7. bölüm / 14
MOHTİ ZİFA~ MOHTi ZİFA ~ | 7. BÖLÜM |
Bölümler 14Şu an: ~ MOHTi ZİFA ~ | 7. BÖLÜM |
- 1 ~ Mohti Zifa ~ | 1. Bölüm |4.013 kelime
- 2 ~ Mohti Zifa ~ | 2. Bölüm |2.746 kelime
- 3 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 3. BÖLÜM |2.732 kelime
- 4 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 4. BÖLÜM |2.551 kelime
- 5 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 5. Bölüm |2.178 kelime
- 6 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 6. Bölüm |1.390 kelime
- 7 ~ MOHTi ZİFA ~ | 7. BÖLÜM |2.353 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 ~ Mohti Zifa ~ | 8. Bölüm |2.387 kelime
- 9 ~ Mohti Zifa ~ | 9. Bölüm |1.433 kelime
- 10 ~ Mohti Zifa ~ | 10. Bölüm |1.580 kelime
- 11 ~ Mohti Zifa ~ | 11. Bölüm |1.771 kelime
- 12 ~ Mohti Zifa ~ | 12. Bölüm |1.497 kelime
- 13 ~ Mohti Zifa ~ | 13. Bölüm |1.471 kelime
- 14 ~ Mohti Zifa ~ | 14. Bölüm |3.128 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
21 Mayıs Perşembe.
İyi okumalar dilerim.
.
.
.
İnsan hiç dünyaya geldiği için suçlu olur muydu? Seçme fırsatı olmadığı, kendisine sorulmadığı bir şey yüzünden sorguya çekilebilir miydi? Herkesin cevabı aynı olurdu mutlaka. Hayır. Ama benim hikayemde değişiyordu bu cevap. Etrafımdaki her insan buna evet cevabını veriyordu. Onların gözünde suçlu bendim. Çünkü onlar suçlu arıyorlardı sadece, hedeflerindeki tek kişi de bendim. Neden diye çok sordum kendime, kendimi suçlayacak ya da onların beni suçlamasını haklı çıkaracak bir şeyler düşündüm. Ki onları anlayabileyim. Bu kararlarına haklı bir kılıf uydurabileyim ve onları anlayabileyim diye. Fakat yoktu. Beni suçlamalarının hiç bir mantıklı sebebi yoktu. Haklı değillerdi. Ancak bunu anlayamayacak kadar da düşüncesiz insanların tam ortasına düşmüştüm. Ve belliki bu düşüncelere sahip olan insanlar sadece evin içinde değil, dışında da varlardı. Aksi takdirde şu an içinde bulunduğumuz durumun başka bir açıklaması olamazdı.
Yemek masasında olduğumuz sırada gelen silah seslerinin ardından herkes bahçeye çıkmıştı. Herhalde kurşunlanmaya çok meraklılardı ya da alışıklardı. Dışarı çıkma gibi bir akılsızlık yapmalarının mantıklı başka bir karşılığı yoktu. Ben ise camlardan uzak bir köşede bekliyordum. Dışarıdan bağırış sesleri geliyordu ama anlaşılmıyordu pek. Kapının yanına doğru yaklaşmak daha doğru bir seçenekti bu durumda. Dikkatli adımlar ile kapıya doğru ilerleyerek kafamı hafifçe uzatıp dışardakilere baktım. Resmen bütün bir köy ellerinde tüfekler ve silahlar ile buradalardı. Babamlara bağırıyorlardı. Köylülerden elinde silah olan bir kadın konuşuyordu çoğunlukla. Başında kırmızı işlemeli, mavi yazması vardı. Üstünde bordo kazak, altında ise aynı renklerde çiçeklerin olduğu, desenli bir şalvar. Cüsseli bir vücudu vardı fakat boyu pek uzun sayılmazdı. Herkesi susturdu. Babama karşı hiddetle bağırdı.
"Ula o gâvurun kizu ha buraya kadar utanmadan gelmiş, sen da kabul ettun oyle mi Kadem Serander?! Hani biza verduğunuz söz?!"
Ne sözünden bahsediyordu bu? Ayrıca neden herkes benden bahsederken anneme laf atıyordu? Hiçkimse onu benden iyi tanımıyordu. Ve herkes hakkında bir fikir beyan ediyordu. Keşke...Keşke yaşıyor olsaydın anne. O zaman kimsenin bu lafları edecek cesareti olmazdı.
Üstümde hissettiğim bakışların ağırlığı öfkeli bakışlarımı kadından çekmemi sağladı. Bana bakan kişi tam kapının karşısında, bahçe duvarına yaslanmış bir silüetti. Yüzünü karanlıktan dolayı seçemiyordum. O tarafa pek ışık vurmuyordu. Fakat bakışlarının bende olduğu beliydi. Yaslandığı duvardan ayrılarak bir kaç adım yaklaştığında, kapüşonu ile gölgede kalan siyah gözlerini seçebiliyordum. Keskin yüz hatları, sert yüz ifadesi ile öfkeyle bakıyordu gözlerime. Uzun boylu, yapılı bir vücudu vardı. Tahminen benden dört beş yaş büyüktü. Diğerleri ne düşünüyorsa hakkımda daha beter senaryoları olduğunu hissediyordum. Bakışlarından seziyordum. Tekrar silah sesi geldiğinde korkuyla geri çekildim. Bakışlarım tekrar babamlardan tarafa döndü. Ortalık iyice karışmıştı. Karşımda duran adama tekrar döndüm. Ama yoktu. Gitmişti. Bir anda nasıl yok olmayı başarmıştı ki?
Bunu boş vererek derin bir nefes alıp verdim. Ardından sakin adımlarla evden çıkıp babama doğru ilerledim. Elimden geldiğince kimsenin dikkatini çekmemek için uğraşıyordum. Babamda en az karşısındakiler kadar sinirliydi. Yanına geçerek elini tuttum. Tüm bakışlar bende toplanmışken sesler kesildi. Babamın öfkeli gözleri bana döndüğünde yerini o sonsuz merhamet aldı.
"Ha bu mu kizun? O gâvur karidan peydahladuğun kiz ha bu mu?! Utanmadan nasıl çikaysun karşumuza kiz sen?! Hiç mi yüzün gızarmayi?!"
"Kim bilir ne dolaplar çevurdu anasiylan! Yine ortaluği karişturup iki köyi birbirine mi düşüreceksuniz?!"
Kadınlar durmadan saçma suçlamalarına devam ediyorlardı. Her an üstüme saldıracak gibilerdi. Biri bana doğru bir adım atmıştı ki halam ve yengem hızla önüme geçtiler. Babamda beni arkasına çekerek görüş açılarından çıkarttı.
" Ağzınızdan çıkanları kulağınız duyuyor mu sizin?! Karşınızda bir kız çocuğu olduğunu unuttuğunuz yetmiyormuş gibi bir de ölmüş anasına laf ediyorsunuz! Haddinizi bilin çekin gidin evimizden!"
Babamın çıkışıyla hepsi daha da öfkelenmişti. Geçmişte her ne olduysa sadece iki aileyi değil buradaki tüm insanları etkilemişti anlaşılan. Bunları benimde öğrenme vaktim gelmişte geçiyordu.
" Biza gürlemeyi birak da kizuna bak Kadem Serander! İstanbul'dan buraya tek başuna mi geldi, yoksa anasi jibi sağdan soldan uşak peydahlayup da mi kapuna dayandi!"
Karşımdaki adamın pis bakışları ile beni süzerken söyledikleri tüm ipleri kopartan son hamle olmuştu. Babam adama sert bir yumruk atarak yere düşmesini sağladı. Ardından üstüne eğilerek ardı ardına yumruklamaya devam etti. Diğer köylülerde kuzenler ve abilere saldırıya geçtiğimde onlarda karşılık veriyorlardı. Halam, yengem ve babaannem ise kadınlar ile tartışmayı sürdürüyordu. Koruma abiler ayırmak için gelseler de sayıları yetersizdi. Ben ise bu kargaşanın ortasında kalakalmıştım. Benim yüzümdendi hepsi. Bütün bunlara ben sebep olmuştum. Haklılar mıydı yani? Benim yüzümden yine mutsuz mu olacaklardı? Biz felaket mi getiriyorduk sadece babama?
Dolan gözlerimi silerek açık olan bahçe kapısına ilerledim. Ben olmasam bütün bunlar da olmazdı. Evime dönmem en mantıklısıydı. Yavaş adımlar ile evden uzaklaşırken ardımdaki kargaşanın sesi gitgide azalıyordu. Nereye gittiğime bakmadan sadece sokaklar arasında yürüyordum. Bu gece kalacak bir yer bulurdum. Sabah ise İstanbul'a dönmek için otogara giderdim. Bileğimdeki künyeyi satsam param yeterdi sanırım. Yürümeye devam ederken arkamdan gelen adım sesleri içimde bir korkunun oluşmasına sebep oldu. O kadar dalmıştım ki yürürken ne kadar ıssız yerlere geldiğimi fark etmemiştim. Ksfamı kaldırıp etrafa baktım. Tek tük ev vardı. Hiç ses yoktu. Sokak lambası da yoktu sokaklarda. Sadece evlerin ışığı ile aydınlanıyordu etraf. Fakat o da yetersizdi. Derin bir nefes alarak adımlarımı hızlandırdım. Arkamdan gelen adım sesleri de aynı orantıda hızlanmıştı. Arkama bakmaya da korkuyordum. Kimse de yoktu. Ne yapacaktım şimdi..
.
.
Kadem Serander
Hayat bir şekilde geçmiş pişmanlıklarınızı önünüze çıkartıyordu. En ufak bir pişmanlığınızın dâhi emsallerini geleceğinize sığdırmakta güçlük çekmiyordu. Ya da biz pişmanlıklarımızın vicdan yükünü göğüs kafesimize sığdıramadığımızdan mı her anımızda karşımızda ete kemiğe bürünüyorlardı. Bu uzun uzun tartışılacak bir konuydu fakat benim hayatımda ikisininde emeği fazlaydı.
Herşeyini kaybetmiş bir adamdan ötesi değildim şu zamana kadar. Önce çocuklarımın annesini, sonra sevdiğim kadın ile birlikte emek verip kurduğum herşeyi ve kendisinden haberdar dâhi olmadığım biricik kızımı. 17 yıldır insanların nezdinde yaşayan, işlerini büyütmeye devam eden, parasını yiyen bir adam olarak görülmüştüm. Fakat ben yaşamı çoktan, avuçlarımdan bir güvercini özgürlüğe kavuştururcasına, bırakmıştım. Acı dolu bedenimden azad etmiştim. Böyle yaşamaya da alışmıştım. Ama sonra...Alis geldi. Sahramın bana bıraktığı tek şey anılarımız değildi. Kızımız vardı bizim. İkimizden bir parça. Annesi gibi melek ama babası kadar da inatçı ve güçlü bir kızımız vardı. Alis bana yaşamayı hatırlatıyordu. Çok öncelerde bıraktığım kederli yaşamı güzelleştiriyordu.
Kanlı ellerimi cebimdeki mendille sildim. Kızıma bu ellerle dokunamazdım. Zaten gözünün önünde kendimi kaybetmem başlı başına bir hataydı. Ya korkarsa benden? Arkamı dönerek Alis'in olduğu yere baktım ama boştu. Nereye gitmişti? Hızla eve girerek koşar adımlarla merdivebleri çıktım ve odasına girdim. Odasında değildi. Odadan çıkarak diğer odalara bakmaya başladım. Tüm eve bakmıştım ama yoktu. Tekrar dışarı çıkacağım sırada Lazar'ın endişeli bir şekilde eve girdiğini gördüm.
" Ne oldu Lazar?"
" Alis nerede baba? Evde mi?"
Başımı iki yana sallayarak yanıtladım onu. Ardından hızla dışarı çıkıp arabama ilerledim. Köylüler dağılmış, geride sadece kaosun izleri kalmıştı. Herkes bir yere çökmüş az evvel olanları hazmetmeye çalışıyor gibilerdi. Derin bir soluk alarak arabaya bindim. Arabayı çalıştırdığım sırada Lazar yanıma,Boran ise arkaya binmişti. Daha fazla zaman kaybetmeden açık olan bahçe kapısından çıkarak köye doğru ilerledim. Köy evden biraz uzakta, dağın eteklerinde kalıyordu. Tek tük ev vardı. Gece çok ıssız ve tekinsiz olurdu. Bir an önce bulmamuz gerekiyordu onu.
Köyün girişindeki ' Zenimos ' tabelasını görünce arabayı durdurarak indim. Lazar ve Boran da hemen ardımdan inmişlerdi. Sokaklara dağılarak etrafa bakmaya başladık. Hiç ses seda yoktu. Işıklar da çok azdı. Bi yerden sonra flaşlarımızı açmak zorunda kalmıştık. Ancak kimse yoktu. Tam arabaya doğru ilerlerken duyduğum ses ile duraksadım.
" Baba!"
Alis'in sesiydi. Arkamı döndüğümde bana doğru koştuğunu gördüm. Bir kaç adımda aramızdaki mesafeyi kapatarak kollarımın arasına aldım ve sıkıca sarıldım. Vücudu titriyordu ve ağlıyordu. Sekinleşmesi için saçlarını ve sırtını okşadım bir süre. " Buradayım kızım. Geçti. Korkma bir tanem."
Titremesinin yavaş yavaş geçtiğini hissettiğimde hafifçe geri çekildim. " Ne oldu kızım? Neden korktun bu kadar yavrum?"
Yaşlı, kızarmış gözleri bir süre donuk bir şekilde gözlerimden ayrılmadı. Ardından arkasına kısa bir bakış atarak tekrar bana döndü. Bu hareketiyle kaşlarım istemsiz çatıldı. Biri vardı. Kızımı bu hâle getiren biri. " Baba...E-eve gidip uyuyalım mı birlikte?"
Anlatmıyordu. Korkuyordu hâla. Ama üstelemeyecektim. Elbet öğrenirdim nede olsa. " Baban kurban olsun sana kızım. Gidelim. "
Ayağa kalkarak kucağıma aldım. Lazar bu sırada şoför koltuğuna geçmişti. Boran ise yanımda endişeyle Alis'e bakmaya devam ediyordu. " Nesi var amca?"
" Öğreneceğiz oğlum."
Arka koltuğa geçtiğimde Alis'i kucağımdan indirmemiştim. O da iyice göğsüme sokulmuş, sıkıca tişörtümü tutuyordu. Saçlarını okşayarak alnından öptüm. Gözlerindeki korku hâla kendini belli ediyordu. " Birtanem. Ne olduğunu anlatmayacak mısın bana? Neden haber vermeden çıktın evden? Çok merak ettik biz seni."
Derin bir nefes alarak gözlerini kapatıp açtı. Bir eli ile elimi sıkıca tuttu. " Eve gidip uyuyalım mı birlikte.."
Sesi öyle yorgun ve titrek çıkıyordu ki, nefes alamadığını hissettiriyordu bana. Araba durunca inip eve ilerledim. Açık olan kapıdan içeri girdiğimde salondan hâlâ sesler gelmekteydi. Hızlıca merdivenleri çıkarak odama girdim. Alisi yatağa bırakıp üstünü örterek baş ucuna oturdum. Bir elim saçlarında gezinirken diğer elim ile sıkıca elini tutuyordum. Gözleri kapalıydı ama uyumadığını biliyordum.
" Alis. Neyden korktun ne oldu bilmiyorum ama hiçbir şeyden korkmana gerek yok benim yanımda biliyorsun değil mi? Canım pahasına korurum, koruyacağım ben seni. Sana da annene de söz verdim. Bana her şeyi anlat ki çözebileyim kızım."
Gözlerini açarak gözlerime baktı bir süre. Ardından elimi daha sıkı tuttu. Yanında olduğumdan emin olmak ister gibi bir hâli vardı. " Baba. Ben ve annem senin hayatına hep zarar mı veriyoruz? Annen haklı değil mi...Biz sana, ailene ve etrafınızdaki herkese felaket mi getiriyoruz?"
Saçlarındaki elim istemsiz durmuştu. Kızıma bunu hissettiren herkese bunun hesabını soracaktım. " Hayır. Hayır tabiki kızım. Yok öyle bir şey. Haklı değiller. Aksini düşünme sakın. Ben hayatımda tek bir kadını sevdim. O da annendi. Herkesin bize karşı olması bizim yanlış yaptığımız anlamına gelmez. Ya da annenin onların dediği gibi kötü bir kadın olduğu anlamına gelmez. Anneni ikimiz de çok iyi tanıyoruz değil mi kızım?"
Hızla başını sallarken gülümsedi. " Evet. Tanıyorsun değil mi baba? Onlar neden anlamıyor?"
" Her şeyi anlatacağım sana. Sen şimdi uyu, güzelce dinlen tamam mı. Abini de göndereceğim yanına. Sonra ben de geleceğim."
Başını sallayarak gözlerini kapattı. Alnından öperek kalkıp odadan çıktım. Yıllar önce yapamamıştım ama bu sefer aynı hataya düşmeyecektim. Sahrayı kaybetmiştim ama kızımı kaybetmeyecektim.
.
.
Yazardan
Kadem Serander'in sert adımları salondaki karışıklığı dindirecek güçteydi. Herkes biraz sonra kopacak olan kıyametin son çağrılarına kulak kesilmişçesine sessizleşerek bulundukları yerde bekliyorlardı. Karadenize öfkesi ile nam salmış Esma Serander dâhi bu kıyametten korktuğunu bakışları ile belli ediyordu. Bunca yıldır süren sessizliğini bozuyordu Kadem Serander. Bunca yılın acısını çıkartacağını biliyorlardı.
Kadem salona girdiğinde herkes göz göze gelmemek adına üst düzey bir çaba içerisine girse de o, inatla tek tek gözlerinin içine baktı. Öfkesi dapları titretecek kadar büyüktü. Ve artık içinde tutmak gibi bir hataya düşmeyecekti. Öncesinde kızının daha fazla yalnız kalmaması için bakışlarını Lazar'a çevirdi. " Alisin yanına çık. Benim odamda."
Lazar hızla odadan çıkarak merdivenleri çıktı ve odaya girdi. Alis'in sesleri duymaması gerektiğini hissetti o an. Bu aileden daha fazla nefret etmesini istemiyordu. Kendisinden de uzaklaşacağı hissi içini yitip bitiriyordu.
Kadem Lazar'ın odadan çıkmasıyla eş zamanlı olarak keskin bakışlarını annesine çevirdi. Artık tüm bağları kopmuş iki yabancı karşı karşıyaydı. Ve bunu dillendirmeye hâcet yoktu. Apaçık ortada olan bir gerçekti ve kimse aksini iddia edemezdi. Esma Serander içinde kopan fırtınalara karşın herzamanki gibi duygusuz ve sert duruşunu koruyor, oğlunun keskin bakışları karşısında ezilen yüreğini saklıyordu. İkisi de bir an olsun kaçırmadı gözlerini.
" Mutlu musun Esma Serander? Benim hayatıma, Sahranın hayatına mâl olduğun yetmedi. Şimdi de kızıma geldi sıra. Öyle mi? Bir kere ula! Bir kere birimize dönüp ne istediğimizi sormadın! Daha çocukluktan Sahra ile birbirimizi sevdiğimizi, istediğimizi biliyordun. Hepiniz biliyordunuz!
Ama zorla. Kandırarak sevmediğim birisi ile evlendirdiniz beni. Babamın canı tehlikedeymiş...Halbuki her şey yalan! Aptal Kadem anlamadı!! Sahra'yı suçluyorsun ya. Suçluyorsunuz ya bunca olanlar için. O kız sırf benim ailem için kendi toprağını, ailesini terk etti. Ben ona verdiğim sözü tutmamama rağmen benim için hayatı boyunca yalnız, desteksiz kızımızı büyütmüş! Ama benim bundan bile haberim olmadı. Bunlar kimin suçu?
Benim onsuz nefes alamadığımı, yaşamadığımı hepiniz gördünüz! Hepiniz biliyordunuz! Biriniz ananıza karşı çıkmadınız. Ben ikinizin de sevdikleriniz ile evlenebilmeniz için canımı ortaya koymadım mı? Söyleyin. Abisiniz ya. Arkamdasınız ya. Biriniz yanımızda dursaydınız benim kızım babasız büyümeyecekti. Belki...Sahra ölmeyecekti bile.
Sahrayı kaçırdığım zaman söyledim sana. Benim namusumdur, karımdır artık. Söz verdim Allaha, bırakamam diye. Yine zorla benden kopardın onu. Ve Allah bana bir daha kızımı görmeyi nasip etmesin bak bu kadar büyük yemin ediyorum. Hamile olduğunu biliyordun sen Esma Serander. Biliyordun. O yüzden ailesinin yanına gitmemesi için tehtid ettin onu. O da benden kaçtı. Abilerinden kaçtı. Ama bitti artık. Bir suçsuzun daha hayatını mahvedemeyeceksin. Kızımı da alıp gideceğim ben bu evden. "
Kadem Serander sözlerini bitirirken içinde kensisini boğan bir ağırlık hissetti. Ayakta duran bu adamın, içi yıkılmıştı. Oğullarına döndü. Hepsinin gözlerinde farklı bir yıkım fakat tanıdık öfke vardı. Annelerini uzun zaman önce kaybetmişlerdi. Hepsi çocuk yaşta öksüz kalmıştı. Ve şimdi babaları kendi ağzıyla istenmeyen, zoraki bir evliliğin tohumları olduğunu yüzlerine vuruyordu. Babaları ile aralarındaki mesafe gün geçtikçe açılıyordu. Fakat aksine Alis'e yaklaştıklarını hissediyorlardı.
Kadem ise hiç bir çocuğu için pişman değildi. Her birine sevgisinin bir ölçüsü olamazdı. Ama bunu şu an için hiçbirinin anlayamayacağını biliyordu. Çünkü hepsi Kadem'in öfkesini almış birer kopyasıydı âdeta. Derin bir nefes çekti ciğerlerine ardından oğullarına baktı yeniden. " Bizimle gelecek misiniz? "
Bu soruyu sorarken annesine yaptığı konuşmadaki ses tonunun aksine, sonsuz bir merhamet ve mahcubiyet ile kaplıydı sesi. Annesine öfkesinden oğullarını kırdığını fark ettiğinde her şey için çok geçti nede olsa.
Kadem Can aralarında sessizliği bozan ilk kişi oldu. " Yıllar önce olanları kimse inkar edemez. Babamın nasıl yıkıldığına ve çöktüğüne hepimiz şahitlik ettik. Eminim annem de bugün burada olsaydı, babam ve Alis ile giderdi. Ben geliyorum baba."
Mirza ise sessizliğini koruyarak babaannesinin arkasına geçti. Bu bütün sözleri hiç eden en büyük laftı Kadem'e karşı. Vidar'da Mirza'nın yanında yerini aldığında bakışlar Ardaş'a döndü. Babasını anlayan, ikizinden ise ayrılamayan Ardaş yine seçimi ikizinden yana kullandı. Kadem ise karşısındaki oğullarına şefkatle gülümsedi. " Ne olursa olsun. Nerede olursanız olun. Siz benim oğullarımsınız. Kapım da, kollarım da size hep açıktır. Bunu asla unutmayın. "
Başka bşr lafa gerek duymadan arkasını dönerek Kadem Can ile birlikte merdivenleri çıktılar. Geride bıraktığı yıkım ve soğuk bir içsel yüzleşmeydi herkes için. Bundan sonra hiç bir. şey eskisi gibi olmayacaktı ya da tam da eskisi gibi olacaktı. Bilinmez.. Ancak ne olursa olsun, Sahra artık yalnız değildi. Alis artık kimsesiz değildi. Ve bu köklü savaşın en vahşi haline herkes hazırlanması gerektiğinin farkındaydı.
.
.
.
VEEE BÖLÜM SONUUU.
NASILDI??
BEĞENDİNİZ Mİ??
OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYIN LÜTFEENN.
SİZLERİ SEVİYORUM, GÖRÜŞMEK ÜZERE ✨🤍
Bölüm etkileşimi
