kimse hemen harekete geçmek istemiyordu. Karar vermek kolaydı, asıl zor olan bunu gerçekten yapmaktı. Victoria gibi birinin karşısına çıkmak, daha önce karşılaştığımız hiçbir tehlikeye benzemiyordu. Arden yavaşça ayağa kalktı. Elindeki Lena'nın kılıcını masanın üzerine bıraktı. İlk kez onu yanından ayırmıştı. Bu küçük hareket bile onun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu.
"Nocturne Academy'nin her bölümü öğrencilerin gördüğü yerlerden oluşmuyor." dedi Arden sakin bir sesle. "Bazı koridorlar yıllardır kapalı tutuluyor."
Hepimiz ona baktık.
"Sen bunları nereden biliyorsun?" diye sordum.
Arden kısa bir süre sustu. Sanki bu soruyu bekliyordu.
"Çünkü daha önce oraları gördüm." dedi Arden.
Bu cevap yeni sorular doğurmuştu. Arden hakkında bildiklerimizin ne kadar az olduğunu bir kez daha fark ettim. Her zaman bir şeyler biliyor, bir şeyleri saklıyor, gerektiğinde ortaya çıkarıyordu. Daha önce bu durum beni öfkelendirirdi. Şimdi ise sadece cevaplarını merak ediyordum.
"Zihin deneylerinin yapıldığı yeri biliyor musun?" diye sordu Selene.
Arden başını hafifçe salladı.
"Eski deney odalarından birinin yerini biliyorum."
Kael'in yüzü ciddileşti.
"Oraya ulaşmak kolay mı?"
"Hayır." dedi Arden. "Akademinin en korunan bölümlerinden biri."
Planımız artık sadece bir fikir olmaktan çıkmıştı. Önümüzde gerçek bir yol vardı ve bu yolun ne kadar tehlikeli olduğunu hepimiz biliyorduk.
"Ne kadar zamanımız var?" diye sordu Jace.
Arden pencereye baktı.
"Çok değil."
Bu cevap içimde garip bir huzursuzluk oluşturdu. Lena'nın ölümünden sonra ilk kez bir şey yapmaya karar vermiştik. Yine de her adımımızın bizi daha büyük bir tehlikeye götürebileceğini hissediyordum. Selene sessizce düşünüyordu. Sonra bana baktı.
"Nyra, gerçekten hazır mısın?"
Bu soruya hemen cevap veremedim.
Hazır mıydım?
Korkuyordum. Victoria'nın zihnine girmek, kontrol edemeyeceğim şeylerle karşılaşmak demekti. Yine de geri dönmek istemiyordum.
"Değilim." dedim dürüstçe.
Odadaki herkes bana baktı.
"Fakat yapacağım."
Bazen cesaret korkmamak değildi. Korktuğun şeyi yine de yapabilmekti. Arden başını hafifçe salladı.
"O zaman geceyi bekleyeceğiz."
Hepimiz bu sözle birlikte planın ilk adımının atıldığını anladık. Artık sadece kaçmayı düşünmüyorduk. Buradan çıkmak için savaşmaya hazırdık.
Konuşmalarımız devam ederken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Odanın içindeki sessizlik hâlâ aynıydı. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, kimse gereksiz bir şey söylemiyordu. Lena'nın yokluğu her an kendini hissettiriyordu. Sanki kapı birazdan açılacak ve içeri girip her zamanki sakinliğiyle bize bakacakmış gibi geliyordu. Fakat kapı açılmadı.
Saatler geçti. Dışarıdaki ışık yavaş yavaş kayboldu. Pencerenin ardından görünen karanlık, Akademinin beyaz koridorlarının soğuk ışıklarıyla birleşti. Gündüz yaşananların üzerinden çok zaman geçmemişti, yine de her şey çok daha eskiymiş gibi hissediliyordu.
Lena'nın ölümü, arenadaki sessizlik, Arden'in elindeki kılıç hepsi hâlâ aklımdaydı. Sonunda Arden yerinden kalktı. Hepimiz ona baktık.
"Zamanı geldi." dedi Arden sakin bir sesle.
Kimse ne demek istediğini sormadı. Hepimiz biliyorduk. Arden masanın üzerindeki Lena'nın kılıcını aldı. Bu kez hareketleri daha kararlıydı. Acısı hâlâ yüzünden okunuyordu, yine de geri adım atmıyordu.
"Deney odasına gideceğiz." dedi Arden.
Derin bir nefes aldım. Artık sadece konuşmuyorduk. İlk adımı atıyorduk. Kapıya doğru yürümeye başladık. Oda 8'in kapısı açıldığında koridorun sessizliği bizi karşıladı. Her zamanki beyaz duvarlar karşımızdaydı, fakat bu kez aynı yerde yürüyen insanlar gibi hissetmiyorduk. Artık sadece öğrenciler değildik. Bir planımız vardı. Ve bu planın sonunda bizi neyin beklediğini bilmiyorduk.
Kapıyı açıp, koridorda ilerlemeye başladık. Artık sadece konuşmuyor, gerçekten bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Herkes kendi düşünceleriyle mücadele ediyordu. Birkaç saat önce Lena'nın ölümünü izlemiştik. Şimdi ise onun ardından ilk kez bir planımız vardı. Korkutucu olan da buydu. Çünkü artık bekleyen taraf değildik. Bir karar vermiştik.
Arden koridorda yavaşça yürüyerek düşüncelerini toparlıyordu. Kael ve Selene planın eksik kalan yerlerini konuşuyordu. Jace ise alışık olmadığım kadar sessizdi. Normalde böyle anlarda mutlaka bir şey söylerdi. Fakat bu kez o da ciddiydi.
"Önce Victoria'yı buraya getirmemiz gerekiyor." dedi Selene.
Hepimiz ona baktık.
"Buraya mı?" diye sordum.
Selene başını salladı.
"Evet. Onu başka bir yerde yakalamaya çalışırsak daha fazla dikkat çekeriz."
Arden düşünceli bir şekilde başını eğdi.
"Victoria kolay kolay kimseyi takip etmez."
"Bu yüzden onu şüphelendirmeden çağırmamız gerekiyor." dedi Selene.
Victoria'ya bir sebep vermemiz gerekiyordu. Onu buraya kendi isteğiyle getirecek bir sebep.
"Bir sorun var." dedi Kael. "Victoria neden buraya gelsin?"
Bu soru odadaki herkesin aklına takılmıştı. Arden birkaç saniye düşündü.
"Bir şey fark ettiğimizi söyleyebiliriz."
"Bu onu daha dikkatli yapmaz mı?" diye sordu Jace.
Arden cevap vermedi. Çünkü haklıydı. Victoria şüphelenirse planımız başlamadan bitebilirdi. Gözlerimi kapattım. Victoria'nın nasıl düşündüğünü tahmin etmeye çalışıyordum. Onun için en önemli şey neydi? Kontrol, bilgi, deneyler.
"Deneylerle ilgili bir şey bulduğumuzu söylersek gelir." dedim.
Herkes bana döndü.
"Victoria sırları sever." dedim. "Özellikle de bizim bilmememiz gereken sırları."
Arden'in yüzünde kısa bir süreliğine onaylayan bir ifade oluştu.
"Bu işe yarayabilir."
Planın ilk gerçek adımı buydu. Victoria'yı kendi isteğiyle yanımıza çekecektik. Sonrası ise çok daha zor olacaktı.
Arden masanın üzerindeki eski iletişim cihazlarından birine yaklaştı. Uzun süredir kullanılmayan bu sistemin hâlâ çalışıp çalışmadığını bilmiyorduk. Akademide her şey kontrol altında tutulduğu için Victoria'ya ulaşmanın da dikkatli yapılması gerekiyordu.
"Mesajı kim gönderecek?" diye sordu Jace.
Kimse hemen cevap vermedi. Victoria ile doğrudan konuşmak, düşündüğümüzden daha zor olabilirdi. Söyleyeceğimiz her kelimeyi dikkatle seçmemiz gerekiyordu.
"Ben." dediğimde herkes bana baktı.
Arden'in yüzünde kısa bir endişe belirdi.
"Victoria seni tanıyor."
"Zaten bu yüzden ben göndermeliyim." dedim. "Benden gelecek bir mesaj onu daha fazla meraklandırabilir."
Selene başını hafifçe salladı.
"Nyra haklı olabilir."
Kael hâlâ ikna olmuş görünmüyordu.
"Ya bunun bir tuzak olduğunu anlarsa?"
Bu ihtimali düşünmemiş değildik. Victoria'nın bizi birçok kez izlediğini biliyorduk. Onun karşısında küçük bir hata bile planımızın sonu olabilirdi.
"Anlarsa zaten hiçbir şey değişmeyecek." dedi Arden. "Yine de denemek zorundayız."
Arden'in sesi sakindi fakat yüzündeki kararlılık açıkça görülüyordu. İletişim cihazının başına geçtim. Parmaklarımı tuşların üzerinde birkaç saniye beklettim. Ne yazacağımı biliyordum, yine de ilk kelimeyi yazmak zor geldi. Sonunda mesajı gönderdim. Kısa, açıklama yapmayan, sadece merak uyandıracak bir mesaj.
"Akademinin eski bölümleriyle ilgili bir şey bulduk. Bunu görmeniz gerekiyor."
Gönder tuşuna bastığım anda içimde garip bir his oluştu. Artık geri dönüş yoktu. Hepimiz sessizce beklemeye başladık. Dakikalar geçti kimseden ses çıkmadı. Cihazdan küçük bir ses geldi. Yeni bir mesaj. Victoria cevap vermişti. Ekrana baktım. Sadece tek bir cümle yazıyordu.
"Beş dakika içinde oradayım."
Planımızın en zor kısmı başlamıştı. Nefes alışlarım hızlanmıştı. Victoria az sonra burada olacaktı ve ben onun zihnine girecektim. Bu görevi üstlenmek benim için oldukça zordu. Ne kadar hazırlıklı olmaya çalışsam da içimdeki korkuyu susturamıyordum. Hepimiz bunu Lena için yapıyorduk. Hem Lena hem de Arden için. Onun yaptığı fedakârlığın ardından burada oturup hiçbir şey yapmamız mümkün değildi. Arden kapının arkasına geçti. Her zamanki sakin görüntüsünü korumaya çalışıyordu. Elindeki Lena'nın kılıcını bile yanına almıştı.
"Victoria birazdan gelir. O gelince arkasından kapıyı kapatalım." dedi Arden alçak sesle.
Sonra bakışlarını Selene ve Jace'e çevirdi.
"Victoria'yı ben sandalyeye oturttururum. Jace, sen cihazı çalıştırırsın." Diye ekledi Selene.
Arden'le görev paylaşımı konusunda iyiydiler. Kimsenin ne yapacağını tekrar tekrar anlatmasına gerek kalmıyordu. Herkes kendi görevini biliyordu.
"Ben de ters giden bir şey var mı diye kontrol edeceğim, Nyra." dedi Arden kararlı bir şekilde.
Bakışları kısa bir süre benim üzerimde kaldı.
"Kael, sen kapıda dur. Birisi gelirse bize haber ver." diye ekledi Jace.
Kael başını salladı ve kapının yakınına geçti. Odadaki herkes yerini aldı. Şimdi sadece Victoria'yı bekliyorduk. Kapının ardından ayak sesleri duyulmaya başladı. Önce uzaktı. Sonra gittikçe yaklaştı. Her adımda kalbimin biraz daha hızlı attığını hissediyordum. Ellerimi sıktım ve derin bir nefes almaya çalıştım. Kapının önünde ayak sesleri kesildi. Bir saniye sonra kapı açıldı. Victoria içeri girdi ve bakışlarını doğrudan bana çevirdi.
"Umarım kayda değer bir şey bulmuşsundur, Nyra." dedi Victoria meraklı bir ifadeyle.
Cevap vermeme fırsat kalmadan Arden kapının arkasından çıktı ve Victoria'nın arkasındaki kapıyı kapattı. Victoria ne olduğunu anlamaya çalışırken Selene hızla yanına geçti. Victoria'nın ellerini arkasında birleştirip onu deney sandalyesine oturttu.
"Ne yapıyorsunuz?" dedi Victoria şaşkınlıkla.
Jace cihazı çalıştırırken ellerini sabitledi. Victoria başını çevirmeye çalıştı.
"Nyra, sakın."
Sesindeki uyarı içimi daha da gerdi. Jace cihazın son bağlantısını yaptı ve başını kaldırdı.
"Şimdi, Nyra!" diye bağırdı Arden.
Bir an olduğum yerde kaldım. Sonra Victoria'ya baktım. Korkumu bastırıp bir adım öne çıktım. Bir adım daha attım ve gözlerimi kapattım. Cihazın uğultusu giderek yükselirken başımın içinde ağır bir baskı hissetmeye başladım. Victoria'nın zihnine girmek, daha önce yaşadığım hiçbir şeye benzemiyordu. Sanki önümde kapalı bir kapı vardı ve ben o kapıyı zorlayarak açmaya çalışıyordum. Dişlerimi sıktım ve bağlantıyı güçlendirmeye çalıştım. Birkaç saniye sonra etrafımdaki oda tamamen kayboldu.
Gözlerimi açtığımda karanlık bir koridorda duruyordum. Duvarlarda birbirinden farklı görüntüler beliriyor, ben onlara yaklaştıkça kayboluyordu. Victoria'nın anılarıydı. Bir deney odası gördüm, ardından öğrenciler, görevliler ve daha önce hiç görmediğim yüzler ortaya çıktı. Görüntülerin arasında ilerlemeye çalışırken başımın içindeki baskı giderek arttı. Victoria'nın zihni beni dışarı itiyordu.
"Buradan çık." dedi Victoria'nın sesi.
Bir anda koridorun sonunda belirdi. Bana doğru yürümüyordu, sadece olduğu yerde durup beni izliyordu. Yüzündeki ifade öfkeliydi.
"Benim zihnimde ne aradığını sanıyorsun?" dedi Victoria sertçe.
"Öğrencileri göndermeni sağlayacak bir şey arıyorum." dedim.
Victoria'nın yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu.
"Bunu yapabileceğini gerçekten düşünüyor musun?"
Cevap vermedim. Yeniden ilerlemeye çalıştım. O anda koridorun duvarları üzerime doğru kapanmaya başladı. Nefes almak zorlaştı. Birkaç adım geri çekilmek zorunda kaldım. Victoria'nın zihni beni reddediyordu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım düşüncelerinin arasına giremiyordum.
"Çık buradan." dedi Victoria.
Bu kez sesi daha yakındı. Başımı kaldırdım. Geri dönmek istemiyordum. Lena'nın arenadaki son anı aklıma geldi. Arden'in elinde hâlâ onun kılıcı vardı. Odaya döndüğümüzde herkesin yüzündeki ifadeyi hatırladım. Buraya kadar gelmemizin bir sebebi vardı. Derin bir nefes aldım.
"Hayır." dedim.
Victoria'nın bakışları sertleşti. Tekrar ilerledim. Bu kez bütün gücümü bağlantıya verdim. Önümdeki karanlık parçalanmaya başladı. Victoria'nın düşünceleri birbirine karıştı. Korku, öfke, şüphe ve kontrol etme isteği birbirinden ayrılıyordu. Aralarında bir düşünce aradım. Öğrenciler onları Akademiden gönderme düşüncesi.
İlk başta bulamadım. Sonra çok kısa bir anlığına o düşünceyi yakaladım. Onu bırakmadan tuttum. Victoria'nın zihni yeniden karşı koydu ve başımın içinde keskin bir ağrı oluştu. Dizlerimin üzerine düşecek gibi oldum. Yine de bağlantıyı kesmedim.
"Git." dedi Victoria.
"Hayır." dedim tekrar.
Düşünceyi biraz daha güçlendirdim. Victoria'nın zihnindeki direnç yavaş yavaş azalmaya başladı. Öğrencilerin Akademiden gönderilmesi gerektiğine dair düşünce artık orada duruyordu. Önce yabancı bir düşünce gibiydi, sonra yavaşça Victoria'nın kendi kararıymış gibi şekillenmeye başladı. Son bir kez bağlantıyı güçlendirdim. Victoria'nın yüzündeki ifade değişti. Bana bakmayı bıraktı.
"Öğrencileri göndermeliyim." dedi kendi kendine.
Victoria'nın zihninden çıkmadan önce son bir kez durdum. Bağlantıyı tamamen kesmem gerekiyordu, fakat planımızla ilgili anıların onun zihninde kalmasına izin veremezdim. Eğer biraz önce yaşananları hatırlarsa her şey birkaç dakika içinde ortaya çıkabilirdi. Bu yüzden yeniden Victoria'nın düşüncelerine yöneldim.
Bu kez daha dikkatliydim. Az önce yaşadığım zorluk hâlâ üzerimdeydi. Victoria'nın zihni tekrar karşı koymaya başladığında nefesimi tuttum ve yalnızca belirli anılara odaklandım. Oda 8, bana gönderdiği mesaj, bu odaya gelişi ve bizimle yaptığı konuşma. Bunların hepsini birbirinden ayırmaya çalıştım. Bir anıyı yanlışlıkla silmek istemiyordum.
"Hayır." diye fısıldadı Victoria.
Sesini duyduğumda irkildim. Hâlâ zihnimin içindeydi.
"Ne yaptığını bilmiyorsun."
Biliyorum, diye düşündüm. Fakat devam etmek zorundaydım. Anılar tek tek önümden geçmeye başladı. Victoria'nın bizi odaya çağırdığı mesaj, kapıdan içeri girişi, Arden'in kapıyı kapatması, Selene'nin onu sandalyeye oturtması ve cihazın çalışması. Hepsini birer birer ayırdım. Sonra o anıların bulunduğu bölümü zihninden çekip çıkardım.
Bir süre hiçbir şey olmadı. Sonra görüntüler bulanıklaşmaya başladı. Victoria'nın yüzü değişti. Sanki neyi kaybettiğini anlamaya çalışıyordu. Sonunda bağlantıyı tamamen bıraktım.
Gözlerimi açtığımda yeniden deney odasındaydım. Nefes almakta zorlanıyordum. Başım dönüyordu ve birkaç saniye boyunca bulunduğum yeri bile anlayamadım. Arden hemen yanıma geldi.
"İyi misin?" dedi Arden endişeyle.
Başımı hafifçe salladım.
"İyiyim."
Sesim düşündüğümden daha zayıf çıkmıştı. Victoria hâlâ sandalyede oturuyordu. Birkaç saniye sonra gözlerini açtı ve etrafına baktı. Yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi.
"Neredeyim?" dedi Victoria.
Jace ile Selene birbirlerine baktı. Victoria yavaşça doğruldu. Ellerine baktı, ardından etrafındaki cihazları inceledi. Yüzünde şüphe vardı fakat ne olduğunu hatırlamaya çalıştıkça zihninde hiçbir şey bulamıyordu.
"Buraya neden geldim?" diye sordu Victoria.
Bir an kimse cevap vermedi. Sonra Arden sakin bir şekilde konuştu.
"Eski deney odasını kontrol etmek için gelmiştiniz."
Victoria birkaç saniye ona baktı. Sanki bu cevabı kendi zihninde doğrulamaya çalışıyordu. Sonunda başını salladı.
"Evet." dedi Victoria. "Sanırım öyle."
Plan işe yaramıştı. Victoria bizi hatırlıyordu, akademiyi hatırlıyordu, geçmişini hatırlıyordu. Sadece burada yaşananları hatırlamıyordu. Bir süre sonra Victoria sandalyeden kalktı. Üzerindeki kıyafetleri düzeltti ve kapıya yöneldi.
"Öğrenciler hâlâ burada mı?" diye sordu Victoria.
Arden cevap vermeden önce bana kısa bir bakış attı.
"Evet."
Victoria kapıya doğru yürüdü.
"Onları göndermek daha güvenli olacak." dedi Victoria sakin bir şekilde.
İçimde bir şey gevşedi. Planımızın ilk kısmı tamamlanmıştı. Victoria kapının önüne doğru ilerledi. Birkaç saniye boyunca hepimize baktı. Yüzünde hâlâ anlam veremediğim bir ifade vardı. Sanki zihninde eksik olan bir parçayı bulmaya çalışıyordu, fakat ne kadar düşünürse düşünsün o boşluğu dolduramıyordu.
"Diğer öğrencilerin burada kalması gerekmiyor." dedi Victoria sakin bir sesle. "Sabah itibarıyla gönderilmeleri için gerekli işlemleri başlatacağım."
İçimden büyük bir rahatlama geçti. Yine de bunu belli etmemeye çalıştım. Victoria'nın önünde hâlâ dikkatli olmamız gerekiyordu.
Arden başını hafifçe sallarken "Anlaşıldı." dedi.
Victoria kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Ayak sesleri koridorda uzaklaşırken Kael hemen kapıya yaklaştı. Birkaç saniye bekleyip koridora baktı, ardından kapıyı kapattı.
"Gerçekten gitti." dedi Kael.
Jace derin bir nefes verdi. "Bir an yakalandığımızı sandım."
Selene ona baktı. "Hepimiz sandık."
Ben ise olduğum yerde kalmıştım. Başım hâlâ ağırdı. Victoria'nın zihninden çıkalı birkaç dakika olmuştu fakat sanki saatlerdir oradaymışım gibi hissediyordum. Dizlerimin bağı çözülürken sandalyeye oturdum. Arden hemen yanıma geldi.
"İyi misin?" dedi Arden.
"Biraz başım dönüyor." dedim.
"Normal." dedi Selene. "Victoria'nın zihni düşündüğümüzden daha güçlüydü."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Lena'nın yüzü yine aklıma geldi. Arenadaki son anılarını düşündüm. Hepimiz bu planı onun için başlatmıştık. Şimdi ilk adımı atmıştık. Arden birkaç adım geriye çekildi. Elindeki Lena'nın kılıcına baktı. Sonra onu masanın üzerine bıraktı. Kimse kılıca bakmaktan kendini alamadı. Lena artık yoktu. Fakat onun bıraktığı şey hâlâ bizimleydi.
"Yarın burası eskisi kadar kalabalık olmayacak." dedi Arden.
"Sonra ne yapacağız?" diye sordu Jace.
Arden cevap vermeden önce bana baktı.
"Senin geçmişini öğrenmemiz gerekiyor."
Kaşlarımı çattım.
"Benim geçmişimi zaten biliyoruz."
"Hayır." dedi Arden. "Bildiğimizi sandığımız kısmı biliyoruz."
Bu söz içimde garip bir his oluşturdu. Arden benim geçmişimdeydi. Onu hatırlıyordum. Onunla geçirdiğim yılları, Akademiyi, Elowen'ı ve o zamanları hatırlıyordum. Fakat zihnimin bazı yerlerinde hâlâ ulaşamadığım boşluklar vardı.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordum.
Arden cevap vermedi. Sadece masanın üzerindeki kılıca baktı. Sonra gözlerini tekrar bana çevirdi.
"Yarın anlarsın."
O gece ilk kez kaçış planımızın sadece Akademiden kurtulmakla ilgili olmadığını anladım. Buradan çıkmadan önce kendi geçmişimin içine girmek zorunda kalacaktım. Ve geçmişimde hâlâ hatırlamadığım şeyler vardı. Victoria'nın ayak sesleri koridorda tamamen kaybolduktan sonra birkaç saniye daha sessiz kaldık. Hepimiz biraz önce yaşananları sindirmeye çalışıyorduk. Victoria'nın zihnine girmek düşündüğümden çok daha zor olmuştu ve hâlâ başımın içinde hafif bir ağrı vardı. Yine de planın ilk kısmı işe yaramıştı. Diğer öğrenciler gönderilecekti ve Akademi bizim için daha sakin bir hâle gelecekti.
Arden masanın yanına geçti. Lena'nın kılıcı hâlâ masadaydı. Bir süre hiçbir şey söylemeden bana baktı. Sonra sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi başını hafifçe kaldırdı.
"Nyra." dedi Arden.
"Ne oldu?" diye sordum.
Arden birkaç saniye düşündü.
"Victoria'nın zihnine girmişken, senin zihnine de bakabiliriz."
Kaşlarımı çattım.
"Benim zihnime mi?"
"Evet." dedi Arden. "Cihaz hâlâ burada. Birazdan kapatıp tekrar çalıştırmakla uğraşmamız gerekmiyor."
Selene Arden'e baktı.
"Bu gece yapmayı mı düşünüyorsun?"
Arden başını salladı.
"Zaten buradayken fırsatı değerlendirebiliriz."
İçimdeki huzursuzluk yeniden arttı. Victoria'nın zihnine girmek bile beni bu kadar yormuşken kendi zihnimin içine girecek olmaları çok daha farklı hissettiriyordu. Kendi anılarımın arasında kaybolmaktan korkuyordum. Arden bakışlarını tekrar bana çevirdi.
"Bir şey soracağım."
Bekledim.
"Elara'yı hatırlıyor musun?"
İsmi duyduğum anda zihnimde kısa bir görüntü belirdi. Çok kısa sürdü. Bir koridor, koyu renkli bir kapı ve tanıdık gelen bir ses. Sonra görüntü kayboldu. Kaşlarımı çattım.
"Elara..."
Arden'in yüzündeki ifade değişti.
"Hatırlıyor musun?" diye tekrar sordu.
Cevap vermek için ağzımı açtım. Fakat kelimeler çıkmadı. Annem olduğunu şimdi söylemek ani olabilirdi.
