39. bölüm · Nefretin Ritmi
37.bölüm...Namlunun Ucunda.
Deniz fenerinin devasa ışığı üzerlerinden geçerken, Teo bir kaplan gibi adamın üzerine çullandı. Silah tutan bileğe indirdiği sert bir dirsek darbesiyle geceyi yırtan tek bir el silah sesi duyuldu—kurşun boşluğa, fenerin taş duvarına saplanmıştı. Silah zemin boyunca yuvarlanıp uçurumun karanlığına doğru kayarken, Teo adamı yakasından tutup hırsla fenerin sert zeminine çarptı.Dumanlı gözlerindeki o gözü kara öfkeyle adama art arda sert yumruklar indirdi. Simsiyah saçları yüzüne dağılmış, şakağından sızan kan yanağında kuruyarak koyulaşmıştı. Diğer adam Teo’nun arkasından saldırmaya yelken açtığında, Deniz yerdeki ağır bir taş parçasını kavrayıp bütün gücüyle adamın sırtına vurdu. Adam sendeledi; o anlık boşluk Teo’ya yetti. Dö dönüp diğer adamı da tek bir sert tekmeyle yere serdi."Atla!" diye bağırdı Teo, nefes nefese motorun üzerine fırlarken.Deniz hiç tereddüt etmeden arka koltuğa atladı ve kollarını Teo’nun beline sımsıkı doladı. Teo, motorun kontağını çevirip gaza sonuna kadar yüklendi. Motorun hırçın kükremesi deniz fenerinin duvarlarında yankılanırken, arkada kalan telsiz seslerini ve bağırışları karanlığın içinde bıraktılar.Eski deniz feneri yolundan kıvrılarak sahile inen tenha bir balıkçı kasabasına ulaştıklarında saat gecenin dördüydü. Teo motoru terk edilmiş bir kayıkhane arkasında gizledi. Sahile vuran sakin dalga sesleri, kentin kargaşasını arkalarında bıraktıklarının kanıtıydı.Küçük, ahşap bir teknenin gölgesinde durduklarında Teo motorun kaskını yere bıraktı. Deniz, Teo’nun kanlı yüzünü, yırtık tişörtünü görünce gözyaşlarına hakim olamadı. Parmaklarını hafifçe Teo’nun yaralı yanağına götürdü.Teo, genç kızın titreyen ellerini tutup avucunun içini öptü. O vahşi yırtıcı bir anda gitmiş, yerini Deniz’i sahiplenen o tutkulu adama bırakmıştı. Deniz’i belinden kavrayıp teknenin ahşap gövdesine yasladı."Seni korudum Külkedisi," dedi boğuk, şehvetli ve derin bir sesle. "Sana kimsenin dokunmasına izin vermedim."Teo, Deniz’in yanıt vermesini beklemeden dudaklarına kapandı. Bu öpücük, ölümün kıyısından kaçıp kurtuldukları o gecenin tüm adrenaliniyle kavrulmuş, hırçın ve aç bir öpücük halini aldı. Alt dudağını dişlerinin arasında ezercesine emip hırkasının altından sıcak belini kavradı. Deniz, tüm yorgunluğunu ve korkusunu Teo’nun bu yakıcı dokunuşlarında eriterek inledi, parmaklarını onun dumanlı gözlerini örten siyah saçlarına doladı. Teo’nun ıslak dudakları boynuna inip orayı mühürlercesine ısırırken, ıssız sahilde sadece ikisinin sık nefesleri duyuluyordu."O defterdeki sırları çözeceğiz," dedi Teo nefes nefese başını kaldırarak. "Ve bu oyunu kuranların hepsini tek tek bitireceğiz"...
