MOHTİ ZİFA kitap kapağı

4. bölüm / 14

MOHTİ ZİFA

~ MOHTİ ZİFA ~ | 4. BÖLÜM |

Vaveyla Yazarı: Nuray

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: ~ MOHTİ ZİFA ~ | 4. BÖLÜM |

18 Nisan Cumartesi.

İyi okumalar dilerim.

.

.

.

Vidar Serander

O kız ile kavgamızın ardından iki saat geçmişti neredeyse. Oyun odasında Deva ve Deha ile PlayStation oynuyorduk. Ardaş ise salonda film izliyordu. Alis'in kendisi ile gelmediğini söylemişti. Ama sonrasında gelmiş miydi haberim yoktu. Oyundan sıkılınca kumandayı bir kenara bırakıp ayaklandım. Salona doğru ilerlerken kulaklarıma dolan tek ses televizyondan gelen müzik sesiydi. Salona girdiğimde Ardaş'ın uyuyakaldığını gördüm. Televizyonu kapatarak koltuğun kenarındaki örtüyü üstüne örttüm. Kız etrafta görünmüyordu. Sanırım dışarda bir yerde oturuyordu.

Tekrar oyun odasına geçerek bilgisayarın başına oturdum. Tek kişilik oyunlardan birini açarak oynamaya başladım. Oyun o kadar sarmıştı ki ne kadar uzun oynadığımın farkına varmamıştım. Burası bizim kafa dinlemeye kaçtığımız bir evdi. Arada ihtiyacımız oluyordu dinlenmeye. Dışarıya yansıtmasakta evin içinde sürekli bir kaos ortamı mevcuttu. İşler hep sekteye uğruyor, rakipler bir şekilde anlaşmalarımızı bozuyordu. Ve babamlar ise bunlar ile uğraşırken bizi ihmal ettiklerinin farkına varmıyorlardı. Bu da evde hep bir gerginlik yaratıyordu. Zaten babaannem sürekli birilerini azarlıyordu. Başka türlü konuşmayı bilmiyordu. Halam ise onun korkusuna bir şey yapamıyordu. Yıllardır aynı döngü içerisinde hepimiz yorulmuştuk. Hırpalanmıştık. Ama yine de iyiymiş gibi görünüyorduk. Öyle hissetmeye çalışıyorduk. Boran abi bu süreçte hepimizin yanında olmaya çalışıyordu. Mirza abimin evde olup olmadığı bile belli değildi zaten. Odasından zor çıkıyordu. Tuna abi sürekli yurt dışı gezilerindeydi. Hızır amcamın da tek derdi yurt dışındaki işleri yoluna sokmaktı. Ülke sınırları içinde zor duruyordu. Ailede en iyi anlaştığım Deva, Deha, canparçam ikizim, Hazar amcam ve Boran abimdi. Zaten Boran abi ile herkes çok iyi anlaşırdı. Kadem Can abim ve Lazar abim ile pek konuşmazdık ama anlaşırdık. Kadem Can abim fazla ciddiydi. Benimle hiç uymuyordu kafası. Lazar abim ise aynı benim gibi olduğu için birbirimizden çabuk sıkılıyorduk.

" Vidar!"

Ardaş'ın ani yülselen sesi ile istemsizce irkildim. Hızla yerimden kalktım. İkizler ile salona geçtiğimizde Ardaş fazlasıyla endişeliydi. Montunu giyinirken aynı zamanda da telefonundan birini arıyordu.

" Ne oldu Ardaş? Nereye gidiyorsun bu saatte?"

Sinirle nana dönerken telefonu koltuğa fırlattı. " Hava kararmış, sis çökmüş kız gelmemiş eve! Hiç mi aklınıza gelmedi hiç mi merak etmediniz lan?! Ya başına bir şey geldiyse biz babama ne cevap vereceğiz?!"

Cevap vermemizi beklemeden kapıyı açarak dışarı çıktı. Göz gözü görmüyordu gerçekten de. İçimde aniden oluşan pişmanlıkla hızlıca hazırlanıp Ardaşın peşinden çıktım. İkizlerde peşimden geliyordu. Onlara dönerek içeriyi işaret ettim. " Siz içerde kalın. Biz alır geliriz."

Şimdi bir de onların başına bir şey gelirse kendimi asla affetmezdim. Sis o kadar fazlaydı ki önümdeki Ardaş'ı bile zor görüyordum.

"Alis!!"

Ardaş'ın sesi bütün yaylada yankılanıyordu fakat başka hiçbir ses gelmiyordu. Ardaş'ın yanına geçtiğimde sinirle bana bakıyordu. Ben nereden bilebilirdim ki kayıp olacağını?! Off off. İlk günden iş açmıştı işte başımıza.

"Alis! Neredesin?! Ses ver lütfen!"

" Dere kenarına gitmiştir belki."

Ardaş hızlıca yürürken bir anda ayağı takılınca hızla öne atılıp kolunu tuttum. " Dikkat et. Bence eve dönelim, babamlara haber verelim onlar ile birlilte arayalım."

Kolunu hızlıca elimden çekti. " Babamlar nasıl gelecek bu havada buraya. Kaza yaparlar olmaz. Biz bulacağız. Bulmadan da bir yere gitmeyeceğiz. Çok dönmek istiyorsan dönebilirsin."

Kaşlarım kendiliğinden çatıldı. Ne gitmesi ulan. Yolda mı bulduk ikizimizi. Koluna girerek yanıma çektim. " Ne gitmesi lan! Boş yapma. Yanımdan da ayrılma sakın."

Göz devirerek yürümeye devam edince ben de yanında ilerledim. Elimizdeki telefonların flaşları ile etrafa bakarken temkinli bir şekilde yürümeye devam ediyorduk. Ama hiçbir iz yoktu Alis'ten. İnşallah başına bir şey gelmemiştir. Vicdan azabıyla yaşayamayız bir ömür..

.

.

Kadem Serander

Şirketten çıkalı yarım saati geçiyordu. Çıkar çıkmaz mağazaya gelmiştim. Sanırım Alis buraya gelirken hava durumuna pek bakmamıştı. Haklı tabi kız, aklına mı gelirdi. Kıyafetleri çok inceydi ve mont bile almamıştı yanına. Bu gidişle hasta olacaktı. Bir kaç kıyafet almıştım. Zaten çok fazla zayıf olduğu için en küçük bedenleri almaya özen gösteriyordum. Gözlemlerime göre daha açık renkler tercih ediyordu. Bu yüzden seçim yapmak zor olmamıştı. Ona yakışacağını düşündüğüm bir kaç elbise gözüme çarptı. Gülümseyerek reyonlara ilerledim. Mavi, üzerinde minik kirazlar olan uzun elbiseyi elime aldım. Alis'in üstünde hayal ettim o an. Ne tatlı görünürdü eminim. Elbiseyi de sepete eklediğimde bir kaç elbise daha çarptı gözüme. Herşeyi şimdi almamalıydım ama. Birlikte gelmemiz için de bahane olurdu hem. Birbirimizi tanımamız gerekiyordu. 17 yıl nasıl ve nerede yaşadıklarını, Sahra'nın nasıl vefat ettiğini öğrenmek istiyordum. Ve kızımı her detayı ile tanımak, kaybettiğimiz zamanın acısını çıkartmak istiyordum.

Kasaya ilerlerken gördüğüm yasemin çiçekli kolyeye ilerledim. Sahra hep yasemin çiçeği kokusunu kullanırdı. Nedense çok severdi bu çiçeği. Acaba kızımda sever miydi? Sormam gerekecek sanırım. Kolyeyide alarak kasaya geçtim. Ödemeyi yaptıktan sonra hızlıca otoparka inip arabaya geçtim. Daha fazla vakit kaybetmek istemiyordum burada. Hem daha çok işim vardı bu günlerde. Okul, ikametgah ve nüfus işlerini de bir an önce halletmem gerekiyordu. Derslerinden geri kalmıştı zaten yeterince.

O geldiğimden beri benim de içimde çocuksu bir heyecan oluşmuş gibiydi. Hayatıma görmediğim ve bilmediğim renkleri katmaya başlamış gibi hissediyordum. Gün boyu özlemiştim de onu. Nasıl bir anda beni böyle kendine bağladığına şaşırmıyordum. Annesinden almış olmalıydı bu özelliğini. O da böyle tatlı, şirin ama hiçbir lafın altında kalmayan bir kadındı. Neşesi hiç eksik olmazdı. Nereye baksa, ne yöne dönse oraya bahar gelirdi. Dokunduğu her yerde çiçekler yeşerirdi. Kokusu cenneti dünyada hissettirirdi bana. Kızımda aynı annesine çekmişti. Karşımda küçük bir Sahra vardı sanki. Bir gözlerini benden almıştı. Gözlerim dikiz aynasına kaydığında yüzümü inceledim. Değiştiğimi hissettiriyordu bana Alis.

E tabi bir de oğullarım vardı. Bu gece onlar ile konuşmalıydım. Bana bir şey olsa Alis'in onlardan başka kimsesi yoktu. Bu düşmanca tavırlarının sebebini biliyordum elbette ama kör değillerdi değil mi? Yeni annesini kaybetmiş, annesinin vasiyetini yerine getirmek için de tüm düzenini bozup İstanbul'dan Rizeye gelmişti kız. Birde geçmiş yüzünden üstüne gidiyorlardı. Gün boyu ne yapmıştı acaba evde? Lazar evde olsaydı aklım kalmazdı ama onun da son anda işi çıkınca gitmek zorunda kalmıştı. Annemin ya da diğerlerinin geçmişe dair bir laf ederek onu kırmalarından korkuyordum.

Arabayı otoparka park ederek araçtan indim. Arka koltuktaki poşetleri alarak eve doğru ilerledim. Kapı benim için açılmıştı bile. Hizmetli poşetleri elimden almak için yaklaşırken " Gereği yok, ben çıkartırım." diyerek merdivenlere ilerledim. Seslere bakılırsa herkes salondaydı. Alis'in odasının önüne geldiğimde kapıyı tıklattın ama ses gelmeyince aşağıda olduğuna kanaat getirerek içeri girdim. Düşündüğüm gibi burada değildi. Poşetleri kenara bırakarak odadan çıktım ve odama geçerek üstümü değiştirdim. Tekrar salona indiğimde Alis'in burada da olmadığını görmemle kaşlarım istemsizce çarılmıştı. Aynı zamanda Vidar, Ardaş, Deva ve Deha da yoklardı.

" Çocuklar nerede? Dışarıya mı çıktılar?"

Gülhan " Evet abi. Sabah annem sinirlenmişti gönderdi evden ama daha gelmediler. Yaylaya gitmişlerdir belki. Gelirler."

" Alis te onlarla mı?" başını sallayarak onayladı. Ben de tekli koltuklardan birine oturdum. Ancak içim hiç rahat değildi. Bu saat olmuştu, çoktan dönmeleri gerekti.

Hazar abim düşüncelerimi okumuş gibi ayaklandı. Elimdeki telefonu sıkı sıkıya tutarken üstümüzde endişeli gözleri geziniyordu. " Bu kadar geç saate kalmazlardı. Hava durumunda bugünün sisli ve soğuk olacağını söylediler. Orada kalamazlar bu gece. Gidip alalım."

Ben ve Hazar abim ayaklanmışken Boran önümüze geçti. " Bir sakin olun. Hava sisliyken yaylaya nasıl çıkacaksınız baba. Çok tehlikeli."

Mirza " Boran haklı. Böyle bir tehlikeyi göze alamazsınız. Ben önden gider yolun güvenli olup olmadığından emin olurum, siz peşimden gelirsiniz." diyerek Boran'a hak verdi. Bu hepimize mantıklı gelmişti.

" Tamam o halde. Ben de seninle geleyim. Diğerleri arkadan gelirler."

Sonunda ortak bir fikirde anlaştıktan sonra vakit kaybetmeden yola çıkmıştık. Mirza dikkatli ve yavaşça arabayı yayla istikametinde sürerken diğerleri de arkamızda bizi takip ediyorlardı. İçimde dinmek bilmeyen bir endişe vardı. Kötü hisler bedenimden öte beynimi ele geçirmiş, felaket senaryolarını gözlerimin önüne çıkartıyordu. Bir şey olduğunu hissediyordum. Ne kadar yanlış hisler olmasını umsamda hiç öyle gibi değildi.

Sahra gittikten sonra sadece onun gidişinden kalan değil bambaşka bir boşluk kaplamıştı içimi. Kafamda hep soru işaretleri vardı ama bu soru işaretlerinin neyden kaynaklandığını bile çözemiyordum. Sık sık yaylaya çıkarak gökyüzündeki yıldızlara, yayladaki çiçeklere bakardım. Sanki bana ondan bir haber getireceklermiş gibi. Ama bir türlü sonuca varamamıştım. Ta ki Alis gelene kadar...O zaman anladım ki soru işaretlerinin de, içimdeki boşluğunda sebebi oydu. Ben kızımın varlığından haberim olmadığı halde onu özlemiş ve beklemiştim. Onu hissetmiştim. Benden çok uzağa gitmiş olsa bile.

Arabanın ani bir fren ile durması bakışlarımı karşımdaki cama sabitlememe sebep oldu. Yayladaki patika yola girmiştik ve karşımızda iki zayıf flaş ışığı görünüyordu. Muhtemelen onlarda araba farlarını görerek durmuşlardı. Mirza ile aynı anda arabadan inerek onlara ilerledik. Aynı zamanda seslenmeyi de ihmal etmemiştim.

" Kim var orada?!" Ve cevap gecikmedi.

" Baba! biziz. Ben ve Vidar."

Ardaşın sesi ile hızla ona doğru koştum. İkiside yanyanaydı. Kendime çekerek sarıldım. Buz gibi olmuşlardı. " Oğlum ne işiniz var dışarda? Diğerleri nerede?" Endişeli sorularıma karşı ikisi de sessizliğini koruyorlardı. " Cevap versenize oğlum. Deva, Deha ve Alis nerede?" Yanıma gelen Hızır abimin de endişesi sesinden okunuyordu. " Deva ve Deha evdeler. İyiler."

Sıkıntıyla nefes aldım. Umarım aklıma gelen şey değildir. " Alis? Alis nerede oğlum?" İkisi de gözlerini kaçırmışlardı. Boran sinirle önlerine geçti. " Bana sakın kızı kaybettik demeyin lan!" İkisinin de başlarını önlerine eğmeleri doğruluğunu kanıtlıyordu.

Daha fazla zaman kaybedemezdik. Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Öncelikle kızımı sağ salim bulmam gerekiyordu. " Tamam. Ardaş ve Vidar. Siz eve geçin. Biz Alis'i bulup geliriz. Boran sen Mirza ile çeşmenin oraya bak. Ben köprünün olduğu kısma bakıcam. Abi sizde orman yoluna bakın."

Cevap vermelerini beklemeden flaşımı açarak hızlı adımlarla dere kenarına inmeye başladım. Umarım fazla uzaklaşmamışsındır kızım. Hiç bilmiyordu buraları. Adam akıllı yürüyemezdide. Alışkın değildi. Ah be kızım ne diye kalmazsın abilerinin yanında. İçimdeki korku gitgide büyüyordu. Nefes nefese kalmışken verdiğim nefeslerin buharı sislere karışıyordu. Köprünün yakınında, yerde gördüğüm silüetle anlık olarak duraksadım. Alis miydi o? Başımı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştım. Ardından hızla o yöne koştum.

Yanına vardığımda dizlerimin üstüne çöktüm. Baygındı. Teni bembeyaz olmuş, parmak uçlarında yer yer morluklar oluşmuştu. Hızla kucağıma aldım. Bedeninin soğukluğu üzerimde mont olmasına rağmen beni bile üşütmeye yetti. Tek elimle onu tutarken bir elimle de montumu üstümden çıkarttım. Montu bedenine sararak eve doğru ilerlemeye başladım. Çok kötü görünüyordu. Geç kalmıştım. Çok geç kalmıştım. Dudaklarımı alnına bastırdım. " Özür dilerim kızım. Çok özür dilerim.."

Eve yaklaştığımda diğerlerinin de gelmiş olduğunu gördüm. Boran hızlıca yanıma koştu. " Amca hemen arabaya geç! Acilen hastaneye gitmemiz gerekiyor. En arkadaki arabaya."

Ne olduğunu anlayamayacak kadar şoktaydım. Bakışlarımı tekrar Alis'e çevirdim. Teni daha bir solgundu şimdi. Boran Alis'i kucağımdan alarak arabaya ilerlediğinde kollarım bir ölününki misali iki yana düştü. Mirza'nın ne zaman yanıma gelip benimle konuşmaya başladığını bile hatırlamıyordum. " Baba! Kendine gel. Gitmemiz gerek. Hadi."

Hızır abim elini sırtıma koyarak arabaya doğru yönelmemi sağladı. Alis, Boran ve Hazar abim arkadaki arabadaydı ve çoktan yola çıkmışlardı. Ben, Hızır abim, Ardaş, Deva ve Deha ikinci arabadaydık. Vidar ve Mirza'da önümüzdeki araçtaydı. Yola çıkalı ne kadar süre geçtiğini, ne zaman hastaneye geldiğimizi pek hatırlamıyordum. Şu an Acil bölümünün önünde doktorların çıkıp bir şey demesini bekliyorduk. Elimde aldığım kolye vardı. Oturduğumdan beri gözlerimi ondan ayırmamıştım. Öyle dalıp gitmiştim ki abimin yanıma oturduğunu, elini omzuma koyduğunda fark edebilmiştim.

" Daha iyi misin? Elini yüzünü yıka istersen. Kendine gelirsin."

Başımı iki yana sallayarak reddetim teklifini. Kızımı görene kadar bir yere ayrılmak istemiyordum. Koridorun başından gelen ayak sesleri ile gayri ihtiyari o yöne döndük. Lazar'dı. Yine üstü başı dağınıktı. İçtiği belliydi. Adam akıllı yürüyemiyordu bile. Bir kurtulamamıştı şu bağımlılıktan. Ne yaptıysam gece hayatından vazgeçmiyordu.

" Baba. Ales yok yok pardon. Şey A-Alis. Ne oldu? İyi mi?"

Boran yanına gidip koluna girdi ve oturmasını sağladı. Hâlâ boş gözlerle etrafa bakıyordu. Buraya kadar nasıl gelmişti Allah bilir.

" Doktor çıkmadı daha. Bekliyoruz abi."

Ardaş'ın kısaca açıklamasıyla Lazar başını salladı. Ama pek anlamış gibi değildi. Kapı sesi ile odağımız odadan çıkan doktora kaydı. Ayağa kalkıp karşısına geçtim. Hepimiz merakla ne diyeceğini bekliyorken içeriden gelen ses ile herkes şaşkınca önce birbirine ardından doktora bakmıştı.

" Uçamayan tavuk mu olur ya! Kanatları horozun hayrına mı var? Nasıl doktorsunuz, niye tamir etmediniz tavukları?!"

Alis'in sesiydi.

Doktor gülümseyerek bana döndü. " Alis hanım geldiğinde fazlasıyla üşümüştü ve yorgundu. Ayrıca uzun süreli yetersiz beslenme sebebi ile de bir hayli bitkindi. Ama yaylada yediği çalı meyveleri ona enerji vermiş olacak ki etkisinden çıkamamış hâla. Ancak bu uzun süreli olmayacak. Meyve zehrinin etkisi geçtiğinde daha bitkin ve yorgun olacak. Bu süreçte hastanede kalmasına gerek yok fakat evde çok iyi beslenmeli ve üşütmemeli. Geçmiş olsun."

Doktor yanımızdan ayrıldığında hızla odaya girdim. Alis beni gördüğü anda ışıl ışıl parlayan gözleriyle kollarını iki yana açarak gülümsedi.

" Baba.."

Ne demişti o? Baba? Bana mı? Başka kime diyecekti ki bana diyordu tabiki de. Yatağın yanına giderek eğilip sarıldım. " İyi misin kızım? Ağrımıyor değil mi bir yerin?"

Kollarını boynuma sardığını hissettim. Yüzümde buruk bir tebessüm yerini aldı. " İyiyim. Biliyor musun annem geldi yanıma. Yanımdaydı hep. Ama uyanınca gitmişti. Nerde? Hadi çağır gelsin."

Geri çekilerek gözlerine baktım. Gözlerindeki parıltı hâla yerini koruyordu. Küçük bir çocuk heyecanıyla sorusuna bir yanıt bekliyordu. Bakışlarımı diğerlerinin üstünde gezdirdim. Herkes Alis'e bakıyordu ancak kimsenin bu soruya bir cevabı yoktu.

" Alis!! Neler anlatmam gerekiyor bilemezsin. Çünkü daha anlatmadım. Kay yana anlatıcam."

Lazar'ın bir anda yatağın başında belirmesiyle Alis sorduğu soruyu unutmuş gibi odağını ona verdi. " Lazar! Sen de mi buradaydın?! Gel gel ben de sana neler anlatmam gerekiyor bilemezsin. Çünkü anlatmadım."

" Cümleten geçmiş olsun. Allah bilir bunların kafa ne zaman yerine gelir."

Hazar abime hak vererek ayağa kalktım. İkisini de uyutmak en mantıklı yoldu. Başka türlü durmayacakları şimdiden belliydi. Lazar'ın kolundan tutarak yan taraftaki koltuğa çevirdim. " Sen geç şu koltuğa. Yat zıbar. Yaklaşma kıza."

İtiraz etmek için ağzını açtığında ensesine vurdum. Hak etmişti it herif. " Sus lan konuşma. Ayılınca görüşücem ben seninle."

Lazar'ı koltuğa oturtarak Alis'e döndüm tekrar. Dudaklarını büzmüş dolu gözleri ile bir bana bir Lazar'a bakıyordu. Ardından kaşlarını çatarak Borana döndü. " Bormayan Lazarı yanıma getirir misin?"

Boran'a seslenişi istemsizce bizi güldürdü. Gülmek başımın ağrısını derin bir sızıyla yeniden belli etmişti. Bu ağrıdan kurtulmak kolay olmayacaktı. Boran yüzündeki gülümsemeyi koruyarak yanıtladı onu. " Getiremem maalesef Alisçim. İkinizin de uyuması lazım."

Alis bir süre boş boş etrafa bakmaya devam etti. Bu sırada ben de kenardaki siyah sandalyeye oturmuştum. Kafasını ellerine eğerek parmaklarıyla oynuyordu. Sessiz iç çekişleri gözlerimi yüzüne çıkarmamı sağladı. Sessiz sessiz ağlıyordu. Göz yaşları yanağından ellerine damlıyordu. Ne olmuştu bir an da? Yanlış bir şey mi yapmıştık?

" Alis? Neden ağlıyorsun kızım? Bir yerin ağrımıyor değil mi?"

Başını bana çevirdiğinde nefes alamadığımı hissettim. Bu kızı bir daha ağlarlen görürsem yakardım dünyayı. Bu da Kadem Serander'in yemini olsun. Daha fazla dayanamayarak ayağa kalktım. Yatağın yanına geçerek kenarına oturdum. Benden önce o kollarını belime dolayarak yüzünü göğsüme saklamıştı bile.

" B-baba..Ben annemim öldüğünü hatırladım az önce."

Artık daha sesli ağlıyordu. Hıçkırıkları dört duvar arasında yankılanıyordu. Kendine geliyor olmalıydı. Daha sıkı sardım kollarını. Yalnız değildi benim kızım Babası vardı artık. Bir tek babasının kollarında ağlayabilirdi. Elimi saçlarına çıkartıp okşamaya başladım. Bir süre sonra ağlaması sessiz iç çekişlere dönüştü. Ardından düzenli nefes sesleri uyuduğunu belli ediyordu. Yatağa uzatarak üstünü örttüm. Ardından kenardaki sandalyeye geçtim tekrar.

Hızır abim Alis'in yanına yaklaşarak eğilip saçlarını öptü. " Her anne deyişinde içim parçalanıyor. Daha çok küçük, nasıl alışacak buna."

Sıkıntılı bir nefes aldım. Zor olacaktı. Ama en kolay şekilde atlatması için elimden gelenim fazlasını yapacaktım.

" Zor evet. Ama biz de yanındayız. Yalnız değil artık. Değil mi gençler?"

Boran tek tek diğerlerinin üzerinde göz gezdirdi. Ardaş " Değil tabi. Abisi var burada." diyerek katıldı ona.

Lazar " En favori benim bak! Kızın aklını karıştırmayın küserim." dedi uyumadığını belli ederek. Diğerlerinden ise ses çıkmıyordu. Mirza ile göz göze geldiğimiz sırada sert bakışlarını gördüm. Hâlâ tepkiliydi. Ön yargılıydı. Şu durumda bile nefretini gizleme zahmetine girmiyordu. Elbet hatalarının farkına varacaklardı fakat o zaman da çok geç olacaktı..

.

.

.

VEEE BÖLÜM BİTTİ.

NASILDI?

BEĞENDİNİZ Mİ?

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM CANLARIM. GÖRÜŞMEK ÜZERE.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18