37. bölüm · NAMLUNUN UCUNDAKİ KANUN

Sana Ait

Aybüke Boyraz

37. Bölüm – Yatağın Üzerindeki Kanun

Valeriá’dan;

Hastanenin o kırmızı alarm ışıkları yerini şafağın soluk, gri aydınlığına bıraktığında, koridordaki barut dumanları da yerdeki Rus tetikçilerinin cansız bedenleriyle birlikte çoktan temizlenmişti. Gece boyunca Gabriel ve Elena’nın o hasta odasının kapısında verdiği o amansız, hırçın mücadele, Luca’nın sığınağını korumuştu. Şimdi ise tamamen toparlanmış, o heybetli gövdesiyle normal odaya alınmış Tuğgeneral tam karşımda, yatağında dik oturuyordu.

Antrasit grisi ceketimi düzeltip buz beyazı bluzumun üzerindeki kan lekelerini gizlemeye gerek duymadan odanın kapısını sertçe kapattım. Elindeki o kalın, mühürlü adliye dosyasını Luca’nın o kablolarından yeni kurtulmuş çıplak göğsünün,

çarşaflarının üzerine hırsla serdim. Mavi gözlerimdeki o boyun eğmez adalet hırsı, Luca’nın o siyah saçlarının altından bakan amansız bakışlarıyla bir kez daha kilitlendi.

"Yoğun bakımdan çıktığına göre oyun bitti, Gölge," dedim, sesime en iğneleyici, en düşmanca tonu yerleştirerek ama içimdeki o mavi boncuk sızısını gizlemeye çalışarak.

"Omuzlarındaki rütbelerini sökmek için sabırsızlandığımı biliyorum. Ama önce, bu yatağın üzerindeki kanun maddeleriyle Vlasov’un da, o sivil makamlardaki kalleş ortaklarının da dünyasını başlarına yıkacağız."

Luca’nın dudak kenarı, göğsündeki o feci ameliyat dikişlerine rağmen yavaşça yukarı kıvrıldı. Sırtındaki o tırmanan kanat dövmesi, yatağın beyaz yastıklarına yaslanırken öfkeyle gerilen omuz kaslarında yeniden canlandı.

Luca’dan;

Karşımda dikilen o sarı saçlı, mavi gözlü kadının yatağımın üzerine fırlattığı o dava dosyalarına baktığımda, göğüs kafesimin altındaki o yırtıcı canavarın keyifle hırıldadığını hissettim. Valeriá, o antrasit ceketi ve adliye koridorlarından getirdiği o sarsılmaz kanunlarıyla bana meydan okumaya devam ediyordu.

Dün gece o göçüğün altında adını sayıklarken beni hayatta tutan o feryadın sahibi, şimdi celladım gibi karşımda dikiliyordu. Ve bu hali, zihnimdeki tüm askeri stratejileri bir kez daha altüst etmeye yetiyordu.

"Beni o mahkeme salonunda çiğnemek için sabırsızlanıyorsun, değil mi mavi boncuğum?" diye fısıldadım. Sesim her zamankinden daha pes, boğuk ve hırıltılı bir tonla çıktı.

Büyük, nasırlı elimi yatağın üzerindeki o dosyanın, onun elinin üzerine sertçe yerleştirdim. Parmaklarımızın o ten temasıyla birlikte aramızdaki o sahte küslüğün buzları bir kez daha alev aldı.

"Ama haklısın. Vlasov o kışlayı da, o adliye koridorlarını da tehdit etmenin cezasını kanıyla ödeyecek. Gabriel’i ve Elena’yı çağır. Bu yatağın üzerindeki plan, sınır hattında başlatacağımız o asıl büyük katliamın ilk emridir. Şimdi o adalet terazini göğsüme bırak ve bana o tünellerin asıl koordinatlarını fırlat."

Valeriá çenesini o bildik mağrur adalet hırsıyla dikleştirdi, gözlerindeki o hırçın teslimiyetle yüzüme doğru eğildiğinde aramızdaki o nefes kesen santimlik mesafe bu hasta odasını yeniden bizim kışlamıza çevirdi. Savaş bitmemişti; Vlasov’u tamamen haritadan silecek o büyük taarruz planı, bu yatağın üzerinde ikimizin tutkusuyla yeniden yazılmaya başlanmıştı.

Binbaşı Gabriel’den;

Luca'nın odasından gelen o soğuk konuşma sesleri koridorda yankılanırken, kapının önünde Elena ile yan yana dikiliyorduk. Siyah saçlarımın altından bakan siyah gözlerimi, yanımda sırılsıklam olmuş o parlak turuncu saçlarına ve ela gözlerine diktim. Dün gece o mermer duvara yaslayıp delice öptüğüm bu kadın, siyah dantelli eteğinin içinde hala bir barut fırtınası gibi asil ve tehlikeli duruyordu. Artık sivil dünyanın kuralları ikimiz için de tamamen hükümsüzdü.

Büyük, nasırlı elimi onun o narin beline yerleştirip onu kendime doğru sertçe çektim. Eğilip, nefesimle o turuncu buklelerini havalandırarak kulağının hemen arkasına fısıldadım:

"İçeride büyük plan kuruluyor, kızılparem," dedim. Bu kelime, onun o zifiri karanlık askeri dünyamı tek bir bakışıyla ateşe veren, şafak vakti gibi parlayan o parlak turuncu saçlarına ve hırçın asaletine mühürlediğim tek lakaptı. "Vlasov’un kökünü kazımadan önce, senin o siber ağlardaki zihnine ihtiyacımız var."

Elena’dan;

Gabriel’in o esmer, damarlı kollarındaki kaslar belimi sıkıca kavradığında, tenimden yukarı tırmanan o yakıcı sıcaklık göğüs kafesimi bir kez daha inletmeye yetti. Siyah dantelli eteğimin dokusu onun askeri pantolonuna sürrtünürken, o parlak turuncu saçlarımı geriye doğru savurup ela gözlerimi onun o zifiri siyah gözlerine diktim. Çenemi o bildik mağrur adalet hırsıyla dikleştirdim ve parmağımı göğsündeki taktik yeleğin sert levhasına bastırarak fısıldadım:

"Sen o taarruz tüfeğinin emniyetini açmadan önce bana danışacaksın, Kömür Karası," dedim, onun o simsiyah saçlarına, siyah gözlerine ve geçmişin o cephe yangınlarında kavrulmuş, dokunduğu yeri küle çeviren o karanlık, sert ruhuna bu iğneleyici ama arzu dolu lakabı mühürleyerek. "Sizin o kışla kurallarınız benim siber ağımda sökmez. Şimdi önümden çekil de içerideki o komutanına kanunun ne olduğunu gösterelim."

Gabriel’in dudak kenarı o ölümcül binbaşı kibriyle yukarı kıvrıldı. Siyah gözlerindeki o yırtıcı canavar, benim ona Kömür Karası deyişimle birlikte keyifle hırıldadı. O benim üzerime çöken, beni her serseri kurşundan koruyan binbaşımdı; ben ise onun o aşılmaz duvarlarını kendi alevimle eriten kadındım. Kapıyı açıp Luca ve Valeriá'nın yanına, o yatağın üzerindeki kanun haritasına doğru omuz omuza adım attık.