2. bölüm / 14
MOHTİ ZİFA~ Mohti Zifa ~ | 2. Bölüm |
Bölümler 14Şu an: ~ Mohti Zifa ~ | 2. Bölüm |
- 1 ~ Mohti Zifa ~ | 1. Bölüm |4.013 kelime
- 2 ~ Mohti Zifa ~ | 2. Bölüm |2.746 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 3. BÖLÜM |2.732 kelime
- 4 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 4. BÖLÜM |2.551 kelime
- 5 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 5. Bölüm |2.178 kelime
- 6 ~ MOHTİ ZİFA ~ | 6. Bölüm |1.390 kelime
- 7 ~ MOHTi ZİFA ~ | 7. BÖLÜM |2.353 kelime
- 8 ~ Mohti Zifa ~ | 8. Bölüm |2.387 kelime
- 9 ~ Mohti Zifa ~ | 9. Bölüm |1.433 kelime
- 10 ~ Mohti Zifa ~ | 10. Bölüm |1.580 kelime
- 11 ~ Mohti Zifa ~ | 11. Bölüm |1.771 kelime
- 12 ~ Mohti Zifa ~ | 12. Bölüm |1.497 kelime
- 13 ~ Mohti Zifa ~ | 13. Bölüm |1.471 kelime
- 14 ~ Mohti Zifa ~ | 14. Bölüm |3.128 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
13 Nisan Pazartesi.
İyi okumalar dilerim.
.
.
Resmen şu an karşımda üstüme köpek salan çoban duruyordu! Bunun ne işi olabilirdi ki burada? Üstündeki kıyafetler de değişmişti, ilk gördüğüme kıyasla gayet şık ve pahalı kıyafetler vardı üstünde. Benim aksime beni tanımamıştı bile. Ben ona kaşlarımı çatmış bakarken o bir babama bir bana bakıyordu. O da kaşlarını çatarak bir kaç adımda yanıma yaklaştı. " Bana bu şekilde bakmanın bir nedeni var mı acaba?"
Salak mıydı bu?! Hem üstüme köpek salıp dizlerimi yaralamama sebep olmuştu hem de beni mi sorguluyordu? Kaşlarımı mümkünmüş gibi daha çok çattım ve kollarımı önümde bağladım. " Sence neden olabilir?! Bir düşün bakalım!"
Sinirle yükselmem ile çocuk şaşkınca bana bakıyordu. Babam yanımıza gelerek bakışlarını bana çevirdi. " Ne oluyor Alis, neden bağırıyorsun Ardaş'a? Tanışıyor musunuz siz?"
Çocuk hızlıca kendini savunmaya geçmişken dediği şey ile donup kalmıştım. "Hayır baba, ilk defa görüyorum bu kızı!" Baba?? Başka çocuğu da varmış demek... Ama bu çocuk olmak zorunda mıydı?! Offf offf. Bu nasıl şanssızlık bendeki. Çöle gitsem kutup ayısı kovalar yemin ediyorum. " Ya ne demek ilk defa görüyorum?! Sabah olanları unuttun mu!" Çocuk hâlâ ne olduğunu anlamak ister gibi babasına bakıyordu. Gerçek anlamda gerizekalı mıydı acaba? Hayır bileyim de günaha girmeyeyim diye diyorum. " Sen sabah nerde ve kimi gördün Alis?"
Lazar'ın sesi geldiğine hızla ona döndüm. Bu evde bir yüzü gülen oydu. Diğer herkes ruh hastasıydı. " Sabah bu çocuk üstüme köpeğini saldı." dediğimde çocuk bir anda gülmeye başlamıştı. Bu beni daha çok öfkelendirirken Lazar'a döndüm tekrar. O da gülmemek için zor tutuyordu kendini. Ama çıldıracaktım artık. Dalga geçiyorlardı resmen benimle. Yere oturup çocuk gibi ağlayacaktım şimdi. Dolu gözlerimle babama döndüğümde elini naifçe belime koyarak arabanın yanına çekti ve ön kapıyı açtı. "Ardaş sen terin soğumadan içeri geç duşunu al. Lazar sen benimle gel oğlum." Lazar başını sallayarak arka koltuğa geçerken babam da ön koltuğa geçmişti. Ben de arabaya binerek kollarımı önümde bağladım ve cama döndüm. Tüm dengemi alt üst etmişlerdi ilk günden. Çok fazla yorulmuştum. Havası bile yorulmama yetmişti.
" Senin üstüne köpek salan kişi Ardaş değildi. İkizi Vidar yapmış. Babaannem hayvanlara bakma cezası vermişti. Ama yine rahat durmamış anlaşılan."
Lazarın açıklamasını duymazdan gelerek camdan dışarı bakmaya devam ettim. Babamın kaç tane çocuğu vardı acaba? Sorsam mı? Garip mi olurdu acaba? Olmaz canım niye olsun ki.
Babama döndüğümde onun da zaten bana baktığını görünce hafifçe tebessüm ettim. O da bana gülümseyerek göz kırptı. " Kaç çocuğun var?" merakla sorduğum soruya karşı gülümsedi.
" 6."
Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktığında Lazar " Beş tane baba. 6. kim?" diye sordu.
Babam sessizliğini koruyarak bana yandan bir bakış attı ve tekrar yola döndü. Ben ise donup kalmıştım. Beni de saymıştı...Beni de evladı olarak görmüştü. Gözlerim yine dolmuştu ama. Günlerdir patlamaya hazır bomba gibiydim. Biraz daha duygu değişimi yaşarsam hepten delirecektim sanırım.
"Sende dalginluk hastalugu mi var kizum? Sabah bağa daldun, şimdu babama? Robot misun da arada kenduni kapatup dinleniyuysun, anlamadum ki!"
Lazar'ın yeniden konuşmasıyla düşüncelerim dağılmışken babamın güldüğünü görünce ben de gülümseyerek önüme döndüm. Ama ne yapayım, genleri baya sağlamdı bunların. Herkes apayrı bir karizmaya sahipti. İstemsiz oluyordu işte...
Hastanenin önünde durduğumuzda arabadan indik. Babam ve Lazar önden konuşarak ilerlerken ben biraz gerilerinde onları takip ediyordum. Hastanenin önünde Serander Hospital yazıyordu. Demek hastaneleri de vardı. Ne güzel ne güzel. Babamı gören her çalışan selam veriyordu. Bana da garip bakışlar atıp duruyorlardı. Üstüme başım hala dağınıktı. Hep o çiyan yüzünden şu halime bak! Çantama yedek kıyafet koymuştum ama fırsatım olmamıştı ki bir türlü değiştirmeye. Derin bir nefes alarak ofladım.
" Alis!"
Babamın bana seslenmesiyle kafamı kaldırıp önünde bulunduğu odanın önüne ilerledim hızlı adımlarla. Benim için kapıyı açtığında odaya girdim. Erkek bir doktor verdı. Bizi görünce gülümseyerek ayağa kalktı. Babam ve Lazar ile tokalaştı. Ardından bana dönerek elini uzatıp gülümsedi. Uzattığı elini tutup gülümsedim. Göz kırparak yerine geçiımce bize de oturmamız için koltukları işaret etti. Ben ve babam yan yana otururken Lazar karşımızdaydı. Sinirli görünüyordu. Yanlış bir şey mi yapmıştım acaba? Ben ona bakarken o çatık kaşları ile yere odaklanmıştı. Babam doktora kısaca konudan bahsetti. Doktor ilk başta şaşırmış, ardından bir bana bir babama bakmıştı. Gözleriyle yapacaktı herhalde testi.
" Hemşireyi çağırayım kan alması için." Diyerek yanındaki telefondan birini arayıp hemşire göndermesini istedi. Bir süre sonra hemşire elindeki eşyalar ile odaya gelmişti. Bu sürede kimseden ses çıkmadığı gibi hala ses çıkmıyordu kimseden. Hemşire ilk önce bana yöneldiğinde babam onu durdurarak kendisinden başlaması gerektiğini söyledi. Ben bu hareketine bir anlam veremezken hemşire hızlıca işini bitirdiğinde sıra bana gelmişti. Üstümdeki badinün kolunu sıyırarak hemşireye doğru uzattım. Karşıma oturup önce eldivenlerini yeniledi. Ardından kolumun üst kısmına mavi turnike bağladı. Ufak bir parça koparttığı pamuğun üzerine alkollü sıvıyı dökerek iğne yapacağı yere sürdü. Pamuğu arrıktan sonra iğneyi hızlıca damarıma batırmıştı. Eli çok hızlı ve hafifti. İşinde çok iyi olduğu her halinden belliydi. Bir tüp kan aldıktan sonra turnike ve iğneyi çıkartarak iğne yaptığı kısıma pamuk bastırdı ve küçük, yuvarlak bir yara bandı verdi.
Üstümde bakışlar hissettiğimde başımı kaldırdım. Lazar ve babam bana bakıyorlardı. Sessizliklerini koruduklarında ben de önüme dönerek yara bandını koluma yapıştırdım. Badimi düzelterek beklemeye devam ettim. Gerçi neyi beklediğimi de bilmiyordum ama..Olsundu. Onlar bekliyorsa ben de beklerdim canım ne olacak.
Ne kadar bekleyecektik ama hiçbir şey de dememişlerdi ki şimdi bana. Tam bir saat verselerdi beklerdim de. Böyle belirsiz olunca sabredemiyordum. İstemsizce ayaklarımı ileri geri sallamaya başlamıştım bile.
" İki saat."
Lazar'ın konuşması düşüncelerimi bölmüştü. Ney iki saatti? Anlamaz şekilde ona baktım. Burnundan gülerek açıkladı. " Testin çıkmasına iki saat var. Bekleyemeyeceksem bir şeyler yapalım diyecektim, ki bekleyemiyorsın da zaten."
Sırıtarak hızla başımı salladım. Gülümseyerek ayağa kalktı. Babama döndüm geliyor mu diye ama hiç rahatını bozmuyordu valla. " Siz gidin, ben buradayım. Dikkat edin."
.
.
Lazar ile birlikte sahile gelmiştik. Aslında yapacak çok şey vardıda şu an istememiştim. Kendimi ne kadar az yorsam o kadar iyiydi. Çünkü pilim tükenmişti resmen bugün. Daha fazla ne kadar ayakta durabilirdim bilmiyorum. Ayrıca çok üşümeye başlamıştım. Hangi kafayla baharlık kıyafetler ile geldiysem. Kesin hasta olacaktım. Ve ben nefret ediyordum hasta olmaktan. Bir anda Lazarın ceketini onuzlarıma koymasıyla irkilerek ona baktım.
" Bu kıyafetler ile çıkarken aklın neredeydi senin?"
İlk defa bu kadar sakin ve durgun konuşuyordu. Sanırım benim gelme sebebimdi canını sıkan. O da haklı tabi bir an da ortaya çıkan bir kardeş kimseyi mutlu etmezdi. İkimiz de sessizce uzun bir süre yürümüştük. Babam aradığında tekrar arabaya döndük ve hastaneye doğru yola çıktık.
Arabanın sıcak olması beni iyice mayıştırmıştı. Kafamı koltuğa yaslayarak gözlerimi kapattığımda son hissettiğim üstümün örtülmesiydi..
.
.
.
Dikkatle babamın okuduğu kağıda bakarken ortamın sessizliğinden kalp atışlarımın duyulduğunu düşünüyordum. O kadar hızlı atıyordu ki yerimde zor duruyordum şu an. Hızlıca açıklasa çok iyi olacaktı. Hastaneye geldiğimizde Lazar uyandırmıştı beni, çok geçmeden de DNA testi sonucu çıkmıştı zaten. Ve şimdi de babamın sonucu açıklamasını bekliyorduk. Elimdeki kağıdı katlayıp önündeki masaya bırakarak gözlerini bana çevirdi. Ben zaten sonucu biliyordum, ama babamın ne yapacağını bilmediğimden korkuyordum.
" Pozitif."
Gözlerini Lazara çevirdi. Ben de ona döndüğümde bana baktığını gördüm. Yine garip bir sessizlik vardı ortamda. Kimseden ses çıkmıyordu. Boğazımı hafifçe temizleyerek sessizliği bozan ben oldum.
" Size söylediğim gibi. Ben sadece sizi merak ettiğim için geldim. Sonrası için ne olur bilemiyorum ama ben size zorluk çıkartmak için gelmedim. Tekrar dönücem İstanbul'a."
İkisinin de sert bakışları bana dönmüştü. Lazar " Bir anda hayatımızın içine girip bir an da çıkabileceğini sanman çok komik." dediğinde şaşkınca ona baktım.
Anlamadım kar tanesi..
Aaa iç sesim gelmeye karar vermiş. Çok yanlış zaman geri git.
Babam da Lazar'a hak verdiğini belli ederek başını salladı. " Umarım ciddi anlamda düşünmemişsindir." düşündüm.
" Eve geçelim haydi."
Babam kapıya ilerlediğinde biz de kalkmıştık. " Ben otele geçsem daha iyi olur. Eşyalarımın hepsi orada."
Yine Lazar sert sei ile konuştu. Bu adama ciddiyet hiç yakışmıyordu ya.
"Aluruz eşyalaruni, zor değildur. Hem evdeki o gürültü patirtiyi, o kaosu kaçirursan vallahi üzülürsün, benden söylemesu!"Ya ya ne demezsin. Üzüntüden yataklara düşerim.
Arabaya doğru ilerlerken babamı izliyordum sadece. Ne hissettiğini bir türlü anlayamıyordum. Gitmeme izin vermemişti ama kalmamada sevinmiş miydi bilmiyorum. Aslında ona da hak vermeliydim, çok ani gelişmişti her şey. Ne düşüneceğini bilemiyor olabilirdi. Hava kararmak üzereydi. Ve ben sabah yediğim kuymaktan başka hiçbir şey yememiştim. Bir de dün geceden beri uyumamıştım. Üstüne bir de yol yorgunluğu ile bugün yaşadığım sayısız rezillik vardı. Ha bir de buz tutmuş olmamı da es geçmeyelim. Hâlâ donuyordum ben. Lazar arka koltuğun kapısını açınca arabaya binip kemerimi bağladım. Onlar da arabaya binince yola çıkmıştık. Otelin adresini verdiğimde Lazar otelin kendilerinin olduğunu söylemişti. Zaten otelin olduğu sokağın adı da Serander'di. Ardeşeni ele geçirmiş olabilirler mi acaba?
Bungalovun önüne geldiğimizde inerek cebimdeki anahtar ile kapıyı açtım. Allahtan çantaya koymak yerine cebime koymuştum anahtarı. İçeriye girip bavulumu ve büyük çantamı alarak ışıkları kapatıp çıktım. Bu sırada Lazar yanıma gelip bavulumu almıştı. O bavulu bagaja atarken ben de tekrar arabaya bindim. Lazar da binince eve doğru yola çıktık.
Çantamı kenara bırakarak dizlerimi ayakkabılarımı koltuğa değdirmeyecek şekilde kendime çektim ve kafamı cama yaslayarak gözlerimi kapattım. Daha hareket etmeye gücüm kalmamıştı. Muhtemelen uzun bir süre hastalıkla uğraşacaktım..
.
.
Kadem Serander
Arabayı durdurarak Alis'e bakmak için arkamı döndüm. Uyuya kalmıştı. E tabi bugün o kadar şey yaşamış. Normaldi. Kendisinin haberi yoktu ama onu ilk gördüğüm anda kızım olduğunu anlamıştım. Annesine o kadar çok benziyordu ki. Karakteri, bakışları, gözleri. Herşeyi ile karşımda Sahra duruyor gibiydi. Gamzelerini bile annesinden almıştı. Onu elbette reddedecek değildim. O benim kızımdı. Bu zamana kadar haberim olmasa da, bu vakte kadar birbirimizi tanıma fırsatımız olmamış olsa da. Diğer evlatlarım benim için hangi konumdaysa, Alis'te öyleydi artık. Kızım olması düşüncesi beni gülümsetirken onu ne kadar izlesem de doyamayacağımı fark ettim. Çok güzeldi. Annesi gibi.
"Baba-kiz ne bu bakişma hastalugu, anlamadum gitti! Millet içeride bizi bekliyu... Al da kizuni gel hayde!"
Lazar'ın sesi düşüncelerimi dağıtmıştı. Kaşlarımı çatarak ona döndüğümde resmen kaçarak arabadan inip eve ilerledi. İt herif.
Kemerimi çıkartıp arabadan inerek arka koltuğun kapısını açtım. Alis'in kemerini açarak kucağıma alıp arabayı almak için bekleyen Safa'ya döndüm. " Çantasını yukardaki misafir odasına çıkartın." Kafasını sallayarak onayladı. Bakışlarımı tekrar Alise çevirdim. Kedi gibi göğsüme sokulmuştu. Çok tatlı görünüyordu uyurkende. Eğilip alnından öptüm. Kokusunu içime çektiğimde istemsizce gözlerimi kapattım. Beş tane oğlum vardı ama ilk defa babalığı bu kadar derinden hissediyordum. Kızım vardı artık. Ve söylenilenler doğruydu. Kız evlat bambaşkaydı.
Eve doğru ilerleyerek açılan kapıdan içe girdim. Hizmetlilerden birine seslenip odayı hazırlamalarını söyleyecektim fakat bu gece benim odamda uyumasında bir sakınca olmazdı bence. Ben koltukta yatardım. Merdivenlere ilerlediğim sırada annemin sesi ile durdum.
"Ula Kadem, bize bir çift laf etmeyecek misun?! Kimdur bu uşak, ne arayi bizim evumuzde? Her kapıya geleni Seranderlerin ocağuna tıkmak ne demektur?! Akluni mi yitirdun da elun kizini kucağunda daşiyuysun?!"
Arkamı dönerek çatık kaşlarım ile aileme baktım. Kim olduğunu annemin ve abilerimin de anladığını biliyordum. " Elin kızı değil anne. Benim. Kızım. O artık burada bizimle kalacak."
Annem bastonunu yere sertçe vurarak kaşlarını çattı.
"O edepsizun kizi mi?! Kolenoğlu'nun torunu ha?! Bu hayini evume nasil sokarsun sen Kadem? Yillar önce oldugu gibi her şeyuni kaybetmek mi istiyuysun?! Akluni mi yitirdun sen?!"
Ne dersem diyeyim anlamayacaktı beni. Yıllar önce anlamamıştı, yine anlamayacaktı. Oğullarıma çevirdim bakışlarımı. Kadem Can ve Lazar dışında diğerleri nefretlerini gizlemiyorlardı bakışlarında. Yiğenlerim de öyle. " Ben diyeceğimi dedim anne. Kızım burada, benimle kalacak. Alışsanız iyi olur."
Bir şey demelerine izin vermeden odama çıktım. Alis'i yatağıma yatırarak üstünü örttüm. Yatağın karşısındaki koltuğa oturduğumda bakışlarımı ondan çekmemiştim.
" Söz kızım. Anneni koruyamadım, gitmesine engel olamadım ama sana aynılarını yapmalarına izin vermeyeceğim. Söz.. "
.
.
Alis Kolenoğlu
Ella Ella metsz Ella ( Allah Allah büyük Allah)
Entu kağe viyella ( Şu karşıki köy kalksa)
Entu kağin ağhçkenin yar(Karşıki köyün kızları)
A'sti kağsiyuz yalla (Beriki köye yallah)
Sabah sabah kulağıma dolan seslerle rahatsızca yattığım yerde kıpırdandım. Hiç saygıları da yoktu. O kadar rahat bir uyku uyumuştum ki uzun zaman sonra. Hiç kalkmak istemiyordum.
"Ula kalk artuk da! Ne uykucu çıktun sen de... Kalk hayde bi horon kuralum şurada! İçum içume siğmayi, kalkmazsan hevesumi kursağuma dizecesun, günahdur bağa!"
Lazar'ın sesi beni uykumda bile güldürmeye yetmişti. Nasıl bu kadar enerjik olabiliyordu diye sormayacağım, annemin ölümünden önce ben de tıpkı onun gibi her sabaha horon ile başlardım. Annem de eşlik ederdi tabi.
" Uykum var Lazar. Sonra oynarız."
Arkamı dönüp tekrar uyku moduna geçtiğim sırada odaya biri daha girmişti.
" Sabah sabah ne bu ses Lazar?! Kahvaltıya bekliyoruz sizi. Neden hala oyalanıyorsunuz!"
Bu kimdi şimdi? Ne güzel eğleniyor adam. Kendisi gibi ruhsuz mu olsaydı. Ay tövbe! Lazar böyle iyi. Aklıma daha yeni geliyor o çobanın bu evde olduğu. Üstüne bir de biyolojik abim olduğu! Mümkünse hiç karşılaşmayalım.
Bağıran kişi odadan çıktığında şarkı kapanmıştı. Lazar'a dönerek oturur pozisyona geldim. Bavulum da bu odadaydı. Ve oda ağır ama hoş bir erkek parfümü ve sigara kokusu karışımı kokuyordu. Sanırım babamın odasıydı burası. Koyu tonlarda ve çok şık dizayn edilmişti.
Odayı incelemeyi bırakıp Lazar'a döndüm o ise elinde telefonla beni çekiyordu. " Ya ne yapıyorsun? Ne çektiysen sil hemen. Hem söylesen poz verirdim, şu halimle hiç güzel çıktığımı düşünmüyorum."
Sırıtarak telefonu cebine koydu. " Her halinle çok güzelsin. Abine çekmişsin." göz kırparak odadan çıktığında güldüm arkasından. Deli be bu.
Acaba banyoyu kullansam bir şey derler miydi? Ne diyecekler canım. Babamın odası sonuçta. Hem banyo yapmadan nefes bile alamazdım rahat rahat. Hızlıca yataktan çıkarak bavulumun yanına giderek yere yatırdım. Zincirini açıp kendime kıyafetlerim ile şampuan, duş jeli, lif, havlu ve bakım kremimi çıkarttım. Bavulu tekrar kapattığım sırada kapı çalmıştı. " Müsait misin Alis?"
Babamdı..
" Evet, gelebilirsiniz."
İçeri girdiğinde gülümseyerek " Günaydın." dedi ve eğilip alnımdan öptü. Ama...Ama bir an da kalbime böyle darbeler almaya alışkın değilim ki ben peder. Öleyim mi şuralarda, onu mu istiyorsun sen. Cık cık. Çok ayıp. Ay mala bağlama Alis! Kendine gel.
Ben de gülümseyerek " Günaydın." dedim. Kısaca çıkarttığım eşyalarda göz gezdirdi. " Banyo mu yapacaksın?"
Gözlerimi kaçırarak başımı sallayıp onayladım. " Tamam canım, biz yemek odasına geçeriz birazdan. Sen de hızlıca banyonu yapar gelirsin. Saçlarını kurut ve banyoda da dikkatli ol."
" Tamam..Olurum. Fazla bekletmem sizi."
Babam odadan çıkınca hızlıca eşyalarımı alıp banyoya geçtim. Suyu açarak ısınmasını beklerken kıyafetlerimi çıkartıp kirlilere attım. Ardından suyun altına girdim. Bu his çok güzeldi işte. Sıcak su kadar iyi hissettiren başka bir şey yoktu. Bıraksalar akşama kadar burada dururdum fakat aşağıda beni bekliyorlardı. Şu, sabah odaya gelen adamı çekemezdim valla hiç.
Hızlıca banyomu yapıp havlumu etrafıma sararak kurulandım. Üstümü giyindikten sonra aynanın önüne geçerek kurutma makinesini alıp saçlarımı kuruttum. Ardından tarayarak yarısını toplayıp bağladım. Mavi tişört, mavi hırka ve kot pantolon giymiştim.

Çiçekli küpelerimi ve bir kaç yüzük ile kolyemi taktıktan sonra hazırdım. Hızlıca aşağıya inmeliydim şu an. Odadan çıkarak hızlı adımlarla aşağıya indim ve yemek odasına girdim. Herkes buradaydı. Sadece babamın yanındaki sandalye boştu. Babam beni görünce gülümseyerek sandalyemi geriye çekti. Ben de gülümseyip oturdum. " Beklettiğim için kusura bakmayın."
Dediğim de kimseden ses çıkmamıştı. Biri dışında..Sabah odaya gelen kişi.
" Bu evin kuralları var! Kimse seni beklemek zorunda değil."
Bağırmadan konuşamıyordu sanırım. "Farkındaysan buraya yeni geldim. Bunu bilmemem normal değil mi?"
Bu sefer başka bir gıcık lafa atladı. Çoban olan gıcık..
" Özür dileyecrğin yerde abime laf yetiştiriyorsun hâlâ. Ayrıca buraya fazla alışma derim. Pişman olacaksın çünkü." kurnazca sırıttığında ben de sırıttım. Benimle uğraşacaktı yani, öyle mi? Buyursun o halde.
" Elinden geleni esirgeme. Hatta fazlasını yap. İhtiyacın olacak."
Birkaç kişi sessizce gülerken bu sefer bir başka sarı kafa lafa atladı. Bunların adını acilen öğrenmem gerekiyordu.
" Bakıyorum da ilk günden amcamdan yüz alıp bize saldırmaya başlamışsın."
Dediğine güldüm ve göz devirerek konuştum. "Siz çok almıştınız. Sıra bende diye düşündüm."
Aslında böyle bir insan değildim ama hak edene cevabını verirken de laflarımı esirgemezdim. Ben onlara hiçbir şey yapmamışken bu tavırları barbarcaydı.
Lafım üzerine Lazar kendini tutamayarak kahkaha atmıştı. Tabi ona Ardaş'ta eşlik ediyordu. Dün karşımda oturan dövmeli kişinin de yüzünde bir sırıtma oluşmuştu. Valla hak ettiler yani yapacak bir şey yok. Sataşmasalardı durduk yere.
Masanın başında oturan yaşlı kadın - muhtemelen babaannem, elini masaya vurarak bakışları kendisinde topladı.
"Kapayun o ağzunuzi de kırılsun dizunuz! Yiyun yemeğunuzi, doğru işun başuna hayde! Terbiyesuzluk etmeyun, adamun asabuni bozmayun! Kadem, sen de sahip çık bu uşaklaruna, sofra adabi öğret onlara!"
Terbiyesiz kısmından itibaren bakışlarını benden çekmeden konuşmuştu. Tek kaşımı kaldırarak tam bir şey diyeceğim sırada Lazar elini ağzıma kapattı. Kaşlarımı çatarak elini ittim. Bana yaklaşarak sadece ikimizin duyacağı şekilde konuştu. " Bugün senin çenen çok açılmış. Ölüme bu kadar hızlı koşma bence güzelim. Yemeğini ye sonra işimiz var seninle."
Gülmemek için kendimi zor tutarak konuştum. "E kapatın ağzınızı dedi nasıl yiyeceğiz.. "
Lazar yine kendini tutamayıp kahkaha atmıştı. Bununla da işimiz var ha. Başımıza iş açacak.
VEEE BÖLÜM SONUU!!
NASILDI?
BEĞENDİNİZ Mİ?
OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYINN 😚💞
SİZLERİ SEVİYORUM.
ŞÖYLE KARAKTERLER HAKKINDA DA GÖRÜŞ ALAYIM SİZDEN.
KADEM?
LAZAR?
BABAANNE?
VİDAR?
ALİS?
VALLA BENİM BU BÖLÜMDEKİ FAVORİLERİM KADEM İLE ALİS. BABA-KIZ AİLENİN İÇİNDEN GEÇTİLER RLDLFFLELDL.
Bölüm etkileşimi
