7. bölüm · MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ
7.BÖLÜM -Düşeş-
(Karanlığın Gölgesinde Bir Davut…)
Karanlık depo ağır bir kan kokusuyla doluydu.
Demir ve pas, ter ve barut birbirine karışmıştı.
Metal sandalyeye zincirlenmiş Davut’un başı öne düşmüştü. Dudakları patlamış, gözleri morarmıştı. Her nefesi göğsünü yırtar gibiydi.
Etrafında Kömür’ün adamları bekliyordu. Sessiz, sabırsız ve emir bekler halde.
Kömür ağır adımlarla ilerledi. Loş ışığın altında gölgesi duvara büyüyerek vuruyordu. Sigara dumanını Davut’un yüzüne doğru üfledi.
— “Soruyu tekrar soracağım, Davut…”
Sesi yumuşak ama ölüm kadar soğuktu.
— “Ulus seni neden koruyor? Kız kardeşin ne biliyor?”
Davut güçlükle başını kaldırdı. Kanı yere tükürdü.
— “Hiçbir şey bilmiyorum… Ne Ulus’u tanırım ne de başka bir şeyi…”
Kömür kaşını hafifçe kaldırdı.
— “Demek öyle.”
Eliyle küçük bir işaret yaptı.
İki adam birden Davut’un karnına sert yumruklar indirdi. Metal sandalye devrilecek gibi oldu ama zincirler izin vermedi. Davut’un nefesi kesildi.
Adamların biri saçından tutup başını yukarı kaldırdı. Kömür göz hizasına çöktü.
— “Ben sabırlı bir adam değilim, Davut.
Kardeşini seviyormuşsun… Onun için düzgün kalmaya çalışıyormuşsun…”
Davut’un sesi çatladı.
— “Kardeşimi… karıştırma.”
Kömür hafifçe güldü.
— “Geç kaldın.
Biz çoktan karıştırdık.”
Bir yumruk daha. Metal çınladı. Davut’un bilinci karanlığa gömüldü.
Bozdoğanların Gizli Odası – Gece Yarısı
Kapı sertçe açıldı. Hançer içeri girdi.
Ulus masanın başındaydı. Önünde açık dosyalar, yarım bırakılmış bir içki ve Davut’un son konum bilgisi.
— “Efendim… Davut’u bulduk.
Kömür’ün adamları tarafından kaçırıldığı kesin. Yerleri tespit edildi.”
Ulus başını kaldırdı.
Önce yüzü boştu.
Sonra o boşluk yerini soğuk bir karanlığa bıraktı.
— “Nasıl yani?
Ne diyorsun sen?”
Sandalye geriye devrildi.
Hançer netti:
— “Davut kötü durumda olabilir. Kömür konuşturmaya çalışıyor.”
Ulus’un çenesi kilitlendi. Damarları belirginleşti.
— “Çabuk… hazırlanıyoruz.”
Bir saniye durdu. Dişlerinin arasından konuştu:
— “Mekânı basıyoruz.
Davut’u alıyoruz.”
Sesi artık öfke değil, karardı.
— “Bu gece… kimse sağ çıkmayacak.”
Baskın yapılacaktı.
Yarım saat içinde mekana gelmişlerdi.
Kapı tekmeyle kırıldı.
Kurşun sesleri depoyu doldurdu. Toz ve duman havaya karıştı.
Ulus karanlığı yara yara ilerledi. Birini silah kabzasıyla yere indirdi, diğerini duvara çarptı.
— “Davut nerede?!”
Hançer arka odayı gösterdi.
Kapı kırıldı.
Davut sandalyeye zincirliydi. Yüzü tanınmaz haldeydi.
Ulus eğildi.
— “Davut… duyuyor musun?”
Davut’un dudakları kıpırdadı.
— “Se… sen… kimsin…”
Ulus ilk kez adını net söyledi.
— “Ben Ulus Ayhan Bozdoğan.”
Zincirleri kopardı. Davut’u omzuna aldı.
— “Artık yalnız değilsin.”
Ama çoktan geç kalmışlardı.
Arka kapı açıktı.
Kömür gitmişti.
Ulus’un gözleri buz kesti.
— “Bu borcu ödeyeceksin.”
Liman – Aynı Gece
Sis. Soğuk beton. Dalga sesi.
Kömür siyah arabaya yürürken karşısında bir siluet belirdi.
Cemal Bozdoğan.
İki eski savaşın iki tarafı.
— “Oğlun fazla derine giriyor,” dedi Kömür.
Cemal sigarasını yaktı.
— “O benim problemim.”
— “Yakında hepimizin problemi olacak.”
Kömür cebinden yanmış bir çiçek çıkardı.
— “Bu sadece başlangıç.”
Araba karanlığa karıştı.
Cemal elindeki yanık çiçeğe baktı.
— “Ateş yeniden yanıyor…”
Ertesi Sabah – Hastane’de
Kübra çantasını masaya bırakırken bir kese kâğıdı yere düştü.
Eğildi.
İçinden yanmış bir çiçek ve kan lekeli küçük bir not çıktı.
“Sen yardım etmeyi seversin, değil mi Doktor?
Bakalım en çok kimi kurtarmaya koşacaksın…
Kendini mi, yoksa DAVUT’u mu?”
— K
Kübra’nın nefesi kesildi.
Bu artık kişisel olmuştu.
Kömür’ün Yeni bir Hedefi vardı.
Kömür yalnızdı.
Masasında eski bir fotoğraf duruyordu:
Aras.
Hamit.
Cemal.
Parmağıyla yüzleri tek tek izledi.
— “Birincisi öldü.
İkincisi sustu.
Üçüncüsü geri döndü.”
Fotoğrafı ters çevirdi.
— “Sırada oğullar var.”
Yörükçü Ailesi Evi – Gece
Kapı çaldı.
Üç adam.
Bir isim.
— “Kömür.”
Kübra dondu.
Gerçek artık kapıdaydı.
-Aynı dakikalarda-
Ulus’un Gelişi
Ulus eve girdiğinde hava değişti.
— “Kömür hedef değiştirdi.
Artık ben değilim.
Sevdiklerim.”
Hamit’in yüzü soldu.
Ulus gözlerini ondan ayırmadı.
— “2006 gecesini unutmadım.
Siz oradaydınız.”
Ev buz kesti.
Kübra fısıldadı:
— “Ben neyin içine çekildim?”
Ulus’un cevabı netti:
— “Benim dünyama.”
ARAS – MEKTUP
Kardeşim,
Karanlık kapıyı çaldı mı sessizlikle yetinmez.
Seni uyarmıştım.
Davut’u bırakamazdın, biliyorum.
Ama unutma:
Kurtardığın her can, karanlığa atılmış bir taştır.
Sıçrayan gölgeler yalnızca düşmanlarını değil,
sevdiklerini de hedef alır.
Kömür artık senin değil, çevrendekilerin düşmanı.
Ve Hamit Yörükçü…
Bazı insanlar suç işlemez ama susarak suçun gölgesini taşır.
Kübra’ya gelince…
O kız ateşe benziyor.
Yakıyor ama yaralarını sarıyor.
Onu sakın bırakma.
Çünkü sen düşersen, o da düşer.
Ve babamız…
Cemal geri döndü.
Bu savaş büyüyecek.
Bu kez düşman yalnız değil; geçmiş de onunla yürüyor.
Unutma kardeşim:
Düşeş her zaman şans değildir.
Bazen köşeye sıkışmaktır.
Ama sen hiçbir zaman köşede kalmadın.
Ateşi söndürme.
Ama bu kez kimin için yandığını bil.
— Aras Ağah Bozdoğan
Bölüm Sonu
Gece ağırdı.
Ulus kapıdan çıkarken sadece bir cümle bıraktı:
— “Bu savaşta artık yanımdasın.”
Kübra cevap vermedi.
Ama gözlerinde korku yoktu artık.
Sadece bir karar vardı.
Ve şehir…
yeni bir yangına hazırlanıyordu.
