49. bölüm · NAMLUNUN UCUNDAKİ KANUN
Tutku
49. Bölüm – Kadehler ve Vahşi Gece
Valeriá'dan;
Mahkeme salonunun o soğuk mermer duvarlarını, kazandığımız o devasa zaferi adliye koridorlarında bırakalı birkaç saat olmuştu. Kutlama yemeğinde kadehlerce içtiğimiz o sert şampanyaların ve viskilerin etkisiyle başım hırçın bir şekilde dönerken, Luca beni tek bir hamlede o taş evdeki yatak odamıza taşımıştı. Eve gelip kutlama için değiştirdiğim siyah yırtmaçlı mini v yaka elbiseyi çoktan fırlatmıştım.Şimdi Luca’nın karşısında o çok sevdiği mavi kot şortum, üzerimde de omzu düşük beyaz transparan tişörtümle dikiliyordum. Altından sızan lacivert askılı dantelli sütyenimin dekoltesi, her nefesimde loş ışıkta kışkırtıcı bir şekilde parlıyordu.
"Kutlama bitti, Gölge," diye fısıldadım. Sesim alkolün getirdiği o yakıcı sıcaklıkla tamamen kısılmıştı. "Ama içimdeki o adalet yangını hala sönmedi."
Luca, takım elbisenin ceketini çoktan odanın bir köşesine fırlatmıştı. Siyah saçları darmadağınık bir halde tam karşımda dikilirken, o amansız mavi gözleri tamamen sarhoşluğun ve o yırtıcı sahiplenme arzusunun körlüğüyle kararmıştı. Sırtındaki o tırmanan kanat dövmesi, nefes alıp verdikçe öfkeyle değil, saf bir katliam şehvetiyle geriliyordu. Alaycı bir şekilde yukarı doğru kıvrılan dudaklarıyla bana doğru bir adım attı, aramızdaki o nefes kesen santimlik mesafeyi tamamen sıfırladı.
Luca'dan;
Valeriá’nın o mavi kot şortunun altından sergilediği bacak hatları ve o omzu düşük beyaz transparan tişörtünün altından parlayan o lacivert dantelleri, alkolün damarlarımda yarattığı o amansız patlamayla birleştiğinde zihnimdeki tüm askeri barikatlar tek bir salisede yerle bir oldu. O da benim gibi sırılsıklam sarhoştu; o mağrur, boyun eğmez avukat gitmiş, yerine benim kollarımın arasında küle dönmek için çıldıran bir mavi boncuk gelmişti.
"Senin o adalet yangınını bu gece bu yatakta bizzat kendi ellerimle söndüreceğim, boncuğum," diye hırıldadım. Sesim en pes, en boğuk ve doğrudan onun ruhunu hedef alan o hırıltılı tonla çıktı.
Dada fazla dayanamadım. Valeriá’nın o eteğini, o mavi kot şortunu tek bir hamlede, hırçın bir sabırsızlıkla gövdesinden sıyırıp fırlattım. Elimi yavaşça o omzu düşük beyaz transparan tişörtünün altından içeri sokup göğsünden yukarıya doğru yavaşça tırmandırmaya başladım. Parmaklarımızın ringde yaralanmış ellerinin sertliği çıplak tenine değdiği an, lacivert dantelli sütyenimin altındaki o sertleşen göğüs uçlarında dur durak bilmeyen bir açlıkla gezmeye başladım.
Valeriá’nın ağzından kopan o küçük, kesik iniltiler odanın taş duvarlarında yankılandıkça içimdeki o vahşi canavar daha da büyük bir keyifle hırıldadı. Bu iniltiler, sınır hattında attığım hiçbir zafer çığlığıyla kıyaslanamazdı.
Tek bir hamlede onun o muazzam kalçalarından kavrayıp önünü tamamen kendime doğru çevirdim. Yatağın beyaz çarşafları üzerine serilen sarı saçları ve o beyaz tişörtün altından parıldayan o inanılmaz fiziği benim aklımı tamamen başımdan alıyordu. Dudaklarımı sertçe ısırdım. Tek elimle o darmadağın sarı saçlarını arkadan sertçe kavrayıp yüzünü yüzüme kilitledim ve kulağına doğru doğrudan ruhunu eritecek o pes sesimle fısıldadım:
"Çok seksisin, mavi boncuğum."
Onu yatağın tam ortasına sertçe fırlatıp üzerime çöktüm. Soluk soluğa birbirimizin nefesini tüketirken, beyaz transparan tişörtünü ve altındaki lacivert dantelleri tek bir hamlede söküp kenara fırlattım. Şimdi tamamen benim önümde, bu taş odanın loş ışığında tüm çıplaklığıyla duruyordu. Bedenini yatağa daha sert bastırıp kalçalarından kavradım. İçimdeki tüm o aylardır biriken, cephelerde sakladığım vahşi arzunun verdiği güçle, onun o sıcak ve daracık benliğinin derinliklerine tek bir hırçın hamlede tamamen girdim.
Valeriá'nın bir anda içine girmemle birlikte, göğüs kafesinden kopan o çok derin, kesik ve arzu dolu inilti odanın taş duvarlarında yankılandı. Acıyla karışık tırmanan o devasa haz, bacaklarını benim o güçlü belime daha da sıkı dolamasına neden oldu.
Her seferinde daha sert, daha derine ve amansızca içebilirmiş gibi hareket ettikçe sarı saçları yatağa daldan dala yayıldı. Gözleri tavandaki loş ışıklarda tamamen kararmıştı.
Her darbesinde içini alev alev yakan o muazzam sıcaklık, tüm vücudunu hırçın bir elektrik dalgasıyla sarstı. Parmak tırnaklarını sırtımdaki o tırmanan kanat dövmesinin üzerine sertçe bastırarak beni kendine daha çok mühürledi. Bizi sarsan o en son, en hırçın dalgayla birlikte, o sert ve derin birleşme içimizde tamamen patladığında ikimiz de ter içinde, nefes nefese o yatağın üzerinde birbirimizin sıcaklığında kaybolmuştuk.
Elena’dan;
Aynı saatlerde, kışlanın diğer ucundaki o loş, sivil subay lojmanının yatak odasında, restoran çıkışından beri içtiğim o kadehlerce kırmızı şarabın etkisiyle tüm bedenim cayır cayır yanıyordu. Adliye salonunda sanıkların yüzüne müebbet hapis kararını fırlatan o kırmızı şeritli savcı cübbem çoktan gardırobun kenarına atılmıştı. Üzerimdeki o zümrüt yeşili ipek saten, derin yırtmaçlı elbisemin askıları alkolün ve arzunun hırsıyla omuzlarımdan aşağı gevşemişti.
Gabriel Martinéz... Kocam, o siyah saçlarının altından bakan Siyah İnci gözleriyle tam karşımda bir duvar gibi dikiliyordu. Takım elbisenin ceketini söküp atmıştı; o muazzam damarlı kollarındaki eski dövüşçü yaraları loş ışıkta parlıyordu. O da benim gibi sırılsıklam sarhoştu ve o simsiyah gözlerindeki katliam ateşi bu kez sadece benim tenimi esir almak için çıldırıyordu.
"Beni o mahkeme salonunda gururla izledin, değil mi Siyah İnci’m?" diye fısıldadım, parlak turuncu saçlarımı geriye doğru savurarak ela gözlerimizi doğrudan onun gözlerine diktim. Sesim arzudan dolayı tamamen kısılmıştı.
Gabriel, aramızdaki mesafeyi tek bir askeri adımla kapatıp beni belimden kavradı ve arkamdaki o ahşap gardırobun kapısına sertçe yasladı.
Gabriel’den;
Elena’nın o zümrüt yeşili ipek elbisesinin derin yırtmacından sızan o narin teni ve o şarabın etkisiyle aralanmış dolgun dudakları içimdeki tüm binbaşı disiplinini tek bir salisede havaya uçurmuştu. Evlat acısının o kan kırmızısı geçmişini Vlasov’un külleriyle birlikte sınırda yakmıştık; şimdi bu loş odada sadece bizim yangınımız vardı.
"Sen o kürsüde o hainlere haddini bildirirken içimdeki canavarın seni burada nasıl arzularla parçalamak istediğinden haberin yoktu, kızılparem," diye kükredim, sesim en pes, en hırıltılı tonunda tüm odayı titretti.
Daha fazla konuşmasına, o savcı edasıyla bana meydan okumasına izin vermedim. Onu o ensesindeki turuncu saçlarından tutarak kendime doğru sertçe çektim ve dudaklarını dudaklarıma hırsla mühürledim. Bu öpücük, o restoranda içtiğimiz o sert içkilerin, geçmişin acılarının ve içimizde aylardır biriken o amansız tutkunun saf patlamasıyla başladı.
Ellerimi o zümrüt yeşili elbisesinin derin yırtmacından içeri, doğrudan çıplak kalçalarına yerleştirdim. Teninin o yakıcı çıplaklığı avuçlarımı dağlarken onu tek bir hamlede yukarı kaldırdım.
Onu bacaklarından tutup havalandırdığımda Elena bacaklarını belime dolayarak beni tamamen kendine kilitledi. Elbisesini beline kadar sıyırdım ve altındaki son ince engeli de tek bir hamlede söküp kenara fırlattım. Şimdi tamamen benim önümde, bu loş odanın kızıllığında tüm çıplaklığıyla duruyordu. Bedenini gardırobun sert ahşabına daha sert bastırıp kalçalarından kavradım.
İçimdeki tüm o aylardır biriken, cephelerde sakladığım vahşi arzunun verdiği güçle, onun o sıcak ve daracık benliğinin derinliklerine tek bir hırçın hamlede tamamen girdim.
Elena’nın göğüs kafesinden kopan o çok derin, kesik ve arzu dolu inilti odanın ahşap duvarlarında yankılandı. Acıyla karışık tırmanan o devasa haz, bacaklarını benim o güçlü belime daha da sıkı dolamasına neden oldu. Her seferinde daha sert, daha derine ve amansızca içebilirmiş gibi hareket ettikçe başı arkaya doğru düştü, gözleri tavandaki loş ışıklarda tamamen karardı.
Ondan yükselen o sert tütün ve taze barut kokusu genzimi yaksa da, bu erkeksi koku şu an bu odada sığındığım tek limandı. Her darbesinde içini alev alev yaktı, parmak tırnaklarını sırtımdaki üniforma kumaşının üzerinden etime sertçe bastırarak beni kendine daha çok mühürledi.
Bizi sarsan o en son, en hırçın dalgayla birlikte, o sert ve derin birleşme içimizde tamamen patladığında ikimiz de ter içinde, sırılsıklam sarhoş bir halde o hırçın yangının ortasında tamamen kaybolmuştuk.
Gabriel’den;
İçimizde patlayan o en son, en hırçın dalganın ardından ikimiz de ter içinde, sırılsıklam sarhoş bir halde gardırobun kapağına yaslanmış nefes almaya çalışıyorduk.
Elena’nın o parlak turuncu saçları omuzlarımdan aşağı darmadağınık bir halde dökülüyor, ela gözleri hazdan ve alkolün ağırlığından yarı kapalı bir şekilde doğrudan benim siyah gözlerime bakıyordu. Göğüs kafesi, hırçın bir fırtınaya yakalanmış gibi hızla inip kalkıyordu.
İçimdeki o vahşi dövüşçü ve o amansız binbaşı, onun bu sarsılmış, tamamen bana teslim olmuş halini gördükçe daha da vahşileşiyordu. Bu gece durmaya, ona nefes aldırmaya niyetim yoktu. Onu duvardan bir milim bile indirmeden, kollarımın arasındaki tüm güçle kalçalarından tekrar kavradım. Gövdemi, onun o zümrüt yeşili ipek elbisesinin beline kadar toplanmış kumaşının arasından çıplak tenine daha sert, daha acımasızca bastırdım.
"Bitti mi sandın, kızılparem?" diye hırıldadım. Sesim, göğsümün en derininden gelen, odadaki jeneratör uğultusunu bile bastıracak kadar pes ve pürüzlü bir tonla çıktı. "Bu kışlanın sınırları içinde, benim kollarımın arasında sabahın ilk ışıklarına kadar kurtuluşun yok."
Elena’dan;
Gabriel’in o gitgide daha da kararan, saf bir katliam şehvetiyle bakan Siyah İnci gözlerini gördüğümde, içimdeki o savcı hırsı yerini tamamen hırçın bir boyun eğmeye bırakmıştı. Tam nefesimi toparladığımı sanırken, kalçalarımı kavrayan o elleri beni bir kez daha yukarı, doğru sertçe çekti.
Daha ne olduğunu anlayamadan, o dur durak bilmeyen, açlıkla kavrulan hırçın hamlesiyle yeniden, en derine kadar içime girdi. Göğüs kafesimin en kuytu köşesinden kopan o upuzun, kesik ve arzu dolu çığlık odanın ahşap duvarlarında adeta infilak etti.
"Gabriel..." diye inledim, ellerimi onun o terli boynuna ve siyah saçlarının arasına hırsla geçirerek.
Alkolün yarattığı o muazzam körlükle başım tamamen arkaya düştü. O her hareket ettiğinde, içimde tırmanan o amansız sıcaklık tüm vücudumu cayır cayır yakan devasa bir yangına dönüştü. Beni gardırobun kapağına adeta çivilemiş gibi, hiç durmadan, her seferinde daha sert ve daha hırçın darbelerle içimi alev alev yakıyordu. Kollarındaki o eski dövüşçü yaraları tenime sürrtündükçe, o sarsılmaz binbaşı kibrine kendi bedenimle, iniltilerimle karşılık veriyordum.
Gabriel’den;
Dudaklarımdan dökülen o hırıltılı nefes, onun o dolgun ve ıslak dudaklarını her birleşmemizde yeniden kavuruyordu. Elena, bacaklarını belime öyle bir hırsla dolamıştı ki, aramızdaki o yakıcı ten teması odadaki tüm havayı barut kokusuna buluyordu. Çıplak kalçalarını ellerimin arasında ezerek, onu gardırobun kapısından alıp tek bir hamlede yatağın ortasına doğru fırlattım ve hızla üzerine çöktüm.
Sarı meşale ışıkları pencerelerden sızarken, onun o zümrüt yeşili elbisesinin altından parıldayan muazzam fiziği, o darmadağın turuncu saçları aklımı tamamen başımdan alıyordu. Dudaklarımı sertçe ısırdım.
Dudaklarım, onun o nefes nefese aralanmış dudaklarına yeniden, sertçe kapandı. Dur durak bilmeyen o vahşi ritmimiz, yatağın beyaz çarşaflarını darmadağın ederken, ikimiz de bu yasadışı tutkunun ve o sert şarapların getirdiği sarhoşluğun ortasında, şafağın ilk ışıkları odayı buz mavisine boyayana kadar birbirimizin teninde kaybolmaya devam ettik.
