32. bölüm · Nefretin Ritmi
30.bölüm...Geçmişin Külleri.
Masanın üzerindeki o siyah deri defterin ilk sayfası aralandığında, loş odadaki sessizlik adeta buz kesti. İlk sayfada, Deniz’in babasının el yazısıyla yazılmış isimlerin hemen altında, Teo’nun babasının adı da yan yana duruyordu. Altında ise yıllar önce bu şehirde işlenmiş ve üzeri örtülmüş büyük bir kazanın koordinatları ve altına atılmış ıslak imzalar vardı.
Deniz, isimleri gördüğü an nefesinin kesildiğini hissetti. "Teo..." diye fısıldadı, gözleri dehşetle büyürken. "Bizim babalarımız... Onlar birbirini tanıyordu. Bu... bu imkansız."
Teo, dumanlı gözlerini sayfadaki isimlere dikmiş, çene kemiği öfkeden ve şoktan kırılacakmış gibi kasılmıştı. Simsiyah saçları alnına dökülürken, parmaklarını masanın kenarına öyle sert geçirdi ki eklemleri bembeyaz oldu. Evan’ın ve Kerem’in ellerindeki bu koz, sadece Deniz’in değil, Teo’nun da tüm hayatını ve aile geçmişini kökünden sarsacak bir bombaydı. Onları bir araya getiren şey sadece tesadüfler değil, geçmişin bu karanlık ve kanlı bağıydı.
Teo, defteri sertçe kapatıp masanın üzerine fırlattı. İçindeki o vahşi, kontrol edilemez öfke dalgası saniyeler içinde odayı kapladı. Ancak gözleri Deniz’in ağlamaktan kızarmış gözlerine ve titreyen omuzlarına kaydığı an, o öfke yerini tamamen yakıcı bir koruma ve sahiplenme arzusuna bıraktı.
Ağır adımlarla Deniz’e doğru yürüdü. Deniz’i belinden kavrayıp tek bir hamleyle kucağına aldı ve sırtını odanın duvarına yasladı. "Bana bak Külkedisi," dedi, sesi az önceki şokun etkisiyle her zamankinden daha boğuk, daha hırçın ve derindi. "Geçmişte ne olduğu, kimin ne günah işlediği umrumda bile değil. Duyuyor musun beni? Seni bu pisliğin içine çekmelerine, canını yakmalarına izin vermeyeceğim."
Daha fazla konuşmasına, düşünmesine fırsat vermeden Deniz’in dudaklarına kapandı. Bu öpücük, aralarındaki o durdurulamaz sevgililik döneminin en karanlık, en acı verici ama bir o kadar da şehvetli kanıtıydı. Teo, Deniz’in alt dudağını dişlerinin arasına alıp hırsla ve açlıkla emerken, ellerini hırkasının altından geçirip sıcak tenini sımsıkı kavradı. Deniz, babasının sırlarının getirdiği o büyük çaresizliği Teo’nun bu sert ve yakıcı dokunuşlarında eritmek istercesine inleyerek ona kenetlendi, bacaklarını Teo’nun beline doladı.
Teo’nun ıslak ve sıcak dudakları boynuna indiğinde, o hassas noktayı sahiplenici bir hırsla emip her ısırdığında Deniz parmaklarını Teo’nun siyah saçlarına geçirip onu kendine daha çok bastırıyordu.Teo nefes nefese başını kaldırdı, dumanlı gözleriyle Deniz’in yüzünü süzdü. "Sen benimsin," diye fısıldadı.
Tam o sırada, evin dış kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı. Birileri kapıyı kırmaya çalışıyordu. Kargaşa, onlara nefes alacak tek bir saniye bile bırakmamaya yemin etmiş gibi kapıdaydı...
