6. bölüm · MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ
6.BÖLÜM DAVETSİZ GELEN AŞK
28 Aralık 2018
Hastaneden çıkalı yalnızca iki gün olmuştu.
Soğuk bir Aralık akşamıydı. Ulus’un omzundaki bandaj, montunun altından belli belirsiz kabarıyordu. Ama o acıyı umursamıyordu.
Sokağın köşesindeki eski depoda, kırık bir lambanın altında Hançer onu bekliyordu.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
— “Efendim… sizi iyi görmek güzel.”
Ulus bir sigara yaktı. Alev gözlerine yansıdı; mavi tonları bir anlığına daha da keskinleşti.
— “İyi değilim, Hançer. Ama ayaktayım. Bu yeter.”
Hançer başını eğdi.
— “Sizinle konuşmam gereken bir mesele var. Kübra Hanım hakkında.”
Ulus sigarasından derin bir nefes aldı. Hançer’in sözleri, yüzündeki çizgileri daha da sertleştirmişti.
— “Söyle.”
Hançer tereddüt etti, sonra kararlı bir şekilde devam etti:
— “Bu kız size çok yakın. Patlamada sizi korurken sizi bırakmadı. Son iki haftadır da yanınızdaydı. Planınız nedir efendim? Ona nasıl yaklaşacaksınız?”
Ulus’un bakışları karardı. İçindeki iki ses, birbirine çarpıyormuş gibiydi. Bir adım attı, Hançer’e yaklaştı.
— “Yavaşça.”
— “Efendim?”
Ulus gözlerini kıstı. Sesi buz gibiydi.
— “Yavaşça yaklaşacağım ona. Önce güvenini kazanacağım… sonra kalbini.”
Hançer yutkundu.
— “Ama… aşka bulaşmanız tehlikeli değil mi?”
Ulus sert bir tebessüm etti.
— “Aşk bulaşmaz, Hançer. Aşk süründürür. Sessiz sessiz kanına karışır. Sonra tam da sevdiğin yerden vurur.”
Hançer başını eğdi.
— “Peki Kübra’ya nasıl davranacaksınız?”
Ulus cevap verirken yüzünde hem karanlık hem sıcak bir ifade vardı. İki tarafı aynı anda taşıyordu.
— “Ona iyi davranacağım.”
— “İyi mi?”
— “Evet.”
Bir adım daha yaklaştı, sesini kısarak devam etti:
— “Onu kendime bağlayacağım.”
— “Nasıl?”
Ulus bir an durdu. Aralık rüzgârı yüzüne çarptı. Sözleri keskinleşti:
— “Bana ihtiyaç duymasını sağlayacağım. Ruhen. Bedenen. Her anlamda.”
Hançer başını salladı ama yüzündeki tereddüt kaybolmamıştı.
— “Ve sonra?”
Ulus sigarasını yere attı, ayağıyla ezdi. Gözlerinde karanlık bir planın kıvılcımları parlıyordu.
— “Sonra…”
Bir an sustu.
— “Birini ateşe atmadan önce ısıtmak gerekir, Hançer.”
Hançer’in nefesi kesildi.
— “Efendim… ya gerçekten size bağlanırsa?”
Ulus bir süre sessizce denize baktı. Sonra yalnızca tek bir cümle kurdu:
— “Zaten istediğim bu.”
Depoda sessizlik çöktü. Sadece rüzgârın uğultusu ve Ulus’un ayak sesleri duyuldu.
O gece, Ulus Ayhan Bozdoğan, kendi kaderini fark etmeden ateşe sürdü.
GÜNÜMÜZ – ŞUBAT 2019
Kübra, son haftalarda bir şeylerin değiştiğini hissediyordu.
Ama adını koyamıyordu.
Bir gün hastanenin otoparkında, başka bir gün evinin yakınındaki markette…
Bazen de hiç beklemediği anlarda Ulus karşısına çıkıyordu.
Hastane Çıkışı
Kübra yorgun bir nöbetten çıkarken merdivenlerden indi. Kapıyı açtığında yağmur başlamıştı. Şemsiyesini çıkarmaya zaman bulamadan karşısında siyah bir araç durdu.
Kapı açıldı.
Ulus.
— “Bindiğin taksiler seni iki sokak ötede bırakıyor. Bin.”
Kübra şaşırdı.
— “Sen burada ne arıyorsun?”
Ulus gözlerini kaçırmadı.
— “Geçiyordum.”
Hayır, geçmiyordu. Saatleri hesaplamıştı. Nöbet çizelgesini bile öğrenmişti.
Kübra anlamadı ama bindi.
Marketin Önü
Şubat’ın soğuk bir akşamıydı. Kübra marketten çıkarken poşetler ağır geldi. Üçüncü adımı attığında poşet yırtıldı. Portakallar kaldırıma yuvarlandı.
Kübra eğildiğinde bir el aynı anda portakalı tuttu.
Ulus’un eli.
— “Yine rastlaştık…” dedi Kübra şaşkınlıkla.
Ulus başını salladı.
— “Evet. Şehir küçük.”
Hayır, şehir küçük değildi. Ulus adım adım, sokak sokak onu izliyordu. Ama belli etmiyordu.
Poşetleri aldı.
— “Ver, ben taşırım.”
— “Gerek yok, ağır değil.”
Ulus omzunun üzerinden baktı.
— “Sen değil, ben karar veririm.”
Ve aldı.
Mola Odası
Kübra yoğun bir gündeydi. Mola odasında kahvesini almak için dolabı açtı.
Dolap bomboştu.
Sadece bir kutunun üzerinde küçük bir not vardı:
“Kahve içmeden çalışmak yasaktır. — U”
Kübra etrafına baktı. Kimse yoktu. Ama sıcak kahvenin kokusu hâlâ oradaydı.
Ulus çoktan çıkmıştı.
Taksi Kavgası
Bir akşam nöbet çıkışı taksi bulamıyordu. İki kişi boş taksi için kavga ediyordu. Kübra kenarda ümidini yitirirken siyah bir motor durdu önünde.
Kasklı biri motoru susturdu. Kaskı çıkarırken saçları dağıldı.
Ulus.
— “Arka koltukta kavga edenlerden korkacaksın…”
Durdu. Gözleri Kübra’ya kilitlendi.
— “Ama…”
Cümleyi tamamlamadı.
Hava soğuktu ama Ulus’un sesi sıcaktı. Kaskı ona uzattı.
— “Atla.”
Motorun egzoz sesi bile o an sessizleşmişti.
Tesadüf – En Dengesiz An
O gece rüzgâr çok sertti. Kübra evine yürüyordu. Arkasından hızlı adımlar duydu.
Tam dönüp bağıracakken bir el uzandı. Şapkası rüzgârdan kurtarıldı.
Ulus’tu. Nefes nefese.
— “Dikkat et.”
Sesi titriyordu.
— “Ulus… sen buraya—”
— “Seni evine kadar bırakıyorum.”
— “Nereden biliyorsun nerede yaşadığımı?”
Ulus cevap vermedi. Sadece yürüdü. Yanında. Sessiz.
Kübra içinden geçirdi:
“Bu adam bazen çok yakın, bazen çok uzak… ama en çok da tehlikeli.”
Ve yine de bir şey değişmiyordu.
O artık her yerdeydi.
Her adımda, her sokakta, her anda.
Kübra yatağa uzandığında gün boyu yaşanan hiçbir tesadüfü unutamamıştı.
Ama kalbi, mantığının söyleyemediği şeyi fısıldıyordu:
“Aşk tesadüfleri sever.”
ARAS’TAN SEVGİLERLE – 2. MEKTUP
(9 Temmuz 2007 – Ulus 17 yaşındayken)
“Bir gün bir kadın çıkacak karşına.
Kalbinin unuttuğunu sandığın yerleri hatırlatacak.
Onu ilk gördüğünde anlayacaksın.
Ateşin dumanı gibi çarpacak yüzüne.
Onunla gelen her acıya rağmen… ondan kaçma.”
BÜTÜN KIZLAR TOPLANDIK!
Hilal, İnci ve Özgür salona yayılmıştı. Masada çerezler, çay, fonda hafif bir müzik… ama gözler Kübra’daydı.
— “Hadi ama Kübra, anlat artık.”
— “Bir haftadır garipsin.”
— “Resmen ışık saçıyorsun.”
Kübra utangaç bir gülümsemeyle yüzünü kapattı.
— “Bir şey yok ya…”
Hilal hemen atladı:
— “‘Bir şey yok’ diyenler en tehlikelisi.”
Kübra derin bir nefes aldı.
— “Tamam… biraz bir şey var.”
— “Ulus…”
dedi yumuşak bir sesle.
— Son zamanlarda… çok yanımda oldu.
İnci kaşlarını kaldırdı:
— O yanındaysa kesin tesadüf değildir.
Özgür kısık bir kahkaha attı:
— Mafia vibes.
Kübra başını salladı.
— Bilerek yapmıyor gibi… ama hep karşımda.
Market, hastane, sokak… nerede olsam orada.
Şapkam uçacak diye tutması bile… bilmiyorum, tuhaf geliyor.
Hilal ellerini birleştirdi:
— Sen bu adama düşmüşsün kızım.
Kübra yüzünü kızarttı.
İç sesinde yankılandı:
“Evet… ben Ulus’a düşüyorum.”
Elleri ile yüzünü kapattı.
Kızlar birbirine baktı.
— “Bu iş ciddi.”
Işık yavaşça karardı.
ULUS – GİZLİ ODA’DA
Ulus masanın başında evrakları tarıyordu. Sinirliydi.
Telefon çaldı, kapandı.
Başka bir mesaj geldi, önemsemedi.
Sinirli bir nefes verdi.
Kendi kendine homurdandı:
— Bıktım bu kızdan…
Elini saçına götürdü, sinirle çekti.
— Bu salak kız…
Yüzüne yerleşen o yumuşak gülümsemeyi düşündü.
— Aklımı bozuyor.
Masaya yumruğunu koydu.
— “Plan başka… kalbim başka.”
Ulusu düşüncelerinden alıkoyan şey ise…
Kapı sesiydi.
Kapı tıklatıldı.
Hançer:
— Efendim?
Ulus hemen toparlanıp sertleşti.
— Ne var?
Hançer içeri adım attı.
— O işler halledildi. Necati’nin adamı, kömürün de durumu takip ediliyor.
Ulus başıyla onayladı ama yüzü gerildi.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra birden…
Ulus'un bakışları keskinleşti.
— Davut.
Hançer durdu.
— Efendim?
— Kübra’nın abisi.
Ne yaptınız ona?
Hançer gözlerini kaçırdı.
— En son dediğiniz gibi… göz altındaydı.
Ama dün gece…
Ulus aniden ayağa kalktı.
— Dün gece ne?!
Hançer yutkundu.
— Davut… bir adamla birlikte görüldü.
Muhtemelen kömürün devreye aldığı biri.
Ulus’un çenesi kilitlendi.
— Nerede?
Hançer cevap vermeden önce başını eğdi.
— KARANLIK BİR DEPO…
Zincir sesleri…
Kömür’ün sesi yankılandı:
— “Ablan yanlış erkeğe gönlünü kaptırdı, Davut.”
Ulus’un içinden geçen tek cümle karanlıkta yankılandı:
“Aşk başlamışsa… savaş bitmez.”
“Karanlığın İçinde Bir Kalp Atışı”
Ulus’un İç Savaşı – (Gece Yarısıydı
İstanbul’un sessiz saatleriydi.
Şehrin ışıkları, sokakların üzerine sarı bir gölge bırakıyordu.
Ulus, evin içindeki “gizli odanın” kapısını kapattı.
Duvar boyunca uzanan raflarda dosyalar, silah kutuları ve eski haritalar vardı.
Çalışma masasının üzerindeki tek şey:
Kübra’nın hastanede çekilmiş güvenlik kamerası görüntüsü.
Ulus parmaklarıyla fotoğrafın kenarını yokladı.
Kağıda değil, bir sızıya dokunuyordu sanki.
— “Neden seni düşünmeden duramıyorum…”
Öfkeyle fotoğrafı ters çevirdi.
— “Saçmalık… tamamen saçmalık.”
Ama o ters çevrilen fotoğraf, masanın cilasında yansıyarak yine onun gözlerine baktı.
Ulus başını iki elinin arasına aldı.
Aşk… onun için en tehlikeli duyguydu.
Çünkü kontrol edemediği tek şeydi.
Hançer kapıyı araladı:
— Efendim… çalışıyorsanız sonra gelirim.
Ulus toparlandı. — Gir Hançer.
Hançer içeri adım attı.
— “Bu kadar yıldır yanınızdayım… ama sizi böyle görmemiştim.”
Ulus kaşlarını çattı. — “Nasıl böyle?”
— “Dağınık.”
Ulus aniden gülümsedi.
Ama bu, bir tebessüm değil; yaklaşan fırtınanın gülüşüydü.
— “Aşka bağlanmak zayıflık mıdır, Hançer?”
— “Sizce?”
— “Benim için? Evet.”
— “Ama efendim… bazen zayıflık dediğiniz şey, insanı insan yapar.”
Ulus başını yana çevirdi.
Hançer’in sözünü duymamış gibi yaptı.
Ama duymuştu.
İlk defa biri ona “insan” kelimesini hatırlatmıştı.
---
Kübra’nın Kalbindeki Şüphe – (Ertesi Sabah)
Kübra sabah işe giderken dolmuştan indi.
Hava soğuktu, dudaklarından buhar çıkıyordu.
Hastanenin kapısına yaklaşırken omzunun üzerinden geriye baktı.
Sanki biri ona bakıyordu.
Sanki biri nefesini hissediyordu.
Ama hiçbir şey yoktu.
Yine de içinde bir sıkıntı vardı.
> “Biri beni izliyor olabilir mi?”
“Yok canım… paranoya bu.”
Hastaneye girdi. Ama onu izleyen biri vardı.
Üstelik en yakınına kadar.
Kömür’ün adamı, Tuncay, hastanede güvenlik görevlisi gibi dolaşıyordu.
Kübra’nın adımlarını sayıyor, gülüşünü izliyor, attığı her notu raporluyordu.
Kömür telefonda sordu: — “Göründü mü?”
— “Evet efendim. Hastaneye girdi.”
— “Yanında kim vardı?”
— “Kimse.”
— “Güzel… Sevgilisine zarar gelirse Ulus delirecek.”
Telefon kapandı.
Tuncay’ın ağzındaki sigara titredi.
İş daha yeni başlıyordu.
---
Salvatore – İnci Çizgisi (Romantik Ara Gerginlik)
Kafe masasındaki kahkahalı buluşmadan sonra İnci, Salvatore’yi aklından çıkaramıyordu.
Telefonuna her baktığında: “Bir mesaj gelir mi?” diye içi kıpırdanıyordu.
Ama gelmiyordu.
Ta ki…
O akşama kadar.
Kapı çaldı. İnci açtı. Karşısında Ulus’un iki adamından biri: Salvatore Moretti.
— “Good evening… Miss İnci.”
İnci şoka girdi. — “Ne… ne işin var burada?”
Salvatore hafif eğildi. — “Size teşekkür borçluyum.
O gün kahvaltıda gülüşünüz…
bütün günümü güzelleştirdi.”
İnci’nin nefesi kesildi. — “Ben… ben şey… tuvalete gidiyordum…”
Yalanın kötüsü vardı ama bu en kötüsüydü. Salvatore gülümseyerek:
— “Tuvaletinizin nerede olduğunu bilmemem bir sorun yaratır mı?”
İnci’nin yüzü kıpkırmızı oldu.
Bu ikilinin hikâyesi de büyük bir ateşe dönüşecekti.
---
Gün sonunda kızlar dışarı çıkmışlardı .
Ulus – İlk Kıskançlık
Akşam, Kübra arkadaşlarıyla yemek çıkışı yürürken kapının önünde bir erkek onu durdurdu.
— “Kübra? Hatırladın mı beni? Ankara’daki seminerden…”
Kübra gülümsedi: — “Aa evet! Merhaba.”
Adam sıcak ve sempatikti. Normal bir sohbetti…
Ama Ulus için değildi.
Arkadaki siyah jeep’in içinden buz gibi bir çift mavi göz o sahneyi izliyordu.
Hançer direksiyondaydı: — “Efendim, durdurmamı ister misiniz?”
Ulus’un sesi soğuktu: — “Hayır.”
Ama gözleri adamın her hareketini ezberliyordu.
Adam gülerek Kübra’ya: — “İstersen bir kahve içelim? Hem seminer hakkında biraz konuşuruz.”
Kübra tam “Olabilir” diyecekti ki…
Telefonu titredi.
Ulus’tan mesaj.
> “Evine dön.”
Bir an dondu. Kafasını kaldırdı. Sokağın karşısında siyah jeep…
ve içinde bir gölge.
Kalbi hızlandı.
Adam konuşmaya devam ederken Kübra dalmıştı: — “Ee, ne dersin?”
Kübra zor bir gülümsemeyle: — “Teşekkür ederim ama çok yorgunum. Belki başka zaman.”
Adam uzaklaşınca Hançer sordu:
— “Efendim… bunu neden yaptınız?”
Ulus camdan ona bakıyordu. — “Bilmiyorum.”
Ama biliyordu.
Kıskanmıştı.
---
Kübra – İlk Kabus (Aşk ve Tehdit Arasında)
Gece olduğunda Kübra uyuyamadı. Yatağa geçti ama gözlerini kapayınca karanlık bir görüntü canlandı.
Otel patlaması…
duman…
çığlıklar…
ve Ulus’un vurulduğu an ve kanı.
Kalbi sıkıştı. Bir anda yataktan fırladı.
Tam o sırada telefon titredi.
Mesaj:
> “Uyumadığını biliyorum.”
Gönderici: U
Ulus.
— “Sen beni… nasıl biliyorsun?”
Cevap hemen geldi:
> “Sesinden.
Kalbinden.
Bir de rüzgârdan.”
Kübra’nın gözleri doldu. Mesajlarını okurken elinde istemsiz bir titreme vardı.
— “Bu kadar yakın hissetmen… beni korkutuyor.”
Ulus’un cevabı bu kez dakikalar sonra geldi.
Sanki düşünmüştü.
> “Korkma.
Sadece yanında oluyorum.”
Ve o an…
Kübra’nın kalbi ilk kez kabul etti:
Bu adam tehlikeliydi…
ama aynı zamanda nefes gibi lazımdı.
---
Ulus, gece evine döndüğünde Hançer ona bir rapor uzattı.
— “Efendim, Hamit Yörükçü’nün evine bakan ekipten haber geldi.
Kızının güvende olduğundan eminler.”
Ulus başını salladı. — “Her zamanki gibi devam edin.”
Hançer bir dosya daha çıkardı: — “Bu da Davut.
Dünkü fotoğraflar.”
Ulus fotoğrafa baktı. Kömür’ün adamlarının tuttuğu depoda zincire vurulmuş Davut.
Ulus’un yüzü dondu. Damarları gerildi.
— “Kübra’nın bundan haberi olmayacak.”
Hançer: “Anlaşıldı.”
— “Ve…”
Ulus’un sesi karanlıklaşıp alçaldı:
— “Onu alanları buluyorsunuz.
Davut’u geri alıyoruz.
Kömür’ü de… Saklandığı delikten çıkarıp tekrar gömeceğim.”
Hançer başıyla onayladı: — “Emredersiniz.”
Ulus kapıya yöneldi.
— “Bu gece kimse uyumayacak Hançer.
Ben bile.”
Karanlıkta sadece bir fısıltı kaldı:
> “Aşk başlamışsa… savaş bitmez.”
📌 Yazardan
Bu bölümde Aras’ın mektubu yer almıyor; çünkü onun sesi artık bir mektubun sınırlarına sığmayacak kadar genişledi. Aras, bu sayfalarda yalnızca geçmişten bir iz değil, Ulus’un kaderine yön veren görünmez bir gölge olarak karşınıza çıkıyor. Bu yüzden bölüm boyunca okura seslenen, zamanı yaran o cümleleri, bir mektuba değil, yaşanan anların içine yerleştirdim. Aras burada bir hatıra değil; bir uyarı, bir ağırlık ve bir yankı. Bu bölümün ruhu da tam olarak bu: Bazı sesler ölmez, sadece şekil değiştirir.
---
Sadece kısa bir kesit var …
