66. bölüm · NAMLUNUN UCUNDAKİ KANUN
Zaferin Sonsuzluğu
67. Bölüm – Yeni Dünyanın Zirvesinde
Valeriá’dan;
Okyanus kıyısındaki o beyaz taşlı yazlık evimizde, üzerimizdeki o siyah dantellerle, korselerle ve sarsılmaz bir bağlılıkla mühürlediğimiz o muazzam kutlama gecesinin sabahı, Akdeniz’in en parlak, en berrak güneşiyle uyanmıştı. Geçmişin o barut kokulu askeri kışlaları, serseri kurşunları ve kan kırmızısı evlat acıları okyanusun derinliklerinde tamamen kaybolmuştu. Bugün, yirmi dört yaşındaki bir hukukçu olarak hayatımın en görkemli, en lüks sivil zafer gününe adım atıyordum.
Şehrin en prestijli caddesinde yükselen, cam ve çelik dikey mimarisiyle göz kamaştıran o devasa sivil holding binamızın önü, uluslararası basın ordusu ve lüks araçlarla dolup taşıyordu. Üzerime, bu yeni lüks hayatımızın ve kazandığımız holding gücünün bir simgesi olan, özel tasarım beyaz bir ceket ve altına jilet gibi oturan kumaş pantolon takımı giymiştim.
Sarı saçlarımı fırtınasız denizin dalgaları gibi omuzlarıma bıraktım. Mavi gözlerimde parlayan o mavişim ışığı, kocamı o ölümcül hastalığın pençesinden söküp almanın gururuyla her zamankinden daha dik, daha mağrurdur.
Hemen sağımda dikilen Elena ise parlak turuncu saçlarını dalgalar halinde arkaya doğru savurmuş, sivil hayatın o en asil hatlarını taşıyan pudra pembesi şık bir tasarım elbisenin içinde tam bir kuğu gibi duruyordu. O eski acıların dumanı dağılmış, ela gözlerindeki o hırçın savcı hırsı yerini tamamen bu yeni dünyanın zirvesindeki haklı bir gurura bırakmıştı.
"Birlikte başardık, Elena," dedim, elimdeki kristal şampanya kadehini hafifçe ona doğru kaldırarak.
"Biz dünyayı yakmaya and içmiş iki kadındık, mavişim," dedi Elena, o asil savcı tebessümüyle bana bakarak. "Adliye koridorlarında başlayan o adalet terazimiz, şimdi bu holding binasının zirvesinde tüm dünyaya hükmedecek.
Tuğgeneral Luca’dan;
Holding binasının o cam kapıları ardına kadar açıldığında, yirmi altı yaşındaki gövdemi sımsıkı saran o lüks İtalyan kesim siyah takım elbisemin içinde tam bir sivil lider gibi dikiliyordum. Saçlarım jilet gibi geriye taranmıştı.
O damarlarımı diri diri dağlayan, beni iki büklüm eden o amansız hastalığı bizzat karımın o sarsılmaz aşkıyla yendiğimden beri, göğüs kafesimin altındaki o her şeyi zapt eden Gölge gücü şimdi bu sivil holdingin koridorlarında şaha kalkıyordu.
Gabriel, hemen solumda, beyaz sivil ceketi, siyah pantolonu ve o saçlarının altından parlayan o keskin gözleriyle tam bir dağ gibi duruyordu. Ama içimizdeki o iki eski dövüşçünün, o siperlerde birbirine kanıyla siper olmuş iki kardeşin bağı bu holdingin temel harcı olmuştu.
"Holding bizim, Kaya Kartalı’m," diye fısıldadı Gabriel, o pes ve pürüzlü sesiyle elindeki kadehi kadehime vurarak. "Sınır hattındaki tüm o eski lojistik ağları, küresel bir sivil imparatorluğa dönüştürdük. Biz birbirimize aile olduk, şimdi bu sivil dünyayı beraber yöneteceğiz ."
"Bu dünyada bizim sarsılmaz aile bağımızı ve arkamızdaki o iki hırçın kadını yıkabilecek hiçbir serseri kurşun yok, Binbaşı," dedim. Dudak kenarım o eski, yırtıcı ama bu kez tamamen huzurlu alaycı tavrıyla yukarı doğru kıvrıldı.
Ağır adımlarla nizamiyeden ve basından sıyrılıp Valeriá’mın tam önünde durdum. Aramızdaki o nefes kesen santimlik mesafede, büyük ve nasırlı elimi onun o beyaz ceketinin altından sızan narin beline yerleştirdim. Onu o şasi gibi sert göğsümün sıcaklığına doğru çekerken, mavi gözlerimi doğrudan onun o boyun eğmez adalet ışıklarına kilitledim.
"Törene geç kalıyoruz, General Álvarez," dedi Valeriá, çenesini o bildik mağrur adalet hırsıyla dikleştirerek gülümserken.
"Holdingin de, o kurdele kesim töreninin de canı cehenne, mavişim," diye fısıldadım, en pes, en boğuk hırıltımlı nefesimle onun o pürüzsüz boynunu dağlayarak. "Ben senin o adalet terazinin altında ömrümün sonuna kadar müebbet hapis kalmaya çoktan razıyım."
Gabriel arkada, o büyük koruma içgüdüsüyle Elena’sını ince belinden kavrayıp gövdesine mühürlemişti. Elena başını onun omzuna yaslayıp "Siyah İnci'm" diye fısıldarken, dördümüz birden holdingin o devasa terasından Akdeniz’in o uçsuz bucaksız, durulmuş maviliğine doğru baktık.
Biz yirmi altı yaşında bir Kaya Kartalı, yirmi beş yaşında bir binbaşı dövüşçü ve yirmi dört yaşında dünyayı yakmaya and içmiş iki hırçın adalet kadını olarak; o kışlanın kanlı geçmişini, o kalleş pusuları ve ölümcül hastalıkları bizzat kendi ellerimizle tarihe gömmüştük. Sivil hayatımızın bu ilk büyük, lüks ve görkemli sabahında, ebedi ve sarsılmaz ailemizi okyanusun sonsuzluğunda, dur durak bilmeyen bir aşkla sonsuza kadar mühürlemiştik.
-SON-
