12. bölüm · MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

12.BÖLÜM KARANLIĞA DOĞAN GÜNEŞ

Derya Aslı Karayılan

''Bazen en karanlık gece... En büyük savaşın başlangıcıdır.''

📍 Özdemirler Şehir Hastanesi – 00:27 / 6 Nisan 2019

Koridor tıklım tıklımdı. Kübra, Hilal, İnci; Salvatore, Özgür; Hamit ve Semra… herkes oradaydı. Kapı hızla açıldı. Davut içeri girdi; yüzü çizikler içinde, nefesi düzensizdi. Hamit şokla:
— “Davut! Sen… burada ne yapıyorsun?”
Semra panikler:
— “Oğlum, bu hâlin ne?!”
Davut gözünü kaçırmadan Ulus’a baktı:
— “Ulus… konuşmamız lazım. Acil.”
Hamit, Ulus’a dönüp hırlar gibi:
— “Sen benim oğlumu neyin içine soktun?!” dedi.
Kübra hemen araya atıldı:
— “Baba, bağırma! Davut’un suçu yok!”
Salvatore araya girdi:
— “Tamam! Burası bir hastane, kavga yeri değil.” Dedi.
Ortalık biraz sakinledi, herkes köşesine çekildi, hepsi olayın sıcaklığı ile gergindi ve bu yüzden çatışmalar oluyordu. Telefonuna baktı, gözleri büyüdü:
— “Vay be… günlerden altısı olmuş. Zaman nasıl akmış anlamadım.
” Özgür: — “Ne oldu ki?”
Salvatore gülümser:
— “Ulus’un doğum günü 14 Mart’tı. Roma karmaşasında kutlayamadık. Mustafa uyandığında hep beraber yaparız.”
Hilal gözleri dolu:
— “İnşallah… Allah’ım yeter ki uyansın.”
Koridor ağırlaşır. Gergin, soğuk bir sessizlik vardı. Herkesin gözü ameliyathane kapısındaydı. Ulus dişlerini sıktı:
— “Dur be oğlum! Ne doğum günü… Mustafa içeride canıyla uğraşıyor.”
Salvatore geri çekilmedi: Salvatore ellerini iki yana açtı, geri adım atmadı. Gözlerinde hem öfke hem dostluk vardı. Salvatore Moretti:
— “Ulus… dostum. Ben de görüyorum, ben de yaşıyorum bu acıyı.” Bir adım yaklaştı.
— “Ama Mustafa uyandığında… bak iyi dinle… hem o Kömür şerefsizini halledeceğiz…” Omzuna hafifçe dokundu.
— “…hem de seni kutlayacağız. Çünkü o uyandığında buna ihtiyaç duyacağız.”
Ulus bakışlarını yere indirdi ama cevap vermedi. Çenesindeki kaslar titriyordu. Kübra omzuna dokundu: — “Haklı… Mustafa’ya da moral olacak.”
Hilal kısık sesle: —
“Kalkacak…” Ulus derin bir nefes alır:
— “…İnşallah.”

📍 00:41 – Ameliyathane kapısı açıldı.

Kübra Ulus’un yanında, Hilal Salvatore’a sarılmış ağlıyordu. Hamit ve Semra kenarda bekliyordu; Cemal ise bir köşede gölge gibi duruyor, gözünü kapıdan ayırmıyordu. Tam o düğüm artık boğazları kesmeye başlamışken
— Doktor çıktı, maskesini indirdi.
— “Ameliyat başarılı geçti.”
Hilal dizlerinin üzerine çöktü:
— “Şükür…” diyerek
Doktor devam etti:
— “Ama durum kritik. Kurşun akciğerin yanından geçmiş. Bir santim daha solda olsaydı kaybederdik.” Salvatore dişlerini sıktı:
— “O… Kömür…”
Ulus bir anda başını kaldırdı.
-Ölümün elimden olacak Erdal. Ulus (buz gibi):
— “Şu an durumu ne?”
— “Yoğun bakımda. Önümüzdeki 24 saat belirleyecek.” Gözlerini Ulus’a çevirdi.
— “O uyanırsa… ilk sizi sorması mümkün.”
Ulus’un gözleri bir anlığına doldu. O güçlü adam, saniyelik bir kırılmayla yutkundu.
Ulus:
— “…Tamam.” Doktor bey
Doktor hafifçe eğilip ayrıldı. Yalnızca Hilal’in hıçkırıkları, Semra’nın dua fısıltıları ve Ulus’un ağır nefesi duyuluyordu. Koridorda Sessizlik çöktü. Herkes bunu anladı: Bu gece uzun olacaktı.

📍 01:12 – Hastane Bahçesi

Gece keskindi. Ulus ve Kübra yalnızdı. Hastanenin bahçesine çıktılar; arkalarında Mustafa’nın yoğun bakıma alınışının karmaşası, içeride ailelerin çığlıkları, Hilal’in gözyaşları.
Kübra titrek sesle:
— “Seni aradığımda… ilk kez korktum.”
Ulus kısık:
— “Ben de.”
— “Seni bir daha göremem diye düşündüm…”
Ulus yaklaştı, ellerini yüzüne koydu:
— “Bir daha böyle korkutma beni.” Alnını alnına dayadı: “Senin telefonda ‘iyiyim’ demen bu mu?” Başparmağı Kübra’nın yanağını yavaşça okşadı. Gözleri, gecenin ortasında bile titreyen bir yangın gibiydi.
- “Bunca şey yaşanırken… ölümün nefesini hissetmişken… bana ‘iyiyim’ diyorsun, öyle mi?” Yaklaştı. Sesi kısık, titrek, ama artık saklanmayan bir çaresizlikle devam etti:
— “Ben sensiz nefes alamıyorum.”
Kübra montuna tutundu:
— “Ben de…”
- “Eğer senin ‘iyiyim’ dediğin buysa…”
Nefesi Kübra’nın dudaklarına değdi.
“…beni bir daha o cehenneme sokma. Bir daha beni sensizlikle korkutma, güzelim.”
Bu artık bir uyarı ya da emir değildi. Kırılmış bir adamın yalvarışıydı.
Ulus:
— “Telefonda o sessizlik…”
— “Bir saniye daha sürseydi… delirirdim.”
Kübra:
— “Ulus… ben de aynı şeyi hissettim.”
Ulus o an daha fazla dayanamadı. Kolları onu gövdesine çekti. Ve o an aralarındaki mesafe yok oldu. Ulus önce tereddüt etti, sonra yavaşça yaklaştı. Dudakları Kübra’nın dudaklarına değdiğinde zaman yavaşladı. İlk temas kısa, temkinliydi. Sonra Kübra geri çekilemedi. Bu Ulus için yeterliydi. Onu kendine çekti. Öpüşmeleri derinleşti. Ne acele vardı ne de korku… sadece geç kalınmış bir yakınlığın ağırlığı. Nefesleri birbirine karıştı, kalpleri aynı ritmi buldu. Dünya o an sustu. Hastane yoktu sanki, Kömür yoktu, savaş yoktu. Aile yoktu, Ölüm yoktu, İntikam yoktu, Sadece onlar vardı.
Ulus fısıldadı:
— “Geç kaldık…”
Ve o an tamamen kayboldular. Ama karanlıkta bir gölge vardı. ‘’Cemal.’’ Siyah montunun yakası kaldırılmış, Elleri cebinde, Yüzü ifadesiz ama gözleri… Gözleri buz gibiydi. Oğlunun yıllarca sakladığı kalbi Kiminle attığını ilk kez bu kadar net görüyordu. Sessizce izliyordu. Müdahale etmedi. Sadece baktı. İçinden tek bir cümle geçti:
- “Yanlış zamanda başladın oğlum.” Ve geri çekildi. Çünkü karanlık, birkaç metre ötede onları çoktan görmüştü. Ve bu ÖPÜCÜK, Kaderlerinin seyrini değiştirecek ilk kıvılcımdı.

📍 – Arka Bahçe

Gece ilerlemiş, Kübra müsaade isteyip içeri dönmüştü Ulus hala dışarıda temiz hava alıyordu, tam o esnada Davut Ulus’a seslendi:
— “Bu sadece başlangıç.”
— “Ne demek bu?”
— “Seni öldürmek istemiyorlar.”
— “O zaman?”
— “Seni parçalamak istiyorlar. Sevdiklerinden başlayarak.”
Ulus’un bakışı karanlıklaşır. İlk düşündüğü isim Kübra oldu.

📍 Hastane dışı
Siyah araç, kapıda n uzak karşı kaldırım dibinde bekliyordu.
Kömür’ün adamları ulus ve etrafındakileri bir sırtlan sürüsü gibi çevrelemiş her adımları izleniyordu.
— “Hedef tamamdır. Abi bağ kurdu.”
— “Devam edelim mi?”
— “Hayır… önce kalbini sökeceğim.”
Bahsettikleri ‘’Kübraydı’’. Ulus ‘un kalbi Kübra.

ARAS (2008) — “Karanlığa Doğan Güneş’e…”
Ulus’um,
Bu mektubu yazarken bile içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir gece gelecek… nefesler karışacak… kalpler kırılacak… bir kapı kapanıp başka bir kapı açılacak.
O gece işte bu geceymiş.
Kardeşim…
Sen benim kanımdan önce yoldaşımdın. Ben seni her hâlinle bilirim. Sert hâlini, kırık hâlini, karanlığını ve o sertliğin altında sakladığın kalbi…
Bugün o kalp kırıldı. Mustafa düşerken senin içindeki bir şey de çöktü.
Ama şunu bil:
Seni öldürmek isteyenler seni değil… sevdiğini hedef alır.
Kübra…
O senin zayıflığın değil. Kaderin.
Ama kader bedelsiz gelmez.
Onu korumak için sadece güçlü değil, akıllı olman gerekir.
Bugün bir dostun düştü. Yarın daha fazlası olabilir.
Ama sen… ayağa kalkacaksın.
Çünkü karanlık seni yıkmak için değil, seni seçmek için var.
— Aras Bozdoğan

“Güneş karanlığı sevmez… ama karanlığın içinden doğar.”
Ve o anda herkes anladı ki; bu gece bir son değildi. Başlangıçtı.