64. bölüm · NAMLUNUN UCUNDAKİ KANUN

Mermer Koridorlar

Aybüke Boyraz

65. Bölüm – Adliyenin Gölgesindeki Dokunuş

Savcı Elena’dan;

Kışlanın o barut kokulu geçmişini ve sınır hattındaki o feci pusuları tamamen geride bıraktığımız ilk haftanın sabahında, adliye sarayının o devasa mermer sütunlu koridorlarına sivil hayatımızın tüm ihtişamıyla geri dönmüştük. Üzerimde, yeni kazandığımız o konforlu ve lüks sivil hayatın ilk hatlarını taşıyan, iddialı bir kombin vardı. Bacaklarımın tüm hatlarını ortaya seren ekose desenli, mini ve son derece dar bir etek geçirmiştim üzerime.

Üstümdeki siyah dantelli korse üzerine aldığım siyah blazer ceketimle, adliye koridorlarında yürürken attığım her askeri adıma inat topuklarım mermer zeminde bir ritim tutturmuştu.

"Dava dosyaları hazır, Elena," dedi Valeriá, hemen sağımda kendi mağrur ve boyun eğmez tarzıyla yürürken. O da yeni hayatımızın getirdiği o şık, lüks tasarım takımlardan birini kuşanmıştı. Mavi gözlerindeki o mavi ışığı, Luca ile geçirdiği o tutku dolu gecelerin ardından ilk kez bu kadar durulmuş ama bir o kadar da iddialı parlıyordu.

Koridorun sonundaki savcılık odamın kapısını açıp içeri adım attığım o salise, içeride bizi bekleyen o iki devasa gölgeyle karşılaştık. Luca ve Gabriel, üzerlerindeki o resmi komuta üniformalarından tamamen sıyrılmış, sivil hayatın getirdiği o jilet gibi oturan lüks siyah takım elbiseleriyle odadaki deri koltuklarda dikiliyorlardı.

Luca, darmadağınık saçlarının altından parlayan o amansız gözleriyle doğrudan Valeriá’sını baştan aşağı süzüyor, dudak kenarı o bildik alaycı tavrıyla yukarı doğru kıvrılıyordu. Gabriel ise o simsiyah gözlerindeki sarsılmaz, korumacı canavarla doğrudan benim üzerimdeki o mini ve iddialı eteğime kilitlenmişti.

"Adliye koridorlarında bu kadar iddialı hatlarla yürürken, arkandaki o binbaşı korumasını hiçe sayıyorsun, kızılparem," dedi Gabriel. Sesi, o eski kışla disiplininin ötesinde, sadece benim tenimi hedef alan o pes, pürüzlü ve hırıltılı bir tonla çıktı.

Gabriel’den;

Luca ve Valeriá salondaki diğer dava evraklarını incelemek için odanın diğer köşesindeki masaya geçip bizi baş başa bıraktıkları an, içimdeki o her şeyi zapt etmek isteyen vahşi dövüşçü kimliğim tamamen serbest kaldı.

Kollarımın arasındaki tüm kaslar, o zifiri gözlerimin önünde o mini ve daracık eteğiyle dikilen kadını tamamen kendime mühürlemek için gerildi. Aramızdaki mesafeyi tek bir adımda kapatıp onu arkasındaki o ağır ahşap çalışma masasına sertçe yasladım.

Elena’nın göğüs kafesi heyecanla ve o adliye stresinin getirdiği hırçın arzuyla hızla inip kalkarken, ellerini benim siyah ceketimin yakalarına geçirdi. Ela gözlerindeki o hırçın savcı pırıltısı anında dumanlı bir şehvete dönüştü.

"Burası bir savcılık odası, Gabriel," diye fısıldadı Elena. Sesindeki o kesik, pürüzlü ton içimdeki tüm sivil kuralları bir saniyede havaya uçurdu. "İçeri her an bir mübaşir dalabilir."

"Mübaşirlerin de, o adliye kurallarının da canı cehenne, kızılparem," diye hırıldadım, yüzümü yüzüne yaklaştırıp dudaklarımı onun o arzuyla aralanmış dudaklarına adeta bir bomba gibi sertçe mühürleyerek.

Daha fazla konuşmasına, o savcı edasıyla bana meydan okumasına izin vermedim. Dudaklarını büyük bir açlıkla ezerek öperken, ellerimi yavaşça onun o iddialı mini eteğinin kumaşından içeri, çıplak bacaklarının pürüzsüz tenine doğru kaydırdım.

Teninin o yakıcı sıcaklığı avcumun içini dağlarken, parmaklarımı dur durak bilmeyen bir sabırsızlıkla daha da yukarıya, o eteğin altındaki en gizli, en daracık kıvrımlarına, doğrudan vajinasına doğru sertçe yürüttüm.

Parmaklarım o ince ipek engelin üzerinden onun o hırçın ıslaklığına ve sıcaklığına ilk kez dokunduğu an, Elena’dan kopan o çok derin, kesik ve arzu dolu inilti odanın yüksek tavanlı duvarlarında yankılandı.

Bacaklarını hafifçe aralayıp parmaklarımın o sert ve hırçın hareketlerine tamamen teslim olurken, başı masanın ahşap yüzeyine doğru arkaya düştü, gözleri odadaki loş ışıkta tamamen karardı. Biz bu lüks sivil hayatın ilk günlerinde, adliye binasının o gizli odasında bile birbirimizin teninde kendi tutkulu adaletimizi çoktan en sert şekilde mühürlemiştik.