Bölümler 22Şu an: 11.BÖLÜM ESKİ DOSTLAR (KARŞILAŞMA)
- 1 1.BÖLÜM BİTMEYEN KABUSLAR2.812 kelime
- 2 BÖLÜM 2 GERÇEĞİN KİRLİ YÜZÜ ~ARAS~3.772 kelime
- 3 3. BÖLÜM KANLI DAVET 🩸4.265 kelime
- 4 4.BÖLÜM KÜLLERİN ARDINDAN2.499 kelime
- 5 5.BÖLÜM DERİN YARA ~BABA ~2.984 kelime
- 6 6.BÖLÜM DAVETSİZ GELEN AŞK1.986 kelime
- 7 7.BÖLÜM -Düşeş-2.667 kelime
- 8 8.BÖLÜM GÖLGELER KAPIDA1.900 kelime
- 9 9.MEVSİMLERDEN AŞK2.687 kelime
- 10 10.BÖLÜM FIRTINA ÖNCESİ2.440 kelime
- 11 11.BÖLÜM ESKİ DOSTLAR (KARŞILAŞMA)4.196 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12.BÖLÜM KARANLIĞA DOĞAN GÜNEŞ1.630 kelime
- 13 13.BÖLÜM İYİ Kİ DOĞDUN (ULUS)3.525 kelime
- 14 14 KIRIK KALPLER ULUS ; (DÜŞÜNMEDİM)1.892 kelime
- 15 15.BÖLÜM BÜYÜK OPERASYON (ÖZEL EKİP)1.953 kelime
- 16 16. Bölüm VEDA BUSESİ:(BELLA MİA)4.433 kelime
- 17 17.BÖLÜM MÜHÜRÜN ARDINDAN1.357 kelime
- 18 18.BÖLÜM FURKAN KILIÇHAN3.179 kelime
- 19 19. BÖLÜM YANLIŞ İSİM3.921 kelime
- 20 20. bölüm ZEHİRLİ SARMAŞIK2.263 kelime
- 21 21.BÖLÜM YOLUN SONU3.537 kelime
- 22 22. BÖLÜM IŞIĞIN BEDELİ1.644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Bazı buluşmalar, geçmişi değil… geleceği gösterir.”
İstanbul – Terk Edilmiş Tütün Deposu
Gece 01:48
Gökyüzü kapkaraydı.
Uzaklardan köpek havlamaları geliyor, depoyu çevreleyen rüzgâr kapıları çarpıyordu.
İçeride yalnızca üç adam vardı.
Üçü de karanlık bir geçmişin ortasında tekrar buluşmuştu:
Cemal Bozdoğan.
Hamit Yörükçü.
Ve Kömür.
Kömür masanın başında dikilmişti; yüzündeki Roma’dan kalma yaralar hâlâ kabuk bağlamamıştı.
Gözlerinde delirmiş bir ışık yanıyordu.
Cemal her zamanki gibi soğukkanlıydı.
Ellerini arkasında birleştirmiş, sessizce bekliyordu.
Hamit ise gergin… nefesi sık… yumrukları sıkılıydı.
Sessizliği ilk bozan Kömür oldu.
* * *
Kömür
Başını yana eğdi, bir sigara çıkardı.
Tiz bir çakmak sesi depoda yankılandı.
— “Bakın bakayım kimler toplanmış…
Ölü bir adam,” dedi ve gözlerini Cemal’e çevirdi.
— “Ve günahıyla yaşayan bir adam…” Bu kez bakışlarını Hamit’e çevirdi.
Hamit öfkeyle öne atıldı.
— “Ağzını topla lan!”
Cemal elini kaldırıp Hamit’i ona dokunmadan durdurdu.
— “Sakin ol.”
Sesi buz gibiydi.
— “O istediğini alana kadar kışkırtmaya çalışacak.”
Kömür kahkaha attı.
— “Aynen öyle.”
Sigaranın dumanını yüzlerine üfledi.
— “Çünkü ikinizin de kaybedecek çok şeyi var.”
* * *
Hamit
— “Sen benim ailemi bu işe karıştırdın…
Evime girdin… kızımın karşısına çıktın!
Bu iş burada bitecek!”
Kömür başını iki yana salladı.
— “Bitecek evet… ama senin sandığın gibi değil.”
Cemal ileri çıktı.
Yüzünde yılların ağırlığı vardı.
— “Ne istiyorsun Kömür?”
Kömür artık eğlendiğini gizlemiyordu.
— “Siz.”
Sessizlik.
Yalnızca rüzgârın oynattığı çatı tenekesinin sesi.
* * *
Cemal
— “Ulus meselesine bulaşma.”
Kömür’ün gözleri parladı.
— “Ulus?”
Dudakları kıvrıldı.
— “O çocuk beni ilgilendirmiyor artık.”
Hamit şaşırdı.
— “Peki kimi istiyorsun?”
Kömür masaya doğru yürüdü.
Masaya sertçe vurdu.
— “Size bir gerçek söyleyeyim mi?”
Sesi kısık ve zehirliydi.
— “Ben sizin düşmanınız değilim.”
Cemal kaşlarını çatıp birkaç adım yaklaştı.
— “O zaman neden evlerimize sızıyorsun?
Neden kızlarımızın kapısına yanmış çiçek bırakıyorsun?”
Kömür sakin sakin güldü.
Derin, karanlık, sinir bozucu bir kahkaha.
— “Çünkü siz… asıl düşmanın kim olduğunu unuttunuz.”
Cemal:
— “Kim?”
Kömür bir anda ciddileşti.
— “Birbiriniz.”
* * *
Hamit
— “Sen bizi birbirimize düşüremezsin!”
Kömür eldivenini çıkarıp yaralı kaşını gösterdi.
Roma’daki dövüş izleri.
— “Ben hiçbir şey yapmadım.”
Alayla sırıtıyordu.
— “Yıllar önce çoktan düşmüştünüz birbirinize… sadece hatırlattım.”
Cemal dişlerini sıktı.
— “Hamit o geceyi biliyor.
Benim ölmediğimi biliyor.
Sen neyi hatırlatıyorsun?”
Kömür sigarasından bir nefes daha aldı.
— “Sadece şunu…
Sen oğlunu korumak için yıllar önce bir yalanın üstüne yattın, Cemal.”
Cemal’in yüzü dondu.
— “Aras’ın ölümünde herkes bir günah taşıyor.
Hamit de… sen de… ben de.”
Hamit öfkeyle bağırdı:
— “O geceyi ağzına alma!”
Kömür sertçe bağırdı:
— “ALACAĞIM!”
Depoda yankılandı.
— “Aras’ın ölümü sıradan bir pusu değildi.
Hepinizin bunda payı var!”
Cemal ileri atıldı.
— “Yeter!”
Kömür bir an bile geri çekilmedi.
— “Susma zamanı geçti Cemal Bozdoğan.”
Bir adım daha yaklaştı.
— “Şimdi söyle bakalım…
İlk kimi kaybetmeye hazırsınız?”
* * *
Karanlık Bir Gerilim…
Üç Adam.
Bir Geçmiş.
Bir Hesap.
Depoda nefesler bile duyuluyordu.
Cemal yumruklarını sıktı.
Hamit dişlerini kenetledi.
Kömür yüzünde o karanlık gülümsemeyle konuştu:
— “Biriniz bana lazım…
diğerinizin de ölmesi.”
Sessizlik ölüm sessizliğine döndü.
Cemal:
— “Hiçbirimizi alamayacaksın.”
Kömür:
— “Göreceğiz…”
Ve arkasını dönüp karanlığa doğru yürüdü.
Kapı sertçe kapandı.
Depoda iki adam yalnız kaldı:
Cemal ve Hamit…
Yıllar sonra ilk kez yan yana.
Ama artık düşman mı?
Müttefik mi?
Yoksa aynı hedefte iki kurban mı?
Kimse bilmiyordu.
Ama bildikleri tek şey vardı:
Kömür artık oyun oynamıyordu.
Av seçiyordu.
Gerçeğin gölgesi, en uzun gecelerde ortaya çıkar…
CEMAL & HAMİT – YILLAR ÖNCEKİ GERÇEK YÜZLEŞME
Kömür gidince deponun havası ağırlaştı.
Kömür’ün ayak sesleri kapının ardında kaybolmuştu.
Sadece rüzgâr ve iki adamın nefesi kaldı içeride.
Cemal ilk konuşan oldu.
— “Hamit… yıllardır kaçtın bu konuşmadan.”
Hamit başını öne eğdi.
Çenesindeki kaslar gerildi.
— “Kaçmadım,” dedi kısık bir sesle.
— “Kaçırıldım.”
Cemal sertçe döndü ona.
— “Aras öldüğünde oradaydın. Bunu inkâr edemezsin.”
Hamit’in yüzü bir anda karardı.
Gözlerinde pişmanlıkla öfkenin birbirine karıştığı bir ateş yandı.
— “Ben Aras’ı öldürmedim.
Ama… kurtaramadım.”
Cemal’in göz kapakları titredi.
Yıllarca sustuğu şey nihayet gün yüzüne çıkmıştı.
— “Neden sustun, Hamit?
Neden o geceyi bana anlatmadın?”
Hamit derin bir nefes aldı.
Sesi çatallıydı:
— “Çünkü sen de biliyordun… operasyonda bir köstebek vardı.
Ben konuşsaydım… önce beni sonra ailemi yok ederlerdi.”
Cemal’in yumrukları sıkıldı.
— “Yani… Aras’ın ölümü bir tesadüf değil diyorsun?”
Hamit gözlerini kaldırdı.
— “Aras yanlış zamanda doğru yerdeydi.
Birilerini görmemesi gerekiyordu.”
Sessizlik depoyu doldurdu.
Cemal çok alçak bir sesle sordu:
— “Kimdi o birileri?”
Hamit’in cevabı sadece bir kelimeydi:
— “Kömür.”
Ve o kelime depodaki havayı bıçak gibi kesti.
* * *
ULUS BULUŞMAYI ÖĞRENİYOR
Bozdoğanların gizli odası
Kapı bir anda açıldı.
Suat nefes nefese içeri girdi.
— “Ulus Bey… babanız ve Hamit Yörükçü… Kömür’le buluştu.”
Ulus’un yüzü dondu.
Mavi gözleri bir anda buz gibi kesildi.
— “Ne zaman?”
— “Bir saat önce.”
Ulus masayı yumrukladı.
Belgeler yere saçıldı.
— “Neden bana haber vermediniz?!”
Suat başını eğdi:
— “Efendim…
Cemal Bey özellikle istemedi.”
Ulus’un nefesi kesildi.
Gözlerinde bir gölge belirdi.
— “Demek… hâlâ beni çocuk sanıyor…”
Hançer arkadan yaklaştı.
— “Efendim, bu buluşma iyiye işaret değil.
Üçü aynı masadaysa… ya ateş söner… ya da büyür.”
Ulus gözlerini kıstı.
— “Ben gidip o ateşi kontrol edeceğim.”
Silahını aldı.
Montunu giydi.
Suat korkuyla:
— “Nereye gidiyorsunuz?”
Ulus hiç düşünmeden:
— “Babamın gölgesini yakalamaya.”
* * *
KÜBRA’YA YANSIYAN İLK ETKİLER
Kübra’nın evi – Salon
Tatil dönüşü yorgun bir şekilde içeri giren Kübra, evde bir şeyler sezmişti.
Semra Hanım tedirgindi.
Hamit ise oturup televizyonu bile açmadan sigara üstüne sigara içiyordu.
Kübra dayanamadı.
— “Baba… bir şey mi oldu?”
Hamit bir an durdu.
Kızının gözlerinden kaçamadı.
Ama gerçeği söyleyemezdi.
— “Yok kızım… iş güç…”
Ama Kübra inanmadı.
— “Yalan söylüyorsun.
Sana bir şey oldu, belli!”
Tam o anda Semra Hanım konuştu:
— “Kömür tekrar aramış. Eve gelmek istemiş. Hamit konuştu.”
Kübra’nın yüzü anında attı.
— “Ne?!”
Hamit bağırdı:
— “Kesin sesinizi!
O herif evimize bir daha adım atamayacak.”
Ama Kübra, babasının sesinden bir şey daha duydu:
KORKU.
Ve o korku…
Kübra’nın içine işledi.
İlk kez, Ulus’un dalga dalga büyüyen karanlığının babasıyla da bağlantılı olduğunu hissetti.
Tüm vücudu ürperdi.
* * *
KÖMÜR’ÜN YENİ ÖLÜM PLANI
Kömür’ün evi – Zemin Kat
Duvarlarda haritalar… bağlantı ipleri… fotoğraflar.
Masada üç isim:
Cemal – Hamit – Ulus
Kömür masanın üzerine eğilmiş, bir bıçakla tahtayı çiziyordu.
Yanında Necati vardı.
— “Artık oyun yok Necati.
Çember daralıyor.”
Necati:
— “Hangisinden başlıyoruz, abi?”
Kömür bıçağı Cemal’in fotoğrafına sapladı.
— “Onu öldürmeyeceğim…
ama diz çöktüreceğim.”
Sonra bıçak Hamit’in fotoğrafına geçti.
— “Onu öldürmeyeceğim…
ama evladını kullanacağım.”
Son olarak Ulus’un fotoğrafına geldi.
Gözlerindeki karanlık derinleşti.
— “Onu öldürmeyeceğim…
ama dünyasını yakacağım.”
Necati endişeyle sordu:
— “Peki ya Kübra?”
Kömür’ün ağzından sadece bir cümle çıktı:
— “O… anahtar.”
Bıçak masayı çizdi.
— “O olmadan Ulus yıkılmaz.”
* * *
– BAŞA DÖNÜŞ (Cemal & Hamit Karşı Karşıya)
Aynı depo – Kömür gittikten sonra
Cemal çıkmak üzereydi.
Kapıya yürüdü.
Hamit onu durdurdu.
— “Cemal…”
Cemal geri döndü.
Yüzünde yorgun ama sert bir ifade.
Hamit bir adım attı.
Dudakları titriyordu.
— “Oğluna söyle…”
Cemal'in gözleri bir anda daraldı.
Hamit devam etti:
— “Kızımdan uzak dursun.”
Cemal dondu.
Hamit’in sesi çatladı:
— “Bu işlerin içine kızımı çekmesine izin vermem.”
Cemal öne eğildi.
Göz göze geldiler.
— “Ulus’un yolu uzun…
ve o yolun nereye çıkacağını kimse bilmiyor, Hamit.”
Hamit gözlerini kısmıştı.
— “Söyle ona…
Kübra’yı yakarsa…
ben de dünyasını yıkarım.”
Cemal yavaşça başını kaldırdı.
— “Ulus kimsenin tehdidiyle yolundan dönmez.”
Hamit hırladı:
— “Benimki tehdit değil… uyarı.”
Son cümlede sesini düşürdü:
— “Kızım onun karanlığında kaybolmasın.”
Cemal sessizce kapıya baktı.
— “O karanlık… çoktan onları buldu, Hamit.”
Ve çıktı.
Kapı kapanınca Hamit, titreyen dizlerinin üzerinde güçlükle durdu.
Kübra’nın adını fısıldadı.
Ve artık herkes biliyordu:
Savaş sadece geçmişte değildi.
Artık gelecek de alev alıyordu.
Kübra’nın Evi – Apartman Önü
Ulus arabadan indiğinde yüzünde alışılmadık bir sertlik vardı.
Kapı açıldı. Kübra merdivenlerden indi; gözlerinde korkuyla öfkenin birbirine karıştığı bir ifade vardı:
— “Neredeydin, Ulus? Geçen akşamdan beri aramadın.”
Ulus bakışlarını kaçırmadı.
— “Evinde kim vardı?”
Kübra bir an durdu. — “Babamın misafirleri vardı… ama sen—”
Ulus araya girdi. — “Onlar misafir değil. Onlar Kömür’ün adamları.”
Kübra’nın yüzü bembeyaz oldu. — “Ne?! Bunu… nereden biliyorsun?”
Ulus bir adım attı. Gözleri, Kübra’nın alıştığı o soğuk maviyle parladı.
— “Çünkü baban… yıllardır bu işin ortasında.
Ve bu işten asla çıkmadı.”
Kübra nefesini tuttu. Kelime bulamadı.
Ulus daha da yaklaştı.
— “Benden bir şey sakladığını düşünüyorum.
Ve eğer baban tekrar Kömür’ün kapısına giderse…”
Sesi çatladı.
— “Seni kaybederim.”
Kübra yutkundu.
Elleri titredi.
— “Beni kaybetmekten mi korkuyorsun…
yoksa planların eksik kalır diye mi?”
Ulus’un yüzü dondu.
Bir anda hiçbir şey diyemedi.
Bu sessizlik…
ikisi arasında ilk kez gerçek bir kırılma yarattı.
* * *
– Fırtına Başlıyor
“Bazen kader bir geceyi değil, bir nefesi değiştirir…”
Nisan 2019 – İstanbul / Boğaz Kıyısı – Şafak Vakti
Kübra gün doğarken yürüyordu.
Ulus’un söyledikleri kalbinde düğüm olmuştu.
Sokaklar sessizdi, sadece martı sesleri duyuluyordu.
Bir mesaj geldi.
ULUS:
“Konuşmamız bitmedi.”
Kübra titreyen parmaklarla cevap yazdı.
KÜBRA:
“Konuşacak bir şey kalmadı.”
Gönder tuşuna basar basmaz…
arkasında bir gölge belirdi.
Bir figür…
kapüşonlu, sessiz…
Kübra fark ettiğinde çok geçti.
Adam:
— “Doktor hanım… patronumuz sizi çok merak ediyor.”
Kübra geri çekildi.
Kalbi hızlandı.
— “Kim?!”
Adam gülümsedi.
— “Kömür.”
* * *
Adam cebinden küçük, yanmış bir çiçek çıkardı.
Ucunda kurumuş kan vardı.
Çiçeği Kübra’nın avucuna bıraktı.
— “Bu sadece selamı.
Asıl mesajı… akşama.”
Ve adam kalabalığa karışıp kayboldu.
O an telefon çaldı—
ULUS ARIYOR…
Kübra cevapladı, sesi titriyordu.
— “Ulus… Kömür beni buldu.”
Ulus’un nefesi bir anda kesildi. — “Kübra. Sakın kıpırdama. Geliyorum.”
— “Hayır! Bana her şeyi anlatana kadar gelme!”
Ulus bir an sustu. Hayatında ilk kez… korktuğu belliydi.
— “Kö…m—r ne dedi?”
Kübra avucundaki yanmış çiçeğe bakarak fısıldadı:
— “Akşama dedi.”
Ulus’un sesi buz gibi oldu:
— “Bu bir saldırı haberi.
Ben geliyorum.”
* * *
CEMAL – ULUS YÜZLEŞMESİ
VE BOMBA GERÇEĞİ ULUS’UN ÖĞRENİŞİ
Terk Edilmiş Liman – Akşamüstü
Ulus arabayı sert frenle durdurdu.
Suat’tan aldığı bilgilerle babasının orada olduğunu öğrenmişti.
Liman boştu.
Rüzgâr uğulduyordu.
Bir gölge ileride duruyordu.
Siyah palto.
Gri sakal.
Sert bir omuz çizgisi.
Ulus birkaç adım attı.
Kalbi hızlanmıştı ama yüzü donuktu.
— “Hey! Sen… kimsin?”
Adam yavaşça döndü.
— “Ulus.”
Ulus’un gözleri büyüdü.
Kalbi göğsünde bir anlığına durdu.
Adam tamamen dönünce…
yüzü ay ışığına çıktı.
C e m a l B o z d o ğ a n.
Ulus’un nefesi kesildi.
— “Bu… imkânsız.”
Cemal ona doğru yürüdü.
— “Hayır, oğlum.
İmkânsız olan yıllarca sana uzak durmaktı.”
Ulus’un dudakları titredi.
Geri adım attı.
— “Sen… öldün.
Bize öyle söylediler.
Bize öyle… gösterdiler.”
Cemal bir adım daha attı.
— “O benim kararımdı.”
— “NE?!”
— “Seni ve Aras’ın sırlarını korumak için… ölmek zorundaydım.”
Ulus’un gözleri doldu ama öfkeyle parladı.
— “Ben yıllarca sensiz büyüdüm!
Aras sensiz öldü!
Biz… neden hiçbir şey bilmedik?!”
Cemal sadece bir cümle fısıldadı:
— “Gerçek, çoğu zaman çocukların taşıyamayacağı kadar ağırdır.”
Ulus’un dizlerinin bağı çözüldü. Geri çekildi.
— “Sen… bana yalan söyledin.”
Cemal başını eğdi.
— “Sana yalan söyledim, evet.
Ama seni korumak için.”
Ulus yumruklarını sıktı.
— “Beni koruduğunu değil…
beni bıraktığını hissettim.”
Cemal’in gözleri doldu.
O güçlü adam ilk kez kırıldı.
— “Biliyorum.
Bu yüzden şimdi buradayım.
Kömür yeniden hamle yaptı.
Ve… seni öldürmek istiyor.”
Ulus karşılık verdi:
— “Bırakmıştın zaten.”
Cemal başını kaldırdı, sesi titredi.
— “Artık seni bırakamam.”
Ulus ilk kez gözlerini indirdi.
Sadece bir cümle mırıldandı:
— “Peki… beni yıllarca kim bıraktı?”
Cemal cevap veremedi.
Rüzgârın uğultusu konuştu sadece.
Ve o anda Ulus anladı.
– GECE
Terk Edilmiş Liman – Akşamüstü / 18:42
Ulus geri adım atmıştı.
Elleri titriyordu.
— “Demek ölmedin…
Aras’ı yalnız bıraktın.
Beni yalnız bıraktın.
Annem… mezarının başında yıllarca ağladı!”
Cemal çöktü.
Gerçekten çöktü.
Omuzları düşmüş, nefesi titriyordu.
— “Biliyorum.”
Sesi kısık, yorgundu.
— “Ama o zaman başka çarem yoktu.
Birilerini gömmek gerekiyordu… ya ben, ya siz.”
Ulus başını iki yana salladı.
— “Sen bizi korumadın.
Kendini sakladın.”
Cemal sertçe başını kaldırdı.
— “Hayır.
Seni sakladım.”
Ulus bir an durdu.
Kömür’ün son tehditlerini düşündü.
Kübra’yı…
Evine gelen adamları…
Yanmış çiçeği…
Cemal, oğlunun gözlerindeki bu karanlığı fark etti.
— “Ulus… bunu anlattım çünkü bu gece biri saldıracak.
Ve hedef sensin.”
Ulus’un nefesi hızlandı.
— “Kömür?”
Cemal gözlerini kısmıştı.
— “O yalnız değil artık.”
* * *
KÜBRA – GECEYE DOĞRU
Kübra’nın Evi – Akşam / 19:03
Kübra duş aldı ama ne sıcak su ne sabun kokusu titremesini geçirdi.
Aklında tek cümle vardı:
“Patronumuz akşama dedi.”
O sırada telefonu çaldı: Hilal.
— “Kübra? Bir tuhaf sesin var… iyi misin?”
— “Hilal… biri beni takip ediyor olabilir.”
Hilal’in sesi buz kesti.
— “KİM?!”
Kübra gözlerini kapattı.
— “Kömür.”
Hilal önce bir an sustu…
Sonra kararlı bir nefes aldı.
— “Ben geliyorum.
İnci de geliyor.
Kapıyı kilitle.”
Kübra başını salladı.
Ama gözleri hep camın kenarına kayıyordu.
Sokak boştu.
Ama…
öyle hissedilmiyordu.
* * *
KÖMÜR –
Şehrin dışındaki köşk – 19:20
Masa üzerinde üç fotoğraf vardı:
✔️ Ulus
✔️ Cemal
✔️ Kübra
Necati kenarda duruyordu.
Kömür ise fotoğraflara birer birer dokunuyordu.
— “Bu gece… biri yanacak.
Biri kırılacak.
Biri düşecek.”
Necati: — “Önce kimi?”
Kömür yanmış çiçeği masaya bıraktı.
— “Gecenin ortasında bağıranı.”
Necati anlamadı.
Kömür gülümsedi: — “Kübra Yörükçü.”
Sonra masadaki telsizi açtı.
— “Hazırlanın.
Doktor hanım yalnız kalınca haber verin.”
* * *
ULUS – KÜBRA
Liman – 19:31
Ulus telefonuna baktı.
Kübra’dan gelen son mesaj hâlâ oradaydı:
“Adam beni buldu.”
Ulus’un göğsü sıkıştı.
Cemal’e dönüp sertçe konuştu:
— “Beni yıllarca koruduğunu iddia ediyorsun ya…
Şimdi bir kere işe yarayacaksan, bu gece yarayacaksın.”
Cemal başını eğdi. — “Nereye gidiyoruz?”
Ulus silahını aldı, montuna gizledi.
— “Kübra’ya.”
Babasıyla birlikte Kübra’ya doğru yola çıktı.
Motor çalıştı.
* * *
HAMİT & CEMAL –
Kübra’nın Evi – Sokağın Köşesi / 19:45
Hamit dışarı sigara içmeye çıkmıştı.
Bir arabanın farları sokağı aydınlattı.
Araç yavaşladı.
Kapı açıldı.
Cemal Bozdoğan indi.
Hamit’in yüzü gerildi.
— “Senin oğlun…
benim kızım—”
Cemal gözlerini kısarak: — “Ona dokunanın son nefesi olurum.”
Hamit dişlerini sıktı.
— “Oğluna söyle.
Kızımdan.
Uzak.
Dursun.”
Cemal çenesini kaldırdı.
— “Sana bir tavsiye, Hamit…
Bu saatten sonra hiçbir şeyi bana söyleme.
Çünkü bu gece…
kimin kimi koruyacağı belli değil.”
Hamit bir adım geri çekildi. Artık sadece bir baba değil…
korkmuş bir adam gibi görünüyordu.
* * *
Tam o sırada üç kapüşonlu adam mahallenin gölgesinden çıktı.
Hamit hemen tanıdı.
— “Onlar…”
Cemal’in yüzü karardı.
— “Kömür’ün adamları.”
Adamlar kapıya doğru yürüyordu.
Kapı zilini çalmadılar.
Doğrudan kapıyı zorladılar.
İçeride Kübra tek başınaydı.
Hamit fırladı.
— “KÜBRA!”
Cemal silahını çekti.
— “Dur, Hamit.
Onlar seni değil… kızını alacak.”
Hamit öfkeyle döndü:
— “Benim kızımı kimse alamaz!”
Cemal soğukça karşılık verdi:
— “Kömür.”
Tam o sırada bir araba fren sesiyle sokağa girdi.
Ulus, elinde silahıyla araçtan atladı.
— “KÜBRA!”
Cemal ve Ulus aynı anda kapıya koştu.
Kapı kırıldı.
Kübra’nın çığlığı duyuldu.
* * *
YAZARDAN
“Bu gecenin sonunda
herkes bir parçasını kaybedecek.
Ama en büyük kayıp…
birinin kalbi olacak.”
* * *
Kübra’nın Evi – 19:52
Kırılan kapının sesi tüm mahalleyi çınlattı.
Kübra geri geri kaçmıştı, elleri titriyordu.
Kapüşonlu adamlar içeri doldu.
— “Sessiz ol doktor hanım.”
Birisi kolundan tuttu.
Kübra bağırdı:
— “Bırakın!”
Tam sürüklenip götürüleceği sırada…
Kapıdan içeri giren Ulus adamı tek hamlede yere yapıştırdı.
Silah sesi yankılandı, Ulus adamın kolunu tekmeyle kırdı.
Cemal arkadan içeri girdi, profesyonel bir asker gibi hızlıca mevzi aldı.
Hamit:
— “KÜBRA!”
Evin içi savaş alanına dönmüştü.
Kömür’ün adamlarından biri pencereden içeri atladı.
Elinde susturuculu bir tabanca vardı.
Namluyu tam Kübra’ya doğrulttu—
ÇAT!
Bir kurşun camı tuzla buz etti.
Mermi adamın omzunu paramparça etti.
Adam yere çığlıkla düştü.
Ulus döndü: — “KÜBRA, yere yat!”
Kübra dizlerinin üzerine çöktü.
Ulus adamın üstüne atladı fakat—
Kapıdan yeni biri girdi.
Kömür.
Siyah palto içinde, yüzünde o zehirli gülümseme, elinde parlak bir bıçak.
— “Bozdoğan ailesi tam kadro…
Ne güzel sürpriz.”
Ulus silahını doğrulttu.
— “Kıpırda—”
Kömür beklenmedik bir hızla masanın arkasına atladı.
Cemal ateş etti.
Kurşun masayı delip geçerken kıvılcımlar fırladı.
Kömür yere yuvarlandı, yeniden doğruldu ve bıçağı fırlattı.
Bıçak Hamit’in kolunu sıyırdı.
Hamit geriye sendeledi.
Cemal bağırdı:
— “HAMİT!”
Kömür kahkaha attı.
— “Aile babaları… ne kadar kırılgan.”
Tam o anda Ulus ileri atıldı.
İkisi boğuşmaya başladı.
Kömür, Ulus’un kollarından sıyrılmaya çalıştı fakat Ulus çok hızlıydı.
Ulus, boğuşmanın içinde bir anlık boşluk yakaladı ve…
bıçağı Kömür’ün kaburgasına sapladı.
Derin bir darbe.
Kömür’ün nefesi kesildi.
Kolları düştü.
Gözleri büyüdü.
Ulus dişlerinin arasından tısladı:
— “Bu… seni uyarmam içindi.”
Kömür yere çökerken kaburgasının altından kan akıyordu.
Yüzünde acı değil, sapık bir gülümseme vardı.
— “Ah… güzel darbe…
Ama Ulus… bu kan benim değil sadece.”
Ulus’un gözleri kısıldı.
— “Ne saçmalıyorsun?”
Kömür kan kusarken fısıldadı:
— “Bu gece… sadece ben yaralanmadım.
Birine daha dokundum.”
Kübra irkildi.
Hamit ona döndü.
— “Kübra? İyi misin?”
Kübra başını salladı.
Eli göğsündeydi, hızlı nefes alıyordu.
Ulus Kömür’e bir adım daha yaklaştı.
— “Kime?”
Kömür’ün ağzından kan geldi.
Gözlerini kaldırdı.
— “Söylemem…
ama öğrenince… geç olacak.”
Cemal öne atıldı: — “Konuş!”
Kömür sadece güldü.
— “Bu daha… başlangıç.”
Necati dışarıdan bağırdı:
— “Abi! Zamanımız yok!”
Kömür yaralı hâlde pencereden atladı.
Ulus arkasından hamle yaptı ama Cemal onu tuttu.
— “Dur! Tuzağa çekebilir!”
Araba sesi uzaklaştı.
Kömür kaçtı.
Ama ağır yaralıydı.
* * *
GECE SONU – KÜBRA & ULUS GERİLİMİ
Polis ve ambulans eve geldi.
Semra ağlayarak kızını sarıp sarmaladı.
Hamit kanayan kolunu tutuyordu.
Kübra bir köşede nefesini kontrol etmeye çalışıyordu.
Ulus yanına yaklaştı.
— “İyi misin?”
Kübra gözlerini kaldırmadı.
— “Bana söylemediğin bir şey var.”
Ulus durdu.
— “Ne?”
Kübra gözleri dolarak konuştu:
— “Kömür… birine daha saldırmış.
Kime, Ulus?
Kime?!”
Ulus’un yüzü bir anda taş kesildi.
Biliyordu.
Gerçek hedefin kim olduğunu.
Hedefin Kübra olduğunu sanmış olsalar da…
Kömür’ün asıl darbesi başka birineydi.
Cemal o sırada dışarıdan bağırdı:
— “ULUS!
Konuşmamız lazım. Hemen!”
Ulus dişlerini sıktı.
Kübra gözyaşları içinde sordu:
— “Sakladığınız şey ne?
Ne bilmem gerekiyor?!”
Ulus yutkundu.
Bir adım geriye çekildi.
— “Kübra… bu gece hiçbir şey güvende değil.
Sen bile.”
Kübra onun gözünün içine baktı.
— “Beni de mi saklıyorsunuz?!”
Ulus’un sesi kısıldı.
— “Seni koruyorum.”
Kübra’nın yüzü buz gibi oldu.
— “Kimin gibi?
Aras gibi mi?
Babam gibi mi?
Beni de yalanlarınla mı koruyacaksın?”
Ulus nefes alamadı.
Boğazı düğümlendi.
Ama cevap veremedi.
Cemal’in sesi tekrar geldi:
— “ULUS!
Hemen gel! Kimin vurulduğunu öğrendik!”
Ulus koşarak çıktı.
Kübra nefes nefese arkalarından baktı.
Birinin vurulduğunu öğrenmek…
bu evde kimsenin tahmin etmediği bir ismi ortaya çıkaracaktı.
GECE – 22.35 / İSTANBUL – MAHALLE MARKETİ
Kızlar Kübra’da kalmış, erkekler dağılmıştı.
Ulus evine geçmiş, Salvatore İnci’yi bırakmıştı.
Mustafa ise Hilal’e çikolata almak için küçük markete uğramıştı.
Kapıdaki zili çaldı.
Kasiyer gülümsedi:
— “Hayırlı akşamlar, Mustafa abi.”
— “Eyvallah, kardeşim.”
Poşeti alıp çıktı.
Sokak ıssızdı. Rüzgâr soğuk, lambalar titrek.
Telefonu titredi:
Hilal → “Eve vardın mı? ♥”
Mustafa gülümsedi.
Tam cevap yazacaktı ki…
Arkasından bir ıslık sesi.
Mustafa yavaşça döndü.
Kapüşonlu biri, marketin köşesinde sigara yakıyordu.
Ama gözleri… karanlık bir pusu gibiydi.
— “Mustafa Çelik.”
Mustafa kaşlarını çattı.
— “Bir şey mi var?”
Adam sigarasını yere attı.
Yavaş, sakin bir sesle konuştu:
— “Bu sana gönderildi.”
Yere ufak bir kese kâğıdı bırakıp ayağıyla Mustafa’ya doğru itti.
Mustafa eğilip açtı.
İçinden:
yanmış bir çiçek
ve küçük bir not çıktı.
Notta yalnızca bir cümle vardı:
“Ulus’a söyle… Bu daha başlangıç.”
— K
Mustafa ayağa kalktı, sinirle öne atıldı:
— “Sen kimsin lan?!”
Adam gülümsedi.
Sonra, cebinden susturuculu silahı çıkardı.
TİK.
Ses neredeyse duyulmadı.
Kurşun Mustafa’nın göğsüne saplandı.
Adam alçak bir sesle fısıldadı:
— “Sana mı kıydım sanıyorsun?
Ben Ulus’un kalbine vurdum.”
Ve karanlık sokağa karışıp kayboldu.
Mustafa dizlerinin üzerine çöktü.
Poşet düştü, içindeki çikolata kaldırıma yuvarlandı.
Telefon elindeydi.
Son gücüyle bir tuşa bastı.
Ulus Aranıyor…
Bağlanır bağlanmaz fısıldadı:
— “Ulus… vuruldum… Kömür… kaç–”
Telefon elinden kaydı.
Mustafa yere yığılırken Hilal’in son mesajı hâlâ ekranda duruyordu:
“♥ Neredesin?”
* * *
HASTANE – ACİL GİRİŞ
Ulus, arabasını kaldırıma çıkarıp durdu.
Kendini acil girişine attı.
Sedyede Mustafa’yı görünce rengi attı.
— “Kardeşim! Mustafa!”
Hançer onu tutmaya çalıştı, ama Ulus kendini sedyeye attı.
— “Dayan! Nefes al! Beni duy!”
Doktor araya girdi:
— “Göğsünden vurulmuş! Hemen ameliyathaneye!”
Hilal hastaneye koşarak girdi.
Mustafa’yı kan içinde görünce dizleri çözüldü.
— “Mustafaaaa!”
Kübra onu tuttu, ağlamasını engelledi.
Salvatore geldi, duvara yumruk attı.
Özgür şoku atlatmaya çalışıyordu.
Ulus boşluğa bakıyordu.
Eli titriyordu ama yüzü donuktu.
Önce tek bir kelime:
— “Kömür…”
Ardından bir cümle daha:
— “Bitti bu iş.”
* * *
AMELİYATHANE KAPISI
Kapı kapanırken Hilal titreyerek sordu:
— “Ulus… onu bulacak mısın?”
Ulus gözlerini kaldırdı.
Mavinin en karanlık tonuydu.
— “Bulmak değil… gömmek istiyorum.”
Kübra endişeyle yaklaştı:
— “Ulus, kendini bu yola sokma. Bu intikam seni bitirir.”
Ulus yavaşça döndü.
— “Bitmem gerekirse biterim.
Ama Mustafa’nın kanı yerde kalmayacak.”
Kapı açıldı.
Doktor, maskesini indirip derin nefes aldı.
— “Hayatta. Ama durumu kritik.”
Hilal ağladı.
Kübra ona sarılıp onu ayağa kaldırdı.
Ulus başını eğdi.
Çenesi titredi ama gözünden yaş akmadı.
Kısık bir fısıltı:
— “Bekle beni… Kömür.”
* * *
KÖMÜR – YENİ PLANI
Loş bir köşkte Kömür, karanlık masanın başında oturuyordu.
Önünde dört fotoğraf:
Kübra – İnci – Hilal – Mustafa
Mustafa’nın fotoğrafının üstü büyük bir çarpıyla çizilmişti.
Kömür sigarasını söndürdü.
— “Ulus… en sevdiğinden başlamayı severim.”
Fotoğraflardan birine baktı.
Parmağıyla dokundu.
Seçeceği kişinin kim olduğunu söylemedi.
Sadece karanlığa fısıldadı:
— “Sıradaki sensin…”
* * *
ULUS – KARAR ANI
Hastanenin arka çıkışında Ulus tek başına duruyordu.
Elinde Mustafa’nın kanı bulaşmış telefon.
Gökyüzüne baktı.
— “Benimle oynadın Kömür.
Şimdi sıra bende.”
Yavaşça yürüdü.
Adımları karanlığı titretti.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
NEDEN MUSTAFA?
* * *
KÖMÜR’ÜN PLANI BASİT: ULUS’A DOĞRUDAN ZARAR VERMEK İSTEMİYOR. EN SEVDİĞİ KİŞİLERE ZARAR VEREREK PSİKOLOJİSİNİ BOZMAK İSTİYOR. SEDAT BEY’İN ÖLÜMÜ HERKESİ DERİNDEN ETKİLEYECEKTİR. AMA DAHA İYİ BİR SORUM VAR… MUSTAFA ÇELİK ÖLECEK Mİ… YAŞAYACAK MI?
GECE:
ÖZDEMİRLER ŞEHİR HASTANESİ
15 NUMARALI AMELİYATHANE
İçeride ikisi uzman cerrah, üçü profesör, ikisi hemşire ve ikisi personel olmak üzere dokuz kişilik bir ekip vardı. Masada ise Mustafa Çelik yatıyordu.
15 NUMARALI AMELİYATHANE
Saat 23.46
Özdemirler Şehir Hastanesi
Ameliyathane 15
Bistürinin parıltısı, Mustafa’nın göğsünde ince bir çizgi gibi belirdi.
Monitörlerden çıkan düzenli bip sesleri, her an değişecekmiş gibi gergindi.
Başhekim Murat Bey, alnında biriken teri sildi.
— “Hadi çocuk… dayan.”
Prof. Nehir Hanım derin bir nefes aldı:
— “Kurşun kalbe çok yakın geçmiş. Birkaç milim daha solda olsaydı…”
Cümleyi tamamlamadı.
Asistan hemşire kanı aspiratörle çekerken monitördeki ritim bir an yavaşladı.
Bip… bip… bip…
Nehir Hanım yükseltti sesi:
— “Hadi, Mustafa! Bizi bırakma!”
Mustafa’nın parmakları hafifçe kıpırdadı.
Bir refleks…
Yaşamak istediğine dair son bir çırpınış gibi.
Başhekim hemen talimat verdi:
— “Adrenalin 1 mg!
Kalp masajına hazırlanın!”
Hemşireler koşuşturdu.
Odayı anlık bir kaos sardı.
Adrenalin verilir verilmez monitördeki ritim yeniden hızlandı.
Bip… bipbip… bipbipbip—
Nehir Hanım rahat bir nefes verdi.
— “Geri geliyor… tamam… ritim toparlanıyor.”
Murat Bey başını kaldırdı.
— “Onu kaybetmeyeceğiz.
Bugün değil.”
Hemşireler birbirlerine baktı.
Herkes aynı şeyi hissediyordu:
Mustafa Çelik ölümle pazarlık yapıyordu.
Ve savaş hâlâ devam ediyordu.
Koridorda Salvatore, İnci ve Hilal ağlıyordu. Kübra, Ulus, haberi alan Vincenzo, Özgür, Hançer ve Sedat da kapıda bekliyordu.
O sırada koridor girişinde üç gölge belirdi: Hamit ve Semra Yörükçü ile Cemal Bozdoğan. İçeri girip selam verdiler.
— “Geçmiş olsun, çocuklar.” O sırada Davut koşarak Ulus’a doğru geldi.
— Abi, haber var.
Hamit ve Semra şok içinde Davut’a baktı. Semra Hanım sordu:
— Oğlum, ne işin var burada?
ARAS
“Karanlık Kardeşime…”
Ulus’um,
Bu mektubu hangi gün okuyacağını bilmiyorum…
Belki sakin bir gecede, belki de bugün gibi fırtınalı bir gecede.
Ama bildiğim bir şey var:
Bu satırlar sana ihtiyaç duyduğun gün denk gelecek.
Kardeşim…
Ben giderken yarım kalan tek şey kendi hayatım değildi.
Senden çaldıkları zaman, senden çaldıkları güven…
Senden saklanan gerçekler, içini kemiren sorular…
Hepsi benim payıma düşen kader kırıklarıydı.
Biliyorum.
Bir gece gelecek, geçmiş babamın gölgesi gibi karşına dikilecek.
Ve sen gerçeği öğrendiğinde nefret etmek isteyeceksin.
Ama şunu unutma Ulus:
Babam seni terk etmedi.
O sadece bizi yaşatmaya çalıştı.
Kardeşim…
Ben gideli çok oldu, ama senin yolun daha uzun.
Ve o yolda sana zarar vermek isteyenler olacak.
Adını bildiğin de var, bilmediğin de.
Bazıları seni öldürmek istemeyecek…
Ama senin sevdiğini öldürerek seni öldürmeye çalışacaklar.
Ben bunu yıllar önce gördüm.
Senin karanlığın, onların hırsından büyük.
Senin sevgin, onların nefretinden keskin.
Ve bugün…
Biliyorum ki bir dostun düşecek.
Belki bir kardeşin kan içinde kalacak.
Belki biri nefesiyle ölüm arasında gidip gelecek.
Ama şunu bil benim güzel kardeşim:
Sen suçlu değilsin.
Sen sebep değilsin.
Sen kaderin taşıyıcısısın.
Biri bugün ölmek isterse…
bil ki asıl hedef sensin.
Kader bazen önce etrafımızı yıkar,
sonra bizi yalnız bırakır,
sonra da “Şimdi ayağa kalk” der.
Ulus…
Belki sen de bu gece ayağa kalkmalısın.
Ben orada olsaydım, omzuna elimi koyar şunu söylerdim:
“Kardeşim… agresif davranma, akıllı davran.
Kömür’e ateş etme, gölgesini yak.
Aşkını saklama, ama onu koru.
Sevdiklerini yitirdiğin gün, sen de düşersin.”
Her şey karardığında,
bir şey aklında kalsın:
“Senin karanlığın… seni yıkmak için değil, seni seçmek için var.”
Kübra…
belki bu savaşta en büyük yarayı o alacak.
Belki en çok o korkacak.
Ama en çok o güç verecek sana.
Hamit…
bir baba olarak suçlarını taşıyor,
ama kızını karanlığa atmak istemez.
Cemal…
seni kurtarmak için öldü.
Şimdi yaşamak için döndü.
Mustafa…
kardeşimiz gibiydi.
Bugün onun canı yanabilir,
ama unutma Ulus:
Hayatta kalırsa, o da senin için kalacak.
Giderse, o da benim yanımda olacak.
Kömür ise…
o sadece bir taşeron.
Onun gerçek düşmanı bile sen değilsin.
Ama sen…
sen onların hepsi için “hedef”sin.
Kardeşim…
Savaş kapına geldiğinde
kalkanı unutma.
Aşk kapına geldiğinde
korkuyu unutma.
Ve baban kapına geldiğinde…
öfkeden önce nefes al.
Son cümlem:
“Bugün kaybedeceğin ne varsa…
yarın seni daha büyük bir adam yapacak.”
Sen benim gölgemde değil,
ben senin gururunda yaşayacağım.
— Aras Bozdoğan
“Gecenin yaktığı her adam, sabahın seçtiği lider olur.”
ARAS AĞAH BOZDOĞAN
Bölüm etkileşimi
