26. bölüm · Nefretin Ritmi
26.bölüm...Kilitli Sırlar
Sabahın ilk ışıkları şehri gri bir tona boyarken, Teo’nun motoru okulun arka kapısına yakın, tenha bir sokakta durdu. Saat henüz yediydi ve okulun açılmasına daha çok vardı. Teo, motorun anahtarını cebine koyarken dumanlı gözlerini okul binasına dikti. Simsiyah saçları alnına dökülmüştü ve yüzündeki o sert ifade, gece boyu hiç uyumadığının kanıtıydı.
Deniz, motordan inip kaskını çıkardığında ellerinin hâlâ titrediğini fark etti. Teo, onun bu halini görür görmez hemen yanına geldi, Deniz’in buz gibi olmuş ellerini kendi sıcak avuçlarının arasına aldı. "Bana bak," dedi, sesi o kışkırtıcı ama güven veren tonundaydı. "Ben yanındayken o binada bize hiçbir şey olamaz. O defteri alacağız ve senin geçmişin üzerinden kimsenin oyun oynamasına izin vermeyeceğim."
Teo, beklemeden Deniz’i belinden tuttu ve onu arkasındaki duvarla kendi gövdesi arasına sıkıştırdı. Okulun ıssız arka bahçesinde, sabahın bu erken saatinde kimsenin olmayışının rahatlığıyla dudaklarını Deniz’in dudaklarına bastırdı. Bu öpücük, geceden kalan o yarım kalmış tutkunun sert bir devamı gibiydi. Teo, Deniz’in alt dudağını dişlerinin arasına alıp hırsla çekerken, ellerini hırkasının altından beline yerleştirdi. Deniz, sırtını duvara yaslamış bir halde, Teo’nun bu ani ve şehvetli hamlesine inleyerek karşılık verdi ve ellerini onun ensesindeki siyah saçlarına geçirdi.
Teo, dudaklarını yavaşça Deniz’in boynuna indirdi, oradaki hassas teni sahiplenici bir şekilde öpüp kokusunu içine çekti. "Tamamen benimsin," diye mırıldandı boğuk bir sesle. "Ve benim olanı kimse benden koparamaz."
Birkaç dakika sonra, okulun hademelerinden birinin açık bıraktığı arka kapıdan sessizce içeri sızdılar. Koridorlar bomboştu ve attıkları her adımın sesi duvarda yankılanıyordu. Soyunma odalarının olduğu bölüme geldiklerinde, Kerem’in 44 numaralı dolabının önünde durdular.
Teo, cebinden o paslı, eski anahtarı çıkardı. Kilide yerleştirip yavaşça çevirdiğinde keskin bir tık sesi duyuldu. Dolabın kapağını açtığında, en üst rafta siyah, deri kaplı kalın bir defter duruyordu.
Teo defteri tam eline almıştı ki, koridorun başından bir alkış sesi yükseldi.
"Vay be, tam zamanında," dedi Kerem. Arkasında Evan’ın eski çevresinden iki çocukla birlikte koridorun köşesinden çıkmış, sinsi bir gülümsemeyle onlara bakıyordu. "Teo, tuzağa bu kadar kolay düşeceğini bilseydim, o zarfı çok daha önce gönderirdim. Şimdi, o defteri yavaşça yere bırakın, çünkü polis bir tık uzağımda."
Kargaşa, onları tam da kaçamayacakları o dar koridorda yakalamıştı...
