34. bölüm · Nefretin Ritmi
32.bölüm...Gece Uçurumu.
Teo’nun "kaçıyoruz" sözü odadaki soğuk havada asılı kalırken, Deniz onun kaşından sızan ince kan sızıntısına bakıyordu. Titreyen parmaklarını uzatıp Teo’nun şakağına, o kanın sızdığı yere yavaşça dokundu. Teo, Deniz’in bu narin dokunuşuyla gözlerini hafifçe kapattı; içindeki o vahşi, dövüşten kalan hırçın sakinlik yerini derin bir sükunete bıraktı.
"Teo, nereye gideceğiz?" diye fısıldadı Deniz. Sesindeki korku, yerini tamamen Teo'ya olan teslimiyete bırakmıştı. "Bizim bir geçmişimiz, arkamızda bırakamayacağımız sırlarımız var."
Teo gözlerini açtı. O dumanlı bakışları, simsiyah saçlarının altından adeta geceyi delip geçiyordu. Deniz’in elini kavrayıp kendi yanağına bastırdı. "Gideceğimiz yerin bir önemi yok Külkedisi. Benim olduğun, güvende olduğun her yer bize ait. O defteri de yanımıza alıyoruz. Bu şehirden uzaklaşacağız ama bu oyunun peşini bırakacağımı sanmasınlar."
Teo, cebinden motorunun anahtarını çıkardı. Ancak gitmeden önce, Deniz’in gözlerindeki o hüzünlü ve çaresiz bakış onun içindeki arzu dalgasını son bir kez körükledi. Deniz’i belinden tutarak yatağın üzerine doğru hafifçe itti ve üzerine eğildi. Bu, şehri terk etmeden önceki o son kaçamak, o en tehlikeli andı.
Teo, Deniz’in ellerini yatağın başlığına doğru sabitleyip dudaklarına gömüldü. Bu öpücük, az sonra çıkacakları o meçhul yolculuğun ilk adımı gibi derin, hırçın ve sahipleniciydi. Alt dudağını sertçe dişlerinin arasına alıp emerken, Deniz’in vücudu alt üst olmuş bir adrenalinle sarsıldı. Teo’nun sıcak dudakları çenesinden boynuna doğru kaydı; boynundaki o hassas teni her zamankinden daha hırslı, mor izler bırakacak şekilde emip ısırdığında Deniz odanın loşluğunda boğuk bir şekilde inledi. Elleri Teo'nun sırtındaki o geniş omuzlara kenetlendi.
"Her şeyimle seninle geliyorum," diye mırıldandı Deniz nefes nefese.
Teo üzerinden kalktı, simsiyah saçlarını geriye attı ve siyah deri ceketini sırtına geçirdi. Defteri ceketinin iç cebine yerleştirdi.
Birkaç dakika sonra, gecenin karanlığında Teo’nun motorunun o hırçın, gürültülü sesi sokakları yeniden inletmeye başladı. Şehrin ışıkları arkalarında yavaş yavaş küçülürken, Deniz arkada Teo’nun beline, sanki hayatının tek dayanağı oymuş gibi sımsıkı sarılmıştı. Yol onları şehrin dışındaki dik uçurumlara, deniz kenarındaki o eski patikaya doğru götürüyordu.
Ancak dikiz aynasından sokağın sonuna bakan Teo’nun dumanlı gözleri kısıldı. Arkalarından gelen iki güçlü far, kargaşanın onları şehrin sınırında bile rahat bırakmayacağının kanıtıydı. Siyah bir minibüs hızla mesafeyi kapatıyordu...
