31. bölüm · Nefretin Ritmi
29.bölüm... Fırtına Öncesi.
Tarih öğretmeninin tahtaya vurduğu tebeşir sesi sınıfta yankılanırken, kapının aralığından sızan o gölge—Kerem’in ta kendisiydi. Yüzünde az önce yediği yumruğun morluğu hafifçe belli oluyordu ama gözlerindeki o sinsi, intikam dolu parıltı hiç sönmemişti. Sırasına doğru yürürken Teo ve Deniz’e nefret dolu bir bakış attı. Teo ise istifini zerre bozmadan, dumanlı gözlerini Kerem’e dikti ve alaycı bir şekilde gülümsedi. Sıranın altından Deniz’in elini daha da sıkı tuttu.
Ders boyu zaman adeta akmamış, durmuş gibiydi. Deniz’in aklı tamamen Teo’nun ceketinin iç cebinde duran o siyah deri defterdeydi. Babasının geçmişi, Evan’ın ailesiyle yapılan gizli anlaşmalar… Göğsüne batan bir sızı gibiydi bu belirsizlik.
Nihayet okul çıkış zili çaldığında, Teo Deniz’i kalabalığın arasından adeta bir gölge gibi sıyırıp çıkardı. Bahçede motoruna atladıkları gibi hırçın bir hızla Teo’nun o gözlerden uzak müstakil evine doğru sürdüler. Yol boyu rüzgar simsiyah saçlarını savururken, Deniz arkada Teo’nun beline her zamankinden daha büyük bir çaresizlikle sarılmıştı.
Evin kapısından içeri adım atar atmaz Teo kapıyı arkalarından kilitledi. Ceketini çıkarıp o siyah defteri salonun ortasındaki ahşap masanın üzerine bıraktı. Üzerindeki yırtık siyah tişörtü ve kavgadan kalan hafif sıyrıklarıyla adeta bir savaşçı gibi duruyordu.
Deniz masanın başındaki koltuğa çöktüğünde titriyordu. Teo, onun bu halini görerek hemen önünde diz çöktü. Deniz’in iki elini de kavrayıp dudaklarına götürdü, sıcak nefesini tenine üfledi. "Korkma," dedi, sesi o kadar derinden ve sahipleniciydi ki. "İçinde ne yazarsa yazsın, senin canını sıkacak her satırı bu dünyadan silerim."
Deniz, gözlerinden süzülen bir damla yaşla birlikte Teo’nun boynuna sarıldı. Bu hareket, Teo’nun içindeki o koruma içgüdüsünü ve durdurulamaz arzuyu yeniden tetikledi. Teo, Deniz’i belinden kavrayarak ayağa kaldırdı ve sırtını salonun duvarına yasladı. Gözleri arzuyla tamamen kararmıştı.
Daha fazla konuşmasına izin vermeden Deniz’in dudaklarına kapandı. Bu öpücük, o defterin kapağını açmadan önce aralarında ördükleri son güvenli duvardı; hırçın, aç ve alabildiğine şehvetliydi. Teo, Deniz’in alt dudağını hırsla dişlerinin arasına alıp emerken, ellerini tişörtünün altından çıplak sırtına yerleştirdi ve onu kendine daha çok yapıştırdı. Deniz, içindeki tüm korkuyu ve bilinmezliği bu öpücükte eriterek Teo’nun boynuna daha sıkı sarıldı, ağzından boğuk bir inilti döküldü. Teo’nun ıslak dudakları boynuna, oradan köprücük kemiğine kayıp orayı sertçe ısırdığında, Deniz tamamen onun yarattığı yangına teslim olmuştu.
Teo nefes nefese başını kaldırdı, dumanlı gözleriyle Deniz’in kızarmış dudaklarına baktı. "Şimdi," dedi boğuk bir sesle. "O defteri açıyoruz."
Masanın üzerindeki siyah deftere doğru yürüdü ve kapağını araladı. İlk sayfada yazan isimleri gördüklerinde, ikisinin de bakışları donakaldı...
