65. bölüm · NAMLUNUN UCUNDAKİ KANUN
İlk Kelime
66. Bölüm – Yeni Bir Sayfa
Luca’dan;
Adliye koridorlarındaki o son büyük davanın da kapanmasıyla birlikte, omuzlarımdaki askeri yükler yerini tamamen sivil hayatın o özgür ve lüks ritmine bırakmıştı. Yazlık evin geniş, deniz manzaralı terasında oturmuş, önümüzdeki sivil iş planlarının mimari evraklarını inceliyordum. Jilet gibi oturan lüks siyah takım elbisemin gömlek düğmelerini hafifçe gevşettim. saçlarım Akdeniz’in o ılık esintisiyle dağılırken, elimdeki sert viski kadehini masaya bıraktım ve tam karşımda oturan Gabriel’e baktım.
"Kışlanın o barut kokulu binalarını tamamen yıktık, Binbaşı," dedim. Sesim, göğsümün en derininden gelen o eski, sarsılmaz tuğgeneral kibrinin yerini alan sakin, pes ve boğuk bir tonla çıktı. "Şimdi o sınır hattındaki eski lojistik depolarını, uluslararası bir sivil güvenlik ve lojistik holdingine dönüştürme zamanı. Evraklar hazır. Şirketin kurucu ortakları biziz."
Gabriel, saçlarının altından bakan o simsiyah gözlerindeki derin kardeşlik gururuyla gülümsedi. Beyaz ceketli şık sivil tarzıyla masaya yaslanmış, kollarındaki o eski dövüşçü yaralarını loş ışıkta sergiliyordu. "Biz o kanlı siperlerde birbirimize siper olduk, Kartalı’m," dedi Gabriel, o pes ve pürüzlü sesiyle kadehini kadehime vurarak.
"Şimdi sivil dünyadaki bu büyük ortaklıkta da o yeraltı dünyasından kalan son gölgeleri bizzat kendi adımızla yöneteceğiz. Bizim sarsılmaz aile bağımızı hiçbir serseri kurşun yıkamadı, bu yeni sivil hayat da yıkamayacak."
Tam biz önümüzdeki milyon dolarlık holding planlarının son detaylarını konuşurken, terasın sürgülü cam kapısı büyük bir asaletle iki yana açıldı. Valeriá ve Elena, ellerinde şampanya kadehleriyle loş ışığın altına süzüldüklerinde, ikimizin de zihnindeki tüm askeri ve ticari planlar tek bir saniyede tamamen havaya uçtu. Kızlar bize efsanevi, sürpriz bir akşam organizasyonu hazırlamışlardı.
Kızlar hamile falan değildi; üzerimizde o eski ağır geçmişin acıları ya da hamilelik hatları yoktu. Biz sadece kendi gençliğimizin, kazandığımız o muazzam zaferin ve adliye salonlarında hainleri müebbete gömmenin verdiği o hırçın özgürlüğün tadını çıkarıyorduk.
Valeriá’dan;
Aynadaki yansımama baktığımda, üzerimdeki o siyah dantelli askılı mini elbise vücudumun tüm iddialı kıvrımlarını ve hatlarını bir sarmaşık gibi sımsıkı sarıyordu. Belime doladığım o altın sarısı madalyonlu şık zincir kemer, siyah dantelin üzerinde asil bir metalik sesle parıldıyordu. Omuzlarımdan aşağı doğru hafifçe bıraktığım o açık gri pelüş kürk ceket, altındaki dekoltemi ve transparan dantel dokuyu Luca'nın mavi gözlerini tamamen kör etmek için sergiliyordu. Sarı saçlarımı geriye doğru savurdum; bacaklarımı saran o siyah deri yüksek topuklu çizmelerim, boynumdaki ince altın kolye, kulaklarımdaki halka küpeler ve hemen yatağın kenarındaki rugan siyah çantamla tam karşısında dikiliyordum. Mavi gözlerimdeki o mavişim ışığı, saf bir teslimiyet ve arzulama hırsıyla alev alev yanıyordu.
Luca, o darmadağınık saçlarının altından parlayan amansız mavi gözleriyle yatağın kenarında çıplak göğsüyle dikilmiş, beni bu halimle gördüğü an içindeki o yırtıcı Gölge’yi saniyeler içinde serbest bırakmıştı.
Sırtındaki o tırmanan kanat dövmesi, ölüme meydan okuyan o heybetli ve bükülmez omuz kaslarında gururla geriliyordu. Dudak kenarı o bildik, alaycı tavrıyla yukarı doğru kıvrıldı. Aramızdaki o nefes kesen santimlik mesafeyi tek bir adımda kapatıp tam önümde bir dağ gibi durdu.
"Bu siyah dantellerin ve o madalyonlu kemerinle benim bu sivil hayattaki tüm aklımı başımdan alıyorsun, mavişim," dedi Luca. Sesi, göğsünün en derininden gelen, o eski tuğgeneral kibrinin tüm gücüyle en pes, en boğuk ve hırıltılı bir tonundaydı. Büyük, nasırlı elini belime yerleştirdi. Beni o şasi gibi sert, çıplak göğsünün sıcaklığına doğru sertçe çekti.
Elena’dan;
Kışlanın o jiletli tellerinden ve adliyenin kasvetli koridorlarından sıyrıldığımız bu özel gecede, yeni sivil hayatımızın en iddialı, en lüks parçalarını tenime mühürlemiştim.
Aynadaki yansımama baktığımda, üzerimdeki o siyah dantel detaylı, ten rengi astarlı büstiyer korse göğüs kafesimi sımsıkı sarıyor, tüm iddialı hatlarımı kışkırtıcı bir şekilde ortaya seriyordu. Altımdaki o metal tokalı, asimetrik kesim siyah deri mini etek bacaklarımın pürüzsüz hatlarını gözler önüne sererken, belimdeki o iddialı duruş Gabriel'in simsiyah gözlerini tamamen esir almak için hazırdı. Parlak turuncu saçlarımı ensemde salaş bir topuz yapmıştım. Boynumdaki o altın zincirli, siyah yonca detaylı kolye, kulaklarımdaki yonca küpeler, parmağımdaki yüzük ve bileğimdeki o şık altın yonca saat ile Jacquemus çantam yatağın kenarındaki şifonyerin üzerinde parlıyordu. Ayağımdaki o altın zincir detaylı, ince yüksek topuklu siyah sandaletlerimle tam karşısında dikiliyordum. Ela gözlerindeki o hırçın savcı hırsı, bu gece tamamen dumanlı bir şehvete teslim olmuştu.
Gabriel, tören üniformasının üst ceketini fırlatıp atmış, o darmadağınık siyah saçlarının altından bakan gözleriyle yatağın kenarında dikiliyordu. Esmer ve damarlı kollarındaki o eski dövüşçü yaraları loş ışıkta gerilirken, beni bu halimle gördüğü an içindeki o vahşi binbaşı saniyeler içinde zincirlerini kopardı. Dudak kenarı o ölümcül kibriyle yukarı doğru kıvrıldı; aramızdaki o nefes kesen santimlik mesafeyi tek bir askeri adımla kapatıp beni arkamdaki o ahşap duvara sertçe yasladı.
"Bu siyah korse ve o deri eteğinle benim bu sivil hayattaki tüm askeri disiplinimi tek bir saniyede havaya uçuruyorsun, kızılparem," dedi Gabriel. Sesi, göğsünün en derininden gelen, o eski binbaşı otoritesinin tüm gücüyle en pes, en boğuk ve hırıltılı bir tonundaydı.
Gabriel elini o deri eteğimin kumaşından içeri, çıplak bacaklarımın pürüzsüz tenine doğru sertçe kaydırdı. Biz o kışlanın barut kokan, kan kırmızısı evlat acılarıyla dolu o feci geçmişini tamamen toprağa gömmüştük. Hamileliklerin, hastalıkların ve o kalleş pusuların ötesinde; yirmi altı yaşındaki iki bükülmez adam ve yirmi dört yaşındaki iki hırçın, adalet savaşçısı kadın olarak bu sahil evinde ebedi ve sarsılmaz ailemizi kanla, tutkuyla sonsuza kadar mühürlemiştik.
