21. bölüm · MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ

21.BÖLÜM YOLUN SONU

Derya Aslı Karayılan

21. BÖLÜM
YOLUN SONU
"Bazen yolun sonu sandığın yer... aslında savaşın başladığı yerdir."
16 Aralık 2019 – Bozdoğan Malikanesi / Ulus'un Çalışma Odası – 23.48
Malikanenin tamamına ağır bir sessizlik çökmüştü.
Koridorlarda ayak sesi yoktu.
Salonun ışıkları çoktan sönmüş, herkes odasına çekilmişti.
Yalnızca çalışma odasının loş lambası yanıyordu.
Ulus masanın üzerindeki dosyaları yavaşça kapattı.
Saatlerdir aynı sayfalara bakıyor ama tek satır okuyamıyordu.
Aklında yalnızca bir kişi vardı.
Kübra...
Nişan gecesindeki dans...
Titreyen elleri...
"Affetmek kolay değil." diyen sesi...
Hepsi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
Derin bir nefes aldı.
Pencereye yürüdü.
İstanbul gecesi karşısında uzanıyordu.
Şehir uyumuyordu.
Ama Ulus'un içindeki huzursuzluk, dışarıdaki karanlıktan çok daha büyüktü.
Tam o sırada...
Telefonu titredi.
Ekranda yalnızca iki kelime vardı.
Bilinmeyen Numara
Ulus'un kaşları çatıldı.
Mesajı açtı.
"Karanlık, en sevdiği ışığı seçer Ulus. Sen ışığı tutamazsan... biri onu senden alır."
Ulus'un nefesi yavaşladı.
Mesaj silinmeden ikinci mesaj düştü.
"Dün gece güzel dans ediyordunuz... Ama bazı danslar uzun sürmez."
Ulus'un parmakları istemsizce kasıldı.
Mesajların devamı geldi.
"Merak etme... Ben Kübra'yı incitmem."
Bir saniye...
Sonra yeni satır belirdi.
"İncitmek için değil..."
Ve son cümle...
"Sahip olmak için yaklaşırım."
Ulus telefonu neredeyse avucunda ezecekti.
Bu tehdit değildi.
Bu...
Bir sahiplenme ilanıydı.
Bir hastanın, kendi zihninde kurduğu dünyanın dışarı taşan sesi...
Telefon yeniden titredi.
Son mesaj.
"Sen ben değilsin... benim karşımdasın. Ama Kübra... hiçbir zaman karşıma geçemez."
Ulus gözlerini kapattı.
İlk kez...
Gerçekten korktu.
Çünkü bu mesajları yazan adamın amacı öldürmek değildi.
Daha kötüsüydü.
Sahip olmak.
________________________________________
Ulus çalışma odasından çıktı.
Malikanenin arka bahçesine yürüdü.
Soğuk hava yüzüne çarptı.
Cebinden sigarasını çıkardı.
Çakmağı birkaç denemeden sonra yandı.
İlk nefesi içine çekti.
Sonra telefonu yeniden eline aldı.
Aradığı ilk kişi Salvatore oldu.
Telefon ilk çalışta açıldı.
— Oldu mu bir şey?
Salvatore'nin sesi her zamankinden sakindi.
Ama Ulus'un nefesini duyar duymaz ciddileşti.
— Sesin...
Durdu.
— Karanlık gibi.
Ulus birkaç saniye konuşamadı.
Sonra alçak bir sesle cevap verdi.
— Salvatore...
— Dinliyorum.
— Biri Kübra'ya yaklaşıyor.
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Salvatore'nin sesi bu kez tamamen değişti.
— Kim?
— Bilmiyorum.
Ulus bahçenin karanlığına baktı.
— Ama Aras'ın mektuplarında bahsettiği gölge...
Derin bir nefes aldı.
— Sanırım o.
Salvatore gözlerini kapattı.
— Mektupları sonunda okudun demek.
— Evet.
— Ne gördün?
Ulus sigarasını yere attı.
Ayağıyla ezdi.
— Aras yıllar önce hissetmiş.
— ...
— Ve o his...
Boğazı düğümlendi.
— Şimdi Kübra'nın etrafında dolaşıyor.
Salvatore yavaşça ayağa kalktı.
Pencereye yürüdü.
— Ne istiyor?
Ulus tek kelime söyledi.
— Beni.
Durdu.
— Ama bana ulaşmak için Kübra'yı kullanacak.
Salvatore'nin sesi buz gibi oldu.
— Bu sıradan bir tehdit değil.
— Hayır.
— Bu bir saplantı.
Ulus gözlerini kapattı.
— Aynen öyle.
Salvatore birkaç saniye düşündü.
Sonra kesin bir ses tonuyla konuştu.
— Mina'yı çağırıyoruz.
Ulus başını kaldırdı.
— Mina mı?
— Evet.
— Neden?
Salvatore derin bir nefes aldı.
— Çünkü bu saatten sonra elimizdeki dosya hukuk dosyası değil.
Durdu.
— Bu, hasta bir zihnin dosyası.
— ...
— Ve o zihni okuyabilen tek kişi Mina Arel Deveraux.
Ulus hiç düşünmeden cevap verdi.
— Çağır.
Salvatore telefonu kapatmadan önce son kez konuştu.
— Ulus...
— Efendim?
— Bu gece yalnız bırakma onu.
Ulus cevap vermedi.
Çünkü zaten bırakmaya niyeti yoktu.

📍 İstanbul Havalimanı – 17 Aralık 2019 / 19.40
Uçağın tekerlekleri piste değdiğinde İstanbul gri bir akşama hazırlanıyordu.
Terminal kapıları açıldı.
Siyah uzun pardösüsünün etekleri hafifçe savrulurken Mina Arel Deveraux valizini arkasından çekerek yürümeye başladı.
Yüzünde tek bir mimik yoktu.
Ne yorgun görünüyordu...
Ne de heyecanlı.
Dosyalarının arasından çıkıp doğrudan savaşın ortasına yürüyen biri gibiydi.
Havalimanı çıkışında siyah bir araç bekliyordu.
Arabanın kapısına yaslanmış iki kişi vardı.
Salvatore...
Ve Vincenzo.
Salvatore gülümseyerek öne çıktı.
— İstanbul'a hoş geldin.
Mina kısa bir baş selamı verdi.
— Umarım çağırmaya değecek kadar önemli bir durum vardır.
Salvatore valizi bagaja koyarken omuz silkti.
— Sen geldiysen önemlidir zaten.
Tam o sırada arka taraftan bir ses duyuldu.
— Bu kadar mı?
Mina dönüp baktı.
Vincenzo iki elini cebine sokmuş onu baştan aşağı süzüyordu.
— Napoli'nin meşhur avukatı bu muymuş?
Mina tek kaşını kaldırdı.
— Hayal kırıklığına mı uğradın?
Vincenzo omuz silkti.
— Biraz daha uzun boylu bekliyordum.
Mina hiç bozulmadı.
— Ben de seni biraz daha zeki bekliyordum.
Salvatore başını iki elinin arasına aldı.
— Başladılar...
Vincenzo gülümsedi.
— Bak sen...
— Daha yeni geldin, laf sokmaya başladın.
Mina çantasını arka koltuğa bıraktı.
— Soruya cevap verdim.
— Ben soru sormamıştım.
— O zaman boş konuşmuşsun.
Salvatore kahkahasını zor tuttu.
— Tamam...
— İkiniz de arabaya binin.
— Daha Kübra'nın evine gitmeden birbirinizi öldürmeyin.
Vincenzo kapıyı açarken söylenmeye devam etti.
— Vallahi bu kadın sinir bozucu.
Mina emniyet kemerini taktı.
— Tanışalı üç dakika oldu.
— Tespitlerin hızlıymış.
Vincenzo direksiyona vurdu.
— Salvo...
— Geri mi bıraksak bunu?
Mina camdan dışarı bakıyordu.
— Deneyebilirsin.
— Ama iki saat sonra yine beni almaya gelirsin.
— Çünkü benden başka kimse sizin bıraktığınız dağınıklığı toparlayamaz.
Vincenzo derin bir nefes verdi.
— Mina...
Mina başını çevirmedi.
— Efendim?
— Delirtme adamı.
Mina dosyasını açmaya devam etti.
— Daha başlamadım.
Vincenzo etrafına baktı.
Gözü salondaki perde kornişine ilişti.
Parmağıyla gösterdi.
— Seni var ya...
Durdu.
— Şu kornişe asarım.
Salvatore direksiyonda gülmemek için dudağını ısırıyordu.
Mina sonunda dosyadan başını kaldırdı.
Yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu.
— Sonra?
Vincenzo şaşırdı.
— Ne sonra?
— Devam et.
— Madem astın...
— Sonra ne yapacaksın?
Vincenzo birkaç saniye düşündü.
Sonra ciddi ciddi cevap verdi.
— Sabah köşede uyanırsın...
Salvatore kahkahayı patlattı.
Vincenzo devam etti.
— Akşam ortaya gelirsin.
Arabanın içini kahkaha doldurdu.
Mustafa kafasını iki yana salladı.
— Vallahi ikiniz daha ilk günden birbirinizi yiyeceksiniz.
Mina yine sakinliğini bozmadı.
Dosyayı kapatıp Vincenzo'ya baktı.
— Bitti mi?
— Hayır.
— Devamını da düşünüyordum.
Bu kez Salvatore direksiyona vuracak kadar güldü.
— Vallahi...
— Siz ikiniz aynı arabada bir hafta geçirseniz ya evlenirsiniz...
Durdu.
— Ya da birbirinizi öldürürsünüz.
Mina ile Vincenzo aynı anda birbirlerine baktılar.
Sonra aynı anda başlarını başka yöne çevirdiler.
İkisi de aynı cümleyi mırıldandı.
— İmkânsız...
Salvatore aynadan ikisini izledi.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— Bakalım...
Fısıltısı yalnızca kendisine aitti.
— Zaman hanginizi haklı çıkaracak...
Geçen akşamın Black Devada yaşanan atışmanın devamıydı bu ve Mina’nın altta kalır yanı yoktu.

📍 Kübra'nın Evi – Aynı Gece / 21.02
Kübra o akşam salondaki koltuğun ucunda oturuyordu.
Televizyon açıktı.
Ama ne izlediğini bilmiyordu.
Gözleri sürekli pencereye, sonra kapıya, ardından telefonuna gidiyordu.
Furkan'ın bıraktığı not...
Bilinmeyen numaradan gelen mesajlar...
Ve her gece biraz daha büyüyen o görünmez baskı...
Ev artık ona ait gibi hissettirmiyordu.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Kübra irkilerek ayağa kalktı.
Derin bir nefes aldı.
Kapı dürbününden baktığında rahatladı.
Ulus.
Kapıyı açar açmaz Ulus içeri girdi.
Arkasından Salvatore, Vincenzo, Mustafa ve Davut da eve girdiler.
En son ise Mina...
Elindeki siyah deri dosyayı hiç bırakmadan ağır adımlarla salona geçti.
İçeri girer girmez evi baştan sona süzdü.
Pencereler...
Balkon kapısı...
Koridor...
Kilit...
Her ayrıntıyı birkaç saniye içinde incelemişti.
Kübra sessizce yaklaştı.
— Hoş geldiniz...
Mina başını hafifçe eğdi.
— Hoş bulduk.
Sonra doğrudan Kübra'nın gözlerinin içine baktı.
Uzun süre...
Hiç konuşmadan.
Kübra bu bakıştan rahatsız oldu.
İlk konuşan Mina oldu.
— Son üç gecedir uyuyamıyorsun.
Kübra şaşırdı.
— Nereden...
— Göz altların.
Durdu.
— Ve sürekli kapıya bakıyorsun.
Salondaki herkes sustu.
Mina devam etti.
— Korkuyorsun.
Kübra cevap vermedi.
Çünkü inkâr edecek gücü kalmamıştı.
Ulus araya girmek istedi.
— Mina...
Mina elini kaldırdı.
— Bir dakika.
Bakışlarını Kübra'dan ayırmadı.
— Sana tek bir soru soracağım.
— ...
— Mesajlardan mı daha çok korkuyorsun...
Durdu.
— Yoksa onları göndereni görememekten mi?
Kübra'nın boğazı düğümlendi.
Cevap vermesi birkaç saniye sürdü.
— İkincisinden...
Mina ilk kez başını onaylar şekilde salladı.
— Güzel.
Salvatore şaşırdı.
— Güzel mi?
Mina dosyasını masaya bıraktı.
— Çünkü hâlâ gerçekle bağını koparmamış.
Vincenzo mırıldandı.
— Biz de anlayalım diye biraz açıklasan...
Mina dönüp ona baktı.
— Açıklıyorum.
— Dinlersen.
Vincenzo iki elini kaldırdı.
— Tamam tamam...
— Devam et.
Mina sehpanın üzerine dosyaları dizmeye başladı.
Ulus o sırada odasından eski sandığı getirdi.
Aras'ın mektupları...
İnci dosyası...
Furkan hakkında toplanan notlar...
Hepsi masanın üzerine tek tek yerleştirildi.
Salondaki hava yeniden ağırlaştı.
Salvatore sessizce konuştu.
— Aras ölmeden önce bütün şüphelerini bu mektuplara yazdı.
Davut dosyalara baktı.
— Yani bütün cevaplar burada mı?
Mina başını iki yana salladı.
— Hayır.
— Burada sadece doğru sorular var.
Sessizlik oldu.
Mina ilk mektubu eline aldı.
Sayfaları yavaşça çevirdi.
Sonra dosyayı kapatıp Ulus'a baktı.
— Aras çok önemli bir şeyi fark etmiş.
Ulus öne eğildi.
— Ne?
— Furkan seni öldürmek istemiyor.
Odadaki herkes aynı anda Mina'ya döndü.
Mustafa kaşlarını çattı.
— Nasıl yani?
Mina sakinliğini hiç bozmadı.
— Ölürsen...
— Acın biter.
Durdu.
— Ama o senin acının bitmesini istemiyor.
Kübra'nın yüzü bembeyaz oldu.
Mina devam etti.
— Seni yavaş yavaş çökertmek istiyor.
Parmağıyla masaya vurdu.
— Psikolojik olarak.
Bir kez daha vurdu.
— Duygusal olarak.
Üçüncü kez...
— Ve en sonunda...
Bakışlarını Kübra'ya çevirdi.
— Sevdiğin her şeyi elinden alarak.
Ulus yumruklarını sıktı.
— Kübra'ya dokunamayacak.
Mina gözlerini hiç kaçırmadı.
— Dokunuyor zaten.
Odadaki sessizlik bu kez daha ağır çöktü.
Çünkü herkes bunun doğru olduğunu biliyordu.
Telefon...
Notlar...
Çiçekler...
Mesajlar...
Hepsi çoktan başlamıştı.
Ve bu...
Daha yalnızca ilk adımdı.

📍 Aynı Gece – Toplantı Derinleşiyor
Salondaki sessizlik dakikalarca bozulmadı.
Kimse konuşmuyordu.
Çünkü Mina'nın son cümlesi herkesin zihnine aynı anda yerleşmişti.
"Dokunuyor zaten."
Ulus yumruklarını sıktı.
— O zaman çözümü söyle.
Mina gözlerini dosyadan kaldırmadan cevap verdi.
— Önce onu anlamamız gerekiyor.
Mustafa kaşlarını çattı.
— Kimi?
— Furkan'ı.
Mina masadaki dosyalardan birini açtı.
Sayfaları tek tek çevirdi.
— Çoğu insan hata yapıyor.
Durdu.
— Furkan'ın öfkeyle hareket ettiğini sanıyorlar.
Başını iki yana salladı.
— Hayır.
— O öfkeyle değil...
Parmağını dosyaya vurdu.
— Takıntıyla hareket ediyor.
Salvatore sessizce onu dinliyordu.
Mina devam etti.
— Takıntılı insanlar öldürmekten korkmaz.
— Kaybetmekten korkarlar.
— Bu yüzden de sahip olmak isterler.
Kübra'nın yüzü soldu.
Ulus bunu fark etti.
Elini usulca onun elinin üzerine koydu.
Kübra bu kez elini çekmedi.
________________________________________
Mina ikinci dosyayı açtı.
Bu dosya Aras'ın mektuplarıydı.
Sayfaları dikkatle inceledi.
Sonra yavaşça konuştu.
— Aras çok zekiymiş.
Salvatore başını salladı.
— Öyleydi.
Mina devam etti.
— Çünkü yıllar önce fark ettiği şeyi biz bugün görüyoruz.
Davut öne eğildi.
— Neyi?
Mina derin bir nefes aldı.
— Aras...
— Kömür'den hiçbir zaman korkmamış.
Salonda herkes sustu.
— Çünkü asıl tehlikenin Kömür olmadığını biliyormuş.
Ulus başını kaldırdı.
— O zaman neden mektuplarda sürekli ondan bahsediyor?
— Çünkü...
Mina dosyayı kapattı.
— Asıl düşmanı henüz tanımıyormuş.
— Ama varlığını hissetmiş.
Hamit derin düşüncelere daldı.
Yavaşça konuştu.
— Polislikte buna içgüdü deriz.
— Delilin olmaz.
— Ama hissedersin.
Mina başını salladı.
— Aynen öyle.
________________________________________
Salvatore cebinden telefonunu çıkardı.
Masaya bıraktı.
— Napoli'den topladığımız bütün bilgiler burada.
Mina telefonu eline aldı.
İncelemeye başladı.
Dakikalar geçti.
Kimse konuşmadı.
Vincenzo sıkılmaya başlamıştı.
Koltuğa yayıldı.
— Vallahi bu kadın dosyaya bakarken nefes bile almıyor.
Kimse cevap vermedi.
Beş dakika daha geçti.
Vincenzo tekrar söylendi.
— Hâlâ mı bitmedi?
Mina gözünü dosyadan ayırmadı.
— Hayır.
— Sen konuşursan daha da uzar.
Vincenzo gözlerini devirdi.
— Delirtme adamı...
Mina sayfayı çevirmeye devam etti.
— Sabret.
Vincenzo ayağa kalktı.
Etrafa bakındı.
Gözü salonun perde kornişine takıldı.
Parmağıyla gösterdi.
— Vallahi seni...
Durdu.
— Şu kornişe asarım.
Salvatore kahkahasını zor tuttu.
Mustafa başını eğdi.
Kübra bile istemsizce gülümsedi.
Mina sonunda başını kaldırdı.
Yüzünde en ufak bir ifade yoktu.
— Sonra?
Vincenzo şaşırdı.
— Ne sonra?
— Astın.
— Sonra ne olacak?
Vincenzo birkaç saniye düşündü.
Sonra ciddi ciddi cevap verdi.
— Sabah köşede uyanırsın.
Durdu.
— Akşam ortaya gelirsin.
Salvatore artık dayanamadı.
Kahkahası bütün salona yayıldı.
Mustafa da gülmeye başladı.
Hamit gözlüğünü çıkarıp başını iki yana salladı.
— Evlat...
— Senin kafan gerçekten farklı çalışıyor.
Vincenzo omuz silkti.
— Tehdit ederken yaratıcı olmak lazım.
Mina dosyayı kapattı.
İlk kez hafifçe gülümsedi.
— Bitirdin mi?
— Hayır.
— Devamını da düşünüyordum.
Bu kez salondaki herkes güldü.
Salvatore iki elini masaya vurdu.
— Vallahi siz ikiniz...
Başını iki yana salladı.
— Bir gün ya birbirinizi öldüreceksiniz...
Durdu.
— Ya da aynı evde yaşamaya başlayacaksınız.
Vincenzo ile Mina aynı anda konuştu.
— Asla!
İkisi de birbirine baktı.
Sonra aynı anda gözlerini kaçırdı.
Salvatore gülümseyerek arkasına yaslandı.
— Aynı anda "asla" dediniz.
— Ben hiçbir şey demiyorum.
Ulus ilk kez gülümsedi.
O ağır gecede...
İlk kez...
Salondaki herkes aynı anda nefes alabilmişti.

📍 Aynı Gece – Gerçek Katilin Gölgesi
Salondaki kahkahalar yavaş yavaş dinerken Mina yeniden ciddileşti.
Dosyayı önüne çekti.
Parmaklarını sayfaların üzerinde gezdirdi.
— Şimdi eğlence bitti.
Herkes yeniden sustu.
Mina bakışlarını tek tek masadakilerin üzerinde gezdirdi.
— Bugüne kadar hep aynı hatayı yaptınız.
Mustafa kaşlarını çattı.
— Nasıl bir hata?
— Kömür'e odaklandınız.
Mina dosyayı kapattı.
— Oysa Kömür hiçbir zaman oyunun sahibi değildi.
Salvatore gözlerini kaçırdı.
Kimse bunu fark etmedi.
Mina konuşmaya devam etti.
— Evet...
— Emir verdi.
— Adam öldürdü.
— İşkence yaptı.
— Ama bütün bunları tek başına planlayan kişi olduğuna inanmıyorum.
Hamit derin bir nefes aldı.
— Ben de uzun zamandır aynı şeyi düşünüyorum.
Mina başını salladı.
— Çünkü Aras'ın ölüm biçimi...
— İnci'nin öldürülme şekli...
— Ve şimdi Furkan'ın davranışları...
Masaya doğru eğildi.
— Aynı zincirin halkaları.
Ulus sessizce sordu.
— Yani?
Mina cevap vermeden önce Aras'ın mektuplarından birini açtı.
— Aras yıllar önce doğru kişiyi görememiş.
— Ama yanlış kişiye de inanmamış.
Sayfayı çevirdi.
— Sürekli "gölge" demesinin sebebi bu.
— Çünkü karşısındaki kişinin yüzünü bilmiyordu.
— Ama varlığını hissediyordu.
Kübra yavaşça konuştu.
— Demek ki...
— Gerçek katil hâlâ dışarıda.
Mina başını salladı.
— Büyük ihtimalle.
Salvatore'nin çenesi istemsizce gerildi.
İçinden tek bir cümle geçti.
"Gerçek katillerden biri artık yaşamıyor..."
Ama bunu söylemedi.
Söyleyemezdi.
Çünkü kimse...
Kömür'ün ölümünün arkasındaki gerçeği bilmiyordu.
Ve bir süre daha bilmeyecekti.
________________________________________
Hamit sandalyesinde doğruldu.
Masaya iki eliyle yaslandı.
— Varsayalım ki...
Salondaki herkes ona döndü.
— Aras'ı öldüren kişi yıllar önce bizden kaçmayı başardı.
Sessizlik.
— Varsayalım ki Kömür sadece onun kullandığı bir piyondu.
Mustafa başını kaldırdı.
— O zaman...
— Kömür neden sustu?
Hamit düşünceli bir ifadeyle cevap verdi.
— Çünkü korkuyordu.
— Ya da...
Durdu.
— Mecbur bırakıldı.
Mina sözü devraldı.
— İşte bu ihtimal üzerinde duracağız.
Ulus yumruğunu sıktı.
— O adamı bulacağım.
Mina gözlerini ona çevirdi.
— Bulacağız.
— Tek başına hareket etmeyeceksin.
Ulus cevap vermedi.
________________________________________
Tam o sırada Davut'un telefonu titredi.
Mesaj kısa ve netti.
"Silivri Cezaevi. Erdal Şimşek ölü bulundu."
Odadaki hava bir anda değişti.
Davut yavaşça telefonu masaya koydu.
Kimse konuşmadı.
Mustafa fısıldadı.
— Kömür...
Ulus başını kaldırdı.
— Ölmüş mü?
Davut sessizce başını salladı.
— Evet.
Kübra'nın nefesi kesildi.
Hamit ayağa kalktı.
— Nasıl?
— Henüz bilmiyoruz.
Mina derin düşüncelere daldı.
— Demek beklediğim oldu...
Salvatore ilk kez konuştu.
Sesi her zamankinden daha sakindi.
— Demek ki...
— Birileri izleri silmeye başladı.
Kimse onun yüzündeki ifadeyi okuyamadı.
Çünkü Salvatore yıllardır acısını da...
Öfkesini de...
Suçunu da...
Aynı yüzün arkasına saklamayı öğrenmişti.
Ve o gece...
Masadaki herkes Kömür'ün katilini aramaya karar verdi.
Hiçbiri bilmiyordu.
Aradıkları katil...
O masada...
Sessizce oturuyordu.
Bir hafta önce...
Gece yarısı...
Yağmur durmadan yağıyordu.
Cezaevinden kilometrelerce uzakta, terk edilmiş eski bir fabrikanın kapısı gıcırdayarak açıldı.
İçeri iki adam girdi.
Kollarından sürükledikleri adamın yüzü kan içindeydi.
Erdal Şimşek...
Namıdiğer...
Kömür.
Demir sandalyeye bağlandı.
Başını kaldırmaya çalıştı.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri Salvatore Moretti girdi.
Üzerinde siyah palto vardı.
Yüzünde öfke yoktu.
Bağırmıyordu.
İşte bu...
Kömür'ü daha çok korkuttu.
Salvatore ağır adımlarla önüne geldi.
Sandalyeyi çekip tam karşısına oturdu.
Uzun süre konuşmadı.
Sessizlik...
Dakikalarca sürdü.
Sonra cebinden küçük bir kolye çıkardı.
İnci'nin kolyesi...
Kömür'ün gözleri büyüdü.
Salvatore ilk kez konuştu.
— Tanıdın mı?
Kömür sustu.
Salvatore başını hafifçe eğdi.
— Ben tanıyorum.
Kolye avucunun içinde sıkıldı.
— Çünkü onu toprağa ben verdim.
Sessizlik...
Sonra ilk yumruk geldi.
Kömür'ün başı yana savruldu.
Salvatore ayağa kalktı.
Bu kez sesi yükseldi.
— NEDEN?!
Bir yumruk daha.
— NEDEN İNCİ?!
Bir tane daha...
— O SANA NE YAPTI?!
Kömür kan tükürdü.
Gülmeye çalıştı.
Salvatore yakasına yapıştı.
— KONUŞ!
— KONUŞ LAN!
Kömür ilk kez korktu.
Nefes nefese konuşmaya başladı.
— Ben...
— Ben İnci'yi istemedim.
Salvatore'nin yumruğu havada durdu.
— Ne dedin?
— Emir...
Kan öksürdü.
— Emir başkasındandı.
Salvatore'nin bakışları sertleşti.
— Kim?
Kömür güldü.
Acıyla...
Kırık bir gülüştü.
— Sen hâlâ...
— Yanlış kişiyi arıyorsun.
Salvatore bir yumruk daha indirdi.
— ARAS'I KİM ÖLDÜRDÜ?!
Kömür bu kez bağırdı.
— BEN DEĞİL!
Fabrikanın duvarlarında sesi yankılandı.
— Ben yalnızca emri uyguladım!
Salvatore dondu.
Kömür nefes nefese devam etti.
— Aras'ın ölümü...
— İnci'nin ölümü...
— Hepsi aynı adamın oyunu.
Salvatore dizlerinin üzerine çöktü.
Yakasını daha da sıktı.
— Kim?!
Kömür gözlerini kapattı.
— Onu bulamazsın.
— Çünkü hepiniz yanlış yöne baktınız.
Durdu.
Sonra cebinden buruşturulmuş küçük bir zarf çıkardı.
— Bunu...
— Ölürsem Ulus okusun.
Salvatore zarfı aldı.
Kömür gözlerini ona dikti.
— Furkan...
Durdu.
— O çocuk...
— Bozdoğan.
Salvatore'nin kaşları çatıldı.
— Ne?
— Aras'ın oğlu...
— Gerçek soyadı...
— Bozdoğan.
— Annesini Cemal ayırdı.
— Çocuk yetimhaneye bırakıldı.
— Hiçbir şey bilmiyor.
— Gerçek ailesini de...
— Kendini de...
— Hayatını da...
Başını geriye yasladı.
— Sizden nefret etmesi için büyütüldü.
Salvatore'nin elleri gevşedi.
Kömür son kez konuştu.
— Ben...
— Kötü bir adamım.
— Ama...
— Furkan benden de kötü olacak.
Sessizlik...
Salvatore uzun süre kıpırdamadı.
Sonra yavaşça ayağa kalktı.
Zarfı ceketinin içine koydu.
Kömür'e son kez baktı.
— İnci...
Derin bir nefes aldı.
— Hesabını kapattım.
Adamlarına başıyla işaret etti.
Dakikalar sonra...
Eski fabrikanın arkasındaki uçurumun kenarında yalnızca iki kişi vardı.
Yağmur şiddetlenmişti.
Kömür dizlerinin üzerine çökmüştü.
Salvatore gözlerini hiç kaçırmadı.
— Bu...
İnce bir sessizlik oldu.
— İnci için.
Elleriyle itti.
Kömür karanlığın içine düştü.
Yağmur sesi...
Son çığlığı yuttu.
Günümüz
"...Kömür öldürüldü."
Kimse konuşmadı.
Salvatore başını eğdi.
Sanki haberi ilk kez duyuyormuş gibi sessiz kaldı.
Ama ceketinin iç cebinde...
Kömür'ün bıraktığı zarf duruyordu.
Henüz kimse bilmiyordu.
O zarf...
Yalnızca Kömür'ün son itirafını değil...
Bozdoğan ailesinin kaderini değiştirecek gerçeği de taşıyordu.

📍 Günler Sonra...
Kömür'ün ölüm haberi bütün ekibin planlarını değiştirmişti.
Artık yalnızca Aras'ın cinayetini değil...
Cezaevinde işlenen bu yeni cinayeti de araştırıyorlardı.
Dosyalar ikiye ayrılmıştı.
Bir tarafta Aras...
Diğer tarafta Kömür.
Mina iki dosyayı yan yana koydu.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Salvatore onu izliyordu.
Nihayet sessizliği Mina bozdu.
— Bu iki dosya birbirinden bağımsız değil.
Hamit başını salladı.
— Ben de öyle düşünüyorum.
Mina elindeki kalemle iki dosyanın arasına düz bir çizgi çekti.
— Aras...
Birinci dosyaya dokundu.
— İnci...
İkinci dosyaya dokundu.
— Kömür...
Sonra kalemi masaya bıraktı.
— Üçünün de ortak bir noktası var.
Mustafa öne eğildi.
— Neymiş?
— Aynı kişi.
Ulus'un bakışları sertleşti.
— Gerçek katil.
Mina başını salladı.
— Evet.
— Aradığımız kişi...
— Bu üç olayın tam ortasında duruyor.
Salvatore sessizce nefes verdi.
İçinden geçen tek cümle şuydu.
"İki olay..."
"Üç değil..."
Ama bunu yalnızca kendisi biliyordu.
________________________________________
Günler birbirini kovalamaya başladı.
Ekip neredeyse her akşam farklı bir evde toplanıyordu.
Bazen Bozdoğan Malikanesi...
Bazen Hamit'in evi...
Bazen Salvatore'nin tuttuğu villa...
Masanın üzerinde dosyalar...
Haritalar...
Fotoğraflar...
Aras'ın mektupları...
Ve Furkan'ın izleri...
Her gün yeni bir ihtimal doğuyor...
Her gece o ihtimal yeniden çürüyordu.
Ulus ile Kübra mektupları tek tek okuyup not çıkarıyorlardı.
Salvatore ile Mina bağlantıları kuruyordu.
Mustafa ve Hilal tanık ifadelerini toparlıyor...
Hamit eski polis bağlantılarıyla yıllar önce kapanmış dosyaları yeniden açtırıyordu.
Vincenzo ile Hançer ise sokakta çalışıyordu.
Mahalleler...
Eski depolar...
Terk edilmiş binalar...
Kim görmüş...
Kim duymuş...
Kim susmuş...
Hepsini tek tek araştırıyorlardı.
Dışarıdan bakınca dağınık görünen bu ekip...
Aslında ilk kez aynı hedefe bu kadar yaklaşmıştı.
________________________________________
Ama bütün bu yoğunluğun içinde...
Kimsenin fark etmediği bir şey vardı.
Aralarında biri...
Sürekli onları izliyordu.
Toplantılarda konuşulanlar...
Saatler...
Adresler...
Kararlar...
Biri tarafından dışarı aktarılıyordu.
O kadar ustacaydı ki...
Kimse en ufak bir şüphe bile duymuyordu.
Mina hariç.
Bir akşam dosyaları toplarken aniden durdu.
Salvatore bunu fark etti.
— Ne oldu?
Mina cevap vermedi.
Masanın üzerindeki notlara tekrar baktı.
Sonra usulca konuştu.
— Bilgi sızıyor.
Salondaki herkes aynı anda ona döndü.
Mustafa kaşlarını çattı.
— Ne demek o?
Mina dosyayı kapattı.
— Furkan bazı şeyleri bilemezdi.
— Ama biliyor.
Ulus'un yüzü değişti.
— Yani...
Mina başını salladı.
— İçimizde biri konuşuyor.
Odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Kimse kimsenin yüzüne bakamadı.
Çünkü ilk kez...
Şüphe masanın tam ortasına oturmuştu.
Hamit derin bir nefes aldı.
— Emin misin?
— Hayır.
Durdu.
— Ama içgüdülerim bugüne kadar hiç yanılmadı.
Vincenzo sessizce arkasına yaslandı.
İlk kez şaka yapmıyordu.
— Demek ki...
— Haini, düşmandan önce bulacağız.
Ulus gözlerini tek tek herkesin üzerinde gezdirdi.
Mustafa...
Hilal...
Salvatore...
Mina...
Vincenzo...
Hançer...
Özgür...
Hepsi aynı masadaydı.
Ve ilk kez...
Kimse birbirine eskisi kadar güvenemiyordu.
O sırada...
Şehrin başka bir köşesinde Furkan siyah bir klasörü kapattı.
Klasörün kapağında tek kelime yazıyordu.
BOZDOĞAN
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
— Güzel...
Fısıltısı odanın içinde yankılandı.
— Siz haini arayın...
Başını kaldırdı.
— Ben çoktan buldum.
📍 Aynı Gece – Hamit'in Teorisi
Mina'nın "İçimizde bir hain var." cümlesinden sonra salona ağır bir sessizlik çöktü.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse kimsenin gözlerinin içine bakamıyordu.
Çünkü güven, bir kez sorgulanmaya başladığında aynı kalmıyordu.
Hamit yavaşça ayağa kalktı.
Masanın üzerindeki dosyaları önüne çekti.
Gözlüğünü çıkarıp uzun uzun düşündü.
Sonra derin bir nefes aldı.
— Varsayalım ki...
Sesi her zamankinden daha ağırdı.
— Aras'ı öldüren kişi, yıllar önce elimizden kaçtı.
Kimse sözünü kesmedi.
— Varsayalım ki Kömür sadece onun kullandığı bir piyondan ibaretti.
Ulus başını kaldırdı.
— O zaman Kömür neden sustu?
Hamit düşünceli bir ifadeyle cevap verdi.
— Çünkü korkuyordu.
Durdu.
— Ya da susturuluyordu.
Mina başını salladı.
— Mantıklı.
Hamit masadaki fotoğrafları tek tek önüne aldı.
Aras...
İnci...
Kömür...
Üç fotoğrafı yan yana dizdi.
— Şu üç kişinin tek ortak noktası var.
Mustafa öne eğildi.
— Aynı adam.
— Evet.
Hamit parmağıyla fotoğrafları gösterdi.
— Aras öldü.
— İnci öldü.
— Kömür susturuldu.
Durdu.
— Bunların hiçbiri tesadüf değil.
Salvatore sessizce dinliyordu.
Yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu.
Ama içeride...
Her kelime biraz daha ağırlaşıyordu.
Çünkü Kömür'ün neden sustuğunu...
Masadaki tek kişi gerçekten biliyordu.
Ve bunu mezara kadar götürmeye kararlıydı.
________________________________________
Hamit konuşmasına devam etti.
— Gerçek katili bulursak...
— Kömür'ün neden yıllarca gölgede kaldığını da öğreneceğiz.
— Kimin adına hareket ettiğini de.
— Ve Aras'ın neden öldürüldüğünü de.
Ulus yumruğunu sıktı.
— Bulacağız.
Hamit gözlerini oğluna çevirdi.
— Bulacağız.
— Ama öfkeyle değil.
— Akılla.
Salondaki herkes başını salladı.
Artık amaç belliydi.
Gerçek katili bulmadan...
Hiçbir savaş bitmeyecekti.
________________________________________
Tam o sırada Hilal sandalyesini geriye itti.
İki elini havaya kaldırdı.
— Off!
Herkes ona döndü.
Hilal yüzünü buruşturdu.
— Vallahi beynim yandı artık.
Mustafa gülümsedi.
— Daha yeni başladık.
Hilal yastığı alıp Mustafa'ya fırlattı.
— Sen sus.
Salonda ilk kez küçük bir kahkaha yükseldi.
Hilal derin bir nefes aldı.
— Biraz ara verelim.
— Çay içelim.
— Bahçeye çıkalım.
— Yoksa hepimiz kafayı yiyeceğiz.
Ulus başını salladı.
— Haklı.
Yavaşça ayağa kalktı.
— Çayları ben doldurayım.
Kübra onu sessizce izledi.
Yorgundu.
Ama ilk kez omuzlarındaki yükü tek başına taşımıyormuş gibi hissediyordu.
________________________________________
Ulus mutfakta çayları hazırlarken salondaki hava yavaş yavaş yumuşadı.
Dosyalar kapandı.
Kalemler masaya bırakıldı.
İnsanlar ilk kez soru sormadan oturmaya başladı.
Tam o sırada Hamit ile Vincenzo'nun konuşması dikkat çekti.
Vincenzo hafifçe öne eğildi.
— Signor Hamit...
— Şu eski operasyon hikâyenizi düşündüm de...
— Vallahi film olur.
Hamit gülümsedi.
— Film değil evlat.
— Gerçekti.
Vincenzo başını salladı.
— O yüzden güzel zaten.
Mina uzaktan onları dinliyordu.
İlk kez...
Vincenzo'nun yalnızca geveze biri olmadığını fark etti.
________________________________________
Kübra ayağa kalktı.
Gülümsemeye çalıştı.
— Bahçeye geçelim mi?
— Hava çok güzel.
Salvatore hemen ayağa fırladı.
— İşte!
— Nihayet doğru cümle.
Mustafa Hilal'in elini tuttu.
— Ben varım.
Davut da başını salladı.
— İyi gelir.
Ulus mutfaktan seslendi.
— Çaylar hazır!
Birer birer bahçeye çıktılar.
Gece serindi.
Gökyüzü açıktı.
Şehir uzakta sessizce parlıyordu.
Hiçbiri farkında değildi.
Bu küçük mola...
Yaklaşan fırtınadan önce yaşayacakları son huzurlu geceydi.

📍 Bozdoğan Malikanesi – Bahçe / Aynı Gece
Bahçeye çıktıklarında gecenin serinliği herkesin üzerine ince bir örtü gibi çöktü.
Çaylar dağıtıldı.
Dosyalar içeride kalmıştı.
İlk kez kimse cinayetlerden, tehditlerden ya da Furkan'dan bahsetmiyordu.
Salvatore minderlerden birine kendini bıraktı.
Bardağını eline alıp Hilal'e baktı.
— Vallahi seni yıllardır tanıyorum...
Durdu.
— Hâlâ şu saçlarını nasıl bu kadar hızlı topluyorsun anlamıyorum.
Hilal kahkaha attı.
— Sen de hâlâ şu kıvırcık saçlarını taramayı öğrenemedin.
— Demek ki kaderimiz böyle.
Vincenzo Hilal'in saçlarına dikkatlice baktı.
— Ama kabul etmek lazım...
— Şu bakır yansıma gerçekten güzel duruyor.
Hilal iki elini saçına götürdü.
— Sus ya!
— Zar zor tutturdum şu rengi.
— Bir de sen nazar değdirme.
Masadakiler gülmeye başladı.
________________________________________
Kübra elindeki çayla yanlarına geldi.
Salvatore onu görünce kaşlarını kaldırdı.
— Kübra...
— Senin gözlerinin rengi yine değişmiş.
Kübra şaşkınlıkla baktı.
— Değişmedi.
— Aynı göz işte.
Salvatore başını iki yana salladı.
— Vallahi akşam olunca griye dönüyor.
Tam o sırada mutfaktan gelen Ulus istemsizce mırıldandı.
— Işıktan değil.
Kübra dönüp ona baktı.
Ulus sustuğunu fark edince çay tepsisini masaya bıraktı.
Hilal hemen fırsatı yakaladı.
— Evet!
— Ulus bunu yıllardır söyler.
— "Kübra'nın gözleri gece olunca daha da güzelleşiyor."
Kübra'nın yanakları kızardı.
Ulus ise Hilal'e öyle bir baktı ki...
Hilal hemen çayına döndü.
— Ben hiçbir şey demedim.
________________________________________
Mustafa bu kez Ulus'a döndü.
— Sen hâlâ saçlarını kestirmedin mi?
Ulus kaşını kaldırdı.
— Ne olmuş?
— Şu alnına düşen saç var ya...
— Haritayı önüne koysam onunla yön bulurum.
Salvatore kahkahayı bastı.
Ulus hiç düşünmeden cevap verdi.
— Sen de sakalını düzelt.
— Yoldan geçen seni mağara adamı sanacak.
Hilal gülerek Mustafa'nın omzuna vurdu.
— Ben seviyorum.
— Karışmayın.
________________________________________
Biraz ileride Hamit ile Vincenzo koyu bir sohbete dalmıştı.
Vincenzo saygıyla eğildi.
— Signor Hamit...
— Şu eski operasyon hikâyenizi düşündüm.
— Vallahi film olur.
Hamit gülümsedi.
— Film değil.
— Gerçekti.
— Gerçek olduğu için de ağırdı.
Vincenzo başını salladı.
— İşte o yüzden saygı duyuyorum.
Mina uzaktan onları izliyordu.
Salvatore bunu fark etti.
Yavaşça yanına yaklaştı.
— Şaşırdın mı?
Mina gözlerini Vincenzo'dan ayırmadı.
— Beklediğim gibi biri değil.
Salvatore sırıttı.
— Hangisi?
— Geveze olması mı?
— Hayır.
Mina dosyasını kapattı.
— Düşündüğümden daha zeki.
Tam o sırada...
Vincenzo arkadan seslendi.
— Duydum!
Mina başını çevirdi.
— Tebrik ederim.
— Kulakların çalışıyormuş.
Vincenzo iki elini beline koydu.
— Bak yine başladı.
Mina omuz silkti.
— Sen başladın.
— Ben nefes alıyordum.
— Gürültülü alıyorsun.
Salvatore artık gülmekten konuşamıyordu.
Mustafa çayını masaya koydu.
— Vallahi bunlar çocuk gibi.
Vincenzo tekrar söylendi.
— Mina...
— Delirtme adamı.
Mina hiç istifini bozmadı.
— Henüz başlamadım.
Vincenzo etrafına baktı.
Gözü yine perde kornişine takıldı.
Parmağıyla gösterdi.
— Vallahi seni şu kornişe asarım.
Mina dosyasını kapatıp ona döndü.
— Sonra?
Vincenzo şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
— Ne sonra?
— Astın.
— Devamı?
Vincenzo birkaç saniye düşündü.
Sonra büyük bir ciddiyetle konuştu.
— Sabah köşede uyanırsın...
Durdu.
— Akşam ortaya gelirsin.
Bu kez bahçede kahkaha koptu.
Salvatore dizine vuruyordu.
Mustafa gülmekten nefes alamıyordu.
Hilal gözlerinden yaş gelene kadar gülmüştü.
Mina ise yalnızca başını hafifçe salladı.
— Bitti mi?
— Hayır.
— Daha yaratıcılarını da biliyorum.
Salvatore ikisini göstererek ayağa kalktı.
— Vallahi...
— Siz ikiniz ya birbirinizi öldüreceksiniz...
Durdu.
— Ya da aynı evde yaşlanacaksınız.
Vincenzo ile Mina aynı anda konuştular.
— Asla!
İkisi de birbirine baktı.
Sonra aynı anda gözlerini kaçırdı.
Salvatore sırıttı.
— Aynı anda "asla" dediniz.
— Ben hiçbir şey demiyorum.
Gece boyunca kahkahalar bahçeyi doldurdu.
Kimse bilmiyordu...
Bu kahkahaların ardından gelecek günler, hepsinin hayatını sonsuza kadar değiştirecekti.
🌒 Ocak 2020
Kış İstanbul'un üzerine bütün ağırlığıyla çökmüştü.
Kimse bunu yüksek sesle söylemese de herkes yorulmuştu.
Gündüzleri hastane...
Adliye...
Şirket...
Gece olunca ise Bozdoğan Malikanesi'nin çalışma odasında toplanan aynı insanlar...
Dosyalar büyüyor...
Notlar çoğalıyor...
Ama cevaplar bir türlü gelmiyordu.
Ulus geceleri daha sessizdi.
Kübra artık korkusunu saklamayı öğrenmişti.
Salvatore, Napoli'den gelen bağlantıları tek tek inceliyor, kimseye belli etmeden Kömür'ün ölümüne dair çıkan haberleri de takip ediyordu.
Mina ise günün yarısını adliyede, yarısını Aras'ın mektuplarıyla geçiriyordu.
Vincenzo her akşam aynı saatte uğruyor, Mina'yı sinir etmeden eve dönmemeye yemin etmiş gibi davranıyordu.
Bir akşam yine dosyaların başında çalışırlarken...
Vincenzo elindeki kahve fincanını masaya bıraktı.
— Bu kadın hiç yorulmuyor mu?
Salvatore omuz silkti.
— Daha görmedin.
— Sabah sekizde de böyle.
Mina dosyadan başını kaldırmadan konuştu.
— Sizi dinlemek yorucu.
— Dosya okumak değil.
Vincenzo iç çekti.
— Vallahi bir gün beni deli edeceksin.
Mina sakin bir sesle cevap verdi.
— Sıraya gir.
Bahçedekiler yine gülmeye başladı.
________________________________________
🌘 Şubat 2020
Şubat ayı boyunca ekip aynı tempoyla çalıştı.
Hamit eski polis arkadaşlarıyla görüşüyor...
Mustafa ve Hilal tanıkları yeniden dinliyor...
Hançer sokaklardan bilgi topluyor...
Ulus ile Kübra ise Aras'ın bıraktığı her mektubu satır satır inceliyordu.
Ama aynı zamanda...
Hayat devam ediyordu.
Hilal ile Mustafa düğün hazırlıklarına başlamıştı.
Davetiyeler seçiliyor...
Salon ayarlanıyor...
Evler arasında gidip geliniyordu.
Bu küçük mutluluklar, aylar sonra ilk kez herkese nefes aldırıyordu.
________________________________________

🌗 Mart 2020
Mart geldiğinde...
Ulus ile Kübra arasındaki sessizlik değişmeye başlamıştı.
Artık konuşabiliyorlardı.
Kısa da olsa mesajlaşıyor...
Bazen aynı masada saatlerce oturup tek kelime etmeden birbirlerine eşlik ediyorlardı.
Kimse adını koymuyordu.
Ama herkes biliyordu.
Yarım kalan hikâye...
Yavaş yavaş yeniden yazılıyordu.
________________________________________
🌖 Nisan 2020
Nisan ayı geldiğinde...
Mina'nın masasındaki dosyalar iki katına çıkmıştı.
Aras...
İnci...
Kömür...
Ve Furkan...
Dört dosya artık tek dosya hâline gelmişti.
Ama en ilginç değişim...
Mina ile Vincenzo arasındaydı.
Bir gün Salvatore onları tartışırken buldu.
Vincenzo ellerini iki yana açmış bağırıyordu.
— Sen insanı gerçekten çıldırtıyorsun!
Mina hiç istifini bozmadı.
— Demek ki başarılıyım.
— Başarılı falan değilsin.
— Sadece sinir bozucusun.
Mina dosyasını kapattı.
— Aynı şeyi ben de senin için düşünüyorum.
Salvatore ikisini izleyip başını iki yana salladı.
— Siz ikiniz...
— Bir gün ya evleneceksiniz...
Durdu.
— Ya da aynı gün birbirinizi öldüreceksiniz.
İkisi de aynı anda cevap verdi.
— İmkânsız!
Salvatore gülmeye başladı.
— Yine aynı anda konuştunuz.
________________________________________
🌕 Mayıs 2020
Mayıs ayı...
Fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
Furkan ortadan kaybolmuştu.
Mesajlar kesilmişti.
Hiçbir iz bırakmıyordu.
Bu sessizlik...
Kimsenin içini rahatlatmıyordu.
Çünkü gerçek tehlikenin sustuğu zaman daha ölümcül olduğunu artık hepsi öğrenmişti.
________________________________________
📍 25 Haziran 2020 – Hilal & Mustafa'nın Düğün Günü
Aylar süren karanlığın ardından...
İlk kez gerçekten mutlu olacakları bir gün gelmişti.
Hilal gelinliğinin karşısında duruyor...
Mustafa kravatını üçüncü kez bozuyordu.
Salvatore sabahın erken saatinden beri herkese emir veriyor...
Vincenzo ise gömleğini ikinci kez değiştiriyordu.
— Yemin ederim...
— Bu sıcakta mafya olmak daha kolay.
Salvatore kahkaha attı.
— Bugün mafya değilsin.
— Damat tarafısın.
Ulus pencerenin önünde sessizce sigarasını içiyordu.
Bakışları istemsizce hazırlık odasının kapısına kaydı.
Kübra...
Bugün yine çok güzeldi.
Ama gözlerindeki gölge hâlâ tamamen silinmemişti.
Kübra da aynanın karşısında hazırlanırken aynı şeyi düşünüyordu.
"Bugün Hilal'in günü..."
"Ne olursa olsun..."
"Hiçbir şey bu mutluluğu bozmamalı."
Hiçbiri bilmiyordu...
Düğün salonunun çok uzağında...
Siyah bir aracın içinde oturan Furkan da aynı günü izliyordu.
Elindeki fotoğrafa baktı.
Fotoğrafta...
Ulus ile Kübra vardı.
Parmağını Kübra'nın yüzünde gezdirdi.
Sonra yavaşça gülümsedi.
— Güzel...
Fısıltısı arabanın içinde kayboldu.
— Son dansınızı da izleyelim bakalım...
Motor çalıştı.
Siyah araç ağır ağır düğün salonunun bulunduğu yöne doğru ilerlemeye başladı.
Çünkü...
Asıl düğün şimdi başlıyordu.