3. bölüm · Nefretin Ritmi

3.bölüm...Maskelerin Arkası

TEODENN ^o^

Bölümler
1 1.bölüm...Düşman Hataları 2 2.bölüm....Zoraki Ortaklık 3 3.bölüm...Maskelerin Arkası 4 4.bölüm...Yağmur Sığınağı 5 5.bölüm...Kıskançlık Kıvılcımı 6 6.bölüm...Geri Adım 7 7.bölüm...Gece Yarısı İtirafı 8 8.bölüm...Karanlık Gölge 9 9.bölüm...Beyaz Koridorlar ve Pişmanlık 10 10.bölüm...İlk Nefes, İlk Öpücük 11 11.bölüm...El Ele, Herkese İnat 12 12.bölüm... Kararan sular 13 13.bölüm...Depodaki Hesaplaşma 14 14.bölüm...Fırtınadan Sonraki Liman 15 15.bölüm...Sonsuz Dalga 16 16.bölüm...Kayıp Parça 17 17.bölüm...Arşivdeki Yangın 18 18.bölüm...Sessiz Fırtına 19 19.bölüm... Gece Gelen Telefon 20 20.bölüm... Gölgede Kalanlar 21 21.bölüm...Kırmızı Çizgi 22 22.bölüm...Geri Sayım 23 23.bölüm...Sınır Ötesi 24 24.bölüm...Gece Yarısı 25 25.bölüm...Zarfın İçindeki Sır 26 26.bölüm...Kilitli Sırlar 27 UYARI:: 28 ... 29 27.bölüm...Koridorda Hesablaşma. 30 28.bölüm...Sır Duvarı. 31 29.bölüm... Fırtına Öncesi. 32 30.bölüm...Geçmişin Külleri. 33 31.bölüm...Kuşatmam. 34 32.bölüm...Gece Uçurumu. 35 33.bölüm...Sınırda Son Sürat. 36 34...Gecenin Şahidi. 37 35.bölüm...Ormandaki Gölgeler. 38 36.bölüm...Çemberin Daralması. 39 37.bölüm...Namlunun Ucunda. 40 38.bölüm...Sessiz Liman. 41 39.bölüm...İntikam Yemini. 42 40.bölüm...Fırtına Öncesi Sessizlik. 43 41. Bölüm...Yüzleşme. 44 42.Bölüm...Alevlerin Arasında. 45 43.Bölüm...Hesab Günü. 46 44.bölüm...Yeniden Doğuş. 47 FİNAL BÖLÜM. 45. Bölüm...Sonsuz Başlanğıc.

Kütüphanenin eski, ahşap kokulu havası Deniz’i her zaman rahatlatırdı ama bu akşam içerideki sessizlik bile ona ağır geliyordu. En arkadaki köşe masalardan birine oturmuş, önündeki kalın edebiyat kitaplarını açmıştı. Saat tam beş buçuktu. Teo’nun gelmeyeceğini, her zamanki gibi umursamaz davranacağını düşünüyordu.
"Tam zamanında geldim, Külkedisi. Beni bekletmediğin için teşekkürler."
Deniz başını kaldırdığında Teo’nun karşısındaki sandalyeyi çekip oturduğunu gördü. Ceketini sandalyenin arkasına asmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Gözleri yorgun görünüyordu ama o sinir bozucu gülümsemesi hâlâ yerindeydi.
"Seni beklemiyordum, ödevimi yapıyordum," dedi Deniz soğuk bir sesle, önündeki deftere bir şeyler yazmaya devam ederek. "Kitapları seçtim. Tanzimat dönemi çatışmalarını sen yazacaksın, Servet-i Fünun kısmını ben."
Teo öne doğru eğildi, kollarını masaya yasladı. "Hemen işe mi koyuluyoruz? Biraz sohbet etseydik? Mesela... benden neden bu kadar nefret ettiğini anlatabilirsin."
Deniz kalemini sertçe masaya bıraktı ve gözlerini Teo’nun gözlerine dikti. "Çünkü çok bencil ve ukalasıın, Teo. Okuldaki herkes senin etrafında dönüyor gibi davranmandan, insanları küçümsemenden nefret ediyorum. Şimdi, konuşmayı kes de şu maddeleri temize çek."
Teo bir an duraksadı. Yüzündeki o alaycı maske ilk defa tamamen düştü. Bakışlarında derin bir kırgınlık ya da adını koyamadığı bir karanlık belirdi. "İnsanları küçümsemiyorum," dedi sesi bu kez şaşırtıcı derecede kısık ve hırıltılı çıkmıştı. "Sadece... kimsenin hayatıma fazla karışmasını istemiyorum. Arkamdan konuşan o sahte kalabalıktansa, senin gibi yüzüme karşı nefretini kusan biri çok daha gerçek."
Deniz duydukları karşısında şaşırmıştı. Teo’nun her zaman mükemmel, dertsiz ve egoist bir hayatı olduğunu düşünürdü. Ama ilk kez onun sesinde tamamen savunmasız, gerçek bir ton yakalamıştı. Tam o sırada Teo’nun masanın üzerindeki telefonu titremeye başladı. Ekranda "Baba" yazısı belirdiğinde Teo’nun yüz hatları aniden gerildi, yumruğunu sıktı. Telefonu ters çevirip aramayı reddetti.
Deniz onun bu ani değişimini izlerken içindeki öfkenin yerini tuhaf bir merak almıştı. "Neden açmadın?" diye sordu yavaşça.
Teo derin bir nefes aldı, gözlerini Deniz’den kaçırarak önüne dönüp kalın kitaplardan birini önüne çekti. "Ödevimize baksak iyi olacak, vaktimiz az," diyerek konuyu hemen kapattı.
O akşam saatlerce hiç konuşmadan, sadece kitapların sayfalarını çevirerek çalıştılar. Ama aralarındaki o eski hırçın gürültü gitmiş, yerini daha derin, tuhaf bir sessizliğe bırakmıştı. Deniz fark etmeden sık sık Teo’nun odaklanmış yüzünü, kitabın satırlarında gezinen uzun parmaklarını izliyordu. Teo da Deniz ne zaman başını eğse, onun saçlarının arasından görünen yüzünü seyrediyordu.
Kütüphaneci kadın gelip kapatacaklarını söylediğinde ikisi de zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Eşyalarını toplarken Teo, Deniz’in çantasını fermuarını çekmesine yardım etti. Parmakları yine birbirine değdi. Bu kez Deniz elini hemen çekmedi. Teo’nun gözlerinde gördüğü o gizemli ve hüzünlü çocuk, onun nefret duvarında ilk küçük çatlağı oluşturmuştu.
"Yarın yine burada," dedi Teo, kapıya doğru yürürken. Bu kez yüzünde alaycı değil, samimi bir gülüş vardı. "İyi geceler, Deniz."
Deniz onun arkasından bakarken kalbinin ritminin yine değiştiğini fark etti. "İyi geceler," diye fısıldadı kendi kendine. Maskelerin arkasındaki Teo, düşündüğünden çok daha tehlikeliydi; çünkü kalbine dokunmaya başlamıştı.