MOHTİ ZİFA kitap kapağı

1. bölüm / 14

MOHTİ ZİFA

~ Mohti Zifa ~ | 1. Bölüm |

Vaveyla Yazarı: Nuray

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: ~ Mohti Zifa ~ | 1. Bölüm |

10 Nisan 2026.

İyi okumalar dilerim.

.

.

.

Alis Kolenoğlu

Bilmem kaçıncı insanın beni öpüp sarılarak taziyesini sunmasının ardından artık isyan bayraklarını çekerek evde kim var kim yoksa kovmuştum. Acımı yaşamak adına kendimi annemin odasına kapatmıştım. Kollarımın arasında ölmeden önce üzerine giydiği elbisesine sarılmıştım. Yatağın ortasında cenin pozisyonu alarak, ne kadar mümkünse, küçüldüm. Şu ana kadar gözümden tek damla yaş düşmemişti ama bu sessizlik artık bana ölümünün apaçık kanıtıydı.

Ben dün gece hayatımdaki tek insanı kaybetmiştim. Hayatımda beni seven tek insanı, beni düşünen tek insanı kaybetmiştim. Artık bu dünyada bir sebebim kalmış mıydı..Bir yolum, amacım, umudum? Kalmamıştı. İki saat önce kendi ellerimle toprağa gömmüştüm.

Ama tek bir şeyim kalmıştı. Neşem...Annem en çok neşemi severdi benim. Her gece uyumadan, Neşeni kaybetme annem, derdi. Hastane odasında da son dediği şey bu olmuştu.

Neşeni kaybetme Annem..

Senden asla ayrılmam, seni asla yalnız bırakmam da demişti. Hep yanı başında olucam, hep sırtını yaslayacağın dayanağın olucam. Fiziken değilse de ruhen..

Demişti.

" Söz anne. K-kızın asla neşesini kaybetmeyecek. Hep sevdiğin gibi kalacak. Kalacağım."

Göz yaşlarım o kadar fazla akmaya başlamıştı ki, yüzümü gömdüğüm elbise artık nefes almamı engelliyordu. Aniden kalkarak derin nefesler almaya başladım. Tişörtümün ıslanan yakası üstüme yapışmış, saç tutamların yüzümü örtmüştü. Göz yaşlarım yetmezmiş gibi akan burnumda cabasıydı. Hâlâ nefes alamadığımı fark ettiğimde yataktan kalktım. Karşımdaki balkon kapısını hızlıca açarak kendimi balkona attım. Gerçek anlamda attığımdan dizlerimin üstüne düşmüştüm. Ama acı hissetmiyordum. İçimdeki acı fiziksel her türlü acıyı örtecek kadar güçlüydü. Derin nefesler alırken içimden sakinleşmek adına sayı saymayı da ihmal etmiyordum.

Bir süre sonra az da olsa sakinleştiğimde etrafıma ve oturduğum yere baktım. Ne yapıyordum ben? Nasıl gelmiştim ki buraya, neden yerde oturuyordum? Perişan haldeydim. Hatta daha çok rezil bir haldeydim şu anda. Başımı ağır ağır göğe kaldırdım. Gözlerim tam karşısında duran tek, parlak yıldıza odaklandı. Annem..Orada beni izliyordu değil mi? Benim her yana ışık saçan annem, hala parlıyordu. Kurumuş ve çatlamış dudaklarımın acısına rağmen tebessüm etti. parlak yıldıza.

" Söz anne. Neşemi kaybetmiyorum. Kaybetmeyeceğim.."

2 Gün Sonra

Odaya her girip çıktığımda gözüme çarpan masadaki zarf artık sinirimi bozmaya başlamıştı. Dün sabah evi temizlerken annemin eşyalarının içinde bulmuştum. Üzerinde bana olduğu ve hayatımı değiştireceği yazıyordu. Dünden beri açıp açmamak arasında ikilemdeydim. Elbet açacaktım ama öncesinde yas süremi tamamlamak istiyordum. Yarından sonra hayata dönecektim. Annem ölmeden önce nasılsam, aynı şekilde devam edecektim hayatıma. Ya da bu zarfın içinde yazanlarla bambaşka bir hayata sürüklenecektim. Derin bir iç çekerek elimdeki bardak ile terasa ilerledim. Yaz aylarına girmiş olduğumuzdan havada tatlı bir esinti olması huzur veriyordu. Terasın küçük bir bölümüne plastik kaplar ve topladığımız dondurma çubuklarından yaptığımız kuş alanında minik kuşlar toplanmıştı. Terasın etrafında uçuşup dururken tatlı tatlı ötüşleri yeni doğan gün ile birlikte insana sanki hiçbir derdi yokmuş gibi hissettiriyordu. Kenardaki tekli salıncağa oturarak arkama yaslandım ve önümdeki manzarayı izlemeye başladım.

İstanbul boğazını gören, üç katlı bir villada yaşıyorduk kendimi bildim bileli. Ben ve annemden başka hiç kimse değil bu eve bahçe sınırları içerisine dahi girmemişti. Ne yapacaksak birlikte yapar, birbirimizden hiçbir şey saklamazdık. Annem benim sırdaşım ve tek dostumdu. Hayatımda o varken başka biriyle bu denli yakın olma gereği hiç duymamıştım. Ama şimdi o da gitmişken geri kalan hayatıma nasıl devam edeceğim muammaydı. Kimsem yoktu. Ben de ölüp gitsem, arkamdan ağlayacak tek bir insan yoktu.

Tekrar derin bir iç çekme gereksinimi duydum. Bu aralar çok oluyordu bu. Aldığım nefesler ciğerlerimi doyurmadığından destek olmam gerekiyor gibi hissediyordum. Ancak bu şekilde rahatlıyordum. Elimdeki bardağı dudaklarıma yaklaştırarak temkinli bir yudum aldım. Bitki çayı hâlâ sıcak olduğundan dilimin ucunu yakmıştı. Acıyla yüzümü buruşturarak önümdeki, oturma gurubuna ait olan, krem sehpaya bıraktım bardağı. Aklım hâlâ o zarftaydı. Hayatımı değiştirecek ne olabilirdi ki? Benim hayatım annemden ibaretti ve o da gitmişti zaten.

Sanırım yarını bekleyemeyecektim. Ama beklemeliydim. Ama meraktan öleceğim neredeyse. Açayım ya ne olacak. Her türlü öğreneceğim sonuçta değil mi. Evet evet, açayım.

Hızla ayağa kalkarak içeri girdim. Masanın üzerindeki zarfı alarak tekrar terasa çıkarak salıncağa kuruldum. Rahat bir pozisyon aldıktan sonra derin bir nefes alarak açtım. İçindeki kağıdın altında bir kaç altın bilezik, annemin künyesi ve anneannemden kalan antika inci saat vardı. Bu aile mirası saat nereden baksan 500 yıllıktı. Anlatılana göre bu ev bize çok çok eskiden kalmış. Osmanlı zamanında annemin büyük büyük dedesi devlet binasında çalışıyormuş. Padişahta ona bu evi vermiş. O zamandan bu zamana kadar da onun ailesinden başka kimse bu evde yaşamamış. Saati ise yine annemin büyük büyük dedesi evlendiği zamanlarda düğün hediyesi olarak İngiliz bir tüccardan almış. Üzerindeki sayılar, incilerin oyulması ile yapılan desenler Bizans prenseslerinin yıllar yıllar sonra bulunan eşyalarındaki desenler ile aynıymış. Yani bu ailemizdeki en değerli şey. Her anne kızına bu saati saklaması ve koruması için verirmiş evlenme çağına geldiğinde. Benim annem evlendiğimi göremedi ama bu emaneti bana bıraktı. İleride ben de kendi kızıma veririm Allah nasip ederse. Saatin zinciri uzun olduğu için rahatlıkla boynuma takabilirdim. Ama güvenli olabileceğini düşünmüyordum. Bu sebeple saklayacak bir yer bulmalıydım.

Saati ve bilezikleri kucağıma bırakıp kağıdı alarak zarfı masaya bıraktım. Kağıdı açarak okumaya başladım.

" Sevgili kızım, hayat ışığım Alisim...

Bu mektup elime geçmişse, ne kadar istemesem de, senin yanından ayrılmışım demektir. Öncelikle seni ne kadar çok sevdiğimden bahsetmek istiyorum. Bu dünyada olmasamda ben seni hâla çok seviyorum. Her zaman, nerede olursan ol her daim yanındayım. Ben seni asla bırakmam biliyorsun birtanem. Ama bunun hayatının geri kalanında seni korumak için yeterli olmayacağının da farkındayım. Şu ana kadar tek pişmanlığım senin etrafında kendimden başkadının olmasına izin vermeyişim oldu. Fark ettim ki hastalığımdan öncesinde ölümün bir nefes kadar uzağımızda olduğunu unutmuşuz. Bu zamana kadar keşke seni karşıma alıp anlatma cesaretini gösterseydim. Alis...Baban yaşıyor kızım. Öldü bildiğin baban yaşıyor. Sadece baban değil, çok kalabalık bir ailen var senin. Seni bundan mahrum bırakmak zorunda kaldığım için affet beni ama başka şansım yoktu. Mektubu bulduğun dolabın arkasında bir bölme var. Orada babanın fotoğrafları ve adresi var. O da senin varlığından habersiz. Yanından ayrıldığımda hamile olduğumu söylememiştim ona peşime düşer diye. Babanın ve ailenin yanına git kızım. Zarfa buraktıklarım ve evdeki diğer mücevher ve takıları geleceğin için kullan. Saatin önemini biliyorsun, sadece o yanında kalsın. Ve lütfen,

Neşeni kaybetme güzel kızım.."

Göz yaşlarımla ıslanan kağıt titreyen ellerim arasından düştü. Öldü bildiğim babam yaşıyor muydu yani? Ben yıllarca çiçekler ile konuşarak onunla sohbet ettiğimi sanarken, her mezarlığın önünden geçtiğimde belki babam oradadır diye selam verirken babam benden habersiz yaşıyor muymuş...Peki neden öldü dedin anne? Neden benden babamla geçireceğim 17 yılımı esirgedin. Nasıl bir sebebin olabilir? Keşke...Keşke anlatsaydın. Keşke bilseydim. O zaman ben yanında olurdum. Ama şimdi...Aramızda hiçbir sır olmadığını bildiğim annemin en büyük sırrı babammış ve benden saklamış. Sebebini öğrenmenin tek yolu var...O da babamın yanına gitmek. Ama o da beni bilmiyormuş. Ya istemezse? Yeni bir ailesi, çocukları varsa? Sürpriz yumurtadan çıkar gibi ben senin kızınım diyemem ki. Hem inanmayacak belki. Her kapısına gideni evine mi alacak adam.

Ayağa kalkarak içeri geçtim ve annemin odasına girdim. Babamı merak etmiştim. Benziyor muydum acaba ona? Dolaba yönelerek kapısını açtım. Tek dizimin üstüne çöküp dolabın arka tarafına uzandım. Elimi kalın tahta üzerinde gezdirerek gizli bölmeyi bulmaya çalıştım. Bir süre aradıktan sonra tahtanın küçük bir kısmı geriye doğru gidince yüzümde bir gülümseme oluştu. Ahşap, işlemeli küçük bir sandık vardı. Kilidi açıktı ve içinin baya dolu olduğu belliydi. Kutuyu elime alarak ayağa kalkıp yatağa oturdum. Derin bir nefes alarak kutuyu açtım. Tahmin ettiğim gibi baya doluydu. En üstte benim bebeklik fotoğraflarım vardı. Canım annem her anımı kayda almıştı. Bir sürü CD, seslerimi kaydettiği kasetler, fotoğraflarım, birulilte çektiklerimiz...Birlilte geçirdiğimiz her anı dolu dolu yaşamıştık. Her şeyi konuşarak halletmiştik. Benimle konuşamadığı tek konu babam olmuştu, onunda pişmanlığını yaşadığını bana bıraktığı mektuptan anlamıştım. Kendi fotoğraflarımı seçip kenara koyarak altındaki fotoğrafları aldım. Arkaları dönüktü. Elime alarak üzerimde yazan yazılarda göz gezdirdim. Fotoğrafın çekildiği tarih ve babamın adı yazıyordu.

02/01/2010

Kadem Serander..

" Kadem.."

Babamın adı. Ne güzel bir adı vardı. Gülümseyerek kendime fotoğrafın ön yüzünü çevirdim. Gördüğüm an da gözlerim dolmuştu. Yüzümde buruk bir tebessüm okulurken elimi fotoğrafın üstünde gezdirdim. Babama çok benziyordum. Çok yakışıklı bir yüzü vardı.

Şu an nasıldı acaba? Yıllar geçmişti, biraz değişmiş olabilirdi ama eminim hala çok yakışıklıydı. Başka kardeşlerim de var mıdır ki? Belki tekrar evlenmiştir. Beni isterler miydi acaba? Neden istesinlerdi ki...Evlendiği kişi kocasının başla bir kadından olan kızını istemek zorunda değildi tabiki.

Ama belki de düşündüğümün tam tersi olurdu. Sonuçta bizim birbirimizden haberimiz bile yoktu ki. Zaten hemen gidip evinde kalacakta değildim. Bir otele yerleşir ondan sonra evine giderdim muhtemelen. İstemezlerse hemen evime dönerdim. Buradan gitmeye meraklı değildim tabiki fakat merak ediyordum işte babamı. Düşüncelerim arasında yatapa uzanmışken babamın fotoğrafına bakmaya devam ediyordum. Annem her anımda yanımda olsa da babamın eksilliğini hep hissetmiştim. İçimde hep bir kırgınlık vardı. Geçmeyen bir özlem ve eksiklik...Nedense babam her aklıma geldiğinde göğe bakma ihtiyacı duyardım. Sanki babam beni hissedecekmiş gibi, duyacakmış gibi...

.

.

Elimdeki valizi arkamdan çekerken otogarın içerisine göz gezdiriyordum. Hava gri bulutların esareti altındaydı. Çok fazla rüzgar esmesi de benim şansımaydı sanırım. Birazdan eminim şiddetli bir yağmurda başlardı. Ve ben İstanbuldaki havaya göre giyinmiştim. Bu salaklığıma kızarak etrafa bakınmaya devam ettim. Etrafta seyyar satıcıların yanı sıra Otogar esnafları vardı. Fazla kişi olmasa da kalabalıktı. Oradan oraya koşturan, otobüsünü ya da yakınlarını bekleyen, uğurlamak için gelen insanlar vardı. Gökte sürekli uçuşan martıların sesi kalabalığın sesine karışarak rahatsız edici bir gürültü yaratıyordu.

Gelmeden önce Ardeşen'de bir otel rezervasyonu yaptırmıştım. Öğrendiğime göre otogardan Ardeşen'e minibüsler kalkıyormuş saat başı. Fakat nereden kalktığını öğrenmem gerekiyordu. Saat başı olmasına 10 dakika gibi bir süre kalmıştı. Birine sorup öğrenmeliydim.

Ben otogarın içinde, minibüslerin olduğu kısma ilerlerken her minibüsün yanında birileri bağırıyordu. Sanırım nereye gittiklerini söylüyorlardı. Ayrıyeten minibüslerin önünde de yazıyordu. Ardeşen yazan minibüslerden birine ilerlediğimde bağıran adam ile göz göze gelmiştik.

"Nereye gidecesun bacım, buyur geç hele. Ben alurun bavuluni."

Adama gülümseyerek bavulun tutma kısmının tuşuna basıp aşağı indirdim ve bavulu almasına izin verdim.

" Ardeşen'e gidicem abi."

Gülümseyerek kapıyı açtığında minibüse bindim ve cam kenarına oturdum. İlk binen ben olmuştum. Çok geçmeden de başka yolcular binmeye başlamıştı. Minibüs dolunca hareket etmeye başladı, bu sırada ben de kafamı cama yaslayarak gözlerimi kapatmıştım. Dinlenmem gerekiyordu. Beni neyin beklediğini bile bilmediğim bir eve gidecektin yarın. Babamın evine...

.

.

Otele vardığım gibi kendimi banyoya atarak sıcak bir duş almıştım. Ardından yanımda getirdiğim kıyafetlerden en kalın olanları seçerek giyinmiştim. Fakat ısınmam içşn yeterli gelmemişti. Bu yüzden odanın ısısını ayarlamam içşn komodinde duran kumandayı elime alarak ısıyı yükselttim. Burası bir bungalov oteldi. Küçük, tatlı bir bungalov kiralamıştım. Annemin takılarını satmaya gönlğm el vermediği içşn annemşn ve benim birikimlerimizden ve dedemden anneme kalan şirket hissesinden gelen para bana yetiyordu. Takıları bir sorun çıkarsa ya da hiç beklenmedik bir şey olursa diye yanına almıştım yine de. Üstüme koltuğun kenarındaki pikeyi sararak koltuğa otırdum ve önü tamamen cam olan bungalovdan manzarayı izlemeye başladım. Yarın babamın evine gidecek ve onunla konuşacaktım. Ama bunu düşündükçe içim darlanıyordu. Korkuyordum, geriliyordum. Bunu ertelemeyi bile düşünüyordum. Ama yapamazdım...Bu annemin vasiyetiydi herşeyden önce. Ben de çok merak ediyordum. En fazla ne olabilirdi ki, gelmediğim için pişman olmazdım en azından değil mi?

Karşımdaki kasvetli manzarayı izlerken cama ardı ardına çarpan yağmur damlaları fırtınanın başladığının habercisiydi. Burada yapmurlar bile fazlaca sertti. Camı kıracakmışçasına sert şekilde çarpıyorlardı. Esen rüzgarın uğultusu bile beni üşütmeye yetmişti. Üzerine sardığım pikeye daha sıkı darındım. Sadece ataklarım açıktaydı. Odanın sıcaklıpı iyiydş ama psikolojik olarak haka üşümem geçmenişti. Bir kere hissetmiştim o soğuğu, biraz zor unutacak gibiydim. Ayrıca burası beni fena halde hasta edecek gibiydi. Annem olsaydı şu an beni ilaçlara, binbir çeşit yöntemlere boğmuştu bile. Bir de bununla da yetinmeyerek eve özel sağlık hizmeti çağırarak serum da taktırırdı. Aklıma gelenler beni güldürürken yine içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Yalnız gülmek zorunda kalmak can sıkıcıydı. Amma annem görüyordu ya, bu yeterdi. Yüzümdeki gülümseme yerini korurken aklıma gelen yaramazlıkları ve annemin bana verdiği tepkileri düşünüyordum. Kesinlikle yaramaz ve uslanöaz bir çocukluk geçirmiştim. Gerçi hâlâ öyleydim fakat bu aralar malum sebeplerden fırsatım olmamıştı. Ama eski halime döneceğime olan inancım tamdı. Sadece biraz zamana ihtiyacım vardı. Sonra her şey eskiye dönecekti, dönmek zorundaydı..

.

.

Nefes nefese çıkmaya devam ettiğim yokuşun yarısında öne eğilerek ellerimi dizlerime yaslamış, nefes almaya çalışıyordum. Ben ne ara bu kadar yaşlanmıştım be?! Ciğerlerim tükenmişti resmen. Başımı yorgunca kaldırarak yolun devamına baktığımda koca yokuşu resmen yarılamamıştım bile!! Boğazım ve genzim yanıyordu. Yetmezmiş gibi bir de sabah regl olmuştum. Bir de onun sancısını çekiyordum. El mecbur yavaş adımlar ile yokuşu tırmanmaya devam ettim. Hayır anlamıyorum ne diye bu kadar dik yokuş yaparsınız ki?! Keşke yokuşlara da yürüyen merdiven yapsalar. Çok mantıklı bence. Ya yuvarlanıp, kafamızı çarpıp, travma geçiripte ölürsek? Kim verecek hesabını? Canımızın kıymeti yok yemin ediyorum.

Sonunda lanet yokuş bittiğinde kendimi yerlere atma isteği doğmuştu içimde. Ve attım. Kimse umrumda değildi şu anda. Bildiğin kendimi çimenlere atmış uzanıyordum. Geceye göre şu an hava güneşliydi ve güneş yüzüme vurunca uykumu getiriyordu. Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. Çok güzeldi burası..

Keşke burada yaşayabilseydim, ne güzel olurdu değil mi?

" MÖÖ!"

Bence de..

Lan?!

Ney?!

Hızla gözlerimi açtığımda yüzüme eğilmiş, bana bakan ineği görmem bir oldu. Çığlık atarak kalkıp geriye çekildiğimde inekte korkarak uzaklaşmıştı. O nereden çıkmıştı ya bir an da?!

"Ne yataysun yolun ortasina?! Başka yer bulamadun da mi buraya serildun? Hem hayvanlarumi ürküttun, hem de köpeğumi siçrattin!"

Arkamdan gelen ses ile sesin sahibine döndüm. Benim yaşlarımda, sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu. Saçlarının ön kısmındaki bir kaç tutam alnına düşmüştü. Ve açıkçası bu onu tatlı göstermişti. Üstündeki mavi kazak ve altına giydiği açık kahve tonlarındaki pantolon ile buraya ait olduğunu çok belli ediyordu. Elindeki sopaya bakılacak olursa hayvanların sahibiydi. Kaşlarımı çatarak yanıtladım onu.

" Ay ne bileyim bir anda burnumun dibinde görünce korktum ben de! Sahip çıksaydın hayvanlarına."

Resmen şu anda çirkef gibiydim..Ay ben bu hallere düşecek kız mıydım?!

Bu dediğime kaşlarını daha fazla çatmıştı. Sinir küpü mübarek! Arkamdan gelen köpek sesi ile korkuyla çığlık atarak karşımdaki çocuğun arkasına saklandım. " Senin köpeğin o değil mi? Söyle gitsin, otur de gelme de hadi!"

Kolundaki elimi iterek sinirle konuşmaya devam etti.

"Bağirma kulağumi dibinde kizum! Sen de ona gitsun, ben niye deyceyimişun?"

Bak ya! Benim köpeğim sanki.

" Ya benim köpeğim mi beni dinlesin?! Desene gitsin. Yicek gibi bakıyor bana bu."

Ağlamaklı sesimle söylediklerimden sonra gözlerinde hafif bir merhamet görmüş gibi olsamda yanıldığımı anladım hemen yaptığı şey ile.

"Hayde, yakala oni kizum!"

Ben daha ne olduğunu anlamadan köpek üstüme doğru atılınca çığlık atarak kaçmaya başladım. Aynı zamanda çocuğa söylenmeyide ihmal etmiyordum. Etraftakilerin bazıları gülerken bazıları ise sanırım çocuğa kızıyordu ama o dinlemiyor, gülüyordu. Ağlayacaktım ama köpek çok hızlıydı. Aniden ayak bileğimin dönmesiyle yere düşerken acıyla inledim. Köpek hala üstüme gelmeye devam ediyordu. Dizlerimin üstüne düştüğümden çok fazla yanıyordu ve kanıyordu sanırım. Ellerim de soyulmuştu. Köpek biri tarafından çağrıldığında sanki az önce beni yemeyecekmiş gibi arkasını dönerek sakince onu çağıran kişinin yanına gitmişti. Canımın yanması gözlerimin dolmasına sebep olurken sertçe burnumu çekerek zorlukla ayağa kalktım. Kimse bakmaya bile gelmemişti yanıma. Bu kadarı da fazlaydı ama. Uzandığım yerdeki çantamı alarak çocuğa ve yanındakilere sinirle bakış atarak telefonumu çıkarttım ve evin konumuna doğru ilerlemeye başladım. Dizlerimin ve ayağımın acısı yürümemi zorluyordu. Babamın karşısına çıkacağım için özenle hazırlanmıştım oysaki. Şimdi beni böyle görürse, ne kadar özensiz bir kız, diye düşünecek bu salaklar yüzünden.

Konuma göre eve varmama çok az kalmıştı. Eve yaklaştıkça yol tenhalaşıyordu ve buralarda başka ev de yoktu. Sadece deniz ve dağ manzaraları görünen, yemyeşil açık bir alandı. Sanki özenle düzenlenmiş gibiydi burası. Her yer tertemiz ve bakımlıydı. Ev yavaş yavaş görünürken tam çaprazındaki geniş alanda koca çınar ağacına yapılmış bir salıncak vardı. Ayy ama canım şu an çok çekmişti! Biraz sallanmamda sıkıntı yoktu sanırım.

Gülerek hızla o tarafa koşarken çantamı ağacın dibine bırakarak salıncağa oturdum. İki yandaki ipi tutarak ayaklarımla geriye doğru gittim ve sallanmaya başladım. Salıncak hızlandıkça yüzümdeki gülümseme de artıyordu. Kaç yaşına gelirsem geleyim her salıncağa bindiğimde aynı hevesle bineceğimden hiç bir şüphem yoktu. Bir süre sallandıktan sonra ayaklarımı yere sürterek durdum. Dizlerimin acısı kendini yeniden belli etmişti. Pantolondan belli olmuyordu ama durum kötü gibiydi. Acıyla yüzümü buruşturarak ayağa kalktım. Yerdeki çantamı alıp sırtıma taktım. Evin karşısına geçtiğimde fazlasıyla büyük bir evdi. Pardon, buraya ev denemezdi. Malikaneydi resmen burası. Kapıda gördüğüm korumalar kaşlarını çatmış bana bakarken stresle tuttuğum çantamın kemerini sıkıyordum. Yavaş adımlarla onlara doğru ilerledim. Dört koruma vardı. Hepsinin de saç kesimlerinden boylarına, kıyafetlerinden vücutlarına kadar herşeyleri aynıydı. Kulaklarında ise siyah bir kulaklık vardı. Bununla haberleşiyorlardı sanırım.

" Buyrun küçük hanım. Nasıl yardımcı olabiliriz? Kayboldunuz sanırım."

Şiveli konuşmaması beni şaşırtırken şaşkın bakışlarım onların sırıtmalarına sebep olmuştu. Yaşları 30'un altında, genç ve yakışıklılardı. Ve bence ciddi görüntülerinin alrında tatlı bir yapıları vardı. Yani hislerim bu yöndeydi. Gözlerimi etrafta gezdirerek sorusunu yanıtladım.

" Hayır. Kaybolmadım. Buraya Kadem Serander ile görüşmek için geldim. Lütfen çok önemli bir konu olduğunu söyleyin."

Adam kaşlarını çatarak bir süre sorgular gibi yüzüme baktı ardından geriye çekilerek arkasındaki korumalardan birine kafasıyla içeriyi işarat etti. O içeri girerken tekrar bana döndü. " Sen güvenlik kulübesine geç. Üşüme burada. Ben çay getireyim sana. "

Gülümseyerek başımı salladım. Fark etmemiştim ama gerçekten üşümüştüm. Yanıma pek kalın kıyafetler almamıştım. Üstüne bir de regl olunca normalden daha fazla üşüyordum. Koruma abi ile birlikte güvenlik kulübesine girdiğimizde ısıtıcının olması beni gülümsetmişti. Kenardaki dandalyeyş oturduğumda o da hiç beklemeden çayı doldurup önümdeki masaya bıraktı.

" Teşekkürler abi."

Gülümseyerek göz kırpıp kulübeden çıktı ve ardından kapıyı kapattı. Gönderdiği koruma koşar adımlarla yeniden kapının önüne gelmişti. Benimle konuşan koruma abi ile konuşuyorlardı. Çayımdan bir kaç tusum alarak merakla onları izlemeye başladım. İçimde binlerce ihtimalin olma olasılığı cirit atıyordu. Ya kabul etmemişse, ederse ne diyecektim, etmezse ne yapacaktım, tekrar ısrar etsem kovarlar mı, kovmakla kalmaz polis çağırırlar mı...Binlerce farklı senaryo oluşmuştu kafamda iki dakika da. Stresten bardağın sıcaklıpını bile çok geç fark etmiş ve elimi de yakmıştım. Resmen şu an perişan haldeydim. Babamın karşısına böyle mi çıkacaktım gerçekten?? Off off. Hep o pis çoban yüzünden! Onu tekrar görürsem yolacaktım saçlarını. Pis çiyan.

Koruma abi tekrar kulübeye girerken heyecanla ayağa kalkıp ona döndüm. " Ne oldu? Kabul etti mi? Konuşacak mı benimle?"

Ardı ardına sorularımı sıralarlen koruma abinin şaşkın bakışları beni susturmuştu. Şaşkınlığı komiğime gitmişti. " Sakin ol öncelikle..Adın neydi senin?"

" Alis ben. Alis Kolenoğlu."

Adımı söylediğimde bir şey dememişti fakat soymadımı duyumca anlık bakışları değişmişti. Buna anlam veremesem de çabuk toparladığı için ben de üstünde durmamıştım. Annemin babası Trabzonda tanınan bir ailenin başındaydı. Varlıklı ve saygı duyulan bir adamdı. Bu sebeple soy adımız Karadeniz de tanınan bir soyaddı.

" Alis, Kadem bey seninle görüşmeyi kabul etti. Eşyaların burada kalsın. Seni görürecek arkadaşlar."

Benim için kapıyı açtığında gülümseyerek başımı sallayıp içeri girmek için beni bekleyen korumanın peşine takıldım. Büyük duvarlar arasındaki bu malikanenin kendisi kadar bahçesi de ihtişamlı ve çok güzeldi. Büyük kapıya doğru ilerlediğimizde bizim için iki yana açılmıştı. Evin girişinden anladığım kadarıyla dışına kıyasla içi daha geleneksel dizayn edilmiş bir evdi. İçeri doğru her adım attığımda heyecandan kalbim daha da hızlanıyordu. Birazdan babamı görecektim. Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım ama imkansızdı. Burnuma gelen tanıdık koku gözlerimi kapatmama sebep olırken gülümsememe engel olamamıştım. Muhtemelen kahvaltı yapıyorlardı. Erken bir saatte gelmiştim. Ve her yer mıhlama kokuyordu. Annemin yaptığı gibi..

Ben dünden beri hiçbir şey yemediğimi de yeni hatırlıyordum. Stresten hiç aklıma gelmemişti ki..

" Buyrun. Benimle konuşmak istediğinizi söylemişsiniz."

Duyduğum sert ve ciddi ses ile yüzümdeki gülümseme aniden silinmişti. Babamın sesiydi. Tam yanımda durmuştu. Kalbim duracak gibi hissediyordum. Derin bir nefes alarak usulca ona doğru döndüm. Ellerimin titremesini saklamak için arkamda gizlediğimde onunda tıpkı benim gibi durduğunu fark ettim. Gözlerimiz aynıydı. Ve babam hala çok yakışıklıydı. Gözlerimin dolmasına yine engel olamadığım için göz temasını keserek gözlerimi etrafta gezdirdim. " Ö-önemli bir konu. Kadem bey." Baba..

Kekelediğim için yerin dibine girmek isterken babam bir süre gözlerime baktı ardından derin bir nefes vererek başını salladı. " Kahvaltı yaptın mı?"

Yapmadım desem ayıp olur gibi hissettiğimden her yalan söylediğimde yaptığım gibi gözlerimi kaçırarak başımı aşağı tukarı kısaca salladım. " Yalandan hoşlanmam ufaklık. Bizimle kahvaltı yap, konuşuruz." yakalanmanın verdiği mahcubiyetle utançtan renkten renge girdiğime emindim. O önden ilerlerkem ben de el mecbur peşinden gitmiştim. Konuşma sesleri kulağıma dolmaha başlamıştı. salondan geçerek yemek odası olduğunu tahmin ettiğim odaya ilerledik. Kafamı önümden kaldırdığımda masadaki kalabalığı görmemle ağzım açık kalmıştı şaşkınlıktan. Ve hepsi erkekti?! Sadece masanın salonda oturan yaşlı kadın ve onun sağında oturan kadın vardı. Geri kalan herkes erkekti. Ben hala olduğum yerde dururken babam ve masadakiler de bana bakıyorlardı.

" Orada durmaya devam mı edeceksin geç hadi."

Boş sandalyeyi işaret ettiğinde yavaş adımlarla geçip oturdum. Utandığımdan kimsenin yüzüne de bakamıyordum. Oturduğum sandalye masanın sonundaydı ve karşımda benden bir kaç yaş büyük biri oturuyordu.

Masadaki orta yaşlı kadın illk soruyu yöneltti babama karşı.

"Misafirumuz geleceğuni söylemedun bize abi, hayirdur? Kimdur bu kizcağiz?"

Halam mı var mış? Ne tatlı bir kadındı..Ama babam gibi o da fazla ciddiydi. Masadaki iki adam da bana merakla bakarken diğerleri yokmuşum gibi davranmayı tercih etmişlerdi. Birisi ise sinirle bir bana bir babama bakıyordu. Babam sakin sesi ile " Tanrı misafiri." dediğinde masadaki adamlardan biri gülümseyerek " Haşgeldun kizum." dediğinde gülümsedim.

Masanın başındali kadın sert bakışlarla babama bşr süre bakarak "Afiyet olsun." dedi. Sesindeki ima beni pişman etmeye yetmişti. Keşke kabul etmeseydim. Herkes tabağına bir şeyler alırken ben sessizce durmayı tercih ediyordum. İştahım kaçmıştı işte. Mıhlama vardı önümde...Ama benim iştahım kaçmıştı! Yok olmak istiyorum şu an. Allah'ım lütfen duy sesimi.

" Neden yemiyorsun? Canın başka bir şey istiyorsa yapmalarını söyleyebiliriz. " Yanımda oturan kişi sadece benim duyacağım şekilde kulağıma eğilerek konuşmuştu. Ona dönerek başımı iki yana salladım. " Hayır teşekkür ederim. İştahım yok sadece." Bu dediğime kısıkça gülmesi kaşlarımı çatmama sebep olmuştu. Neye gülüyordu ki..

" Mıhlamaya bakışların hiç te öyle demiyordu."

Bugün daha ne kadar rezil olabilirdim ben ya?! Hızla başımı eğerek yüzümü görmemesi için önüme döndüm. Onun hâlâ sırıttığını hissediyordum ama. Önümdeki tabağa mıhlama koyunca ona döndüm tekrar. Gülümseyerek göz kırptı. " Afiyet olsun."

" Teşekkür ederim.."

Önümdeki çatalı alarak yemeye başladım. O kadar güzeldi ki kendimden geçmemek için zor tutuyordum kendimi. Üstümde bakışlar hissettiğimde başımı kaldırdım. Babam ile göz göze geldiğimizde bana gülümsedi. Ben de gülümseyerek tekrar önüme döndüm. Böyle karşılaması hiç yoktu planlarım arasında...

İçimde çok farklı hisler vardı. Mutluluktan ne yapacağımı bilmiyordum ama şu an bir şey yapamayacağımı da biliyordum. " Adın ne?" yanımdaki kişi tekrar konuştuğunda ona döndüm. " Alis. Senin?"

" Lazar."

Adı çok güzeldi. Esmer ve çok yakışıklıydı. Karadenizli olduğuna inanmazdım ben şahsen. Giydiği lacivert gömleğin üst düğmeleri açıktı. Ceketi boldu ve biraz dağınıktı kıyafetleri ile saçları. Ama bu onu daha tatlı gösteriyordu.

"Hayirdur kiz, ne süzüysun beni? Aşik mi kesildun bağa?"

Aniden Karadeniz ağzıyla sorduğu soruyla yanaklarımın ısındığını hissetmiştim. Utançtan yerin dibine girmek istiyorum ya...

" Doyduysan çalışma odama çıkalım Alis."

Mükemmel zamanlama baba.

Başımı sallauarak ayağa kalktığımda Lazar'ın güldüğünü duymuştum. Ona bakmadan babamın peşinden odadan çıktım. Merdivenlere doğru ilerlediğinde peşinden çıktım ve ilk kattaki siyah kapılı odaya geçtik. Oda çok sade ve şık dizayn edilmişti. Masanın önündeki kahverengi, deri koltuğa oturduğunda ben de karşısındaki tekli koltuğa oturdum. Merakla gözlerime bakıyordu. Ama ben hiç nasıl söyleyeceğimi düşünmemiştim ki...Sadece buraya gelmeyi planlamıştım. Eee devamı? Yoktu. Aferin Alis.

" Seni dinliyorum."

Sert sesini duyduğumda istemsizce gerilmiştim. Sevmiyordım ben hiç ciddiyeti ya. Şey yapalım, Lazara söyleyeyim o babama söylesin olmaz mı...Olmaz tabi salak mısın?! Kafamdaki düşünceleri def ederek hafifçe boğazımı temizledim ve konuşmak için derin bir nefes aldım.

" Ben buraya sizinle konuşmak için İstanbul'dan geldim Kadem bey. Belki söylediğime inanamayacaksınız ama gerçek olduğunu kanıtlayacak delillerim var. Ama her şeyden önce bilmenizi isterim ki ben buraya sizin ya da ailenizin huzurunu bozmak için gelmedim. Sadece...Merak ettim."

Bir süre duraksayarak gözlerine baktım. Gözlerim yine dolmuştu. Hep zamansız oluyordu şu lanet şey. " Babamı. Merak ettiğim için geldim."

Son kelimeler ağzımdan sessizce çıkarken gözlerimi kaçırdım. Sessizliği uzun sürünce bakışlarım yeniden gözlerini buldu. Fazlasıyla şaşkın ve inanmamış gibi bakıyordu. " N-nasıl? Ben mi? Yani baban ben miyim?"

Başımı sallayarak onatladığımda konuşmasını beklemeden cebimdeki fotoğrafları çıkarttım. Fotoğraflsrın içinde annem işe onın fotoğraflarıda vardı. Ne olur ne olmaz yanıma almıştım.

" Annemi bir hafta önce kaybettim..Onun vasiyetiydi seni bulmam. "

Elimdeki fotoğrafları elleri titreyerek aldı. Uzun uzun inceledi. Ardından yeniden gözlerime baktı. Ne tepki vereceğini kestiremediğimden korkuyordum. Derin bir nefes alarak burun kemerini sıktı. Kendine gelmeye çalışıyordu sanırım. Ardından fotoğrafları önündeki masada duran dosyanın arasına koyarak ayağa kalktı. Masanın arkasındaki koltuğunun sırt kısmında olduğunu yeni fark ettiğim ceketini giyerken bana döndü. " DNA testi için hastaneye gidicez."

Bu da bir şeydi en azından..

Balımuı sallauarak onaylayıp ayağa kalktım. O ömden çıkarken ben de arkasından gidiyordum. Bahçeye çıkıp arabaha ilerlerkem bahçede gördüğüm kişi ile donup kalmıştım resmen. Bu bir şaka olmalıydı..

.

.

.

VEEEE İLK BÖLÜM SONUUU!!

NASILDI?

BEĞENDİNİZ Mİ??

OY VE YORUM ATMAYI UNUTMAYINN😚💞💙

TANITIM BÖLÜMÜNÜ DE ATICAM BU GÜN İÇİNDE 💚

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18