22. bölüm · MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

22. BÖLÜM IŞIĞIN BEDELİ

Derya Aslı Karayılan

22.BÖLÜM IŞIĞIN BEDELİ
IŞIĞIN BEDELİ
"Bazı kararlar aşk için verilmez; aşk hayatta kalsın diye verilir."
25 Haziran 2020 – İstanbul / Boğaz Kenarı Açık Hava Düğün Alanı
Boğaz’ın üzerine akşam güneşi inmişti.
Su, altın rengi ince bir örtü gibi parlıyor; rüzgâr, düğün alanındaki beyaz tülleri hafifçe kıpırdatıyordu. Masaların üzerindeki mumlar henüz yakılmamıştı ama çiçeklerin kokusu çoktan alana yayılmıştı.
Hilal ile Mustafa’nın düğün günüydü.
Aylar süren karanlığın, dosyaların, tehditlerin, sorguların ve mezar sessizliği taşıyan gecelerin ardından herkes ilk kez gerçekten güzel bir şeye tutunmaya çalışıyordu.
Hilal’in ailesi bir yanda telaş içinde koşuşturuyor, Mustafa’nın annesi Meral Hanım masalardaki isimlikleri tek tek kontrol ediyordu. Faruk Bey sürekli saatine bakıyor, heyecanını saklamaya çalışıyordu ama yüzündeki gergin gülümseme onu ele veriyordu.
Salvatore ise daha alana gelir gelmez organizasyonun başına geçmiş gibiydi.
— Şu masa niye eğri duruyor? Düğün bu, savaş masası değil! Düzeltin şunu!
Vincenzo elinde ceketini tutmuş, alnındaki teri siliyordu.
— Salvo, sen iki saattir düğün sahibi gibi bağırıyorsun. Biraz daha devam edersen gelin ve herkes Mustafa’yı değil seni damat sanacak.
Salvatore dönüp ona baktı.
— Sen sus. Gömleğini üç kere değiştiren adamın sözü geçmez burada.
— Terledim.
— Korkudan terledin.
— Ben korkmam.
— Aynen. O yüzden çiçekçiye bile “Bunlar patlar mı?” diye sordun.
Vincenzo cevap verecekti ki araya Mina Arel Deveraux girdi. Siyah zarif elbisesiyle, elinde küçük bir çanta ve yüzünde her zamanki soğuk sakinliğiyle yanlarından geçti.
— İkiniz de susarsanız düğün daha hızlı başlayabilir.
Vincenzo hemen ona döndü.
— Sen düğüne mi geldin, duruşmaya mı?
Mina durdu. Başını hafifçe çevirip Vincenzo’ya baktı.
— Duruşmada olsam seni çoktan susturmuştum yada içeri tıkardım.
Salvatore kahkahayı bastı.
Vincenzo gözlerini kıstı.
— Bak yine başladı.
Mina sakince omuz silkti.
— Ben başlamadım başlattı.
— Senin cevapların saldırı gibi.
— Senin cümlelerin de suç duyurusu gibi.
Salvatore ikisinin arasına girdi.
— Tamam, tamam. Bugün kimse kimseyi mahkemeye vermiyor, kornişe asmıyor, denize atmıyor. Bugün düğün var.
Mina hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
Vincenzo arkasından mırıldandı:
— Bir gün o soğuk bakışlarını çözeceğim ve o gün bana Aşk ile bakacaksın tatlım.
Mina arkasına bakmadan cevap verdi:
— Sen Önce kravatını bağlamayı öğren.
Salvatore kahkahasını tutamadı.
— Vallahi siz ikiniz benim ömrümü uzatıyorsunuz.
Vincenzo iç çekti.
— Ya da kısaltıyoruz.
Düğün alanının diğer ucunda Hilal gelin odasında aynanın karşısında duruyordu. Gelinliği üzerine tam oturmuştu. Saçları zarifçe toplanmış, yüzündeki heyecan bütün yorgunluğunu örtmüştü.
Kübra arkasında durup duvağının ucunu düzeltti.
— Çok güzelsin.
Hilal aynadan ona baktı.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
Hilal derin bir nefes aldı.
— Kalbim yerinden çıkacak gibi.
Kübra hafifçe gülümsedi.
— Çıkmaz. Mustafa’yı görünce biraz daha hızlanır, sonra yerine oturur.
Hilal bu kez güldü.
— Sen böyle sakin konuşunca insan inanıyor.
Kübra cevap vermedi. Aynadaki yansımasına baktı.
Zümrüt yeşili elbisesi, akşam ışığında daha derin görünüyordu. Saçları hafif dalgalıydı. Kulağındaki küçük zümrüt taşlı küpeler ışıkla birlikte parlıyordu.
Dışarıdan bakıldığında çok güzeldi.
Ama içindeki gerginlik hâlâ oradaydı.
Furkan’ın gölgesi aylardır kaybolmamıştı. Mesajlar kesilmişti ama bu sessizlik Kübra’ya huzur vermiyordu. Tam tersine, yaklaşan bir şeyin ayak sesleri gibi duruyordu.
Hilal onun yüzündeki değişimi fark etti.
— Kübra…
Kübra hemen toparlandı.
— Efendim?
— Bugün kötü şeyler düşünme, olur mu?
Kübra gülümsedi.
— Bugün senin günün. Başka hiçbir şeye izin vermeyeceğim.
Hilal dönüp ona sarıldı.
— İyi ki varsın.
Kübra gözlerini kapattı.
— Sen de.
O sırada kapı aralandı. Özgür içeri girdi. Yüzünde zoraki bir gülümseme vardı. Son aylarda gözlerinin altındaki morluklar artmış, neşesi daha kırılgan bir hâle gelmişti ama kimse bugün bunu sorgulamak istemiyordu.
— Gelin hazır mı?
Hilal ona döndü.
— Hazırım galiba.
Özgür gülümsedi.
— Galiba değil. Hazırsın.
Sonra Kübra’ya baktı.
— Sen de çok güzel olmuşsun.
Kübra teşekkür etmek için gülümsedi ama Özgür’ün bakışlarındaki yorgunluk dikkatinden kaçmadı.
— İyi misin?
Özgür hemen gözlerini kaçırdı.
— İyiyim. Düğün telaşı sadece.
Kübra daha fazla üstelemedi.
Ama içinde bir yerinde küçük bir şüphe kıpırdadı.
Düğün alanında müzik yavaş yavaş yükselirken, Mustafa damat odasında kravatını üçüncü kez çözüp yeniden bağlamaya çalışıyordu.
— Ben bunu yapamayacağım.
Nail sessizce yanına gelip kravatı elinden aldı.
— Ver.
Mustafa derin bir nefes verdi.
— Elim titriyor.
Salvatore kapıdan içeri başını uzattı.
— Dostum, evleniyorsun. Kravatla savaşmana gerek yok.
Vincenzo arkadan ekledi:
— Eğer kravat seni yenerse Hilal seni geri verir alın bunu diye.
Mustafa ona baktı.
— Çok güzel Moral veriyorsunuz, sağ olun.
Nail kravatı düzgünce bağladı.
— Tamamdır.
Mustafa aynaya baktı. Birkaç saniye kendini izledi.
O an gülümsemesi yavaşça titredi.
— Gerçekten oluyor.
Salvatore’nin yüzündeki şaka bir anlığına kayboldu. Mustafa’nın omzuna elini koydu.
— Oluyor.
Vincenzo de başını salladı.
— Ve iyi oluyor.
Kapının kenarında duran Ulus ise sessizdi. Bakışları dışarıdaki kalabalığa, sonra hazırlıkların olduğu yöne Düğün alanına kayıyordu.
Kübra’yı henüz görmemişti.
Ama onun orada olduğunu bilmek bile nefesini ağırlaştırıyordu.
Bugün kimseye belli etmeyecekti.
Bugün Hilal ve Mustafa’nın günüydü.
Ama içinden bir ses, bu gecenin yalnızca bir düğün gecesi olmayacağını söylüyordu.

📍 Düğün Alanı – Misafirlerin Gelişi
Akşam güneşi yavaş yavaş yerini turuncu bir gökyüzüne bırakırken davetliler de düğün alanını doldurmaya başlamıştı.
Boğaz'dan gelen hafif rüzgâr, masaların üzerindeki beyaz tülleri dalgalandırıyor, fonda çalan keman melodisi ortama dingin bir huzur katıyordu.
Nurdan ile Ömer yan yana yürüyordu.
Hilal'in annesi Aysun Hanım onları kapıda karşıladı.
Hiç konuşmadan birbirlerine sarıldılar.
Aysun Hanım gözleri dolarak fısıldadı.
— Keşke İnci de bugün burada olsaydı...
Nurdan buruk bir tebessüm etti.
— O burada.
Başını gökyüzüne kaldırdı.
— Ben hissediyorum.
Aysun Hanım onun elini sıktı.
— Ben de...
Biraz ileride Meral Hanım ile Faruk Bey de onları karşıladı.
Hiç kimse acıyı konuşmuyordu.
Ama herkes aynı eksik sandalyeyi görüyordu.
________________________________________
Mustafa düğün alanına çıktığında alkışlar yükseldi.
Siyah damatlığı içinde heyecandan gülümsemeyi bile unutmuştu.
Salvatore hemen yanına geldi.
— Rahat ol.
— Bugün kaçmanada izin vermeyeceğiz.
Mustafa güldü.
— Vallahi kaçacak hâlim de yok.
Vincenzo omzuna vurdu.
— Dün gece daha rahattın.
— Bugün niye panikledin?
Mustafa derin bir nefes aldı.
— Dün bekardım...
Durdu.
— Bugün gerçekten evleniyorum.
Üçü de güldü.
________________________________________
O sırada gelin odasının kapısı açıldı.
İlk çıkan Kübra oldu.
Kalabalık bir anlığına sessizleşti.
Zümrüt yeşili elbisesi akşam güneşini üzerine topluyordu.
Saçları omuzlarına yumuşak dalgalar hâlinde dökülmüş, zarif küpeleri her adımında ışığı yakalıyordu.
Hilal'in halalarından biri usulca yanındakine eğildi.
— Maşallah...
— Kız ne kadar güzelmiş.
Diğeri başını hafifçe çevirdi.
Bakışları Ulus'u buldu.
— Şuna baksana...
— Çocuk gözünü alamıyor.
Haklıydı.
Çünkü Ulus gerçekten gözlerini ondan ayıramıyordu.
Bu kez nefesini tutmadı.
Çünkü aynı şeyi bir kez daha yaşamak istemiyordu.
Sadece...
Sessizce baktı.
Aylar önce kaybettiğini sandığı kadına...
Yeniden bakabilmenin bile şükür gibi geldiği bir adamın bakışıyla...
Kübra da kalabalığın arasında onu fark etti.
Bu kez göz göze geldiler.
Ne kaçtılar...
Ne de uzun uzun baktılar.
Sadece birbirlerinin orada olduğunu gördüler.
Ve bu...
İkisine de yetti.
________________________________________
Vincenzo dirseğiyle Ulus'u dürttü.
— Bir şey diyeceğim.
Ulus bakışlarını ayırmadan cevap verdi.
— De.
— Sen var ya...
— Çok fena âşıksın.
Ulus hafifçe gülümsedi.
— Yeni mi fark ettin?
Vincenzo şaşkınlıkla döndü.
— Oha...
— İlk defa inkâr etmedin.
Salvatore arkadan konuşmaya katıldı.
— İlerleme var.
Ulus başını iki yana salladı.
— Yoruldum.
— Neyi sakladığımı anlatmaktan yoruldum.
Salvatore'nin yüzündeki tebessüm yumuşadı.
Omzuna dokundu.
— O zaman artık saklama.
Ulus cevap vermedi.
Çünkü belki de ilk kez...
Gerçekten saklamaya mecali kalmamıştı.
________________________________________
Müzik sesi düğün alanında yankılandı.
— Sayın misafirlerimiz...
— Gelinimiz ve damadımızı alkışlarınızla piste davet ediyoruz.
Alkışlar yükseldi.
Hilal ile Mustafa el ele yürüdüler.
İlk dansları için salonun ortasında durduklarında herkes onları izliyordu.
Ama aslında...
Masadaki insanların yarısı başka iki kişiye bakıyordu.
Ulus...
Ve Kübra...
İkisi de bunu fark etmiyormuş gibi davranıyordu.
Ama ikisinin de kalbi...
Aynı ritimde atıyordu.

📍 İlk Dansın Ardından
Hilal ile Mustafa'nın ilk dansı alkışlar arasında sona erdi.
Müzik yavaşça değişti.
Sunucu gülümseyerek mikrofonu eline aldı.
— Şimdi pist bütün çiftlerin...
Cümlesi biter bitmez insanlar gülerek dans pistine yönelmeye başladı.
Kimi eşinin elini tuttu...
Kimi yıllardır aynı şarkıda dans ediyormuş gibi birbirine yaslandı.
Düğün alanı bir anda daha sıcak, daha samimi bir havaya büründü.
Kübra ise bulunduğu yerden kıpırdamadı.
Elindeki meyve suyundan küçük bir yudum aldı.
Tam oturacakken karşısında duran siyah rugan ayakkabıları fark etti.
Başını kaldırdı.
Ulus...
Sessizce önünde duruyordu.
Ne acele ediyordu...
Ne de onu zorlayacak bir tavrı vardı.
Sadece sağ elini uzattı.
Bakışlarını ondan ayırmadan konuştu.
— Benimle dans eder misin?
Kübra birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sorunun cevabını kendi içinde arıyordu.
Geçmiş...
Kırgınlık...
Özlem...
Hepsi aynı anda üzerine yürümüştü.
Ulus elini geri çekmedi.
Bekledi.
Kararı yalnızca Kübra'nın vermesini istiyordu.
Kübra derin bir nefes aldı.
Gözlerini onun gözlerinden ayırmadan elini uzattı.
— Edebilirim.
Ulus'un yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Parmakları Kübra'nın elini nazikçe kavradı.
Birlikte dans pistine yürüdüler.
________________________________________
Ulus elini yavaşça Kübra'nın beline koydu.
Sanki biraz daha kuvvet uygularsa incitecekmiş gibi temkinliydi.
Kübra da ellerini onun omuzlarına bıraktı.
Aralarında küçük bir mesafe vardı.
Ne Ulus o mesafeyi kapatmaya çalıştı...
Ne de Kübra geri çekildi.
Müzik ağır ağır akıyordu.
İlk birkaç dakika hiç konuşmadılar.
Kalabalık...
Işıklar...
Müzik...
Hepsi arka planda silikleşmişti.
Kübra sonunda sessizliği bozdu.
— Biz...
Durdu.
— Neden bu hâle geldik Ulus?
Ulus gözlerini kısa süre kapattı.
Bu sorunun cevabı yoktu.
En azından tek cümlelik bir cevabı...
— Keşke bilsem.
Kübra acı bir tebessüm etti.
— Hayır...
— Sen biliyorsun.
— Yine benden bir şey saklıyorsun.
Ulus'un boğazı düğümlendi.
Tam konuşacakken...
Telefonu cebinde titreşti.
Bir kez...
Sonra bir kez daha...
Ulus istemsizce ekranı çıkardı.
Kilitli Gönderen
Kaşları çatıldı.
Mesajı açtı.
Ve o anda...
Yüzündeki bütün renk çekildi.
"Hedef tahtama yeni bir isim ekledim."
Ulus'un parmakları kasıldı.
Devamını okudu.
"Sadece Kübra değil..."
"Asıl kukla sensin Ulus Ayhan Bozdoğan."
Kalbi göğsüne sertçe vurdu.
Mesaj bitmemişti.
"Sen bana çalışırsan..."
"Kübra'ya dokunmam."
Ulus'un nefesi kesildi.
Kübra bunu hemen fark etti.
— Ulus...
Sesi endişeliydi.
— Ne oldu?
Ulus telefonu kapattı.
Hiçbir şey söylemedi.
Ama gözlerindeki öfke...
Korku...
Ve çaresizlik aynı anda okunuyordu.
Kübra bu kez daha da tedirgin oldu.
— Lütfen...
— Beni korkutma.
Ulus derin bir nefes aldı.
Elini Kübra'nın belinden çekmedi.
Tam tersine...
Onu kendine bir adım daha yaklaştırdı.
Çevredeki müzik devam ediyordu.
Kimse onların konuşmasını duymuyordu.
Ulus gözlerini doğrudan Kübra'nın gözlerine dikti.
Sesinde ilk kez bu kadar büyük bir korku vardı.
— Seni korumam gerekiyor.
Kübra şaşkınlıkla baktı.
— Neden?
Ulus yutkundu.
— Çünkü...
Durdu.
— Artık seni benden alarak bana zarar vermeye çalışacak.
Kübra'nın kalbi hızlandı.
— Kim?
Ulus birkaç saniye sustu.
Sonra neredeyse fısıltıyla konuştu.
— Furkan.
Kübra'nın yüzü bembeyaz oldu.
— O...
— Bize mi ulaştı?
Ulus başını hafifçe salladı.
— Çoktan ulaştı.
Kübra konuşmaya çalıştı.
— Peki şimdi...
Ulus onun sözünü kesti.
Yüzündeki kararlılık ilk kez korkusundan daha büyüktü.
— Bunun tek bir yolu kaldı.
Kübra anlamadı.
— Ne yolu?
Ulus derin bir nefes aldı.
Dünyadaki bütün sesler sanki bir anda sustu.
Ve yalnızca Kübra'nın duyabileceği kadar alçak bir sesle konuştu.
— Evlen benimle.

Ulus'un dudaklarından dökülen iki kelime, gecenin bütün seslerini susturdu.
— Evlen benimle.
Kübra olduğu yerde donup kaldı.
Müziğin ritmi devam ediyordu.
Çiftler hâlâ dans ediyordu.
Kahkahalar yükseliyor, çocuklar masaların arasında koşturuyordu.
Ama onların dünyasında zaman durmuştu.
Kübra'nın dudakları aralandı.
— Ne...?
Ulus gözlerini ondan ayırmadı.
Bu kez geri adım atmayacaktı.
— Benimle evlen.
Kübra başını hafifçe iki yana salladı.
— Ulus...
— Şu an...
— Bunu gerçekten mi söylüyorsun?
Ulus'un sesi titredi.
— Hayatımda hiç bu kadar ciddi olmadım.
Kübra'nın gözleri dolmaya başladı.
— Böyle mi olmalıydı?
— Bir düğünde...
— Bir dansın ortasında...
— Bana evlenme teklif ettiğin an böyle mi olmalıydı?
Ulus acıyla gülümsedi.
— Hayır.
Derin bir nefes aldı.
— Sana yıllardır hayalini kurduğum şekilde evlenme teklif etmek isterdim.
— Çiçeklerle...
— Kahkahalarla...
— Hiç korkmadan.
Sustu.
Bakışlarını yere indirdi.
— Ama artık zamanımız yok.
Kübra'nın kalbi sıkıştı.
— Ne demek "zamanımız yok?"
Ulus cebindeki telefonu çıkardı.
Mesajı açtı.
Telefonu Kübra'ya uzattı.
Kübra satırları tek tek okudu.
Her cümlede yüzündeki renk biraz daha çekildi.
Telefonu yavaşça indirdi.
— Bu...
Fısıltısı duyulmayacak kadar zayıftı.
— Gerçek mi?
Ulus başını salladı.
— Evet.
— Artık seni benim üzerimden tehdit ediyor.
Kübra gözlerini kapattı.
— Ben...
— Ben yüzünden mi?
Ulus hiç düşünmeden cevap verdi.
— Hayır.
Elini usulca tuttu.
— Sen hiçbir şeyin sebebi değilsin.
— Sen sadece sevdiğim kadınsın.
— Ve bu yüzden hedef oldun.
Kübra'nın gözlerinden yaş süzüldü.
Ulus devam etti.
— Ben sana romantik bir teklif etmiyorum, beceremem de zaten.
— Sana söz de vermiyorum.
— Sana yalnızca bir gerçek söylüyorum.
Derin bir nefes aldı.
— Benim soyadımı taşırsan...
— Sana ulaşmadan önce bana ulaşmak zorunda kalacak.
Kübra uzun süre konuşamadı.
Sadece Ulus'a baktı.
İlk defa...
Bu adamın korkusunun kendisi için olduğunu bütün çıplaklığıyla görüyordu.
Tam o sırada alkış sesleri yükseldi.
Hilal ile Mustafa pasta kesmek için sahnenin ortasına geçmişti.
Sunucu yüksek sesle herkesi çağırıyordu.
— Sayın misafirlerimiz!
— Çiftimizi yalnız bırakmayalım!
Ulus ile Kübra aynı anda başlarını çevirdiler.
Gerçek dünya yeniden onları içine çekmişti.
Kübra gözyaşını usulca sildi.
— Bu konuşma...
Durdu.
— Burada bitmedi.
Ulus başını salladı.
— Bitmeyecek de.
Kübra telefonu tekrar ona uzattı.
— Bana biraz zaman ver.
Ulus telefonu cebine koydu.
— Hayatım boyunca beklerim.
İkisi birlikte pasta kesilecek alana doğru yürüdüler.
Kimse birkaç dakika önce aralarında geçen konuşmadan haberdar değildi.
Ama düğün alanının çok uzağında...
Siyah bir aracın içinde oturan Furkan telefon ekranına baktı.
Düğünden gelen canlı görüntüler akıyordu.
Ulus ile Kübra'nın aynı karede olduğunu görünce dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
— Güzel...
Parmağını ekranın üzerinde yavaşça gezdirdi.
— Demek teklif ettin.
Başını koltuğa yasladı.
Gözlerini kapattı.
Ve kendi kendine fısıldadı.
— Şimdi sıra bende...
Aynı anda... yine geçmişe gitti Furkan
Şehrin başka bir köşesinde...
Kütüphanenin ağır kapısı yavaşça açıldı.
Rafların arasında dolaşan Özgür, elindeki kitabı yerine koyarken arkasında duran gölgeyi henüz fark etmemişti.
Sessiz adımlar...
Keskin bakışlar...
Ve hastalıklı bir gülümseme...
Furkan Kılıçhan ilk hamlesini yapmak üzereydi.

📍 Aynı Gün – İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi / 26 Mayıs 2020 – 13.20
Düğün alanındaki müzikler yükselirken...
Furkan’ın sanrılarında geçmiş vardı.
Şehrin başka bir köşesinde bambaşka bir sessizlik hüküm sürüyordu.
Kütüphanenin yüksek tavanları arasında yalnızca sayfa sesleri dolaşıyor, güneş büyük pencerelerden süzülerek rafların arasına uzun gölgeler bırakıyordu.
Özgür son aylarda kendini en çok burada buluyordu.
İnsanlardan uzak...
Sorulardan uzak...
Sessizliğin içinde.
Elindeki kitabı kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Gece nöbetleri, ekip toplantıları ve bitmek bilmeyen dosyalar onu herkesten biraz daha fazla yormuştu.
Rafların arasında ağır adımlarla yürümeye başladı.
Aslında kitap aramıyordu.
Yalnızca kafasını susturmaya çalışıyordu.
Tam bir rafın köşesini dönerken...
Karşısında birini gördü.
Uzun boylu...
Siyah gömlekli...
Yüzünde rahatsız edici derecede sakin bir tebessüm vardı.
Özgür istemsizce durdu.
Adam da durdu.
Birkaç saniye boyunca yalnızca birbirlerine baktılar.
Sonra adam gülümsedi.
— Yine karşılaştık.
Özgür kaşlarını çattı.
Tanıyordu.
Ama nereden...
Hatırlayamıyordu.
Adam bir adım yaklaştı.
— Merhaba Özgür.
Özgür boğazını temizledi.
— Merhaba...
Durdu.
— Furkan.
Furkan başını hafifçe eğdi.
— Demek ismimi hatırlıyorsun.
— Unutulacak biri değilsin.
Furkan usulca güldü.
— Bunu iltifat kabul edeceğim.
Özgür rahatsız olmaya başlamıştı.
— Bir şeye mi ihtiyacın vardı?
Furkan raflardaki kitaplara göz gezdirdi.
— Hayır.
— Sadece seni görmek istedim.
Özgür bu cevabı beklemiyordu.
— Beni mi?
— Evet.
— Neden?
Furkan omuz silkti.
— İnsan bazen ilginç insanlarla tanışmak ister.
Özgür mesafesini korudu.
— Ben pek ilginç biri sayılmam.
Furkan'ın bakışları bu kez biraz daha derinleşti.
— Buna sen karar veremezsin.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Furkan konuşmaya devam etti.
— Doktor olmak zor iş.
Özgür irkildi.
— Nereden biliyorsun?
— Biliyorum.
— İnsanları kurtarmaya çalışıyorsun.
— Ama bazen kendini kurtaramıyorsun.
Özgür'ün yüzündeki ifade değişti.
Bu cümle hoşuna gitmemişti.
— Beni tanımıyorsun.
Furkan hafifçe gülümsedi.
— Emin misin?
— ...
— İnsan hakkında öğrenmek isteyince...
Durdu.
— Çok şey öğrenebiliyor.
Özgür ilk kez tedirgin oldu.
— Ne demek istiyorsun?
Furkan cevap vermedi.
Elini cebine attı.
Küçük bir kitap ayracı çıkardı.
Özgür'e uzattı.
— Bunu düşürmüşsün.
Özgür şaşkınlıkla aldı.
Gerçekten de kendi ayraçlarından biriydi.
— Bu...
— Sende ne arıyordu?
Furkan'ın gülümsemesi büyüdü.
— Geçen gün karşılaşmıştık ya.
— Yerde buldum.
Özgür tam hatırlayamamıştı.
Ama yine de teşekkür etti.
— Sağ ol.
Furkan başını salladı.
— Rica ederim.
Tam dönecekken durdu.
Arkasına bakmadan konuştu.
— Özgür...
— Kendine dikkat et.
— Bazen insanın en büyük sırrı...
Başını hafifçe çevirdi.
— Başkasının elinde olur.
Bunu söyledikten sonra yürüyüp gitti.
Özgür uzun süre olduğu yerde kaldı.
Kalbi açıklayamadığı bir huzursuzlukla çarpıyordu.
Elindeki ayraç...
Bir anda ağırlaşmış gibiydi.
Kendi kendine mırıldandı.
— Bu adam...
— Benden ne istiyor?
Koridorun sonunda yürümeye devam eden Furkan ise cebindeki telefonu çıkardı.
Ekranda tek satırlık bir not vardı.
"Yem seçildi."
Parmağıyla satırın üzerine dokundu.
Ve ilk kez...
Gerçek anlamda gülümsedi.
📍 Aynı Gün – Kütüphaneden Çıkış
Özgür uzun süre olduğu yerde kıpırdamadan kaldı.
Elindeki kitap ayracına baktı.
Üzerinde kendi el yazısıyla küçük bir not vardı.
"İnsan bazen en çok kendinden kaçar."
Bu notu gerçekten kendisi yazmıştı.
Ama Furkan'ın eline nasıl geçmişti?
Boğazı kurudu.
Kütüphaneden çıkarken istemsizce arkasına baktı.
Kimse yoktu.
Furkan gitmişti.
Ama bıraktığı huzursuzluk gitmemişti.
________________________________________

Aynı saatlerde...
Furkan siyah aracına binmişti.
Telefonunun ekranında tek bir dosya açıktı.
ÖZGÜR EREM
Dosyanın içinde fotoğraflar...
Hastane giriş çıkış saatleri...
Kaldığı ev...
Teyzesi...
Eniştesi...
Çocukluğundan kalan okul kayıtları...
Hepsi tek tek sıralanmıştı.
Furkan dosyayı aşağı kaydırdı.
Eski bir fotoğraf ekrana geldi.
Küçük yaşlardaki Özgür...
Yanında teyzesi...
Arkalarında ise sarhoş olduğu her hâlinden belli olan bir adam.
Furkan fotoğrafı uzun süre inceledi.
Sonra kendi kendine konuştu.
— Demek bu yüzden...
Bir başka dosya açtı.
Başlığı tek kelimeydi.
ZAYIF NOKTALAR
Altında kısa notlar vardı.
"Çocukluk travması."
"Terk edilme korkusu."
"Aile baskısı."
"Suçluluk duygusu."
"Kolay manipüle edilebilir."
Furkan dosyayı kapattı.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
— Her ordunun...
Durdu.
— Önce en zayıf halkası kırılır.
Telefonu cebine koydu.
Motoru çalıştırdı.

Günümüz
________________________________________
📍 Düğün Alanı
Düğün bütün neşesiyle devam ediyordu.
Hilal ile Mustafa davetlilerin masalarını tek tek dolaşıyor, herkesle ilgilenmeye çalışıyordu.
Salvatore çoktan çocuklarla oyun oynamaya başlamıştı.
Vincenzo uzaktan onu izleyip başını iki yana salladı.
— Kırk yaşına gelecek...
— Hâlâ on yaşında.
Mina yanından geçerken duydu.
— Kırk değil.
— Otuz iki.
Vincenzo arkasından seslendi.
— Dinlemiyor gibi yapıp her şeyi duyuyorsun.
Mina dönmeden cevap verdi.
— Sen bağırarak konuşuyorsun.
— Duymamak mümkün değil.
Salvatore kahkahasını bastıramadı.
— Vallahi siz ikiniz düğünden daha eğlencelisiniz.
Vincenzo homurdandı.
— Bu kadın sinir sistemi bozuyor.
Mina masaya dosyasını bırakırken sakin bir sesle konuştu.
— Sen de sabır testi.
________________________________________
Kübra biraz kalabalıktan uzaklaşıp Boğaz'a doğru yürüdü.
Rüzgâr yüzüne vuruyordu.
Birkaç dakika yalnız kalmaya ihtiyacı vardı.
Ulus onu uzaktan gördü.
Hiç peşinden gitmedi.
Sadece gözleriyle takip etti.
Salvatore bunu fark etti.
Yanına gelip sessizce konuştu.
— Gitmeyecek misin?
Ulus başını iki yana salladı.
— Biraz yalnız kalsın.
— Bırak...
— Biraz nefes alsın.
Salvatore omzuna hafifçe vurdu.
— Eskiden olsa çoktan peşinden giderdin.
Ulus acı bir tebessüm etti.
— Eskiden...
Durdu.
— Onun ne istediğini dinlemeyi bilmiyordum.
— Şimdi biliyorum.
Salvatore ilk kez ciddi şekilde gülümsedi.
— Geç oldu...
— Ama doğru oldu.
Ulus bakışlarını yeniden Kübra'ya çevirdi.
— İnşallah.
________________________________________
Boğaz'ın kıyısında tek başına duran Kübra derin bir nefes aldı.
Gökyüzüne baktı.
İlk kez...
Aylar sonra...
Kendini biraz daha hafif hissediyordu.
Tam o anda...
Telefonu cebinde sessizce titredi.
Ekranda yalnızca tek satır vardı.
Bilinmeyen Numara
Kübra'nın yüzündeki huzur bir anda silindi.
Mesajı açtı.
"Kalabalığın içinde bile yalnız kalıyorsun çok yazık."
İkinci mesaj anında geldi.
"Arkana bakma."
Kübra'nın nefesi kesildi.
Refleksle arkasına dönmek istedi.
Ama yapamadı.
Olduğu yerde donup kaldı.
Çünkü artık biliyordu.
Furkan...
Düğündeydi.

📍 Boğaz Kenarı – Aynı Dakikalar
Kübra telefonu elinde sıkıca tutuyordu.
Parmakları titriyordu.
Mesaj hâlâ ekranda duruyordu.
"Arkana bakma."
Kalbi göğsünü yumruklar gibi atıyordu.
Yavaşça nefes aldı.
Kendini zorladı.
Hayır...
Bu kez korkusuna teslim olmayacaktı.
Telefonu kapattı.
Gözlerini Boğaz'ın karanlık sularına çevirdi.
Rüzgâr saçlarını savuruyordu.
Ama ensesinde...
Bir çift gözün ağırlığını hissediyordu.
________________________________________
Yaklaşık yüz metre ileride...
Düğün alanının dışındaki ağaçların arasında siyah kapüşonlu bir adam duruyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Elinde küçük bir dürbün vardı.
Bakışları tek bir noktaya kilitlenmişti.
Kübra.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
— Güzel...
Fısıltısı rüzgârın içinde kayboldu.
— Korkunu saklamaya çalışıyorsun.
Telefonunu çıkardı.
Ekranda Kübra'nın biraz önce okuduğu mesaj görünüyordu.
Yeni bir mesaj yazdı.
Ama göndermedi.
Bekledi.
Çünkü avcı...
Avının doğru anı yaşamasını beklerdi.
________________________________________
Düğün alanında ise hiçbir şey olmamış gibi eğlence devam ediyordu.
Davul yeniden çalmaya başlamış, çocuklar pistin etrafında koşuşturuyordu.
Salvatore elindeki içecekle Mustafa'nın yanına geldi.
— Damat...
— Bir saattir ayaktasın.
— Otur biraz.
Mustafa güldü.
— Bugün oturursam bir daha kalkamam.
Salvatore omzuna vurdu.
— Doğru.
— Bugün senin günün.
Biraz ileride Vincenzo ile Mina yine aynı masada oturuyorlardı.
İkisi de sessizdi.
Bu sessizlik fazla uzun sürmedi.
Vincenzo kahvesinden bir yudum aldı.
— Bir şey soracağım.
Mina dosyasından gözünü ayırmadı.
— Sor.
— Sen hiç normal olmayı denedin mi?
Mina sakin bir ifadeyle cevap verdi.
— Sen hiç sessiz kalmayı denedin mi?
Salvatore uzaktan kahkahayı bastı.
Vincenzo başını iki yana salladı.
— Vallahi kadın insanı delirtiyor.
Mina sonunda dosyayı kapattı.
İlk kez doğrudan ona baktı.
— Buna rağmen benimle aynı masaya oturuyorsun.
Vincenzo birkaç saniye sustu.
Sonra istemsizce gülümsedi.
— Mecburiyetten.
Mina'nın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
— Kendini buna inandırmaya devam et.
Vincenzo cevap veremedi.
Çünkü ilk kez...
Ne söyleyeceğini gerçekten bilememişti.
________________________________________
Aynı anda...
Ulus'un dikkati yeniden Kübra'ya kaydı.
Kübra hâlâ Boğaz'a bakıyordu.
Ama bu kez bir şey farklıydı.
Omuzları kasılmıştı.
Elleri yumruk olmuştu.
Ulus bunu hemen fark etti.
İçindeki huzursuzluk yeniden büyüdü.
Tam yanına gidecekti ki...
Telefonu çaldı.
Arayan...
Hançer'di.
Ulus telefonu açtı.
— Söyle.
Hançer'in sesi her zamankinden daha sertti.
— Patron...
— Sıkıntı var.
Ulus'un yüzü değişti.
— Ne oldu?
— Düğünün etrafında tanımadığımız üç adam dolaşıyor.
Ulus istemsizce çevresine baktı.
— Emin misin?
— Eminim.
— Bizim adamlardan değiller.
Ulus'un çenesi gerildi.
— Gözlerini üzerlerinden ayırmayın.
— Ama sakın yaklaşmayın.
— Kim olduklarını öğrenmeden kimse hareket etmeyecek.
Telefon kapandı.
Ulus başını kaldırdı.
Bakışları doğrudan Kübra'yı buldu.
İçinden geçen tek cümle şuydu:
"Geç kaldım..."
Çünkü artık hissediyordu...
Bu gece...
Hiç düşündükleri kadar sakin bitmeyecekti.

📍 Düğün Alanının Dışında – Aynı Dakikalar
Hançer'in telefonu kapatmasının üzerinden yalnızca birkaç saniye geçmişti.
Ulus'un bakışları istemsizce düğün alanının çevresini taramaya başladı.
Her masaya...
Her çıkış kapısına...
Her gölgeye...
Artık eğlenen bir davetli gibi değil, çevre güvenliği alan bir adam gibi bakıyordu.
Mustafa bunu hemen fark etti.
Yanına yaklaştı.
— Ne oldu?
Ulus sesini alçaltarak konuştu.
— Hançer düğünün çevresinde tanımadığı üç kişi görmüş.
Mustafa'nın yüzündeki gülümseme silindi.
— Furkan'ın adamları mı?
— Bilmiyoruz.
— Ama öğrenene kadar kimse tek başına dolaşmayacak.
Mustafa başını salladı.
— Tamam.
Ulus'un bakışları yeniden Kübra'yı buldu.
Hâlâ Boğaz'ın kenarında duruyordu.
Yalnız...
Ve farkında olmadan hedef hâline gelmişti.
________________________________________
Aynı anda...
Düğün alanının yaklaşık iki yüz metre ilerisinde siyah camlı bir minibüs park hâlindeydi.
Motor çalışmıyordu.
Farlar kapalıydı.
İçeride üç kişi oturuyordu.
En arkada ise...
Furkan.
Elindeki dürbünü yavaşça indirdi.
Gözleri düğün alanından hiç ayrılmıyordu.
Ön koltuktaki adam sessizce konuştu.
— Patron...
— İster misin alalım?
Furkan başını iki yana salladı.
— Hayır.
— Bugün değil.
— Bugün sadece öğrensin.
Adam anlamadı.
— Neyi?
Furkan hafifçe gülümsedi.
— Kaçamayacağını.
Telefonunu çıkardı.
Kübra'nın numarasını açtı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra yeni bir mesaj yazdı.
"Mutluluk sana yakışıyor."
Durdu.
Bir cümle daha ekledi.
"Çünkü çok yakında senden alacağım."
Mesajı gönderdi.
Telefonu cebine koydu.
— Hadi.
— Gidiyoruz.
Adam şaşırdı.
— Bu kadar mı?
Furkan başını camdan dışarı çevirdi.
— Avcı...
— İlk gün avını öldürmez.
— Önce korkuyu öğretir.
Minibüs ağır ağır hareket etti.
Hiç kimse fark etmeden karanlığın içine karıştı.
________________________________________
Kübra'nın telefonu yeniden titredi.
Ekrana baktığında kalbi yeniden sıkıştı.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı okudu.
Yüzündeki bütün renk çekildi.
Telefonu istemsizce kapattı.
Tam o anda...
Ulus yanına geldi.
Bu kez hiçbir şey sormadı.
Sadece onun yüzüne baktı.
Kübra konuşmaya çalıştı.
— Yine...
Sesi titriyordu.
— Yine yazdı.
Ulus telefonu elinden aldı.
Mesajı okudu.
Çenesi sertleşti. A…k…dumun p.çi dedi.
Hiç konuşmadan telefonu cebine koydu.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
— Eve yalnız gitmiyorsun.
Kübra itiraz etmek istedi.
— Ama...
— Hayır.
Bu kez Ulus'un sesinde tartışmaya yer bırakmayan bir kararlılık vardı.
— Bugünden sonra...
Durdu.
— Ben izin vermeden hiçbir yere tek başına gitmeyeceksin.
Kübra onun gözlerine baktı.
İlk kez...
Bu kadar korktuğunu görüyordu.
Ve ilk kez...
Bu korkunun sebebinin kendisi olduğunu da.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını yavaşça salladı.
Uzakta...
Boğaz'ın üzerinde havai fişekler patlamaya başlamıştı.
Herkes alkışlıyordu.
Ama ne Ulus...
Ne de Kübra...
O sesleri gerçekten duyabiliyordu.

📍 Düğün Gecesi – Saatler Sonra
Gece ilerledikçe düğün alanındaki kalabalık yavaş yavaş azalmaya başlamıştı.
Çocuklar çoktan yorulmuş, yaşlılar vedalaşmaya koyulmuştu.
Masanın üzerindeki mumlar artık daha belirgin yanıyor, Boğaz'dan gelen rüzgâr çiçek yapraklarını usulca savuruyordu.
Hilal ile Mustafa herkesle tek tek vedalaşıyordu.
Aysun Hanım'ın gözleri yine dolmuştu.
— Allah bir yastıkta kocatsın...
Mustafa eğilip elini öptü.
— Âmin.
Hilal annesine sarıldı.
Uzun süre bırakmadı.
________________________________________
Biraz ileride Salvatore ile Vincenzo arabaların bulunduğu tarafa doğru yürüyordu.
Salvatore cebinden sigarasını çıkardı.
— Bugün ilk defa rahat nefes aldım.
Vincenzo başını salladı.
— Ben alamadım.
— Neden?
Vincenzo düğün alanına baktı.
— İçimde kötü bir his var.
Salvatore birkaç saniye sustu.
— Benim de.
İkisi de aynı anda düğün alanına çevirdiler bakışlarını.
Ulus...
Kübra'nın hemen yanındaydı.
Hiçbir şey söylemiyordu.
Ama gözlerini de üzerinden çekmiyordu.
________________________________________
Mina tam arabasına binecekken Salvatore arkasından seslendi.
— Mina.
Mina durdu.
— Efendim?
— Yarın erkenden çalışmaya başlıyoruz.
— Dinlenmeyeceğiz.
Mina kısa bir baş hareketi yaptı.
— Zaten dinlenmeye gelmedim.
Tam kapıyı açacakken Vincenzo yine dayanamayıp araya girdi.
— Bir şey soracağım.
Mina dönüp baktı göz devirdi yine ne var.
— Bu kez gerçekten soru.
— Sor.
— Hiç gülüyor musun?
Mina birkaç saniye düşündü.
Sonra beklenmedik şekilde cevap verdi.
— Evet.
Vincenzo şaşırdı.
— Ne zaman?
Mina arabaya binerken sakin bir sesle konuştu.
— Sen sustuğunda.
Kapıyı kapattı.
Vincenzo olduğu yerde kaldı.
Salvatore omzuna vurdu.
— Geçmiş olsun.
— Sana yine lafı taktı.
Vincenzo iç çekti.
— Bir gün...
Durdu.
— Bir gün o kadını susturacağım hem de öyle böyle değil.
Salvatore kahkaha attı.
— Denemesi bedava.
________________________________________
Düğün alanı neredeyse boşalmıştı.
Ulus arabasının kapısını açtı.
Kübra'ya döndü.
— Seni bırakayım.
Kübra bu kez itiraz etmedi.
— Tamam.
Arabaya bindiler.
Yol boyunca ikisi de konuşmadı.
Radyo kapalıydı.
Şehrin ışıkları camlardan akıp geçiyordu.
Kübra camdan dışarı bakıyordu.
Ulus ise ara ara ona bakıyor...
Sonra yeniden yola dönüyordu.
Sessizlik rahatsız edici değildi.
Ama söyleyemedikleri cümleler...
Arabaya sığmayacak kadar fazlaydı.
________________________________________
Kübra'nın apartmanına geldiklerinde Ulus motoru durdurdu.
Kimse inmedi.
Kübra sessizce konuştu.
— Bugün...
Durdu.
— Yanımda olduğun için teşekkür ederim.
Ulus hafifçe gülümsedi.
— Bundan sonra da olacağım.
Kübra başını eğdi.
Kapıyı açmadan önce son kez ona baktı.
— Evlenme teklifine...
Ulus'un kalbi hızlandı.
— Şimdi cevap veremem.
Ulus başını salladı.
— İstemiyorum zaten.
— Sadece düşün.
Kübra arabadan indi.
Apartmanın kapısına kadar yürüdü.
Tam içeri girecekken dönüp yeniden baktı.
Ulus hâlâ gitmemişti.
Farları kapalı...
Motoru durmuş...
Sadece onun apartmana güvenle girdiğini görmek için bekliyordu.
Kübra içeri girinceye kadar da yerinden kıpırdamadı.
O gece...
İkisi de birbirlerine hiçbir söz vermemişti.
Ama sessizce aynı şeyi yapmışlardı.
Birbirlerini yeniden kaybetmemeye çalışmışlardı.
📍 Aynı Gece – Bozdoğan Malikanesi
Ulus malikaneye döndüğünde saat gece yarısını geçmişti.
Kapıyı sessizce kapattı.
Kravatını gevşetti.
Ceketini koltuğun üzerine bıraktı.
Bugün yaşananların ağırlığı omuzlarına yeniden çökmüştü.
Düğün...
Furkan'ın mesajı...
Kübra'nın gözlerindeki korku...
Ve ettiği o teklif...
Hepsi zihninde aynı anda dönüp duruyordu.
Çalışma odasına geçti.
Masanın üzerindeki eski sandık yine onu bekliyordu.
Aras'ın sandığı...
Bu sandığı her açışında kendini yeniden kardeşinin yanında hissediyordu.
Derin bir nefes aldı.
Kapağı kaldırdı.
En üstte aynı zarf duruyordu.
Arkasında Aras'ın el yazısı...
"Ben sustuysam, sen konuş kardeşim..."
Ulus mektubu eline aldı.
Tam açacakken kapı hafifçe aralandı.
Kübra nın hayali içeri girdi, ulusun zihninden onu ilk tanıdığı günlerde söyledikleri geçti sözler kulağında yankılandı.
Kübra.
Ulus şaşkınlıkla başını kaldırdı.
— Sen...
Kübra elindeki anahtarı gösterdi.
— Kübra hariç. Ona henüz dokunmuyoruz. İstediğiniz gibi… Onun için başka planlarınız var. Polis hakkında her şeyi öğreniyoruz, efendim. Attığı her adım, ailesinin her hareketi izleniyor.
Sessizce masaya bıraktı.
Tam çıkacakken gözleri Ulus'un elindeki mektuba takıldı.
— Aras'ın mektubu mu?
Ulus birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
— Evet.
Kübra yavaşça yaklaştı.
Sandığın başında durdu.
— Bu...
— Daha önce okumadığın mektuplardan mı?
Ulus derin bir nefes aldı.
— Evet.
— Ama...
Durdu.
— Bu kez birlikte okuyalım.
Kübra şaşkınlıkla ona baktı.
Aylar önce olsa...
Ulus bu sandığa kimsenin yaklaşmasına izin vermezdi.
Şimdi ise...
Onu yanına çağırıyordu.
Kübra sessizce karşısına oturdu.
Ulus zarfı açtı.
Sarıya dönmüş kâğıt dikkatlice açıldı.
Aras'ın el yazısı ikisinin de gözlerinin önündeydi.
Ulus okumaya başladı.
"Ulus..."
"Bu satırları okuyorsan..."
"Demek ki yine kendini suçluyorsun."
Ulus'un sesi yavaşladı.
Kübra sessizce onu dinliyordu.
"Kardeşim..."
"Hayat sana her zaman iki yol çıkaracak."
"Birinde öfke..."
"Diğerinde sevdiğin insanlar olacak."
"Sen bugüne kadar hep öfkeyi seçtin."
"Bu kez..."
"İnsanlarını seç."
Ulus'un boğazı düğümlendi.
Kübra gözlerini ondan ayırmıyordu.
Aras devam ediyordu.
"Eğer bir gün..."
"Hayat seni sevdiğin kadını korumakla..."
"Kendini feda etmek arasında bırakırsa..."
"Hiç düşünme."
"Çünkü sen..."
"Sevdiğin insanlar için yaşamayı bilen bir adamsın."
Ulus'un sesi titremeye başladı.
Kübra mektubun kenarına usulca dokundu.
Aras'ın son satırları...
İkisini de susturdu.
"Ve unutma..."
"Ben gölgelerden sizi izliyor olacağım."
"Benim yarım bıraktığım hayatı..."
"Siz tamamlayın."
Mektup bitti.
Odada uzun süre kimse konuşmadı.
Kübra'nın gözlerinden sessizce yaşlar süzüldü.
Ulus mektubu yavaşça kapattı.
Kardeşinin el yazısının üzerinde parmaklarını gezdirdi.
Kısık bir sesle fısıldadı.
— Söz veriyorum abi...
— Bu kez yarım bırakmayacağım.
Kübra usulca elini onun elinin üzerine koydu.
İlk kez...
Ne geçmiş konuşuldu...
Ne kırgınlık...
Ne de özür.
Sadece...
İki insan aynı acının içinde birbirine sessizce tutundu.
Malikanenin penceresinden içeri dolan rüzgâr mektubun son sayfasını hafifçe kıpırdattı.
Sanki Aras...
Son kez gülümsüyordu.
________________________________________
───────────────────────────
💔 Aras Ağah Bozdoğan
“Ben gölgelerden izledim…
Siz ışığın içinde yürüyün.”
───────────────────────────
Devam edecek….