21. bölüm · Nefretin Ritmi
21.bölüm...Kırmızı Çizgi
Duvardaki o büyük, kırmızı çarpı işareti adeta gecenin tüm huzurunu bir anda silip süpürmüştü. Deniz, işaretin önünde durduğunda adımları kilitlendi, elindeki okul çantası parmaklarının arasından kayacak gibi oldu. Teo ise o dumanlı gözlerini duvardaki boyaya dikmiş, dişlerini birbirine bastırıyordu. Çene kemiğinin kasıldığını gören Deniz, onun içindeki o vahşi öfkenin yeniden uyandığını anladı.
Teo, Deniz’in titreyen elini büyük bir hızla kavradı ve onu arkasına aldı. Simsiyah saçları rüzgarda sertçe savrulurken, etraftaki sokakları, apartman boşluklarını tek tek süzdü. "Bunu buraya kimin yaptığını bulacağım," diye mırıldandı, sesi adeta bir fırtına öncesi sessizliği gibi derinden ve ürkütücü geliyordu. "Beni korkutamazlar ama sana yaklaşmaya cüret ettikleri an oyun biter."
Okula giden yol boyunca Teo, Deniz'in elini bir saniye bile bırakmadı, parmaklarını onun parmaklarına tamamen mühürlemişti. Koridorlardan geçerken, sınıftakiler Teo’nun yüzündeki o tehlikeli ifadeyi görüp yollarını değiştirdiler. Sınıfa girer girmez Teo, Deniz’i en arka sıradaki yerlerine oturttu. Deniz tam çantasına uzanacakken, Teo onun bileğinden tuttu ve onu kendine doğru çekip sırtını sınıfın duvarına yasladı.
"Teo, herkes içinde..." diye fısıldadı Deniz, gözleri kapıya kayarak.
"Umrumda değil," dedi Teo. Sesi her zamanki alaycı tonundan uzaktı, tamamen arzu ve koruma içgüdüsüyle boğuklaşmıştı. Deniz’in yüzüne o kadar yaklaştı ki, nefesleri birbirine karıştı. "Duvarlar, kurallar, insanlar... Hiçbiri umrumda değil. Tek düşündüğüm sensin."
Daha fazla beklemeden Deniz’in dudaklarına kapandı. Bu öpücük, dışarıdaki tehdide karşı çekilen kırmızı bir çizgi gibiydi. Teo, Deniz’in alt dudağını hırsla kavrayıp emerken, ellerini onun beline doladı ve bedenini duvara daha sert sabitledi. Deniz, yaşadığı tüm korkuyu bu öpücüğün şehvetinde eriterek ellerini Teo’nun boynuna doladı. Teo’nun dudakları dudaklarından ayrılıp çenesine ve oradan boynuna indiğinde, o loş köşe saniyeler içinde ikisinin yangınıyla kavruldu. Boynuna kondurduğu her sert ve ıslak öpücük, Deniz’in sınıfın içinde hafifçe inlemesine neden oluyordu.
Teo başını kaldırıp dumanlı gözleriyle Deniz’e baktığında, yüzünde o eski, alaycı ve büyüleyici gülümseme belirdi. "Hâlâ korkuyor musun, Külkedisi?" diye sordu.
Deniz nefes nefese, "Sen yanımdayken hayır," diyebildi.
Ancak tam o sırada sınıfın kapısı sertçe açıldı ve içeri giren okul müdürünün yardımcısı, doğrudan arka sıraya, onlara doğru yürümeye başladı. Yüzündeki ciddiyet, yeni bir kargaşanın kapıda olduğunun kanıtıydı...
